11. bölüm · Mavi ve Siyah

10. Bölüm

Amaya Xxxx

Annemin ölümünden sonra canımın bir daha bu denli acıyabileceğine ihtimal vermemiştim. Yaşadığım en büyük acı, en derin yara olarak kalacaktı bende. Bu büyük yaranın yanına bir yara daha eklendi; gözlerimin önünde vurulan Kara. Annem öldüğünde bütün duygularımı onunla beraber toprağa gömmüştüm. Kendimi ruhsuz diye tanımlamıştım onca sene. Ta ki karşıma çıkan simsiyah gözlere sahip olan o adama kadar. Mavilerime bulanan siyahlarında tekrar bir yaşam belirtisi bularak ona sımsıkı sarılmış, umutlarımı yeşertmişti. Ölü bedenimin nabzının tekrar atmasını sağlamış, yıllardır gülümsemeyen bu yüzü samimi bir şekilde gülümsetmişti. Şimdi; yeni yeni atan nabzım durmuş, gülümsemem solmuş, umutlarım ölmüştü.

Gözlerimi açtığım anda kendimi ıssız bir ormanda üzerimdeki gelinliğim ile bulmuştum. Saçlarım dağılmış, makyajım akmıştı. Gelinliğim ise toprağın kahve tonlarıyla kaplıydı. Saatlerdir bu ormandan çıkmak için bir yol arıyordum. Artık yürümekten bacaklarım ağrıyordu. Bir ara bayılacağımı düşünerekten bir ağacın önüne oturmuştum, daha doğrusu oturmak zorunda kalmıştım. Az ilerimde duyduğum ancak ne olduğunu anlamadığım ses ile yaslandığım ağaçtan uzaklaştım. Kaşlarım şüpheyle çatılırken ses iyice kulak kesildim. Sesin geldiği yöne doğru dikkatli adımlarla ilerlemeye başladım. İlerledikçe yaklaşan sesin hala ne olduğunu anlayamamıştım. Sadece birkaç ağaç ileride gördüğüm otoban ile sevinç çığlıkları atmak istedim. Gelinliğimin eteklerini daha sıkı kavrayarak koşmaya başladım.

Otobana çıktığımda olduğum yerde durarak bana yardım edebilecek birilerini aramaya başladım. Sol tarafımda arkası dönük bir şekilde arabasının tekeriyle uğraşan kadın ile daha fazla olduğum yerde durmayarak kadına doğru koşmaya başladım. Bana yardım edebilirdi. Boş otobanda yankılanmaya başlayan topluk sesleri kadının bana dönmesini sağlamıştı. Aramızda birkaç adım kala kadın arkasını dönerek yüzünü görmemi sağladı. Gördüğüm yüz ile adımlarım duraksadı.

Kadının kaşları şaşkınlıkla havalanırken aramızdaki o birkaç adımı hızlıca kapatarak yanıma geldi."Sen o gece beni kurtaran kişisin," Kafes'e indiğim ilk gece kurtardığım kadındı o. Onu karşımda görmeyi hiç beklemiyordum. İnanamayan gözlerle yüzüme bakarken gözleri dağılmış saçlarıma oradan da kirlenmiş olan gelinliğime döndü. "Sana ne oldu böyle?" Sorusunu es geçtim. Şu an bir şeyler anlatmak için ne halim ne de zamanım vardı. "Benim şehre inmem lazım."

Güven vermek istercesine gülümseyerek ellerini kollarıma koydu.
"Arabamın lastiği patladı. Ona bir sürü lanet okumuştum. Demek ki varmış bunda da bir hayır. Çok az bir işim kaldı, vidalarını sıkıştırınca yola çıkabiliriz. Arabaya geçmeye ne dersin?"

Kahve gözleri öyle güzel parlıyordu ki insan hemen güveniyordu.
Başımı olumlu anlamda sallayarak ön koltuğuna oturdum.
Çok kısa sonra işini bitirerek o da sürücü koltuğunda yerini aldı. Arabayı çalıştırırken bana küçük bir tebessüm gönderdi. "Kendimi tanıtmayı unuttum ben Duru," Gülümseme zahmetine girmeden yüzüne baktım. "Mavi,"

Duru yola koyulurken beğendiğini belli eden bir ifade takındı."Memnun oldum Mavi," Arabanın içerisini kaplayan sessizlik oldukça rahatsız ediciydi. Olduğum yerde kıpırdanırken Duru'nun yönelttiği soru ile hareket etmeyi kestim. "Neden bu haldesin Mavi?"

