48. bölüm · SİYAH GÜL
Başınız Sağolsun
Üzerimde ki siyah, dar, derin yırtmaçlı, göğüs dekolteli saten elbisemle gülümseyerek aynadan bakıyordum. Bugün Clara ve Larry'nin düğünü olacaktı, en yakın arkadaşımın düğünü olduğu için güzel bir görünüm vermem şarttı. Aynada kendime bakarak hafifçe bedenimi sağ tarafa çevirdim, kocaman karnımı görünce küçük bir kıkırdamaya engel olamadım. Miniğim her geçen gün daha da büyüyordu. Yumuşak hareketlerle karnımı okşadım, bebeğim için her şeyi yapacak duruma gelmiştim ve bunların tüm suçu sevgili kocamdı. Tek seferde beni hamile bırakmıştı! Ayrıca balayına bile gitmemiştik, bu yüzden doğumdan sonra minik bir kaçak yapmayı planlıyorduk. Arkamdan sarılan kaslı ve sıcacık kollarla gergin omuzlarımı yeni yeni hissediyordum. Anında yumuşacık olmuştum. Bu kollara kesinlikle aşıktım. Gülümseyerek sırtımı Shawn'ın göğüsüne yasladım, kolları bedenimi daha fazla sarınca karnımdan gelen tekme ile hafifçe gevşemek zorunda kaldı. Yüzünü boyun girintime gömdü ve derin derin soludu. Elleri rahat durmayıp karnımı okşamaya başlamıştı. Tam avucunun içine gelen tekmeyle gülümsediğini hissedebiliyordum, son zamanlarda bana karşı ciddi anlamda daha da nazikleşmişti. Oturduğum veya yattığım yerden kalkmama müsade etmeyip ihtiyacım olan her şeyi getiriyordu. Şu an istesem tüm dünyayı ayaklarımın altında serecekmiş gibiydi. Seviyordum bu adamı.
Geri çekildiğinde beni kendine dikkatlice çevirdi, ellerini belime atınca parmak uçları belimde ki iki gamze de oyalandı. Parmaklarının en sevdiği yer burasıydı, elleri sürekli belimde ki iki gamzeye gidiyordu. "Karım yine ve yine mükemmel görünüyor, sanırım her geçen gün sana daha fazla aşık oluyorum." Dudaklarıma kocaman bir tebessüm kondurdum. Onu baştan aşağı süzerken bu sefer imalı bir şekilde ben konuştum. "Bakıyorum kocam da hiç formundan düşmemiş hatta kol kasların daha da büyümüş, eskisinden daha fazla genişleşen omuzlarını da unutmadım. Ve..." Gözlerim altlara kaydı, tam kemerinde takıldım. Gülüşümün yerine yaramaz bir sırıtış oluştu. Shawn ne ima ettiğimi anlayınca küfür ederek elini saçlarının arasından geçirdi. "Bana böyle imalarda bulunma kadın, ben diğer adamlar gibi dayanıklı değilimdir. Bunu sende iyi biliyorsun." İtiraf etmek gerekirse dedikleri tamamen doğruydu, bunu hamilelik döneminde çok iyi anlamıştım. Kıkırdayarak bakışlarımı kemerinden çektim, gözlerim yine onun gözlerini bulunca içli bir nefes vermek elde değildi. Çok güzel bakıyordu, saatlerce hatta günlerce bakabilirim bu derin lacivert gözlere. Shawn'ın da bana içli gözlerle baktığını görünce karnımdan kocaman tekme geldi. Shawn'ın bakışları karnıma değince yumuşayan gözleri daha da yumuşadı. Dayanamayarak önümde eğildi ve karnıma ardı ardına öpücükler kondurmaya başladı. Bu hâline gülümsemeden edemedim. Gizlice siyah YSL çantamdan telefonumu çıkardım ve Shawn'dan habersiz karnımı öperken fotoğrafını çektim, fotoğrafı anında kilit ekranı yaptım. Hemen telefonu geri çantama koydum, saate baktığımda zamanımızın fazla olmadığını fark ettim. "Shawn kalk oradan, topuklu ayakkabımı giydir." Yatağa oturup sağ ayağımı Shawn'a doğru hafifçe uzattım. Bir kaç saat önce topuklu ayakkabı konusunda küçük bir tartışma yaşamıştık. Shawn hamile olduğumdan dolayı ayaklarım hızlı şiştiği için hafif ayakkabılar giymemi istemişti ama bu Clara'nın düğünüydü sıradan bir insanın değil, bu yüzden zorla da olsun Shawn'ı ikna edebilmiştim. YSL logolu siyah topuklu ayakkabımı giydirdikten sonra beni ayağa kaldırdı, bir kolunu belime dolayarak düşmemem için beni koruma altına almıştı.
