32. bölüm · SİYAH GÜL
Ella
Siyah Kılıç yani Koray ile hızlı bir plan düşünmeye başladı, gördüğüm şey ile duraksadım. Koray'ın cebinde çakmak vardı. Koray'a doğru ilerledim ve cebinde ki çakmağı aldım, Koray şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Sus." Dedim sessizce. Yanda bizim için konulan iğrenç kokan bir patates püresi vardı iğrenerek püreyi yere döktüm. Bana gereken tek şey tabaktı. Duvarda ki oyuğa ilerledim, oyuğun içinde eskiden burada kalmış birisine ait demir çubuk vardı, duvarı oymaya başladım ki demir çubuk daha da aşınsın. "Şu geldiğim hâle bak, bilmediğin kişi tarafından hapise atılıp duvar oyacaksın deselerdi gülmekten altıma sıçardım." Koray ise sırıtarak beni izliyordu. "Ne yapacaksın bu lanet şeylerle." Koray'a hızlı ve sinirli bir bakış attım. "Senin beyninin bu kadarını düşünemeyecek bir şey yapıyorum." Duvarın tozunu tabağa koydum, demir çubuk iyice aşındıktan sonra çakmağı yaktım ve demir çubuğu eritmek için çakmağı demir çubuğun üstüne tuttum. Yaklaşık altı dakika sonra demir çubuk yavaşça erimeye başladı, eriyen demirleri tabağa akıttım, yeterince demir eridikten sonra demir parmaklıklara ilerledim. Eriyen demiri anahtar kilit'in olduğu yere döktüm, böylelikle anahtar oluşacaktı. Koray ise ne yaptığımı anlamış olacak ki şaşkınlıkla beni izliyordu. Eriyen demiri yeterince döktükten sonra patates püresi ile gelen kıllı suyu anahtara döktüm, hemen soğumuştu ve şekil almıştı, anahtarı dikkatlice çevirdim ve tık sesi geldi, sırıtarak Koray'a döndüm. "Mükemmel olduğumu söylemiş miydim?" Tek sorun ikimizin elinde de kelepçe olmasıydı. Koray önce geçti ve etrafı dikkatle taradı, kollarımı önümde bağladım ve iç çektim. "Olayı dramatikleştirmeye gerek yok çık işte." Koray dediklerimi umursamayıp dikkatlice dışarı çıktı, bende onunla birlikte çıktım ama yakalanmak pekte umurumda değildi. Karşımıza iki silahlı adam çıktı. "Şu sağda ki benim, solda ki senin." Koray başını olumluca salladı, ikimizin elleri kelepçeli olmasına rağmen çok güzel dövüşüyorduk. Keşke Shawn burada olsaydı da müstakbel karısının marifetlerini görebilse. Acaba şuan beni arıyor mudur? Ya da umursamayıp gitmiş midir? Saçmalama Isabella adam yakında kocan olacak, seni sevmese seninle evlenmek istemezdi. Düşüncelerimden ayrılıp önümde ki adama sert bir yumruk attım, kelepçe yüzünden hareketlerim engellense bile bir şekilde hallediyordum. Koray'a baktığımda ise adamın karnına sertçe tekme atıyordu, en az benim kadar iyi dövüşcüydü ama benim gibi asla olamazdı. Geri çekildim ve etrafımda balerin gibi iki tur dönerek adamın kasıklarına sertçe tekme attım. Adam acı içinde inledi. Hızımı alamayıp adama yaklaştım ve kafamla kafasına sert bir yumruk attım. Dizimle de bacaklarına tekme attım. Sert tekmeler atmış olacaktım ki adam hemen bayılmıştı. Şaşırdığım olay ise iki adam da silahlarını asla kullanmamışlardı, ya da bizim gücümüz karşısında hareket edememişlerdi. Dürüst olmak gerekirse karşımda Siyah Gül ve Siyah Kılıç olsaydı kesinlikle korkudan altıma sıçardım. Bayılan adamın belinde ki silahı aldım, ellerimi hareket ettirdiğim için kelepçe bileklerimi epey aşındırmıştı hatta kelepçe biraz daha hareket etse iki bileğim de kanayabilirdi. Koray'a baktığımda o da adamı iyi dövmüştü, benim gibi adamın belinde ki silahı aldı. İkimizde dar koridorda temkinli şekilde ilerlemeye başladık. "Şu lanet kelepçelerden kurtulmamız lazım bileklerim kanamaya başlayacak." Koray başını olumluca salladı. Aniden bir adam kafama bıçağı saplamak üzereyken hemen adama ateş etti. Şaşkınlıkla ölen adama baktım, hayatımda görmediğim kadar sivri bir bıçaktı ve kesinlikle benim olmalıydı. Bıçağı elime aldım ve inceledim. Çok değerli bir parçaya benziyordu. Gülümseyip bıçağı diğer elime aldım ve kelepçenin anahtar deliğine soktum, kelepçe kolaylıkla açıldı, diğer bileğimi de aynısını yaptım. Rahatlayarak kelepçeyi kenara fırlattım. Koray'a doğru ilerledim, zavallı bana çaresizce bakıyordu. "Sadece az önce hayatımı kurtardığın için yapıyorum, başka bir şey için değil." Koray'ın yüzünde her zamanki sırıtması yerini buldu. "Allah Razı olsun ya gerek yoktu ben böyle de savaşırdım." Koray'ın alaycı sözlerine karşı derince iç çektim. "Alayın sırası değil Siyah Kılıç, göreve odaklan. Yoksa seni burada öldürmem bir dakika sürmez." Koray bu sözlerime elbet korkmamıştı, başını aşağı yukarı sallayarak usulca itaat etti. Onu da kelepçelerden kurtardıktan sonra tekrar ilerlemeye devam ettik. Önümüze sayısız adam gelmeye başladı ve hiçbirinde silah yoktu ama konu gerçekten fazla olmalarıydı. Koray'a kısa bir bakış attım. "Siyah Gül, bu işi sırt sırta vermemiz gerekiyor, iki taraftan da geliyorlar." Haklıydı, iki taraftan da fazla kişi geliyordu ve zamanımız kısıtlıydı. İkimizde sırt sırta verdik ve önümüze çıkan her bir adamı teker teker ateş etmeye başladık. Bizi hangi piç buraya kapatmıştı hiç bir fikrim yoktu ama onu bulduğum an yaşamasına bir gün bile izin vermeyecektim. Sonuçta Siyah Gül ve Siyah Kılıç'la uğraşıyorlardı. Ben olsam bu iki tehlikeli insan bana yaklaşmadan önce kendimi öldürürdüm. Çünkü biz güçlerimizi birleştirdiğimiz an tüm dünya kırmızı alarma giriyordu. Her neyse, Siyah Kılıcı fazla övmek istemiyorum, sonuçta ben daha mükemmelim.