Sorusuyla birlikte gözümün önüne saniyeler içerisinde vurulan Kara'nın görüntüleri canlandı. O anı sanki bir kez daha yaşamış gibi oldum. Gözlerimi sımsıkı yumdum, ellerim benden bağımız yumruk olmuştu. Aklıma doluşmaya başlayan görüntüler ile gözümü açmak zorunda hissettim. "Dün gece düğünüm vardı. Gözlerimin önünde onu öldürdüler," Gözlerimin önünde bir kez daha beliren Kara'nın yüzü ile gözlerimi sıkıca yumdum. "Nereye gideceksin? Seni oraya kadar bırakabilirim." Düşünceli gözlerimi Duru'ya çevirdim. "Çalıştığım hastaneye gitmeliyim. Eğer onu bir hastaneye götürebildilerse belki bulabilirim." Duru beni başıyla onaylayarak gaza bastı. İfadesiz gözlerimi camdan dışarıya çevirerek akan yolu seyretmeye koyuldum.

...

Arabanın durması ile hızlıca inerek hastaneye giriş yaptık. Kalbim korku, endişe ve umutla hızlı hızlı atıyordu. Korkuyordum, burada olmamasından korkuyordum. Onu bulamamak düşüncesi göğsümü daraltıyordu. Çoğu kişinin gözleri üzerime dönse de onları umursamayarak danışmadaki kadın yanına gittim. Kadın da diğer insanlar gibi şaşkınlıkla bakarken bakışlarını es geçtim."Kara Yenilmez diye bir hasta getirildi mi?" Kadın sorum üzerine üzerimdeki tuhaf bakışlarını çekti, hızlıca parmaklarını klavyede hareket ettirerek bilgisayarda bakınmaya başladı. "Acele ederseniz lütfen," Sabırsızca kadını beklerken kadın başını bilgisayardan kaldırdı. "528 numaralı oda da,"

Burada olmasının verdiği rahatlıkla derin bir nefes verdim. Göğsümün üzerindeki baskı bulut misali uçup yok olmuştu.
Danışmadaki kadına kısa bir teşekkür ederek asansöre koştum. Şansıma asansör tam da bulunduğum kattaydı. Tam Asansörün kapıları kapanmak üzereyken içeriye uzatılan bir kol ile kapanmak üzere olan kapılar geri açıldı. Görüş açıma giren Duru'nun yüzü ile şaşkınlıkla ağzım aralanırken yanımda yerini aldı. Asansör ilerlemeye devam ederken asansörde sağır edici bir sessizlik bize eşlik ediyordu. Duru'ya en yakın zamanda güzel bir şekilde teşekkür etmem gerekiyordu. Sadece saatler içerisinde ona çok büyük borçlanmıştım. Koşulsuz şartsız beni arabasına almış, hastaneye kadar getirmişti. Şimdi ise yalnız kalmamam için yanımdaydı. Kimse bunu tanımadığı bir insan için yapmazdı.

Asansörün kapıları açıldığında Duru çıkmam için bana öncelik tanımıştı. Kirden beyazlığını ve güzelliğini kaybetmiş olan gelinliğimin eteklerini avuçladım ve asansörden çıktım. Danışmadaki kadının dediği odayı bulduğumda, odanın önünde gördüğüm tanıdık yüzlere doğru koştum.

Duvara yaslanmış bir şekilde üzerinde ki kırmızı elbisesi ve dağılmış olan sarı saçları ile beni ilk fark eden Şeyda oldu. Gözleri irileşirken koşar adımlarla yanıma geldi. Bir anda sarılması ile geriye doğru sendelesem de Duru'nun desteği ile son anda düşmekten kurtuldum. İçten içe tekrardan Duru'ya minnet ettim. "Çok korktum Mavi, aklım çıktı sana bir şey oldu diye," Kollarımı Şeyda'nın beline sararak başımı omzuna koydum ve gözlerimi huzurla yumdum.

