3. bölüm · Mavi ve Siyah
2. Bölüm
Dudaklarımın arasından firar eden ılık nefesimin camın üzerinde oluşturduğu buğuya baktım. Yavaşça yan tarafımda aşağıya doğru sarkan elimi kaldırdım. İşaret parmağımı buğunun üzerine getirdim. Parmağımı buğuya dokundurmak üzereyken bir anda durdum. Bomboş gözlerle buğuya baktım. Ne çizecektim? Her çocuğun çizeceği bir şeyi vardır. Peki benim neyim vardı? Gülen yüz? Yüzüm gülüyor muydu gerçekten? Bir gün insanlara gerçek samimi bir gülümseme sunabilecek miydim? Kalp? Kalbim tek parça mıydı? Benim kalbim tek parça değildi, benim kalbi defalarca kez kırılmasına rağmen kırıklarının da binlerce parçaya ayırılmasıydı. Artık uğraşsam da, istesem de tek bir parça haline gelemezdi.
Yavaşça parmağımı buğudan uzaklaştırdım ve başımı gökyüzüne doğru kaldırdım. Bulutların arkasına saklanmış olan Ay'a baktım. Gecenin karanlığında yolumuzu bulmak için ihtiyacımız olan tek şey kendini bizden saklıyordu. Kendini bizden mahrum bırakıyordu.
Hüzünlü gülümsemem ile bulutlara bakındım. Aslında gökyüzü hep bulutluydu. Biz sadece maviliğine inandık. Aslında gökyüzü hep siyahtı biz gündüze kapıldık. Dudaklarımın arasından kaçan derin nefesle başımı cama yaslayarak gözlerimi kapattım.
"Anne! Anne! Uyan! Korkuyorum!"
Kulağıma gelen sesler ile sıçrayarak gözlerimi açtım. Yine duymuştum o sesleri. Korkuyla atmaya devam eden kalbimle birlikte yüzümü sertçe sıvazladım. Dudaklarımın arasından verdiğim titrek nefesle hızlı atmaya devam eden kalbimin üzerine elimi koyarak oturduğum yerden kalktım. Zorla yutkunmaya çalışırken kapıya doğru yöneldim. Sakinleşmek adına aldığım her bir derin nefeste göğsüm inip kalkıyordu.
Kapının altından içeriye doğru sızan ışık ile olduğum yerde durmak zorunda kaldım.
Korkuyla gözlerim duvarda asılı olan saate döndü; 04.56
Sertçe yutkunarak geriye doğru adım attım. Bu saatte kapıdan dışarıya adım atmak demek bile bile ölüme gitmek demekti. Göğüs kafesimin içinde hızlı atan kalbimi sakinleştirmeye çalışırken uyumak umuduyla yavaşça yatağa girdim. Titrek bir nefes vererek gözlerimi kapadım.
...
Üzerimdeki tişörtü düzeltirken diğer yandan da gözümün önüne düşen siyah saç tutamını saçımı kulağımın arkasına atmaya çalışıyordum. Bana doğru gülümseyen bir yüz ile gelen Şeyda'ya sahte bir gülücüklerimden bir tanesini sundum. "Günaydın Mavi."
"Günaydın."
Kolumdaki çantayı sıkıca kavrarken Şeyda'ya bakmamaya çalışıyordum. İnsanların beni gözlerimden okumasından korkuyordum. Bir gün karşıma birisi çıkacak ve her şeyi anlayacak diye ödüm kopuyordu.
Sol tarafımda yürüyen Şeyda'ya baktığımda, dalgın gözler ile ayaklarına baktığını gördüm. Kaşlarım yavaş yavaş çatılırken bir anda Şeyda'nın bana dönmesi ile kaşlarımı düzelttim.
Ona baktığımı fark eden Şeyda hemen yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. Bu gülümseme gerçek bir gülümseme değildi. Bu yüzü nerede görsem tanırdım. Bu yüz benim her sabah aynada baktığım yüzün aynısıydı. Acı gülümseme, saklamaya çalışılan yaralar, ağlamaktan şişmiş gözleri kapatmaya çalışmalar...