Defalarca kez ateş etmemize rağmen hâlâ fazlalardı. Mermilerimiz en sonunda tükendi ama az önce ölen adamdan aldığım bıçağı çıkardım. Bıçak gerçekten çok sivriydi. Adamlara doğru ilerledim ve bıçağı profesyonelce kullanmaya başladım. Koray ise çoktan adamların içine girmiş hepsine yumruklar ve tekmeler savuruyordu. Önüme gelen adamın kalbine bıçağı saplıyordum. Harbiden bu bıçakla savaşmak çok zevkliydi bundan sonra favori bıçağım bu olacaktı. Ciddi sayıda adam öldürdükten sonra burası iyice kan gölüne dönmüştü. Siyah Kılıç'ın olduğu tarafa baktım, çok az kan vardı, kendi tarafıma baktığımda burası gerçekten kan gölü olmuştu. Sırıtarak eserime baktım, bıçağımda ki kanı rastgele bir adamın tişörtüne sildim. Bir adamın kanından biraz parmağıma buladım ve yanımda ki beyaz duvara büyük bir ateş simgesi çizdim. Siyah Kılıç'ın işareti benimkinden epey farklıydı. O, öldürdüğü insanların bedenine kafadan ayağa kadar düz çizgi çiziyordu. Değişik bir adam olduğunu söylemiş miydim? "Burada işimiz bitti, çıkalım artık şu lanet yerden." Başımı olumluca salladım. Yan yana ilerlemeye devam ettik. "Müstakbel kocam seni benim yanımda görse sanırım sinirden küplere biner." Koray yine ve yine sırıttı. "Müstakbel kocan da epey kıskanç çıktı." Koray'a yandan sinirli bir bakış attım. "Bir daha müstakbel kocam hakkında böyle konuşursan keserim seni." Koray umursamazca omuz silkti.
Nihayet çıkışı bulabilmiştik. Dışarı çıktığımızda etrafımızda arabalar çember yapmıştı ama bu çember anında kalbimi ısıttı çünkü bunu aşık olduğum adam yapmıştı. Köşede adamlarına emirler veriyordu. Arkasını döndüğünde beni fark etti ve sert bakışları anında yumuşadı, hızlıca bana doğru ilerledi ve yüzümü avuçladı. "İyi misin Kraliçem? Bu kanlar... Sana mı ait?" Başımı hayır anlamında iki yana salladım. "Kurbanlarımın kanı." Shawn'ın anında omuzları gevşedi, rahat bir nefes verdi. Alnıma yumuşak bir öpücük kondurdu. Hafifçe tebessüm ettim, tam cilve yapacakken bakışlarım ilerde kanlar içinde duran kadına takıldı. Kadın çok tanıdık geliyordu. O kişi olmamasını umarak korkuyla kadına yaklaştım. Gördüğüm yüz ile nefes alamadığımı hissettim, ayaklarım daha fazla bedenimi kaldıramadı ve yavaşça yere çömeldim. Ellerim titremeye başladı. Bu Ellaydı, Ella'm... Titreyen ellerimle boynuna ilerledim, nabzını kontrol ettim, zayıf atıyordu ama yaşıyordu. Hemen Shawn'ı çağırdım. "Shawn! Shawn! Ambulans ara kurban olayım, ambulansı ara! Canımı bir kez daha benden almalarına izin verme..." Shawn hemen ambulansı arası, Ella'nın kafasını nazikçe kucağıma koydum. "Beni bırakma Ella, lütfen... Ben bir kez daha sensiz yaşayamam. Duyuyor musun? Bırakma beni!" Ve uzun yıllardır olmayan bir şey oldu, uzun zaman sonra ilk defa kontrolsüz bir şekilde ağlamaya başladım...
