45. bölüm · SİYAH GÜL

Rossi Çifti

Bella Rossi

İçimde tahmin edilemeyecek türden hüzün ve öfke vardı. Bu kaçıncı ihanete uğrayışımdı saymaya unuttum, sürekli bir sevdiğim tarafından beklenmedik darbeler yemekten gerçekten çok yorulmuştum. Bu tahminen ne zaman bitecekti? İçimde ki yara ne zaman iyileşecekti? Tam kabuk tuttu iyileşiyor derken tekrardan kanamaya başlıyordu. Sanırım hiç bitmeyecek bir döngüydü...Arka bahçede veranda da otururken yanıma çoğu kişi gelip beni kontrol ediyordu ama hiçbirini dinleyecek gücüm kalmadığını hissediyordum. Bunlar arasından Shawn'da dahildi. Aklımın en köşesinde kilitli kutunun içine koyduğum o tüm olaylar tek bir darbeyle açılmıştı. Tutsak edilmiştim, oğlumun ölmesi, ablamın ölmesi, Ella'nın ölmesi, ruhen ölmem... Evet, ablamın intikamını almıştım ama bu beni hiç olumlu etmemişti. Clara'dan sonra en sevdiğim arkadaşımı kendi ellerimle öldürmüştüm, her ne kadar üzülsemde bir yanım da çok mutluydu. İğrenç bir çelişkideydim. Shawn'ın kollarını omuzlarıma dolayıp beni nazikçe göğüsüne doğru çekmesiyle biraz olsun düşüncelerimden ayrılmıştım. Başımı kaldırıp aşık olduğum o adama baktım biraz olsun rahatladıltan sonra tekrar başımı göğüsüne yasladım. "Ne zaman bitecek bu acı?" Onu görmesemde iç çekişini anlamıştı. "Biz mutlu bir sona geldiğimiz zaman..." Bir cümleyle her şeyi özetlemişti. "Peki ne zaman mutlu sona ulaşacağız?" Bizim için mutlu bir son mümkün müydü? İkimizde imkansızı istiyorduk. Shawn soruma doğru bir cevap bulamadı bu yüzden sessiz kalmayı tercih etti. Tam mutsuz sonumuza kabullenmiştim ki karnımdan gelen tekme ile içimde büyük bir umut ışığı oluştu, bebeğim benim için her zaman bir umut ışığı olmuştur. Tıpkı karanlıkta yolumu kaybettiğim an birden doğan güneş gibiydi. Gözümden mutluluk göz yaşları akın etmeye başladı, başımı kaldırıp Shawn'a baktım. "İkimizde çok yorulmadık mı?" Başını olumluca salladı. "Yorulduk." Shawn'ın elini alıp karnıma koydum. "Ama artık yorgunluğumuza değecek bir güneşimiz var..." Sözlerimle onunda gözleri doldu, karnımda ki eli yumuşak daireler çizerek içimde ki miniğimizi seviyordu. "Belkide yaşayacağımız güzel bir hayat bizi bekliyordur." Shawn'ın sözleriyle kocaman gülümsedim. Tam şuanda karanlık yolumuz aydınlanıp bizi doğru yolu göstermişti ama ikimizde bunun farkında değildik. Yaşamamız gereken bir sürü gün vardı, pes etmek Rossi ailesine asla yakışmaz. Bizim kitabımızda ne kadar mutsuzluk varsa bir o kadarda mutluluk vardı ama asıl amacımız mutsuzluğun ve mutluluğu eşitlemek değil, mutluluğun oranın arttırmaktı.
