31. bölüm · Midnight Memories
31. Bölüm: Çölün Ortasındaki Çocuk
Docelo, arenanın darmadağın olmuş merkezinde durdu, iki yumruğunu da büyük bir delilikle havaya kaldırdı. Gözlerindeki vahşi parıltıyla yumruklarını birbirine sertçe vurdu: "Power Damage 2.0!"
Bu hamleyle birlikte yeraltı dünyasının temelleri sarsıldı. Muazzam bir şok dalgası arenayı, duvarları, sütunları tuzla buz ederek her yeri tam bir harabeye çevirdi. Güvenli kulübesinden dışarı fırlayan Yapio, kafasını tutarak içinden, "Böyle anlaşmamıştık, burayı yerle bir edecekler!" diye feryat etti. Hemen mikrofona sarılarak bağırdı: "Maç iptal olmuştur! Arena yıkılıyor!"
Docelo, toz bulutunun içinden kahkaha attı. "Hayır! Maç iptal falan olmadı. Bu savaş sadece birimizin ölümü ile sonlanacak!"
Seyirciler neye uğradığını şaşırmış bir halde, çöken tavan parçalarından kaçarak kenarlardan savaşı takip etmeye çalışıyorlardı. O kargaşada Deatse ve Deather Kılıcı, maçın gürültüsünü tamamen göz ardı edip yeniden harabelerin arasında Rei’yi aramaya koyulmuşlardı.
Sisin Arkasındaki Gerçek
Docelo, sislerin yoğunlaştığı noktaya doğru bağırdı: "Hadi Winder! Bana bu kadarcık gücün olduğunu söyleme, hüsrana uğratıyorsun!"
Winder, öfkeyle kapkara sislerini doğrudan Docelo’nun üzerine gönderdi. Ancak Docelo kaçmadı; kollarını iki yana açıp hareketsizce bekledi. Sisler Docelo’nun etrafını sarıp onu boğmaya, akciğerlerini karanlıkla doldurmaya çalıştı. Dakikalar geçti ama Docelo bir türlü boğulmıyordu; vampir avcısı modu vücudundaki tüm insani zayıflıkları kapatmıştı.
"Hadi, daha sert saldır!" diyen Docelo, yerden devasa bir arena parçasını kopardığı gibi Winder’ın sis bulutuna doğru fırlattı. Taş pargası sisin içinden geçip gitti. Sis gaz olduğu için fiziksel darbe almıyordu ama Docelo bunu durmaksızın, deli gibi tekrarlıyordu; sürekli beton parçalarını sise fırlatıyordu. Winder ise sis formunda hiçbir şey yapmadan, Docelo’nun bu anlamsız görünen çabasını izliyordu.
Docelo içinden güldü: "Ne salak biri... Kendisinin sis formunda diye yenilmez olduğunu sanıyor. Ama unuttuğu bir şey var, kendisi bir Hükümdar bile değil!"
Docelo bir kez daha bağırdı: "Hey Winder! Sen en son ne zaman bir Hükümdardın?!"
Winder’dan cevap gelmedi. Sessizlik odayı gererken Docelo vahşi bir gülümsemeyle devam etti: "Beklentimi karşıladın... Ama yoluma çıktın. Maalesef benim yoluma çıkan herkes yok oluşu değil, sonsuz acıyı hak eder!"
Karanlık Alan ve Sonsuz Çöl
Winder’ın sabrı taşmıştı. "Öyle mi?!" diye gürledi sissiz ses.
Winder'ın sinsi sisleri bir anda patlayarak tüm arenayı, tribünleri, her şeyi ve herkesi içine aldı. Göz kırpma süresinde yayılan bu yoğun dalga, oradaki herkesin bilincini anında kapattı. Herkes aynı saniyede yere yığıldı.
...
Herkes gözlerini açtığında, artık yeraltı dünyasında değillerdi. Tepelerinde kavurucu bir güneşin parladığı, ucu bucağı görünmeyen devasa bir çölün tam ortasındaydılar. Etrafta ne bir duvar vardı ne de bir çıkış. O sırada gökyüzünden Winder’ın o yankılı sesi duyuldu:
"Acıyı kim hak ediyormuş görün bakalım şimdi!"
Deatse, üstündeki kumları silkeleyerek doğruldu. "Biz... Biz nereye geldik?"
Kılıç formundaki Deather Kılıcı, kumlardan parıldayarak cevap verdi: "Sanırsam Karanlık Alan’dayız Deatse."
"Karanlık alan mı?" dedi Deatse şaşkınlıkla. "Buradaki zamanın gerçek dünyaya kıyasla hiç akmadığını biliyorsun. Çıkış sadece Winder denen adamda mı yani?"
"Evet," dedi kılıç. "Sadece onda."
Deatse panikle etrafına bakındı. "Belki... Belki Rei de buraya sürüklenmiştir, değil mi?"
Deather Kılıcı, çölün dört bir yanına dağılmış, baygın uyanan yüzlerce seyirciyi işaret etti. "Etraf çok kalabalık ve darmadağınık. Onu bu kalabalıkta bulmak şu anlık zor. En iyisi direkt şu Winder’ı bulup burayı patlatmak."
Aynı dakikalarda Docelo da kumların içinden ayağa kalkmıştı. Üstünü temizlerken sırıttı. "Karanlık Alan demek..." diye geçirdi içinden. "Bende bu kadar güçsüz olmasını beklemiyordum. Eğer biraz daha iyi dövüşürsen, belki beni buradaki acıyla tatlıya doyurursun Winder."
Görünmeyen Tehdit
O sırada, tavan kirişlerinden çöle düşen Saylox, birkaç metre ilerisinde duran küçük bir karaltıyı fark etti. Gözlerini kısarak o yöne doğru yürüdü.
"Şuradaki çocuk da kim?" diye mırıldandı Saylox.
Çölün ortasında, tek başına duran bir çocuk vardı. Esmer tenli, siyah saçlı, normal uzunlukta saç kesimine ve simsiyah gözlere sahip, en fazla 5 yaşlarında görünen küçük bir çocuk... Çocuğun bakışları o kadar boş ve karanlıktı ki, çöle yayılan o devasa auranın kaynağı sanki onun minik bedeniydi.
Saylox’un sorusu çölde yankılanırken, gökyüzünden Winder’ın kibirli ve buz gibi sesi son kez duyuldu:
"O benim."