Şeyda ile birbirimizden yavaşça ayrıldıktan sonra gözleri üzerimde olan Yalın'a baktım. Özenle taradığı saçları şimdi darmadağındı, gömleğinin ilk iki düğmesi açık ve özensizdi. Oldukça dağılmış duruyordu. Benden tek farkı, kıyafetlerinin temizliği olabilirdi. Onun dışında, yüzüne ilk baktığım an kendimi görmüştüm. Yavaş adımlarla ona yaklaştım. Korkuyla dudaklarımı araladım ve Yalın'ın yüz ifadesini değiştiren o soruyu sordum."O nasıl?" Yalın gözlerini kısa bir an kaçırdı. "Az ileride konuşalım mı Mavi?" Başımı olumlu anlamda salladım. Beraber diğerlerinden uzaklaşarak daha tenha bir yere geçtik. "Mavi nasıl desem bilmiyorum," Dudaklarının arasından sıkıntılı bir nefes döküldü. Saçlarını iyice dağıttı. Onun bu hali beni daha çok korkutuyordu. Göğsümün üzerinde tekrardan kendini belli eden o ağrı ile yüzümü buruşturmamak için kendimi çok zor tuttum. "Neler oluyor Yalın?"

"Kara'nın işlerini biliyorsun, bir de Egemen'i. Kara her ihtimale karşı çelik yelek giymişti. Giydiği o çelik yelek sayesinde şu an bir şeyi yok. Doktor sadece tedbir amaçlı tutuyor,"

Tek kaşımı havaya kaldırdım. Dedikleri içimde ki korkuyu tamamen söndürmemişti. Görmüştüm onu, vurmuşlardı. O anlara saniyesi saniyesi tanık olmuştum. Değişen yüz ifadesi, omzuna doğru düşen başı ve kapanan gözleri. "Gördüm onu Yalın. O sandalyenin üzerinde hareketsizce yatırıyordu," Yalın gülümseyerek kollarımı tuttu. Destek vermek istercesine hafifçe sıktı. "Sana daha önce Kara'nın iyi bir oyuncu olduğundan bahsetmeliydim," Duyduğum şey karşısında şaşkınlıkla dudaklarım aralanırken ne diyeceğimi bilemedim. Her şey bir oyun muydu? Yaşadığım o korku, endişe. "Kara iyi Mavi, korkmanı gerektirecek bir şey yok. İnan bana."

Yalın omzumu güven vermek istercesine sıvazladıktan sonra yanımdan ayrıldı. Arkamda bulunan boş koltuğu yorulmuş olan bedenimi bıraktım. Gözlerimi kapatarak Kara'yı düşünmeye başladım. Korkmuştum. Onu, o sandalyenin üzerinde öyle hareketsiz yatan bedeni kendimi kaybetmeme neden olmuştu. Hayatımda unutamayacağım kadar berbat ve iğrenç bir gece geçirmiştim.

Gözlerimin üzerine düşen gölge ile birbirine yapışmış olan gözlerimi araladım. Duru gülümseyerek başımda duruyordu. Elinde bulunan kıyafetleri uzattı. "Bunlar benim," Utanarak gözlerini kaçırdı. "Temiz. Yani valize yerleştirmeden önce yıkamıştım. Giydim ama yıkadım. Belki giymek istemezsin. Eğer giymem dersen hemen sana yenilerini almaya gidebilirim bili-" Elimi havaya kaldırarak gülümsedim."Sakin ol Duru. Kesinlikle öyle bir şey düşünmem," Oturduğum yerden zorla ayağa kalktım. Üzerimdeki gelinliğin eteklerini bir elimle kavrarken, boş olan diğer elimle de Duru'nun elindeki kıyafetleri aldım. "Teşekkür ederim Duru. Hayatım boyunca bana yaptığın bu iyilikleri asla unutmayacağım,"

