35. bölüm · Midnight Memories
35. Bölüm: Yarım Kalan Sözleşme ve Büyük Kumar
Karanlık Alan'ın kumları üzerinde canlanan anılarda, genç Winder’ın çölün dört bir yanında çaresizce haykırışı yankılanıyordu: "AURA! AURA!"
Ancak sisler ne büyüyor ne de güçleniyordu. Winder, "Bölgemi korumam lazım... Ama nasıl? Nasıl düzgünce güçleneceğim?" diyerek kendini yıllarca amansız bir eğitime adadı. Zaman acımasızca aktı. Yıllar yılları kovaladı ve Winder nihayet 40 yaşına bastı. Gücünde az da olsa bir yükselme yaşanmıştı; o süre zarfında bölgesine yapılan tüm küçük baskınları sinsi aurası ile kolayca püskürtmeyi başarmıştı.
Ancak bir gün, çölün ufkunda o lanetli beyaz sisler yeniden belirdi.
Winder öfkeyle öne fırladı: "AURA!"
Fışkıran siyah sisler, beyaz dalgayı sınır hattında durdurdu. Bu sefer içeri girmelerine izin vermiyordu ama siyah sisler muazzam şekilde zorlanıyor, beyaz sislere diş geçiremiyordu. Winder dişlerini sıktı, tüm damarları patlayacak gibi oldu: "AURA! AURA! AURA!" diye ardı ardına haykırdı.
Siyah sisler o kadar muazzam bir yoğunluğa ulaştı ki, çölde göz gözü görmez oldu. "Bu sefer kendim halledeceğim!" diye bağırdı Winder. Fakat tam o anda korkunç bir şey oldu; Winder'ın kontrolündeki tüm siyah sisler bir anda beyaza döndü! Kontrolü kaybeden Winder, kendi aurasının elektriksiz darbeleriyle ağır hasar alarak kumlara yığıldı ve bilincini kaybetti.
Beyaz sisler köyün merkezine bir sel gibi aktı. Çöl halkından sadece birkaç kişi kaçmayı başarabilmişti; Winder hariç geriye kalan herkes oracıkta can verdi.
Mühürlenen Ruh ve Dünyaya İniş
Winder gözlerini tekrar açtığında, artık fiziksel bir bedene sahip değildi. Sonsuz uzay boşluğunda, saf bir karanlık sis formunda süzülüyordu. Tam karşısında ise o devasa, pürüzsüz maskesiyle Black Eye duruyordu.
Black Eye’ın sesi boşlukta çınladı: "Ruhun temiz ve merhametli olsa da, ölümlü vücudun daha fazla Aura yayamıyor. Bu zayıf bedenle Aura Hükümdarlığını hakkıyla yapamazsın."
Sis formundaki Winder dehşetle sordu: "Sen de kimsin? Burada ne arıyorum? Ben... Ben neye dönüştüm?!"
Black Eye tek bir parmağını şıklattı. O an Winder’ın zihnine çölde öldüğü iki hayatı, Black Eye ile yaptığı ilk sözleşme ve kaybettiği halkının anıları birer yıldırım gibi çaktı. İhanete uğradığını hisseden Winder acıyla inledi: "Ben... Ben yine mi başarısız oldum?"
Black Eye cevap vermedi. Parmağını soğukkanlılıkla bir kez daha şıklattı. Winder’ın sisli ruhu, evrenin ücra bir köşesindeki ıssız bir gezegene fırlatıldı ve oraya mühürlendi. Çıkışı yoktu.
Kaderine terk edilen Winder, o yalnız gezegende uzun yıllar boyunca yaşadı. Sisli görüntüsünü zorlayarak insan formuna dönüştürmeye çalışıyor, kumlardaki o kayıp benliğine benzemeye çalışıyordu. Aklında ise tek bir düşünce vardı: Black Eye’ın ona yaptığı bu muazzam haksızlık ve yarım kalan sözleşme...
Yüzyıllar sonra bir gün, o gezegene yıkımın bizzat kendisi, Sun geldi. Sun ile Winder arasında kozmik bir dövüş koptu. Dövüşün sonunda Sun tüm gezegeni havaya uçurdu; ancak bu muazzam patlama, Winder’ın üzerindeki kadim mührün de kırılmasına yol açtı.
Serbest kalan sis formu doğrudan dünyaya indi. Gücünü toplayabilmek için İnvicible’ın bedenini ele geçirdi, ardından intikam planlarının ilk adımı olarak Alya’yı sinsi aurasıyla hasta etti ve günümüze kadar ulaştı...
