5. bölüm · SİYAH GÜL

İlk Karşılaşma

Bella Rossi

Aniden gözlerim açıldı, nefessiz kalmış ve terler içindeydim. Yanımda kitap okuyan Clara'ya baktım ve her şeyin bir rüya olduğunu anlayınca derin bir nefes verdim. Yattığım yerden doğruldum ve koltuğu eski hâline çevirdim, rüyanın etkisinden kurtulmak için ayağa kalktım ve uçağın kadın tuvalet alanına ilerledim. Hemen musluğu açtım ve elimi yüzümü yıkadım, yüzüme bol bol suyla yıkadım. "Tanrım, bu rüya da neyin nesiydi?" Özellikle o adam kimdi? Adamı daha önce hiç bir yerde görmemiştim. Aklımda ki bir yığın düşünce ile tuvaletten çıktım ve tekrar koltuğuma oturdum. Clara donukluğumu fark etmiş olmalı ki kitabını kapattı ve bana döndü. "Isabella, iyi misin? Yüzün çok solgun duruyor." Clara'nın sözleriyle derin bir iç çektim. "Bir rüya gördüm... Çok ilginç ve gizemliydi." Clara tek kaşını kaldırdı. "Ne gördün? Anlatabilirsin bana." Tekrardan derin bir nefes aldım ve önüme gelen saçlarımı geriye attım. "Sisli karanlık bir yerdeydim, sislerin içinde 'Çüş!' dedirtecek derecede iri cüsseli, siyah saçlı, belirgin yüz hatları, buğday tenli ve okyanusun derinliklerini andıran bir çift lacivert göz vardı... Adamın elinde bir silah vardı, silahı bana doğrulttu ve tam kalbimin ortasına ateş etti." Parmağımla kalbimin ortasını işaret ettim ve nefes alarak devam ettim. "Kalbimden resmen bir kan gölü akmaya başladı ve aniden adamla benim etrafımda ateşler çıktı. Kalbimi elimle tuttum ve şaşkınlıkla adama baktım adam kendinden emin bir şekilde bana sırıtıyordu, her geçen saniye ateş daha da harlanıyordu, kanım adamın ayağının ucuna geldiğinde kalbimin kan akışı durdu ve hiç vurulmamışım gibi yara kapandı. Adam bana yumuşakça gülümsedi ve 'Yakında.' deyip ateşlerin arasında kayboldu." Anlattıklarımı ciddiyetle dinleyen Clara derin bir iç çekti. "Peki bu adamı daha önce gördün mü?" Başımı olumsuzca salladım. "En tuhaf tarafı da bu, adamı daha önce hiç bir yerde görmedim ve öldürdüğüm adamlardan da değildi." Clara şakaklarını ovuşturdu. "Neden insan tanımadığı bir adamı görsün ki? Bence bu saçma, sıradan bir rüya. Sen kafanı bunlarla yorma. İnişe on beş dakika kaldı hadi toparlanalım." Clara'nın fikrine uyarak az önce konuştuğumuz konuyu bir kenara bıraktım ve kıyafetimi düzeltip kırmızı rujumu yeniledim.

Clara ile uçaktan indik ve bavullarımızı aldık. Sonunda Paris'e varmıştık.

Clara ile aynı otel odasında kalacaktık. Kesinlikle kız geceleri yapmak için değildi. Otel odasına vardığımızda yan yana tek kişilik yataklara ilerledim. Birisine ben yattım diğerine de Clara yattı. Uzun bir yolculuk olduğu için ikimiz de deli gibi yorgunduk. Makyajımı çıkardım ve beyaz ipek bir gecelik giydim. Henüz öğlendi fakat akşama enerji toplamak için bir kaç saat uyuyacaktık. Yastığa başımı koyduğum gibi hemen uykuya daldım.

Yine rüya görüyordum ve uçakta gördüğüm rüyamda ki adam yine karşımdaydı. Bu sefer sıcaklığı iliklerimde hissedeceğim bir bakışla bana bakıyordu. Başını hafifçe sağ omzuna doğru eğdi. Sıcacık hissettiren gülümsemesi devam ediyordu. Sol elinde ise Siyah bir Gül vardı. Sol elinde ki Siyah Gül'ü kendi kalbinin üstüne koydu ve Siyah Gül aniden Beyaz Gül'e dönüştü ve adamın arkasından beyaz kelebekler uçuşmaya başladı. Sadece şaşkınlıkla gördüklerimi izliyordum. Adam bana bir adım attı ve aniden altımda ki kara toprakta çiçekler, değişik bitkiler yeşermeye başladı. Fakat adam başka bir adım atmadı hâlâ yumuşak gülümsemeyle bana bakıyordu. Ve adam yine gizemli bir kelime söyledi. "İzin ver." Bu sefer dayanamayarak konuştum. "S-sen... Kimsin sen?" Adamın yumuşak gülümsemesi büyüdü. Ve yine o kelimeyi söyledi. "Yakında..."

Yine nefes nefese kalmış bir şekilde uyandım. Tanrım! Kafayı yemek üzereydim. Saate baktım, altı buçuk olmuştu. Yataktan kalktım ve Clara'ya ilerledim. "Cloş uyan bebeğim çok uyumuşuz." Clara yumuşak bir homurtuyla gözlerini kırpıştırarak açtı. Hafif bir tebessüm ettim ve üstümü değiştirmek için banyoya ilerledim. Krem rengi dar bir etek, askısız dar krem renginde bir crop, krem renginde uzun topuklu bot ve yine krem renginde iş kadını tarzı bir ceket ile kombinimi tamamladım. Saçımı zaten yapılı olduğu için saçıma herhangi bir şey yapmadım. Banyodan çıktıktan sonra Clara'nın çoktan hazırlandığını fark ettim. "Hazırsan restoran'a inelim yemek yedikten sonra Eyfel Kulesi'ne gideriz." Clara başını olumluca sallamakla yetindi. İkimiz de yemek yedikten sonra VIP araca binip Eyfel Kulesi'nin tam önüne geldik.

"Clara! Hadi Eyfel Kulesi'nin önünde fotoğrafımı çek!" Gülümseyerek telefonumu Clara'ya verdim. "Biraz geriye git Isabella, Eyfel Kulesi tam kadroya girsin." Başımı olumluca salladım ve arkama bakmadan geri geri ilerlemeye başladım fakat çok ilerlemiş olacaktım ki birden ayağım bir ayağa çarptı. Dengemi kaybedip tam düşüyordum ki belime arkadan güçlü bir kol dolandığını hissettim, yere düşmedim. Bakışlarımı yukarı kaldırdım ve asla tahmin edemeyeceğim bir görüntü ile karşılaştım. Okyanusun derinliklerini andıran bir çift lacivert göz...