37. bölüm · SİYAH GÜL

Solan Beyaz Gül

Bella Rossi

Kendime biraz olsun geldiğimde etrafta Shawn`ın adamları doluşmuştu, bir kaç adam beni nihayet yerden kaldırabilmişti. Her bir yüze baktım, onlarda epey üzgün ama bir o kadar da ifadesiz görünüyorlardı. Kendimi zorlayarak dudaklarımdan bir kaç kelime döküldü. "Beni hastaneye götürün." Ağzımdan ne çıktığını bile ayırt edememiştim ama adamlar ne dediğimi anlamış olacak ki başlarını salladılar. Bir adam yürüyebilmem için bana yardım etmeye çalışıyordu. Birinin bana yardım etmesine gerek yoktu ki, Shawn iyi olsun başka hiç bir şeyi istemezdim. Adamı var gücümle ittim, adam düşecek gibi oldu ama yanında ki adamlar hemen tuttular. Hızlı adımlarla arka bahçeden eve girdim, evin kapısına ilerledim. Kapı zaten açıktı, evden çıktığımda rastgele bir arabaya ilerledim. Arkamdan korumalar hamile olduğum için beni durdurmaya çalışsa da kimseyi umursamadan arabaya bindim. Vakit kaybetmeden arabayı çalıştırdım ve son sürat sürmeye başladım. Shawn`a yapılan bu saldırı aklıma gelirken âdeta kan beynime fışkırıyordu, bunu kocama yapanların yaşamasına izin vermeyecektim. Hepsini en yakın zamanda işkence ile öldürecektim. Sinirim her geçen saniye artarken arabanın hızını daha da arttırdım. Karşıma bir çok kırmızı ışık çıkmıştı ama umursamadan hepsini geçtim.Hastaneye vardığımda hızla arabadan indim. Hastane girişinde ki kadın sekreter`e ilerledim. Kadın Shawn`ın karısı olduğum için hemen beni tanımıştı. "Ameliyathane üçüncü katta hanımefendi." Kadına hiç bir şey söylemeden asansöre ilerledim, asansörün önünde ki kalabalığı fark edince durdum. "Hay sıçayım böyle işin içine!" Bunu Türkçe söylediğim için herkes şaşkınlıkla bana bakıyordu. Herkese birinci numara seri katil bakışımı attıktan sonra asansörlerin yanında ki merdivenleri fark ettim. Merdivenlerden hızla çıktım. Tabii her bir basamakta küfür etmeyi ihmal etmemiştim. Üçüncü kata çıkınca kalp atış hızım artmıştı. Uzun koridorda ilerliyordum, kadın sekreter`i dinlemediğim için ameliyathanenin hangi yerde olduğunu bilmiyordum. Sağa döndüm, ameliyathane yoktu. Sola döndüğümde Shawn`ın adamlarını fark ettim hızla onlara doğru ilerledim. "Ameliyathane nerede?" Sorumla korumalar şaşkınlıkla bana baktı. Sanırım gelmeyeceğimi düşünüyorlardı. Sarışın bir koruma parmağı ile sol çaprazı işaret etti, bakışlarımı işaret ettiği yere çevirdim. Büyük kapıların üstünde kırmızı yazılar ile OPERATING ROOM yazıyordu. Gözümden bir damla yaş aktı derken bu sayı her saniye arttı. Adımlarım yavaşladı, ameliyathane`nin önüne geldim. Şiddetle ağlarken bacaklarım yine beni taşıyamadı. Yere oturdum, sırtımı ameliyathane`nin kapısına yasladım. Shawn`ın ameliyatta kötü bir durum yaşamaması için sessizce Allah`a dua ediyordum. "Allah`ım lütfen onu benden alma, daha yeni kavuştuk daha onunla hayatımı yaşayamadım ki. Ben onsuz karnımda ki bebeği nasıl büyütürüm? Bebeğim nasıl babasız yaşar?" Ameliyathane'nin içinde ki koşuşturmaları ve boğuk sesleri duyabiliyordum. Bu da içimde ki korkuyu her geçen saniye daha da arttırıyordu. Resmen dağılmıştım, ağlamam hiç durmuyor, kalp atışım olduğundan daha yüksek. Âdeta tüm vücudum alarma girmişti. Ve birden ameliyathane'nin içinden sağır edici bir ses duydum...Shawn'ın monitör'e bağlı kalp atışlarından gelen düz ses. Bir kaç saniye önce normal ses çıkaran monitör şimdi ise kulakları sağır edecek türden bir ses geliyordu. O an tüm dünya