Taht Odasındaki Hesaplaşma
Winder’ın zihnindeki canlandırma aniden kesildi. Sonsuz çöl ortamı bir anda yarılarak yerini devasa, karanlık bir Saraya bıraktı. Winder, illüzyonun içinde 15 yaşındaki o ergen haliyle görkemli bir tahtta oturuyordu.
O sırada, ağızları mühürlü seyircilerin arkasından yavaş ama kararlı adımlarla Karanlık Rei belirdi. Gözlerindeki katran karası nefretle tahta baktı: "Alya’nın ölümüne sebep olan o aşağılık kişi... Sen misin?"
Tahtta oturan genç Winder alayla gülümsedi. "Ona ulaşamamamı bile sağladım. Her şey benim planımdı."
Karanlık Rei daha fazla kelime duymak istemiyordu. Sağ kolunu hırsla ileriye doğru uzattı. O an, tribünde Deatse'nin elinde duran Deather Kılıcı, muazzam bir çekim kuvvetiyle bir anda sahibini satarak Karanlık Rei’nin eline uçtu!
Winder tahtından doğruldu, kollarını iki yana açtı: "Hadi, yap! Yok et beni! Ben geçmişin bu bitmeyen ızdırabından kurtulayım, sen de benden kurtul!"
Karanlık Rei, Deather Kılıcı’nı gökyüzüne doğru kaldırdı. Tam ağzını açıp "Ölüm..." diyeceği an, göğsünden gelen sarsıntıyla bir anda yere doğru kapaklandı ve ağzından simsiyah bir kan kustu. Vücudu zihin savaşının yükünü daha fazla kaldıramıyordu.
"Rei!" Deatse panikle ileri atıldı. Ancak Karanlık Rei, babasını sert bir hamleyle kenara itti.
Winder tahttan kahkaha attı: "Beni yok edecek kadar hala güçlü değil misin çocuk?"
Şeytani Anlaşma
Deatse, dökülen kanı görünce gözlerindeki tüm babalık şefkatini kaybetti; bir Hükümdar'ın mutlak öfkesi yüzüne yerleşti. "Artık burada ben varım!" diye gürledi. "Ben Ölüm Hükümdarıyım! Ve sen, Winder denilen sinsi yaratık..."
Deatse, yerdeki Deather Kılıcı’nı kavradı. "Hangi cüretle benim oğlumu bu kadar zorlarsın?!"
Winder sadece gülümsemekle yetindi. Tam o esnada, kumların arasından ağır adımlarla yürüyen Docelo araya girdi: "Tuzağa düşüyorsun, Ölüm Hükümdarı."
Deatse, kılıcı doktorun boğazına doğru çevirdi: "Sana karış diyen oldu mu doktor?!"
"Amacım kötü değil," dedi Docelo sakin bir sesle, gözleri delice parlayarak. "Sadece... Ufak bir anlaşma karşılığında, siz hiç yorulmadan bu sisli adamı tamamen yok edebilirim."
"Bu benim işim, benim intikamım!"
Docelo omuz silkti. "Bu dövüş uzarsa herkes hasar alır. Hem görünüşe göre, oğlun Rei’nin durumu da hiç iyi değil, her an bilincini tamamen kaybedebilir."
Deatse, yerdeki Rei’nin titreyen bedenine baktı. Dişlerini sıkarak sordu: "Ne istiyorsun?"
"Ufak bir iyilik..." dedi Docelo, yüzünde sinsi bir tebessümle. "Ama isteğimi şimdi söylemenin bir manası yok. Zaten sizin gibi koskoca bir Ölüm Hükümdarı’nın bu dileğimi gerçekleştirmesinde hiçbir sorun olacağını sanmıyorum."
Deatse çaresizce, "Sadece ufak bir iyilik..." diyerek elini uzattı.
Docelo da elini uzattı: "Sadece ufak bir iyilik."
İkisinin elleri havada buluştuğu an, ruhlarından fışkıran gizli, ruhani bir zincir bileklerini birbirine sıkıca bağladı. Sözleşme mühürlenmişti.
Docelo, elini serbest bırakıp Deatse’ye baktı: "Şimdi... Deather Kılıcı’nı kısa süreliğine alabilir miyim?"
Deatse, kılıcı doktorun uzanan eline bıraktı. Docelo, Deather Kılıcı’nı parmaklarının arasında çevirerek tahtta oturan Winder’a döndü. Gözlerindeki o eski Vampir Avcısı deliliği yeniden canlanırken sırıttı:
"Nerede kalmıştık en son, ha Winder?"
