56. bölüm · Midnight Memories
56. Bölüm: Pastanedeki Felsefe ve Cennet Bahşişi
Deniz kokusunun dalga seslerine karıştığı o tanıdık sahil kafesinde, Saylox ve Gözer karşılıklı sandalyelere oturdular. Saylox, merakını daha fazla dizginleyemeyerek oturduğu an masaya doğru eğildi:
"Demin okul çıkışında, 'Kötülük olmadan iyilik olmaz' dedin. Ne demeye çalıştın? Hiç anlamadım, lütfen anlat, anlat, anlat!"
Gözer, onun bu çocuksu ve sabırsız heyecanına bakarak hafifçe gülümsedi: "Ben de seni dışarıdan ağırbaşlı, yavaş birisi sanmıştım... Önce siparişlerimizi verelim, sonra konuya geçeriz."
Tam o sırada yanlarına gelen garsona dönen Gözer, oldukça rahat bir tavırla, "Bana bir latte, yanında köstebek pastası... Sonrasında da bir limonata alayım," dedi.
Saylox ise menüye bakarak içinden büyük bir ikileme düştü: "Ne almalıyım acaba? Ben hayatım boyunca hiç besine, yemeğe ihtiyaç duymadım ki..."
Ceketinin altından Deather Kılıcı’nın zihinsel sesi hemen araya girdi: "Sütlaç ve limonata söyle melek bozuntusu."
Saylox içinden sordu: "Güzel mi ki?"
"İkisini bu kafede çok övüyorlar," dedi kılıç bıkkınlıkla. "Hem ben bir kılıcım, bir şeyler tüketip tadına bakamam. Benim yerime de ye işte."
Saylox kafasını kaldırıp garsona baktı: "Ben de bir sütlaç ve bir limonata alayım." Garson siparişleri not edip, "Tamamdır efendim," diyerek masadan ayrıldı.
Gözer, Saylox’un bu seçimini inceleyerek, "Çok sadesin," dedi.
Saylox göğsünü kabarttı: "Ben zaten son derece sade ve saf birisiyim. Sonuçta ben Melek Hükümdarıyım... Gerçi bazıları bana Meleklerin Hükümdarı da derler."
Gözer, bu iddialı söz karşısında eğlendiğini gizlemeyerek, "Sanırım melekleri çok seviyorsun?" diye sordu.
"Melekleri kim sevmez ki?" dedi Saylox hayranlıkla. "Her melek kusursuzdur, mükemmeldir."
Gözer’in simsiyah gözlerinde sinsi bir parıltı belirdi, geriye yaslanıp sordu: "Öyle mi? Peki, her melek gerçekten iyi midir?"
Saylox hiç tereddüt etmeden, "Evet," dedi.
"O zaman Lucifer’ı hiç bilmiyorsun," dedi Gözer, sağ gözünün altındaki o ufak siyah noktaya dokunarak.
Saylox kaşlarını kaldırdı: "Lucifer bir şeytan."
"Ama eskiden değildi," diyerek lafı gediğine koydu Gözer. "Eskiden o da tıpkı sizler gibi bir melekti. Kendisi insanlara itaat etmediği ve yaratıcıya karşı geldiği için şeytan oldu. Yani, kendi nefsine yenildi. Bu durum senin o 'her melek mükemmeldir' teorini tamamen altüst ediyor."
Saylox, hiç bozuntuya vermeden net bir mantık yürüttü: "Hayır, altüst etmiyor. Kendisi, fark ettiysen artık bir şeytan. Eğer tüm o kötülüklerine rağmen hala bir melek olarak kalmaya devam etseydi, işte o zaman dediğin doğru olurdu."
Gözer, bu zekice savunma karşısında başını hafifçe salladı: "Tamam, bunu kabul ettin diyelim... Şeytanlar kötü olduğu için sizler iyi olmuş oldunuz, öyle değil mi?"
Saylox anlamayarak, "Nasıl yani?" diye sordu.
Gözer, "Kendin kabul ettin işte," dedi. "Demin ne dedin? Onlar kötü oldukları için ceza aldılar ve şeytan oldular. Peki melekler? Onlar o şeytanlar gibi olmadılar ve böylece 'iyi' olarak kalmış oldular. Bu aslında her şeyin başlangıcı..."
Aydınlığın Yolu ve Saf Gerçek
O sırada garson tepsisiyle geldi, sütlacı, pastayı ve limonataları masaya bıraktı: "Başka bir isteğiniz var mı efendim?"
Gözer, "Şimdilik bu kadar, teşekkürler," dedi ve garson masadan uzaklaştı. Gözer hemen tatlısından bir kaşık alıp sordu: "Bak mesela, ben şuan ne yaptım?"
