45. bölüm · Midnight Memories
45. Bölüm: Kuklanın İpleri ve Kapanan Perde
Deatse, düştüğü çöl kumlarının arasından bir ölüm silsilesi gibi hırsla ve muazzam bir hızla yeniden doğruldu. Eski unvanının getirdiği o gurur, iki parmakla yere serilmeyi asla hazmedemiyordu. Elindeki Deather Kılıcı’nı ölüm enerjisiyle besleyerek Black Eye’a doğru tekrar vahşi bir saldırı başlattı. Ancak sonuç yine değişmedi; Black Eye, sanki önemsiz bir sineği savurur gibi elinin tersiyle minik bir hareket yaptı ve Deatse’yi aynı acımasız şok dalgasıyla bir kez daha toprağın derinliklerine fırlattı.
Tam o sırada, sahada ağır yaralı halde duran Melek Hükümdarı Saylox, kanatlarını zorlukla açarak öne doğru atıldı. Doğrudan Black Eye’ın karşısına dikildi. Gözlerinde saf bir kibir ve hırs parıldıyordu: "Seni eğer burada, tek başıma yenersem... Kadim Excaltan’dan bile çok daha üstün bir melek olduğumu tüm evrene kanıtlamış olurum!"
Black Eye, karşısındaki meleğin bu büyük laflarına ne bir cevap verdi ne de mimik oynattı. Sadece sağ elinin başparmağını yavaşça yere doğru indirdi.
Bu minik el hareketiyle birlikte, Saylox’un üzerine tonlarca ağırlıkta görünmez bir kozmik baskı çöktü. Melek, tek bir darbe bile alamadan, havada çaresizce çırpınarak büyük bir gürültüyle çölün zeminine çakıldı ve hareket edemez hale geldi.
Deatse, Docelo'nun verdiği o gizemli yeni vücudun sınırlarını zorlayarak üçüncü kez ayağa kalktı ve tüm gücüyle şansını tekrar denedi. Ancak Black Eye, adeta bir tanrının bir ölümlüyle eğlenmesi gibi, Deatse’yi bir kez daha aynı rahatlıkla yerin dibine sapladı.
Deatse yerde acı içinde soluklanırken, elindeki Deather Kılıcı tir tir titreyerek seslendi: "Deatse! Bırak inat etmeyi! Şu aptal veledi (Rei) ve baygın meleği al da hemen buradan kaçalım!"
Deatse dişlerini sıktı: "Kaçsak ne yazar Deather Kılıcı?! Eğer bu lanet olası Black Eye’ı burada durduramazsak, evrendeki tüm sorunlar ve felaketler büyüyerek devam edecek!"
Deatse, yeni bedenden fışkıran tüm otorite gücünü sesine toplayarak bütün gücüyle haykırdı: "BLACK EYE, DUR!"
Ancak Black Eye durmadı. Deatse'nin emri havayı yardığı salisede, Black Eye’ın bedeni saniyeler içinde yoğun, zifiri karanlık bir sise dönüştü. O kara sis, çöl ormanının üzerinde bir anlığına dalgalandı ve bir anda tamamen kaybolup gitti. Arkasında sadece boş bir rüzgâr bırakmıştı.
Deatse, şaşkınlıkla etrafı taradı: "Kaçtı..."
Deather Kılıcı derin bir nefes alarak mırıldandı: "Böylesi bizim için çok daha iyi oldu Deatse. En azından o büyük belayı şimdilik başımızdan salmış olduk."
Son Raunt: Kukla Winder
Fakat huzur sadece birkaç saniye sürdü. Black Eye’ın gittiği yerin tam ortasında, hava aniden yeniden ağırlaştı ve sinsi kapkara sisler oluşmaya başladı. Sislerin kalbinden, Winder’ın o tanıdık, boğuk ve yankılı sesi duyuldu:
"Evet... Son raunt! Siz az önce beni kendi ellerinizle yok etmediniz, o lütfu bana çok gördünüz. Ama hiç sorun değil; ben şimdi size bu yok oluş lütfunu kendi ellerimle bahşedeceğim!"
