15. bölüm · SİYAH GÜL
Ateşli Dokunuşlar
Kadına baktım. "Yürüyebilir misin?" İngiliz aksanı ile konuştum. Korku ve endişe ile yutkundu. "Yürüyebilirim ama fazla değil." Ayağa kalktım ve dikkatlice kadını yerden kaldırdım. Kadının bir kolunu omzuma koydum, kadının belini sıkı ama canını acıtmayacak şekilde elimle destek oldum. Tenha bir binaya girdik, etrafı kontrol ettikten sonra kadını dikkatlice yere oturtturdum. "Kanaman falan var mı? Tampon yapabilirim." Dikkatlice yüzümü inceledi. "Sen... Sen kimsin?" Yumuşakça kadına gülümsedim. "Siyah Gül'ü hiç duydun mu?" Başını olumluca salladı. "Ben Siyah Gül'üm yani korkma benden, beni az tanıyan bile kadınlara zarar vermediğimi bilir." Şaşkınlıkla göz bebekleri irileşti. "Gerçekten o musun?" Onaylayan bir mırıltı çıkardım. Kadının bakışları hayranlığa döndü. Biliyordum, kadınlar benim kimliğimi ifşa etmezlerdi çünkü kadınlar beni hep bir umut hâline getirmişti, ben yakalanırsam erkekler kadınlara zarar verirdi ve kimse sesini çıkarmazdı ve buna herkes adalet diyordu. Hayır, bu bir adalet değil. Asıl adalet öldürmekti, kadınlar suçsuz yere namuslarını ellerinden alıyorlardı ve kadınlarla kalmayıp küçük kız çocuklarının bile namusunu ellerinden alıyorlardı ve maalesef ki bunu bir adamlık yapıyormuş gibi yapıyorlardı. Adamlık, küçük bir kız çocuğu yoğun bakımdayken doktorun gelip küçük kız çocuğunu taciz etmesi, bir kadının kafasını kesip annesinin önüne atması, başka bir kadının bilekleri kesilip diri diri yakılması ve daha nicesi, bunlar bir adamlık değil bu bir vicdansızlık, bu bir insanlık dışı bir harekettir. Bu yapılanların bir özür'ü olmaz, bir affedilmesi olamaz. Nereye gidersek gidelim her yerde kadınlara ve çocuklara mutlaka bir adaletsizlik vardır, kimse inkâr etmesin her şey ortada.
Düşüncelerimden uzaklaşıp tekrar kadına baktım. "Burada bir kaç adamım var, merak etme hepsini kendim özel eğittim. Birazdan gelip seni hastaneye götürecekler, hastane masraflarını, yeme, içme gibi tüm masrafları ben karşılayacağım. Sadece iyi ol ve erkeklere boyun eğme." Ellerimi cebime attım ve temkinli bir şekilde tenha binadan çıktım. Polisler hâlâ yakınlardaydı, umursamadan otel binasına girdim. Süit odasına çıktım, Clara küçük koltukta endişeli bir şekilde oturuyordu. "Selam Cloş!" Clara geldiğimi fark edince hemen ayağa kalktı ve tek bir kelime etmeden sıkıca bana sarıldı. Sırıtarak Clara'nın sarılmasına karşılık ben de sarıldım. "Ne oldu lan, çok mu özledin beni?" Bir kaç saniye sonra Clara geri çekildi. "Sana bir şey oldu sandım, saat kaç haberin var mı?" Umursamazca omuz silktim. "Bana saat fark etmez biliyorsun." Koltuğa oturdum ve Clara'nın yanıma gelmesi için elimle işaret ettim. "Gel hadi dedikodu var!" Clara'nın endişesi hemen geçti ve yanıma oturdu. "Keşke Türkiye'de olsaydık ne güzel çekirdek çitler çay içerdik." Clara'nın yorumuna gülmeden edemedim. "Her neyse. Ben Shawn ile sevgili oldum! Hem de Eyfel Kulesi'nin önünde çıkma teklifi etti! Bir de sahil'e gittik biraz imanlı dakikalar geçirdik sonra Shawn'ın sağ kolu Larry bizi bastı! Düşünebiliyor musun? Basıldık!" Clara bu tepkime yüksek sesle güldü. "Tanrım, kızım her zaman başına bela almayı başarıyorsun." Bu sefer gülen ben oldum.
Clara ile saatlerce dedikodu yaptıktan sonra yatağa yattım, sosyal medyada anlamsızca dolaşmaya başladım. O sırada Shawn'dan bildirim geldi, heyecanla bildirime tıkladım. Mesajda yazan şey ile hemen yataktan fırladım. "Aşağıda bekliyorum." Beyaz düz tişört ve beyaz kısa şort giydiğim için üşümemek adına üzerime beyaz hırka aldım, ayakkabımı giyip sessizce süitten çıktım. Asansörle aşağıya indim ve otel binasından çıktığım an kolumda, büyük, sıcacık bir el hissettim. Bu Shawn'dı. Beni sürükleyerek otel binasının tenha alanına götürdü, konuşmama fırsatım olmadan bedenimi nazikçe duvara yasladı, bedeni bedenime yaklaştı. "Kraliçemi özledim..." Derin, erkeksi sesi ile bunu söylemişti. Burası biraz sıcak olmaya başlamıştı. Yumuşakça gülümsedim. "Kraliçen miyim? Çok hızlısınız Bay Rossi." Shawn'ın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. "Mmm... Kraliçem." Beklemediğim an da bağımlısı olmaya başladığım dudakları dudaklarımın üstüne kapandı. Bu kez yoğun ve tutkulu öpüşüyorduk. Shawn'ın ellerini kalçamda hissettim, elleri şortumun içine girdi ve çıplak kalçamı okşamaya başladı. Vücudumu ani bir ateş kapladı, nefes almak için dudaklarımız birbirinden ayrıldı. Bu sefer Shawn boynumun kıvrımına sokuldu ve kokumu derince içine çekti. "Hafif vanilya ve hafif çiçek kokusu... Bağımlısı olunabilir türden." Shawn'ın yorumuna küçük bir tebessüm ettim. Daha önceden de dediğim gibi, bu adam benim ya başlangıçım ya da sonum olacaktı. Eğer iki türlü de Shawn'la olacaksam ikisine de razıydım...