Duru'ya tekrardan bir gülümseme gönderdikten sonra koridorun sonunda bulunan bulunan kadınlar tuvaletine girdim. Şansıma hiç kimse yoktu. Hızla üzerimdeki gelinlikten kurtularak bir kenara koydum. Duru'nun verdiği kıyafetleri üzerime geçirdim. Bana verdiği tişört ile kot tam bedenime göreydi. Tişörtün yakasını düzelttikten sonra çeşmeyi açarak soğuk suyu defalarca kez yüzüme vurdum. Yüzümdeki akmış olan makyajın kalıntılarını çıkarmak beni epey uğraştırdı. Islak olan yüzümü kopardığım havlu peçetelerle kuruladıktan sonra dağılmış olan gelin topuzuma baktım. Dudaklarımı birbirine bastırarak elimi saçıma daldırdım. Saçımdaki bütün tel tokaları çıkardıktan sonra başımı öne doğru eğerek saçlarımı karıştırdım. Saçlarımı geriye doğru atarak dikeldim. Parmaklarımı bir tarak gibi kullanarak saçlarımın arasından geçirdim. Aynadaki yansımama baktım. Şimdi daha çok düzgün bir insana benzemiştim.

Kenara bıraktığım gelinliğe baktım. Kirden eski rengini kaybetmiş olan gelinliği zorla da olsa elime alarak tuvaletten çıktın.

Kara'nın odasının önüne geldiğimde kimse yoktu. Kaşlarım anında çatılırken, Kara'nın kaldığı odanın kapısının açık olduğunu fark ettim. Hızlı adımlarla odaya girdiğimde herkesin Kara'nın başında toplandığını gördüm.

Kalabalığı yararak Kara'nın yanına vardım. Yüzünde o her zamanki sırıtmasını görmem ile adeta içime su serpildi. Kara sırıtarak adama bir şeyler söyledi ancak ben duyamıyordum. Korkuyla kalp atışlarım hızlanırken hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladım. "Hayır hayır yapmayın!" Adam silahını ateşleyerek Kara'yı gözlerimin önünde vurdu. Kara'nın yüzü değişirken adam bir el daha ateş etti. Kara'nın gözleri yavaş yavaş kapanırken başı omzuna doğru düştü. Gözümün önüne doluşan görüntüler ile rahatlayan ifadem bir anda kaybolarak yerini sinire bıraktı. O zamanda olduğu gibi kalbim hızlı atmaya, göğsüm şiddetle inip kalkmaya başladı. "Hoş geldin Maviş,"

Sırtını yatağa dayamış otururken sırıttı. Elimdeki gelinliği hırsla az ilerimde, arkamda, bulunan koltuğun üzerine fırlattım. Kara'nın bakışları anında gelinliği bulurken yüzündeki sırıtma silindi. Yavaş yavaş gözlerim dolmaya başlarken kendimi tutamayarak yanağına tokadı geçirdim. Yüzü öbür tarafa dönerken ortamda bir sessizlik oluştu. Elimin tersini dudaklarımın üstüne bastırarak geri geri gittim. "Aptal," Hırsımı alamayarak ses tonumu yükselttim. "Aptal! Aptalsın sen! Duydun mu beni?! Aptal!" Arkamdan bedenime dolanan kolların arasında çırpınmaya başladım. Beni tutan her kimse onu umursamadım. Güçlü kolların arasında çırpınmaya devam ederken, Kara'nın başı yavaşça bana doğru döndü. Simsiyah gözlerini sulanmış mavilerime dikti. Sessizce karşısında duran bana, o aciz kadına, baktı.

"Aptalsın sen! Kendini düşündün sadece orada! Aptal! Neler yaşadım haberin var mı?! Aptalsın!" Sinirle hızlı hızlı nefes almaya başladım. Göğsüm hızlı nefes almanın etkisiyle hızlı hızlı bir aşağı bir yukarı hareket ediyordu. Kulağıma doğru yaklaşan nefes ile tüylerim diken diken oldu. "Şşş... Sakin ol." Fısıltıyla kulağıma konuşan kişinin kim olduğunu anlamıştım. Yalın. Hareketlerim yavaş yavaş kesilirken Yalın kollarını gevşetti. Bunu fırsat bilerek benden beklemedikleri hızla arkamdaki Yalın'ın karnına dirseğimi geçirdim. Yalın inleyerek, tahminimce, iki büklüm olurken son kez Kara'ya bakış atarak odadan çıktım.