Arabaya bindiğimizde Shawn motoru çalıştırıp düğünün olacağı salona sürmeye başladı. Umarım bu geceyi sorunsuz atlatabilirdik, en korktuğum şeylerden biri de Clara ve Larry'nin olaylı bir düğün yaşamalarıydı. Hamile olmama rağmen önlem amaçlı yanıma bir silah ve bir bıçak almıştım.
Düğün salonuna geldiğimizde salon çoktan konuklar ile dolmuştu. Düğün salonu çok büyük ve gösterişliydi. Yanan beyaz mumlar, büyük tavan avizeleri, kırmızı uzun bir halı, beyaz güllerle donatılmış deklarasyonlar... Tek kelimeyle herşey muhteşemdi. Salona giriş yaptığımız an tüm gözler bizim üzerimizde oldu, fısıldaşmalar âdeta salonu dolduruyordu ve çoğu göz de benim üzerimdeydi sanırım yaptığım olaylar konuşuluyordu, sonuçta herkes seri katil olduğumu öğrenmişti, değil mi?
Shawn'la boş bir masaya geçtiğimizde gözler hâlâ bizdeydi, bir kaç dakika sonra Clara ve Larry düğün salonuna giriş yaptı. Clara o kadar güzeldi ki... Gözlerimi ondan alamadım. Beyaz, kabarık, taşlarla kaplı gelinliğin içerisinde âdeta melek gibiydi, saçına yaptığı dağınık topuz ile mükemmel bir hava katmıştı. Gözlerim dolmuş bir şekilde ayağa kalkarak onları alkışlıyordum. Gelin ve damat düğün salonun ortasına geldiğinde yeminler ve sözler edildi daha sonra gelin ve damat karı koca olarak ilk dansını yapmaya başladı. Tam o sırada tuvaletim geldiği için oturduğumuz masadan kalktım. Shawn kolumu nazikçe tuttu. "Nereye gidiyorsun?" Mahcup bir şekilde Shawn'a baktım. "Tuvaletim geldi, acil gitmem gerekiyor." Shawn'da ayağa kalkıp elimi tutarak kendi elleriyle kenetledi. "O zaman birlikte gidelim." Birlikte tuvalete giderken kadınlar tuvaletin önünde Shawn beni beklemeye başladı. Tuvalette işim bittikten sonra çantamdan kırmızı rujumu çıkardım ve rujumu tazeledim. Gülümseyerek aynaya bakış attım. Rujumu çantaya koyduktan sonra aniden hissettiğim ıslaklık ile donup kaldım. Altıma baktığımda elbisem ıslanmıştı ama siyah olduğu için pek görünmüyordu. Başımı daha fazla eğdiğimde yerde su gördüm, karnıma vuran ani acı dalgasıyla dengemi sağlayamadım. Anında lavaboya tutundum, karnımı tuttuğumda neler olduğunu yeni yeni idrak edebiliyordum. Doğuruyordum! Shawn sesimi duyabilmesi için boğazım yırtılırcasına bağırdım. Saniyeler içinde Shawn nefes nefese kalmış bir hâlde kadınlar tuvaletine girdi, beni görünce anında ne olduğunu anlamış olacak ki daha fazla panikledi. Koşarak yanıma geldi. "Isabella, güzelim. Sakin ol, nefes al, sakin ol." Bunu söylerken kendisi nefes alıp veriyordu, benden daha fazla panikti çünkü doğuma daha beş hafta vardı yani çok erken doğuruyordum. Aklıma gelince daha fazla panikledim. Shawn ne yapacağını bilmez bir şekilde oradan oraya koşturuyordu, tuvaletten çıkıp salonun ortasında. Karım doğuruyor! Sesi buraya kadar gelmişti. Zorda olsa tuvaletten çıkabildim ama daha fazla dayanamadım ve duvara tutundum. Shawn Clara ve Larry'le buraya doğru koşturduğunu görünce normal bir zamanda olsak bunu ağır çekim hâline getirtip saatlerce gülebilirdim ama şimdi doğuruyordum! Shawn hemen beni kollarına alıp salon çıkışına doğru ilerledi, beni arabaya bindirince arka koltuğa da Larry ve Clara oturdu. Çığlıklarım arabayı dolduruyordu, doğum sancısı gerçekten çok korkunçtu.
