12. bölüm · SİYAH GÜL

İlk Adım

Bella Rossi

Shawn büyük bir keyifle tepkimi izliyordu. Bulunduğumuz konuma da gelirsek utanmıştım, bir kaç saat önce öptüğüm adamın karşısında iç çamaşırlı bir hâldeydim. Ben utanmayayım da kim utansın? Yanaklarımın kızardığını net bir şekilde hissediyordum, imkânım olsa yerin en dibine girmek isterdim. Sessizliği bölen kameran oldu. "Buyurun Bayan Isabella sizin sıranız geldi." Başımı olumluca sallamakla yetindim. Kameranın önüne geçtim, Shawn'a küçük bir bakış attım. Elini çenesine götürmüş aynı sırıtan ifade ile bana bakıyordu. Hemen önüme döndüm. İlk defa bir erkeğin bana bakışı hoşuma gidiyordu, karnımda kelebekler biraz daha zorlasalar kalbimden çıkacak gibiydiler. "Isabella Hanım biraz geri gidin ve çömelin, vücudunuzu sağ tarafa çevirin, sağ kolunuzu dizinize koyun ve avucunuzun içine çenenizi koyun. Son olarak kafanızı kameraya çevirin." Kameranın dediklerini hemen uyguladım, bu tür pozları şimdiden sevmiştim. Lacivert gözlerin üzerimde olduğunu net bir şekilde hissedebiliyordum. O sıcak gülümsemeler... Öldürüyordu beni.

Yaklaşık iki saat boyunca reklam çekimi oldu. Çekimler bitince üzerimi değiştirmek için giyinme odasına gireceğim an bağımlısı olmaya başladığım derin erkeksi sesi duydum. "Isabella." Adımlarım durdu ve arkamı döndüm. Dönmez olaydım, çok yakışıklıydı kahretsin! "Efendim?" Shawn uzun boyu sayesinde dört adımda hemen önüme geldi, lacivert gözlerinde ki yoğunluğu fark ettim. Delici bakışları ile tutkuyla beni süzdü. "Seninle konuşmam gereken konularım var eğer işin yoksa benimle gelir misin?" Şaşkınlıkla göz kırpıştırdım. Shawn'ın bakışları ise gözlerime değdi, bakışları anında yumuşadı. "Ah... Peki ama beni bekler misin? Üzerimi değiştirmem gerekiyor." Shawn hemen bir adım geri attı. "Tabii, beklerim." Küçük bir tebessüm ettim ve hemen üzerimi değiştirmek için giyinme odasına girdim. Beyaz mini bir elbise ile beyaz topuklu ayakkabı giydim. Giyinme odasından çıktığımda Shawn duvara yaslanmış yere bakıyordu, beni görünce duvardan uzaklaştı ve önüme geldi. "Hadi gidelim." Henüz bir tepki vermeden elimi tuttu, sıcak elleri soğuk ellerimle kavuştu, benim ellerim doğuştan soğuktu hiç bir şekilde ısınmıyordu, şimdi ise iliklerime kadar ısındığımı hissediyordum. Çekim binasından çıktık, elimi hâlâ bırakmamıştı. Boyu benden uzun olduğu için ona göre normal adımlar bana göre ise resmen koşuyorduk. Peşimizden köpek mi koşturuyor lan? Demek geçiyordu içimden ama söylememek için alt dudağımı ısırdım. Önümüzde siyah Porsche vardı Shawn ön yolcu koltuğunu benim için açtı. Bu kibar hareketler de neyin nesiydi? Adam mafya lideri anasını satayım neden böyle davranıyordu? Tereddütle arabaya bindim. Shawn arabanın etrafında dolanıp sürücü koltuğuna oturdu, motoru çalıştırdı. Garip sessizliği bölen ben oldum. "Nereye gidiyoruz?" Shawn tereddüt bile etmedi. "Eyfel Kulesi." Ne? Ne alaka oğlum? Şaşkınlığımı gizlemeden Shawn'a baktım. "Eyfel Kulesi mi?" Shawn onaylayan bir mırıltı çıkardı. "Eyfel Kulesi..." Arabayı dediği gibi Eyfel Kulesi'ne sürdü. Arabada değişik bir atmosfer vardı. Gergin ama bir o kadar da sıcacık bir atmosferdi.

Yol boyunca ikimiz de hiç konuşmadık. Eyfel Kulesi'ne vardığımızda ikimiz de aynı an da arabadan indik. Shawn'a ilerlediğim de tekrardan elimi tuttu. Bu sefer daha sakin adımlarla Eyfel Kulesine ilerliyorduk. Eyfel Kulesi'nin tam önüne yani Shawn'la çarpıştığımız yerdeydik. Tam konuşacağım sırada Shawn iki elimden de tuttu ve birbirimizi tam görebileceğimiz bir şekilde beni kendine çekti. "Isabella..." Bunu öyle bir ton da söylemişti ki sanki adımı her yerine kazımak istiyor gibiydi. Ben olduğumu onaylayan bir mırıltı çıkardım. Yüzümün her santimine uzunca baktı. Bende baktım. Baktı, baktım. Baktım, baktı... "Sana söylemem gereken gerçekten önemli ve değerli konular var..." Hafifçe eğildi ve yüzüme yaklaştı. "Büyü... Bu bakışlar kesinlikle bir büyü olmalı... Masum yüzün sanki kara ruhumu sakinleştiriyor. Öyle bir büyü..." Şaşkınlıkla göz kırpıştırdım. Bu neydi şimdi? Aşk itirafı mı? Ve hazırlıksız yakalandım... Shawn'ın dudakları dudaklarımın üstüne kapandı büyük bir naziklikle öpüyordu. Peki ben boş kalır mıyım? Tabiki de hayır. Vakit kaybetmeden Shawn'ın öpücüğüne aynı naziklikle karşılık verdim. Shawn bu anı bekliyormuş gibi yumuşak bir homurtuyla öpüşmeyi derinleştirdi. Dudaklarımda aynı ateşi bir kez daha hissediyordum. Her öpüşte böyle olacaksa işimiz vardı bu beyefendiyle. Shawn'ın kollarının belime dolandığını hissettiğim an ben de kollarımı Shawn'ın boynuna doladım. Belimde ki tutuşu sıkılaştı ve beni kendine daha da çekti sanki imkânı olsa beni kalbinin içine sokacakmış gibi çekti. Bir kaç dakika boyunca ikimiz de birbirimizin kollarında hayatı bulmuş gibi öpüştük. En sonunda nefessiz kalıp dudaklarımızı ayırdık fakat hâlâ yakındık. Shawn alnını alnıma yasladı, nefeslerimiz nefeslerimize karıştı nedense bu çok hoşuma gitmişti. Bir kaç saniye sonra Shawn hafifçe geri çekildi kollarımı Shawn'ın boynundan çektim, Shawn'da ellerini belimden çekti. "Isabella Wizard... Benimle çıkar mısın?" Shawn öyle bir cümle söyledi ki tüm dünya sustu sanki sadece biz vardık. Shawn Rossi ve Isabella Wizard vardı başka kimse yok olmuş gibiydi. Tüm sesler susmuştu. Önceden dediğim gibi Shawn Rossi ile yaşanacak çok şeyim olacaktı bunlar sadece başlangıçtı asıl olay şimdi başlıyordu. İki seçenek vardı geriye sadece ya aşk kalacak ya da kalp kırıklığı kalacaktı...