Yüzümü okşayan rüzgar ile gözlerim kendiliğinden kapanmıştı. Rüzgardan dolayı saçlarımın boynuma dolanmıştı. Gözlerimi açtım, başımı eğerek ellerimin arasında bulunan su şişesine baktım. Gözlerim boş boş bakınıyordu, sebepsizce. Ellerimin arasında bulunan su şişesini dalgınca çevirmeye devam ettim.
Bankın diğer ucuna oturan beden ile dikkatim dağılırken başımı kaldırmadım.
"Özür dilerim Maviş," Kulaklarıma ulaşan ses ile bedenim taş kesilirken ellerimin arasında bulunan şişeyi çevirmeyi kestim. Gözlerimi yere sabitlerken sabırla devam etmesini bekledim. "Senin için gizlice odadan kaçtım," Yavaşça güldü. "Doktor Hanım biliyorum bana bunu ağır ödeteceksiniz. Sen ne yapsan razıyım. Hak ettim, hem de dibine kadar. Teslim oluyorum. İstediğini yap,"

Herhangi bir tepki vermeden öylece durmaya devam ettim. Derin bir nefes verdiğini duydum. Sesindeki alaycı ton kayboldu, yerini ciddiyete bıraktı.
"Üzgünüm Mavi, bunları yaşamanı istemezdim. O an öyle yapmam gerekiyordu. İkimizin iyiliği için. Seni izleyebiliyordum. Eğer beni vurmasaydı seni vuracaktı. Bu şekilde bana acı yaşatmayı düşünüyordu. Senin bulunduğun odanın köşesinde silahını sana doğrultmuş bir adam bulunuyordu," Kara'nın kurduğu son cümle ile şaşkınlıkla başımı kaldırarak yüzene baktım. Gözlerimdeki şaşkınlığı fark edince yüzü yumuşadı. Hafifçe gülümsedi. Yumruk yaptığı elini hafifçe göğsüne vurdu. "En azından bende çelik yelek vardı. Benim vurulmam en doğrusuydu,"

Gözlerimi siyahlarına kilitledim. Yavaşça vücudunu bana çevirdi."Hadi affet bu adamı Maviş. Bak kalbim acıyor,"Gözlerim korkuyla irileşirken yaptığı hatanın farkına vardı, panikle elini havaya kaldırdı."Hayır, dur! O mana da demedim. Yani mecazi anlamda kalbim acıyor," Gözlerimi devirerek ayağa kalktım. "Uyuyup dinlenmen gerekiyor," Kara yüzünü buruşturarak ayaklandı. "Uyumaktan da nefret ediyorum, hastaneden de nefret ediyorum, iğneden de nefret ediyorum, doktorlardan da nefret ediyorum," Kaşlarım çatık söylediklerini dinlerken bir anda durdu. İşaret parmağını bana doğrultarak sırıttı. " Bilgilendirme: Maviş olan doktor için o nefret cümlesi geçerli değildir. Bilgilendirme bitmiştir." Beni arkasında bırakarak hastane binasına giriş yaptı. Arkasından anlamsız gözlerle bakarken kendime gelerek peşinden ilerledim.

Uyuyan Kara'nın yüzüne bakmaya dalmışken odanın kapısı açılması ile sıçradım.
Hemşire gülümseyerek içeri girerken hemen arkasından Şeyda ve Duru içeriye girdi.
Arkalarından sessizce kapıyı kapatırken Duru yanıma oturdu. Şeyda Kara'nın serumunu kontrol ederken, Kara'nın yanında duran hemşireye baktım. Elindeki iğneyi Kara'nın koluna sokmak üzereyken oturduğum yerde doğruldum.
"O iğne ne için?" Sorum ile hemşire korkuyla yerinde sıçrarken yüzüme baktı.m"A-ağrı kesici." Başımı olumlu anlamda sallayarak arkama yaslandım. Dikkatle hemşireye bakarken titreyen eline dikkat kesildim.

İğneyi Kara'nın koluna soktuktan sonra baş parmağını şırınganın üst kısmına doğru hareket ettirdi. Tam ilacı vurmak üzereyken ne olduğunu anlamadığım bir şekilde Şeyda bir anda hemşireyi itekledi. Şeyda'nın bu hareketi üzerine Duru ile şaşkınlıkla ayaklandık.