Shawn elini bana doğru uzattı. "Bu bir son değil, bu bir başlangıç. Mutluluğumuzun başlangıcı. Sen, Isabella Rossi. Mutlu olmaya benimle var mısın? Tüm olumsuzluklara karşı düşmeden savaşmaya var mısın?" Gözümden mutluluk göz yaşları tekrar akın etmişti. Shawn'la olan her şeyde mutluluk vardı, onunla mutlu da olmaya mutsuz da olmaya hazırdım. Tereddüt etmeden elini tuttum. "Seninle herşeye varım." Elinin içinden elimi güven verici bir şekilde nazikçe sıktı. Daha sonra kolları tekrar bedenime doladı. "Şimdi duygusal olmayı bırakalım. Clara, Larry ve o Koray piçi gitti, hadi gel birlikte oturma odamızda film izleyelim. Çatışmalı olanlarından." Shawn'ın sözleriyle kahkaha atmamak imkansızdı. Uzun zamandır Koray'a karşı çok sinirliydi çünkü her olayda Koray da oluyordu, Ben karımı koruyorum, senin o piçe gerek yok. Deyip duruyordu. Shawn'la birlikte ayağa kalktım, bugün hamileliğimin üçüncü ayı olmuştu, her geçen gün karnım daha da büyüyordu. Shawn yumuşak bir ifadeyle karnıma baktı. "Hamileyken o kadar güzelsin ki, yıllarca durmadan sana baksam yine de güzelliğine doymam." Eridim. Birlikte oturma odasına girdiğimizde gördüğüm şey ile donup kaldım. Her tarafta beyaz balonlar ve karanlığın içinde yanan mumlar vardı. İçimi sıcacık hissettiren şey ise gideceğim yol beyaz güllerle süslenmişti. Tam yürüyeceğim esnada Shawn'ın bir eli sırtımı diğer eli de bacağıma dolandı ve beni kollarına alarak ayaklarımı yerden kesti. Kıkırdayarak hemen kollarımı boynuna doladım. Shawn dudağıma tutkulu bir öpücük bıraktıktan sonra ön bahçeye çıktı, karşılaştığım manzara ile anında gözlerim doldu. Tüm sevdiklerim ve sevgili kocamın sevdikleri karşımdaydı. Yüzlerinde kocaman tebessümlerle bizi izliyorlardı, etrafa baktığımda burada da beyaz balonlar vardı. Ortam ağaçlara dolanmış beyaz led ışıklarla donatılmış samimi bir görüntü sunuyordu. Olmazsa olmaz olan beyaz güllerde vardı. Shawn beni kollarından nazikçe indirdiğinde mutlu ve şaşkın bakışlarım onu buldu. Shawn büyük bir aşkla bana bakıyordu. "Uzun zamandır iyi olmadığın için bugünü seçtik, doğum gününde doğum gününü kutlamadığımız için bunun telafi doğumun gününü yapmaya karar verdik." Sağ elimi tuttu ve alyansımın olduğu parmağımı öptü. "Geçmiş doğum günün kutlu olsun herşeyim, dünyam, varlığım, kıymetlim, beyaz gülüm. Sen benim zaafımsın, sen benim en büyük gücümsün. Bu hayatta iyiki dediğim tek bir şey var, o da eyfel kulesinin önünde çarpıştığımız gece. Meğersem o gece ben içimde sakladığım tüm iyi duyguları açığa çıkarmışım. Tek bir saniyesine bile pişman olmadım. İyi ki varsın Isabella, iyi ki hayatımda kocaman bir yer edinmişsin..." Ağlamam daha da artmıştı, dayanamayıp Shawn'a sıkıca sarıldım. Sevgi duygusunu iliklerime kadar hissetmiştim, gerçekten de güzel bir duyguymuş. Herkes sevgi duygusunu yaşamalıydı, ben başardıysam çoğu kişi başarırdı, başarmalıydı. Yaşadığınız tüm savaşlara değerdi sevgi...
