1. bölüm · Mavi ve Siyah

Giriş

Amaya Xxxx

"Gölge! Gölge! Gölge!"
Yüzüme doğru savrulan yumruk ile başımı sağa doğru çekerek kaçtım. Karşıma rakip diye koydukları adama birilerinin dövüşmeyi öğretmesi gerekiyordu. Yumrukları bir bebek yumruğundan farklı değildi. Eldivenin tersiyle sertçe burnumu sildim. Burnumdan dudağıma doğru süzülen kan, eldivenin kaygan yapısına bulaşmıştı. Kırmızı eldivenin üzerinde kanın rengi belli olmuyordu, ancak parlak beyaz ışıkların altında ışıldayarak ben buradayım diyerek bana göz kırpıyordu.

Saatlerdir maça çıkmak için sabırsızlanıyordum. Sinirimi bir şekilde atmam gerekiyordu; ya birisinden dayak yiyip öyle rahatlayacaktım ya da sinirimi atasıya kadar karşımdaki rakibimi yumruk manyağı yapacaktım... Ama bir yandan da kendime engel olmam gerekiyordu. Çünkü bir yer altı dövüşünde olduğumdan kaynaklı her şekilde tehlikedeydim. Evet bir yer altı dövüşündeyim. Karşımdaki adam ise rakibim.

Karşımdaki rakibimden gelen her bir atakla sinir kat sayım artarken dişlerimi birbirine bastırdım. Uyguladığım güçten dolayı dişlerime taktığım damaklıklardan ağzımın içine doğru bir-iki çatırtı sesi işittim. Hızlı hızlı aldığım nefeslerden dolayı göğsüm inip kalkıyor, burnumdan sert nefesler veriyordum. Gözüm rakibimin kanayan kaşına takılırken eldivenli ellerimi yüzümün hizasına kaldırdım. Gözlerimi onun üzerinde sabit kalırken etrafında dönmeye başladım. O da aynı benim gibi mavi eldivenli ellerini yüzünün hizasına kaldırdı. Her bir adımımı dikkatle izliyor, büyük ihtimalle de kafasının içerisinde bana karşı kullanacağı atağını planlıyordu. Kaşındaki yaradan bir damla kan önce şakaklarına oradan da çenesine doğru akıp gitmişti.

Rakibimden bir hamle beklerken bu seferde hızla karnıma doğru attığı tekme ile alayla dudağım yukarıya doğru kıvrıldı, oldukça acemiydi. Uzattığı ayağını bileklerimle sıkıştırırken çekmesine fırsat kalmadan kendime doğru çektim ve yere düşmesini sağladım. Rakibimin sırtı sertçe yerle buluşurken kafası oldukça sert bir şekilde zemine çarpıp sekmişti. Tribünlerden yükselen alkış ve çığlık sesleri bir anda artmıştı. Rakibim bir süre hareketsizce yerde kaldı, bir ara bayıldığını bile düşünmüştüm. Ancak başına gelen hakemin ondan geriye saymaya başlamasıyla birlikte düştüğü yerden hışımla ayaklanmıştı. Aradan geçen kısa süre içerisinde tekrardan onu yere sermeyi başarmıştım. bu seferde zaman kaybetmeden yere düşmesini fırsat bilerek hemen üzerine çıktım. Dizlerimi kırarak belinin yan taraflarına koydum ve ardı ardına yumruklarımı yüzüne indirmeye başladım. Her vuruşumda kafası bir sağa bir sola doğru savruluyordu. Daha birkaç saniye önce sadece kaşı kanayan adamın şu anda neredeyse bütün yüzü kanla kaplıydı.

Bu iş fazla uzun sürmeye başlamıştı. Bir anda gözümün önündeki yüz kayboldu, etraf bulanıklaştı. Karşımda beliren daha birkaç saat öncesinde gördüğüm o yüzdü. Bana hayatı zindan eden, hayatım boyunca köşelerde saklanmamı sağlayan kişi. Göğsümün üzerinde bir baskı hissettim. Boğazım düğüm düğüm oldu, gözlerimin içi yanmaya başladı. Bir anda gözümün önündeki görüntüler kayboldu. Her şey saniyeler içerisinde gerçekleşmişti. Aklıma doluşmaya başlayan düşünceler ile hırsla yumruklarımı indirmeye devam ettim. Hızımı alamıyordum. Kafamın içerisinde dönüp duran düşünceler beynimi esir alıyordu, mantıklı düşünmemi engelliyordu. Hayatımın en büyük darbelerinden bir tanesini yemiştim bugün. Yıllardır çektiğim eziyetin acısını altımda yarı baygın bir şekilde yatan adamdan çıkartmaya çalışıyordum.