Şeyda elindeki dolu olan şırıngayı odanın bir ucuna fırlatırken hemşirenin boğazına yapışarak duvara yasladı. Hemşire çırpınarak Şeyda'nın elinden kurtulmaya çalışırken Duru hemen yanlarına koştu."Şeyda bırak kızı," Şeyda sinirle Duru'ya bir bakış attı. Elini hemşirenin formasının cebine daldırarak minik bir ilaç şırıngası çıkardı. "Bu hemşireciğimiz Kara'ya ağrı kesici yerine damardan zehir veriyordu," Gözlerini hemşireden ayırmadan elindeki ilaç şırıngasını bana fırlattı. İlaç şırıngasını kaparak üzerinde yazana baktım. Şeyda haklıydı. Bu ağrı kesici değildi. Hemşire zorla nefes alarak konuşmaya başladı. "B-ben özür dilerim. O adam beni tehdit etti. Yemin ederim. Kardeşimle tehdit etti beni,"

Üçümüzde şokla hemşireye odaklanmış bir şekilde dururken odanın kapısı açıldı. İçeriye giren Yalın ile Can şaşkınlıkla bir bize bir de hemşirenin boğazına yapışmış olan Şeyda'ya baktılar. Şeyda sinirle hemşireyi serbest bıraktı. Hepimizin arasından sıyrılarak odadan çıktı. Yalın ve Can anlamaz gözlerle bakmaya devam ederken Duru onlara nefessiz kalan hemşireyi göstererek anlatmaya koyuldu.

...

Şeyda'dan;

Titreyen ellerim ile cebimdeki telefonu çıkardım. Dizlerimdeki gücün çekilmesi ile kendimi zorla boş banklardan birine bıraktım. Benim tanıdığım adam bu kadar ileriye gidemez. Bu kadar cani olamaz. O böyle birisi değildi. Ya da ben öyle sanıyordum. Bana yaptığı ihaneti düşününce bu da mümkün geliyordu.

Rehbere girerek titreyen ellerimle aylardır anmadığım o isminin üzerine tıkladım ve kulağıma dayadım. Telefon ikinci çalışında hemen açıldı.
"Şeker kız?" Sesindeki şaşkınlık apaçık ortadaydı. görmeyeceğini bile bile yüzüm iğrendiğimi belli eden bir ifadeye ev sahipliği etmişti. "Senin bu kadar adi bir insan olduğunu bilmiyordum Egemen," Aylar sonra ismini dile getirmem ile durdum.Yüzümdeki ifade değişti. Derin bir nefes vererek gözlerimi yumdum. "Yavaş gel şeker kız," Değişen ses tonuyla dediklerimden bir şey anlamadığını gösteriyordu. "Nasıl bu kadar acımasız olabiliyorsun sen? Bir insanı öldürmek bu kadar mı kolay ya?!"

Sesimin kontrolsüzce yüksek çıkması ile dudaklarımı birbirine bastırdım. Etrafıma kısa bir bakış atarak tekrardan bir derin nefes verdim. Herkes kendi halindeydi.
"Bak şeker kız, beni nasıl biliyorsan öyleyim. Tamam o Kara'yı ve çok değerli arkadaşını kaçırarak biraz fazla yaptım. Ama pişman falan değilim tamam mı? Ayrıca Kara'nın üzerinde çelik yelek olduğunu da biliyordum. Yani bir insanı öldürmeye kalkmadım, sadece göz dağı verdim,"

Şaşkınlıkla telefonun öbür ucundaki adamı dinledim. "Ne yani? Kara'yı zehirlemeye çalışan sen değil miydin? Hemşire-" Sorum üzerine kısa bir sessizlik oluştu. Bu sırada içimdeki korkular kaybolmuştu. Şimdi kalbim halay çekiyordu. "Ne? Bu kada ileri gidecek kadar şerefsiz olduğumu söylemek için mi aradın? Ben senin-" Durdu. Nefes seslerini duyuyordum. Hızlı alıp verdiği nefeslerden sinirlendiğini anlamıştım.

"Her neyse şeker kız. O zehirleyen her kimse ben değilim tamam mı? Ben... boş ver. Kendine dikkat et şeker kız."Yüzüme kapatılan telefon ile hayal kırıklığı ile telefonu kulağımdan çektim.
Aklım çorba olmuştu. Ne yapmam gerekiyordu? Kalbini kırmış mıydım? Aylar sonra onu ilk defa aramıştım. Ve telefonu açar açmaz onu yapmadığı bir şeyle suçlamıştım. Dirseklerimi dizlerime dayayarak yüzümü avuçlarıma gömdüm.