Geri çekildiğimde bize bakan her bir yüzü inceledim, onlarda Shawn'ın konuşmasına etkilenmiş olmalı ki hepsinin gözü dolmuştu. Üç tane Shawn yaşlarında adam fark ettiğimde kaşlarımı çattım. Bunlarda kimdi? Shawn sorumu anlamış olacak ki hafifçe güldü. "Bunlar benim kardeşlerim, daha yeni öğreniyorsun çünkü yurt dışında özel operasyondaydılar." Kaşlarım daha da çatılmıştı. Shawn, esmer, yeşil gözlü ve burnu hafif kemerli olan adamı işaret etti. "Benden sonra doğan kardeşim olan Alex." Alex'den sonra ki gelen kardeşini işaret etti. Bu ikisinden daha farklıydı, Shawn'a daha çok benziyordu. Buğday tenli, mavi gözlü, esmer ve iri cüsseliydi. "Bu kardeşim ise Kris." En sonuncuyu işaret etti. Bu ise kahverengi gözlü, buğday tenli, diğer abilerine göre iri cüsseli değildi, ayrıca gözlük takıyordu. "Bu kardeşimde Jake." Başımı olumluca salladım, yanlarına gittiğimde hepsiyle tanıştım ama Kris çok çapkın ve rahat bir kişiliği vardı, diğerleri ise abilerinin karısı olduğum için olması gereken mesafede konuşmuşlardı. Etrafa bakındığımda Larry ve Clara yoktu, iki gün sonra düğünleri olacaktı sanırım hazırlık yapmaktan gelecek zamanları yoktu. Annemi görünce kocaman gülümsedim, böyle bir günde kesinlikle anne kucaklamasına ihtiyacım vardı. Annem de beni görünce hemen yanıma geldi. "Isabella'm..." Bunu öyle bir içtenlikle söylemişti ki içim sıcacık oldu. Kollarını hemen bedenime sardı, kollarında ki sıcaklık yerli yerindeydi. Asla değişmiyordu. Bende anneme sarılınca küçüklüğüme döndüm, mutlu ve mutsuz günlerimde yanımda olan hep oydu, şimdide öyleydi ama artık kocamda vardı. Geri çekildiğimde elini karnıma koydu, gözleri gururla dolmuştu. "Kızımın artık kendi çocuğu olacak. Artık sende bir annesin Isabella. Seninle o kadar çok gurur duyuyorum ki..." Gözünden bir damla yaş yanaklarına doğru süzüldü. Gülümseyerek annemin göz yaşlarını sildim. "Senin gibi bir anne olacağıma söz veriyorum..." Tüm sevdiklerimle doyasıya vakit geçirdikten sonra herkes evine gitmişti, bana verilen hediyeleri düzenliyip makyaj aynamın yanında diziyordum. Bir kaç dakika sonra Shawn elinde küçük bir kutuyla yatak odasına girdi. Bir kolunu belime atıp hediyeyi kibarca bana uzattı. "Sıra kocanın hediyesinde." Küçük kutuya baktım, gülümseyerek kutuyu elime aldım, kutunun kapağını açtığımda gördüğüm şey ile donup kaldım. Kutunun içinde bir belge vardı, kutuyu makyaj aynamın üstüne koydum ve belgeyi elime aldım okuduğum her bir cümlede gözlerim doluyordu. Shawn, Türkiye'de benim üzerime kadınlar için koruma sağlayacak bir bina dikmişti, bu bina adalet binasının tam karşısına kurulmuş, ayrıca dikilen bina adalet binasından daha büyük ve görkemliydi. Binanın başında ise kocaman ateş simgesi vardı. Benim simgem... Şaşkınlıkla Shawn'a baktım, resmen kilitlenip kalmıştım. Shawn bu hâlime gülümsedi. "Bitti mi? Tabiki de hayır." Cebinden daha önce görmediğim bir araba anahtarı çıkardı. "Garajda seni bekliyor, gidip görmek ister misin?" Tepki vermeden Shawn nazikçe elimi tuttu ve garaja indik. Garaj kapısı açıldığında gördüğüm araba ile ağzım beş karış açıldı. "Bu hiç bir arabaya ait değil, senin için baştan araba tasarladım. Bu araba dünyada sadece bir kişide var. Yani sadece sende." Duyduklarım ile gerçekten aklımı kaybetmiştim, arabaya doğru ilerledim. Arabanın bir plakası yoktu sadece IR yazıyordu yani Isabella Rossi oluyordu. Arabanın markası olmadığı için kaputta yine ateş simgem vardı ama logo sarı küçük elmaslarla tasarlanmıştı. Bu logoyu satsak rahat bir ülkeyi satın alabilecek değerindeydi. Araba siyahtı ve şekli Porsche benziyordu. Ek olarak arabada turbo motor vardı yani maksimum hızı beşyüzdü. Bakışlarım Shawn'ı buldu. "Sen delirmişsin!" Sesim etkilenmiş türden çıkmıştı, Shawn kocaman gülümsedi. "Bir sana deliyim." Dayanamayıp kollarına atladım. "Bunlar çok güzel hediyeler ama asıl güzel olan hediye senin benimle olman, senin sevgin, senin aşkın. Benim için güzel bir hediye budur. Ne eksik ne fazla..." Sözlerimi tutkulu öpücüklerle mühürledim.

Bizim aşkımız kitaplara, sözlere, dünyaya sığmayacak türdendi. Ne kadar anlatırsak anlatalım asla bitmezdi. Bizim aşkımız her gün daha da yeşeriyordu ve çiçek açıyordu. Shawn'la olan her şey katlanabilinirdi....