Adam çoktan aldığı darbelerden dolayı sersemlemiş yarı kapalı gözleriyle baygın baygın bakıyordu. Arkamdan ismimi haykıran Yalın'ı umursamadan yumrukları yüzüne indirmeye devam ettim. Kendimi durduramıyordum. Hızımı alamıyordum, beynim benden izinsiz hareket ediyordu. Artık kollarım acımaya başlamıştı. Yorgundum.

Kulaklarımda; bir yandan adımı bağıran Yalın'ın sesi, bir yandan da tribünlerden yükselen alkış ve ıslık sesleri yankılanıyordu.

Hakemin yanıma gelerek kolumdan tutması ile burnumdan sert bir nefes vererek adamın üzerinden kalkmak zorunda kaldım. Sert nefeslerimi burnumdan verirken ayak ucumda baygın yatan adama baktım. Bu kadar kolaydı yani? Bu nasıl dövüştü? Bunun gibiler kendine nasıl Dövüşçü ilan ediyordu aklım almıyor. Onaylamaz şekilde başımı salladım.

Başımı onaylamaz anlamda sallarken Yalın ile göz göze geldim. Kollarını göğüsünde toplamış, kınayan bakışları ile sıkılmış olan bana bakıyordu. Onu es geçerek adımı haykıran insanlara baktım.
"Gölge! Gölge! Gölge!"

İsmimi haykıran yüzlerce insanla birlikte yüzümde minik bir tebessüm yer edindi. Benim dünyam buydu. Yıllar önce kaybettiğim ruhumu burada bulmuştum ben. Dövüşerek kendime geliyordum. Belki kulağa psikopatça geliyor olabilirdi ama ben buydum, böyleydim. Yüzümde oluşan anlık tebessümü ise hızlıca sildim.

Hakem yanıma gelerek kolumdan tuttu ve havaya kaldırdı.
"Bu gecenin kazananı Gölge!"

Çığlıklar ve bağrışmalar arttı, ıslıklar ve alkışlar havada uçuşmaya başladı. Gözlerim tribünlerde dolaşırken en sonunda hakemin kolumu bırakması ile Yalın'ın bulunduğu taraf giderek ringden indim. "Ne yaptığının farkında mısın Kara? Başına bela mı almak istiyorsun? Adamın yüzü kanlar içerisinde kalmış!" Bir yandan beni azarlıyor bir yandan elimdeki kırmızı eldivenleri çıkarmama yardımcı oluyordu. Sonunda ellerimden çıkan büyük eldivenler ile sesli bir nefes verdim. Eldivenin içerisinde durmaktan terlemiş olan ellerimi birkaç kere açıp sıktım. "Kime diyorum ben sabahtan beri?!" Yanımda taramalı tüfek gibi konuşan Yalın'ı umursamayarak sandalyenin yanında bulunan, yerdeki, suyu açarak içmeye başladım. "Kara iki dakika beni dinlesen olmuyor mu abi? Ne bu sinir?" Birkaç yudumumda biten su şişesini elimle ezerek bir kenara fırlattım. "Yok bir şey."

Sandalyenin üzerindeki havluyu alarak alnımdaki terleri kuruladım. Terimden dolayı nemlenen havluyu tek omzuma atarak, dişime taktığım damaklıkları çıkardım. Tam da tahmin ettiğim gibiydi, kırılmıştı. Damaklıkları hiç düşünmeden bir kenara fırlattım.
"Parayı hesabına birkaç saate yatırırlar, biliyorsun zaten burada ki işin işleyiş şeklini." Dudaklarımı alayla kıvırdım, gözlerimi kıstım. "Başka bir diyeceğiniz yoksa izninizle Yalın Bey bir duş alıp evime gitmek istiyorum. Bu oyun fazla uzun sürdü zaten." Yalın öne atılarak tam yanıma geldi. "Beklersen beni beraber çıkalım."