Dudaklarımı birbirine bastırırken dayanamayarak Şeyda'nın kolundan tuttum ve kaldırıma oturttum.
Şeyda şaşkın bir şekilde yüzüme bakarken gerçek olmasını umduğum bir şekilde tebessüm ettim.
"Anlat hadi, rahatlarsın."
Şeyda şaşkınlıkla gözlerini art arda kırparken yüzümdeki tebessüm büyüdü. Her ne kadar duygularını kaybetmiş bir insanda olsam hala bir kalbe sahiptim. Benim bu yaşadıklarımı anlatabileceğim birisi yoktu. Ya da akıl alabileceğim, omzunda ağlayabileceğim bir kişi. Ama insan istiyor. Yanında destek olacak bir kişinin olmasını istiyor. Ağladığı zaman başını dayayabileceği bir omuz, bir çift sıcak kol aranıyordu. Eksikliği bariz bir şekilde belli oluyordu.
"Anlamadım."
Kucağında duran ellerini tuttum. Benimkinin aksime sıcak olan ellerini, havanın çok soğuk olmamasına rağmen buz tutmuş olan ellerimin arasına hapsettim.
"Bu yüz ifadesini tanıyorum Şeyda,"
Yüzündeki gülümseme yavaş yavaş solarken haklı olduğumu bir kez daha fark ettim.
"Seni dinlerim. Bana anlatabilirsin."
Gözlerini kaçırarak yoldan geçen insanlara çevirdi. Tereddütlü gözleri kısaca etrafı taradı. Bir şeylerden emin olmaya çalışıyordu. Belki de bana güvenmiyordu.
"Ben,"
Dudaklarımı birbirine bastırırken umutla konuşmasını bekledim. Başını bana çevirdi. Gözleri dolmuştu. Ela hareleri, pınarlarında birikmeye başlayan yaşlarla güneş ışığının altında parlıyordu.
"Ben hiç iyi değilim Mavi. Ben çok kötüyüm. Kimseye anlatamıyorum, artık ağlayamıyorum,"
Artık ağlayamıyorum...
Yutkunamadım. Boğazıma bir şey takıldı ve ben bu cümle karşısında yutkunamadım. Ellerimin bir kez daha buz kestiğini hissettim. Öyle bir üşümüştü ki ellerim uyuşmuş gibiydi. Şeyda'nın sıcak ellerini artık hissedemiyordum.
"Annem beni doğururken ölmüş, benim yüzümden Mavi. Daha bunun suçluluğuna katlanamazken, bunu taşıyamazken bir de insanların beni suçlaması daha da ağırıma gidiyor,"
Ellerimi daha sıkı kavradı. Kendine destek oluşturmaya çalışıyordu. Karşımdaki yüz ifadesi omuzlarımın düşmesine neden olmuştu. Alayla dudakları kıvrıldı. "Babam sırf ben annesiz büyümeyeyim diye bir kadınla evlenmiş. Onu suçlayamam Mavi. Benim iyiliğimi istemiş, çok saf duygular ile bunu istemiş," Gözlerinde akmak için bekleyen yaşları tutuyordu. Burnunu çekti ve acıyla gülümsedi. "Keşke bana gerçekten annelik yapacak birisini bulabilseydi."
Susarak gözlerini başka tarafa çekti. Sol gözünden akan yaş hızla kayarak pembe dudaklarına ulaştı. Ellerimin arasında bulunan ellerini çekerek gözlerine doğru sallamaya başladı. Ellerini gözlerine doğru sallamaya devam ederken birden gülmeye başladı ve ayağa kalktı."Daha fazla burada vakit kaybetmeyelim. Şerif Hoca bizi bekler, azar işitmek istemiyorum."
Aşağıdan Şeyda'ya bakmaya devam ederken istemsizce ayaklandım.
Bu dünyaya da en kötüsü de etrafına renk saçarken kendi içinde siyah olmaktır. Evet Şeyda böyleydi. Her ne kadar hastanede herkesi güldürse de kendisi öyle değildi. Gülerek acılarını saklamaya çalışıyordu, ki bu sabahki halini göresiye kadar ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu anladım.
Hayat böyleydi işte. Herkesi bir sınava tabi tutuyordu.