durdu, öten kuşlar sustu, mutlu kahkahalar durdu, hevesle açmayı bekleyen beyaz güller açamadan kurudu, sürekli atan kalpler durdu... Herşey yerle bir oldu, tıpkı sevdiğim adamın kalbinin durduğu gibi. Evleneli yalnızca iki gün olmuştu, bu kadar çabuk bitmemeliydi bizim hikayemiz. Bir yazar yeni başladığı hikayeye bu kadar hızlı bitirebilir miydi? Bu hikâyenin sonu mutlu veya mutsuz bitmesinin bir önemi yoktu. Önemli olan hikâyeyi devam ettirmekti. İster adam acı çeksin ister kadın acı çeksin. İkisi de başrol değil miydi?O cılız ses devam ederken öyle bir bağırdım ki elimde olsa ses tellerimi patlatabilecek türdendi. Sesimi duyan tüm korumalar hemen etrafımda toplaştı. Onlarda o sesi duymuşlardı. "Isabella Hanım lütfen sakin olun, Shawn çok güçlü bir adam sizi ve bebeğinizi kolay kolay bırakmaz." Bunu diyen korumaya sinirli bir bakış attım. "Ne sakini ya! Ne sakini! Kocam... Ölüyor, ölüyor!" Ses hâlâ devam ediyordu, kalbim deli gibi atıyordu. Ayağa kalktım ve ameliyathane'nin kapısını tüm gücümle yumruklamaya başladım. "Açın şu lanet kapıyı! Kocam ölüyor, açın!" Kapı açılmayınca daha da sinirlenip bu sefer kapıyı tekmelemeye başladım. Ama aniden karnıma keskin bir acı girdi. Acıyla inleyerek tekrar yere oturmak zorunda kaldım, titreyen ellerimle karnımı tuttum. Bu acı her neyse kesinlikle normal bir acı değildi, bir şeyler ters gidiyordu. Bir kez daha karnıma acı girdi. Bacaklarımın arasında sıcak bir sıvı hissettim. Korumalar çoktan neler olduğunu görmüştü ve Doktor çağırın! Diye bağırışıyorlardı. Ben ise korkudan hâlâ bacaklarımın arasına bakamamıştım. En sonunda tüm gücümü toplayıp altıma baktım. Gördüğüm şey ile damarlarımda kan yerine buz gibi su aktığını hissettim. Yerde avcumun yarısı kadar küçüklükte, gelişmemiş bir embürüyo vardı. Bebeğim... Beni bırakıp gitmişti, tıpkı Shawn'ın da beni bıraktığı gibi bırakmıştı. Henüz küçük bir parçaydı, oluşmamış iç organları görünüyordu, kan içindeydi. Artık o da bir melek olmuştu, tıpkı bazı henüz doğmamış bebekler gibi... Belki iyi bir anne olmayı becerememiştim ama bebeğimi şimdiden kimsenin anlayamayacağı türden çok sevmiştim, zaten anneler bebeğini ne olursa olsun severdi. Bebeğimi doğurup ellerime alıp kokusunu içime çekmek isterdim ama yapamadım, ben kendi çocuğumu bile koruyamayan bir aptaldım. Sikik bir aşerme yüzünden hayatımda en sevdiğim iki insanı kaybetmiştim. Güneş battı yerine karanlık çöktü, yaz bitti yerine kış geldi, kahkahalar söndü yerine derin bir hüzün geldi... İşte ben bunlardan ibarettim, bana mutluluk yasaktı, bana sevmek yasaktı, bana iyi gelen her şey yasaktı. Bana bir tek acı vardı... Belki kitabın başrol'ü bendim ama ben kendimi hiç bir zaman başrol gibi hissetmedim. Neden bir başrol bu kadar acı çeksin ki? Sanırım benim yazarım çoğu kişinin yazarına göre daha acımasızdı. Ya da benim yazarım çoğu kişinin yazarına göre daha gerçekciydi, kestiremiyordum.Kendimi bir kez daha tanıtayım. Ben Isabella Rossi, hayatından bu yana acı ve gözyaşı ile büyümüş, mutluluk ve sevgi yasaklanmış, acı ödül olarak belirlenmiş, sevdiği ne varsa bir an da gitmiş bir kadındım. Kimine göre güçlü, kimine göre acınası, kimine göre kahraman, kimine göre canavar ve kimine göre namussuz biriydim. Bildiğim tüm doğrular bir anda yanlışa çevrildi, benim dünyamı aydınlatan güneşimi elimden almışlardı, biraz da olsa aydınlatır diye ay bile koymamışlardı, onu bile bana çok görmüşlerdi...