"Gerek yok."
Yalın'a arkamı dönerek bulunduğum yerden ayrıldım. Hafif loş ışıklar ile aydınlatılmış olan karanlık koridora girdiğimde ben ilerledikçe arkamdaki çığlıklar azalıyordu. Yavaş yavaş koridoru ele geçiren sessizlikle birlikte derin bir nefes verdim. Bana huzur veren şeylerden birisi de buydu; sessizlik. Hala teri kurumamış olan nemli elimi alnıma çıkartarak oval hareketlerle masaj yapmaya koyuldum. Masaj yaptıkça rahatlıyordum, en azından bedensel açıdan.

Kendi odama gelince ise içeriye girerek arkamdan kapıyı sertçe kapattım. Vakit kaybetmeden direkt olarak duşa girmek üzere küçük banyoya yöneldim.

...

Kapüşonlunun fermuarını boğazıma kadar çekerek şapkasını kapattım. Islak saçlarım alnıma doğru düşerken merdivenleri tırmanmaya başladım. Merdivenlerin sonunda bulunan kapıya varınca şifreyi girerek yukarıya doğru kaldırdım. Yüzüme vuran hafif rüzgarla birlikte tebessüm ettim. Rüzgarı hissetmek güzeldi.

Açılan kapı ile son basamağı da çıktıktan sonra karanlık sokağa çıktım. Ardımdan kapıyı kapatarak karanlık sokakta ilerlemeye devam ettim. Merdivenlerden dolayı tozlanan ellerimi üzerimdeki siyah eşofmana sildim. Ellerimde yapışkanlık hissiyatı hiç hoşuma gitmezken kendimi yüzümü buruştururken buldum.

Karanlık sokakta ilerlerken cebimde titremeye başlayan telefon ile elim cebime gitti. Ekranda yazan isme baktığımda Yalın'ın aradığını gördüm. Bıkkın bir nefes vererek telefonun kapatma tuşuna uzunca basarak tamamen kapattım. Sadece biraz sessizlik ve huzur istiyordum.

Bir elimi cebimden çıkartarak kapüşonlunun altından ıslak saçlarımı karıştırdım. Yorulmuştum. Göğsüm daralıyordu, boğazıma sarılı tanıdık bir çift el nefes almamı engelliyordu. Nefesimi kesip ölmem için günden güne daha çok çaba sarf ediyordu. Beni bitirmek istiyordu, bu ağırdı. Ama en çok zoruma giden şeyse boynuma dolanan o ellerin sahibini çok iyi tanıyordum. Boğazıma sarılı olan o tanıdık ellerden kurtulmak için her gün fazlasıyla çaba sarf ediyordum ancak boşuna çırpınıyormuş gibi hissediyordum kendimi. O bir çift tanıdık el ben ölesiye kadar beni rahat bırakmayacaktı. Bu hayatın beni sınama şekli miydi yoksa cezalandırma şekli miydi? Peki, daha dünyaya gözlerini yeni açan bir bebek nasıl bir kötülük yapış olabilirdi? Ya da onun doğması büyük bir hata mıydı?

Kafamın içerisindeki düşüncelerle boğuşurken önüme gelen rastgele bir taşa tekme attım. Yüzüm her zamanki gibi duygusuzdu. Duygularımı saklamayı erken yaşta öğrenmiştim. Hem de büyük bir acıyla. Taş metrelerce uzağıma ilerlerken izlediği yolu takip etmeye başladım. Taşın bir ayağa çarpması ile durduğunu görünce başımı kaldırarak ayağın sahibi olan şahısa baktım.

Bu daha birkaç saat önce yüzünü dağıttığım şahıstı. Yüzü berbat bir haldeydi adamı iyi benzetmişim. Eserimle gurur duymadım değil. Arkasındaki kalabalığı fark etmem ile elimde olmadan sırıttım. Maskem yüzümde yerini alırken korkusuzca onlara doğru bir adım attım. Olduğum yerde durarak yüzümdeki sırıtmayı bozmadan ellerimi ceketimin cebine yerleştirdim.