En yakın hastaneye varınca araba ani fren yapıp durdu. Shawn yine beni kollarına almıştı. Hastaneye girdiğimizde bizi tanıyan çalışanlar benim için bir sedye getirdi. Beni dikkatlice sedyeye yerleştirdikten sonra doğum odasına götürdüler. Sancılar her geçen dakika daha da şiddetleniyordu ve bu belimin bükülmesine sebep oluyordu. Hemşireler Shawn'ın gelmemesi için ona uyarı da bulunsalada Shawn hemşirelerin dediklerini umursamadan yanımda durup bana destek olmayı tercih etmişti. Doğum başlarken elimi sıkıca tutup yumuşak ama bir o kadar da endişeli ses tonuyla bana destek oluyordu. Bir kez daha acıyla çığlık attığımda tırnaklarımı Shawn'ın eline geçirdim. O, bunu umursamıyormuş gibi bana destek olmaya devam ediyordu. "Shawn senin ceddini sikerim! Çıkmıyor bu! Bir daha hamile kalırsam seni kendi ellerimle öldürürüm." Shawn sözlerimi zerre umursamıyordu. "Bırakta senin ellerinde öleyim, kollarında öleceksem her ölüme razıyım." Sözleriyle daha fazla sinirlendim. "Şimdi romantik sözlerin sırası mı, puşt! Karın burada canlı ameliyat geçiyor sanki!" Bir kez daha ıkındığımda acıyla gözlerim kararmıştı, başım döndüğünde bayılmamak için büyük bir mücadele veriyordum. Son kalan gücümle küfür ederek ıkındığımda kasıklarımda büyük bir rahatlama ile kastığım bedenim gevşedi, daha sonra odayı yüksek sesli bir ağlama koptu, güneş batacağı sandığımız an da tekrar doğdu. Karanlık olan tüm yollar aydınlığa kavuştu, güneş görmemiş beyaz güller güneşi gördükten sonra tekrardan hayata döndü ve her şey tekrardan yaşanılabilir hâle geldi...
Göğüsüme koydukları küçük bedene hayranlıkla bakıyordum. Öyle çok güzeldi, öyle çok kusursuzdu ki kelimelerle anlatılabilecek bir şey değildi. Göğüsümde ağlayan küçük bedenin yanağına küçük bir öpücük bıraktığımda annesini hemen anlamış gibi ağlamayı kesti ve göğüsüme doğru sokuldu. Bu an yaşadığım tüm olumsuzluklara değmişti. Ellerimi kaldırıp minik bedene doladım, teni pamuktan farksız değildi. Bebek sonunda gözlerini açtığımda derin lacivertlerle karşılaşmam beni daha da duygulandırmıştı. Kızım, aşık olduğum adamın gözlerini almıştı, tıpkı Shawn'ın gözleri gibi, bakınca insanın tekrar bakası geliyordu. Yüz hatları benimkilerin kopyasıydı, dudakları ise Shawn'ın... Shawn'a baktığımda ağladığını görüyordum, bu ikinci defa ağlayışı olmuştu. Birisi annesinden yaşadığı olayları anlatırken, diğeri de şimdi. Nereden nereye gelmiştik, her şeye rağmen göğüs gerip bu an'a tanık olmuştuk. Bebeğimizi Shawn'a uzattığımda elleri titriyordu, bebeği ince bir cam gibi tutuyordu. Zarar göreceğinden korkarmışcasına tutuyordu. Bebeğimize kocaman bir sevgiyle bakıyordu. Gülümseyerek ikisini izledim. "İddiayı sen kazandın, kızımızın ismi ne olacak?" Shawn soruma tereddüt etmeden cevap verdi. "Sofia... Senin kadar bilge, benim kadar dobra olsun..." Kocaman gülümsedim. "Hayatımıza hoşgeldin, Sofia Rossi..." Shawn bunu öyle bir içtenlikle söylemişti ki minik Sofia'mızın hayatı şimdiden deli dolu geçeceği çok açıktı.
Bu güzel anımızı bölen Shawn'ın korumalarından biri oldu. Koruma üzgün bir şekilde bana bakıyordu. "Başınız sağolsun, Bayan Isabella. Anneniz vefat etti..."
Hayatımın tekrardan alt üst olacağından ve en büyük yıkımı yapacağımdan habersiz gelen haber karşısında kanımın donduğunu hissetmiştim...