Saylox, sütlacından ilk kaşığını alırken cevap verdi: "Garsona başka bir isteğinin olmadığını nezaketle söyledin."
"Peki, ben o garsona durduk yere hakaret etseydim, şuanki hareketim yine 'iyi' olarak görünür müydü?" diye sordu Gözer. "Yani demem o ki; bir şeyin iyi sayılabilmesi için, onun zıttı olan kötülüğün orada bir seçenek olarak durması gerekir. Ne demek istediğimi anladığını varsayıyorum."
Saylox, limonatasından bir yudum alıp düşündü: "Ama bu bahsettiğin çelişkiler, Aydınlığa giden yolda asla olmaması gereken şeyler."
Gözer şaşırarak, "Aydınlığa giden yol mu?" dedi alayla. "Bence bu evrende Aydınlık diye bir şey yok."
Saylox ciddileşerek kıza baktı: "Bence çok büyük yanılıyorsun Gözer. Aydınlık kesinlikle var. Ve Aydınlığa ulaşmak, bu yaratılmış tüm evrenlerdeki en yüce, en iyi yaşantı yoludur."
Gözer, merakla sordu: "Aydınlık tam olarak nedir Saylox?"
"Aydınlık... Kendini tamamen iyiliğe, adalete adayıp mükemmel bir varlık olmaktır," dedi Saylox inançla. "Ve bu kutsal yolda kazandığın o muazzam güç, seni her şeyin en iyisi yapar."
Gözer, Saylox’un yüzünü dikkatle inceledi: "İnsani bir vücudun var ama... İçinde tamamen bir melek ruhu taşıyorsun."
Saylox gururla gülümsedi: "Eee, zaten meleğim."
Gözer kıkırdadı: "Melekler insanlara böyle uluorta gözükmezler Saylox. Çünkü onlar ilahi, gizemli varlıklardır."
Gözer, bu tatlı sohbetin ardından tabağındaki köstebek pastasını ve lattesini hızlıca bitirdi. Çantasını omzuna takarak ayağa kalktı: "Yarın okulda görüşürüz. Seninle bu felsefi konuları konuşmak gerçekten çok zevkliymiş."
Gözer, masadan kalkmadan önce şefkatli ve sinsi bir hamleyle Saylox’un kafasını okşadı: "Tekrar görüşmek üzere..." dedi ve kafeden yürüyerek uzaklaştı.
Cennet Altını ve Büyük İstifa
Saylox, Gözer’in arkasından bakarak kendi kendine yemin etti: "Aydınlığın en iyi, en kusursuz yol olduğunu hem Rei’ye hem de bu Gözer’e kesinlikle kanıtlayıp göstereceğim!"
Deather Kılıcı ceketinin altından sinirle söylendi: "Planından, o çocukları bulma görevinden çok fazla sapıyorsun melek bozuntusu... Dikkat et kendine, bu kızda çözemediğim tuhaf bir şeyler var."
Saylox neşeyle, "Hallediceğim ben, sen sadece beni izle," dedi.
O sırada garson masaya yaklaşarak hesabı bıraktı. Saylox, masadaki kağıda bakıp kılıca sordu: "Bu... Nasıl ödeniyor?"
Kılıç iç çekti: "Para ile ödeniyor tabii ki."
Saylox üstünü aradı: "İyi ama benim yanımda para yok ki... Sadece Cennet’ten dünyaya gelirken yanıma hatıra olarak aldığım iki parça saf altın var. Bunlar yeterli olur mu?"
Deather Kılıcı şoke olarak fısıldadı: "Yeterli olur mu ne kelime! Fazlasıyla yeterli olur! Burada altın, kağıt paradan çok daha üstün ve değerlidir."
Saylox, "Güzel o zaman," diyerek ceketinin cebinden çıkardığı parıl parıl parıldayan iki parça büyük saf altını hesabın tam üstüne bıraktı. Ardından rahat bir tavırla ayağa kalkıp kafeden yürüyerek çıktı.
Onlar çıktıktan hemen sonra masayı temizlemeye gelen garson, hesabın üzerindeki iki büyük saf altını görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. Elleri titreyerek altınları eline aldı, gerçek olup olmadığını anlamak için ısırdı. Heyecandan ve sevinçten çıldırmak üzereydi. Kendi kendine deli gibi fısıldadı:
"Aman tanrım... Bu... Bu gerçek saf altın! Bu kadar büyük bir bahşiş... Benim tam 10 yıl boyunca hiçbir iş yapmadan, kral gibi yaşamama fazlasıyla yeter! Bittiiii! Artık köle gibi çalışmak bitti! Şu saniyeden itibaren istifa ediyorum!" Garson önlüğünü fırlatıp sevinç çığlıklarıyla kafeden dışarı fırladı.