Deatse, yerdeki kılıcını sıkıca kavrayıp ayağa kalkarken içinden durumu anında çözmüştü: "Black Eye'ın Winder'ı az önce içine çekip, şimdi buraya bilerek ve isteyerek geri bıraktığı çok belli. Bu tamamen bir piyon hamlesi."
Deatse sise doğru fısıldadı: "Burada yapmam gereken tek bir şey kaldı, o da seni tamamen öldürmek!"
Deatse, bir önceki bölümde Winder’ı saf dışı bırakan o meşhur taktiği ve hamleleri hiç vakit kaybetmeden tekrar uygulamaya koyuldu. Ancak Deatse daha büyü gücünü tam salmamışken, Winder’ın sis formu bir anda havada kaskatı kesildi ve tamamen hareketsiz kaldı.
Winder, ne olduğunu anlayamayarak panik içinde çığlık attı: "Bana... Bana ne oldu böyle?! Nasıl tek bir milim bile hareket edemem, nasıl hareketsiz kalırım?!"
Deatse, elinde Deather Kılıcı ile sise doğru adım adım yürürken durumu acı bir gülümsemeyle açıkladı: "Black Eye seni buraya bırakırken, seni kendi iradesiyle bilerek hareketsiz bıraktı Winder."
Winder dehşet içinde sarsıldı: "Nasıl olabilir bu?! Neden?!"
Deatse’nin sesi buz kesti: "Sanırım senin kendi isteğinle tamamen yok olmanı istemiyor. Aksine, senin tekrar ölüp ruhunun ona dönmesini istiyor; bu sayede onun kölesi olarak ona sonsuza kadar tekrar hizmet edebilesin diye... Ve maalesef Winder, bugün onun istediği şey tam olarak gerçekleşecek."
Deatse, kılıcını havaya kaldırdı ve mutlak bir soğukkanlılıkla emretti: "ÖLDÜR!"
Deather Kılıcı’ndan çıkan ölümcül bir enerji dalgası silsilesi sisi ortadan ikiye yardı. Winder’ın o acı dolu sesi anında tamamen kesildi. Yok olan ruhunun kalıntıları, kapkara bir duman halinde gökyüzüne, yani Black Eye'ın karanlık boyutuna doğru süzülmeye başladı.
Deatse, yukarı doğru uçup giden dumanlara bakarak mırıldandı: "Eğer en başında bize hiç bulaşmasaydın, belki gerçekten kendi yöntemlerinle yok olup huzura kavuşabilirdin Winder. Ama şimdi... Şimdi eskisinden çok daha güçlü bir şekilde tekrar Black Eye’ın mutlak malı ve kölesi oldun."
Deather Kılıcı sordu: "Ne yani, o sinsi parazite gerçekten üzülüyor musun?"
"Hayır," dedi Deatse net bir sesle.
"O zaman," dedi Deather Kılıcı, "Şu aptal velet Rei ile yerdeki baygın meleği (Saylox) yanına al da bir an önce dönelim buradan. Sahne kapandı."
Kayıp Bilim Adamı
Deatse, Rei’yi omzuna alıp Saylox’u da doğrulturken birden etrafta bir eksiklik fark etti: "Peki ya... Docelo nerede?"
Gözlerini çöl ormanının derinliklerine çevirdi ama Docelo’dan geriye ne bir iz ne de beyaz önlüğünün tek bir parçası kalmıştı. Dahi adam, Black Eye’ın gelişi ve gidişi arasındaki o kargaşada ortalıktan tamamen kaybolmuştu.
Deatse, içinde bulunduğu o yeni, kusursuz bedene hafifçe dokunarak ormanın çıkışına doğru yürümeye başladı. Dudaklarından dökülen son kelimeler, yaklaşan yeni bir fırtınanın habercisiydi:
"Umarım bana verdiğin bu yeni vücut... Arkasından ağlayacağım sinsi bir tuzak değildir Docelo."