Karşımda ki adını dahi bilemediğim şahısın yapacağı şeyi beklemeye başladım. Arkasına toplayıp getirdiği adamlar ile çoktan amacının ne olduğunu anlamıştım. Alayla karışık gülerek konuştum.
"Oo kimleri görüyorum,"
Bir anda konuşmayı keserek ciddi bir şekilde düşünmeye başladım. Elimi ceketimin cebinden çıkarttım, işaret parmağımı çeneme vurdum. Sanki cidden düşünüyormuş gibi yaptım.
"Sahi kimi görüyorum? Adın neydi bakayım senin?" Karşımdaki adama alayla bakarken yavaş yavaş kaşları çatıldı. Şu an bunun bulunması gereken yerin burası değil de hastane olmalıydı. Yazık. "Seninle görülmesi gereken bir hesabımız var Gölge!"

Adamın bağırmasını dahi umursamadan burun kıvırdım. Gözlerim yanlarında sarkan yumrukları ile çakışınca yüzümdeki sırıtma daha da büyüdü. Beni keyiflendiriyordu.
"Yanlış hatırlamıyorsam ortada bir hesap falan yok. En son ben seni fena benzetmiştim yerde baygın bir şekilde yatıyordun,"
Bir anda gülmeye başladım. Alayla dudaklarımı büzdüm.
"Ne oldu yoksa erkeklik gururuna mı yediremedin? Üzgünüm koca bebek ama burada işler böyle yürür."

Adamın hızla inip kalkan göğsü ile iyiden iyiye sinirlenmeye başladığını rahatlıkla fark etmiştim. Onun aksine rahat bir tavırla omuz silktim.
"Ne yapacaksan çabuk yap,"
Sol kolumda takılı olan saate kısa bir bakış attım. Gece yarısını vurmak üzereydi.
"Daha eve gidip dinleneceğim. Kısacası seni bekleyemem."

Sakin bir şekilde karşımdaki adamın ne yapacağını beklemeye başladım. Arkasındaki tahminimce en az yirmi kişiye dönerek elini havaya kaldırdı ve bağırdı.
"İşini bitirmeden salmayın!" Adamın cümleleri ile dudaklarımı büzdüm. "Hadi ama! Sen hesaplaşma diyince bende ikimiz kapışırız sanmıştım," Yumruk yaptığım ellerimi havada salladım. "Anlarsın ya." Göz kırparak ellerimi cebime yerleştirdim.

Adamın yaptığı el işareti ile yığınla adam üzerime doğru koşmaya başladı. Olduğum yere durarak üzerime koşan adamlara bakıyordum. Avuç içimi alnıma vurdum. Gece gece başıma gelen şey gerçekten çekilir gibi değildi.
Başımı bıkkınca onaylamaz anlamda salladım. Ben ne güzel evime gidip sıcacık yatağımda uyumak için planlar yapıyordum.

Yanıma ulaşan adam ilk hamlesini yaparak yüzüme doğru bir yumruk salladı.
Bileğini tutarak geriye doğru büktüm ve önümde diz çökmesini sağladım. Onun arkasından bana doğru koşarak gelmekte olan adamı fark edince vakit kaybetmeden bileğini büktüğüm adamı üzerine itekledim. Birbirine dolanan adamlar metrelerce yuvalanmaya başlayınca gülerek yuvarlanan ikiliyi izlemeye başladım. Komik bir görüntüydü. Beklemediğim bir anda yüzüme yediğim yumruk ile elim yanağıma gitti. Yanağımı tutarken yumruk atan kişiye baktım. "Hey benim yüzüm senden kıymetli!"

Adam dediğim şeyi umursamadan üzerime atladı. Benden kilolarca ağır olan adamın altında ezilirken diğer adamlarında gelmesiyle aralarında sıkışıp kaldım. Yüzüme inmeye başlayan yumrukların sadece birkaç tanesini engelleyebilmişim. Birkaç tanesini...

Yüzüme inen bir yumruk ile kulaklarım çınlamaya, gözlerim bulanıklaşmaya başladı. Kulaklarım uğulduyordu. Az buçuk seçtiğim siren sesleri ile üzerimdeki ağırlık azarladı, yumruklar ve sesler kesildi. Ardı ardına yükselen adım sesleri bir anda yok olmuştu.

Etrafımdaki insan topluluğu kaybolunca yarı baygın bir şekilde yerden destek almaya çalışırken dengemi sağlayamayarak düştüm.
Gözlerim yavaş yavaş kapanırken görüş alanıma giren bir çift koyu mavi gözler ile içime bir rahatlık çöktü ve gözlerimi kapattım.