...
"Çıkıyor musun Mavi?"
Şeyda'nın yönelttiği soru ile başımı ona çevirdim.
"Evet." Koltuğun üzerinde duran çantasını alarak omzuna taktı. Çantanın kulpunu sıkıca kavrarken kocaman gülümsedi. "Beraber çıkalım o zaman." Bir şey demeden onayladığımı belirten baş hareketi yaptım. Tişörtümün eteklerini düzelttikten sonra çantamı elime alarak kapının önünde beni bekleyen Şeyda'nın yanına gittim.
Sessizce sokaklardan geçip gidiyorduk. İkimizden de ses çıkmıyordu. Ayakkabılarıma bakarak yürürken derin bir nefes aldım."Eve gitmek istemiyorum Mavi ama gitmek de zorundayım." Şeyda'nın cümlesi ile anlık tökezleyecek gibi olsam da hızlıca kendimi toparlayarak başımı yerden kaldırdım. Kurumuş olan dudaklarımı dilimin ucuyla ıslattım. "Bazen hayat yapmak istemediğimiz şeyleri yapmak zorunda bıraktırır." Kurduğum cümle karşısında Şeyda dalgın gözlerini yola çevirdi.
Her zamanki ayrılma noktasına gelince Şeyda sadece el sallayarak yanımdan ayrıldı. Artık kendini benden saklamıyordu.
Yavaş yavaş görüş alanıma girmeye başlayan ev ile dudaklarım titredi. Çocukluğumun öldüğü o eve baktım bilmem kaçıncı defa. Bu ev birçok şeye tanık olmuştu. Kendimi bildim bileli hep bu evdeydim.
Gözlerimi kapatarak derin bir nefes verdim.
Merdivenleri çıkarken çantamdaki anahtarı çıkardım. Kapının önüne gelince tam anahtarı deliğe sokmak için eğildiğim sırada kapı açıldı. Korkuyla kalbim hızlı atmaya başlarken karşımda babamı görmem ile rahatlayarak gülümsedim.
Babam yüzündeki kocam gülümsemesi ile bedenimi kollarının arasına hapsetti. Yanlarımda sarkan ellerimi yavaşça kaldırarak sırtına koydum.
"Oy benim biriciğim gelmiş, hoş gelmiş."
Babamdan ayrılarak gülen bir yüz ifadesi ile baktım. Kolumdan tutarak içeriye doğru çekti."Geç bakalım şöyle. Çok özledim seni biriciğim." Eve girerken babama gülümsemeyi ihmal etmiyordum. "Bende seni çok özledim baba."
Babamın arkasından salona girerek yanına oturdum. Babam omzumdan tutarak göğsüne yatırdı. Başım göğsüne dayalı dururken huzurla gözlerimi kapattım. Tek huzur bulduğum yer burasıydı. "Doktorculuk nasıl gidiyor biriciğim?"
Doktorculuk kelimesi ile hafifçe kıkırdadım. Babam doktor kelimesinden oldu olası nefret ettiği için hep böyle derdi. Başımı yukarıya doğru kaldırarak alttan babama baktım."Hiç bakma bana öyle,"Yüzünü buruşturması ile kıkırtım büyüdü.
"Nefret ediyorum o kelimeden."
"Biliyorum,"
Başımı göğsünden kaldırarak ayaklandım.
"Gitmeden önce sana bir şeyler hazırlamamı ister misin?" Babamın kaşları çatılırken oturduğu yerden ayaklanarak karşıma dikildi. "Hastaneye mi gene?" Başımı olumsuz anlamda sallayarak dudaklarımı birbirine bastırdım. "Hayır."
Babamın kaşlarının havaya kalkması ile anladığını fark ettim. Benden umutla beklediği o cevabı maalesef ki alamamıştı. "Ha sen gene oraya gidiyorsun?"
"Evet."Burun kıvırarak arkasını döndü ve az ilerimdeki koltuğa oturdu. Başını yan tarafa çevirerek yüzüme bakmadı."Tamam gidebilirsin ben kendi başımın çaresine bakarım sorun değil."
Babamın bu çocuksu haline gülerek başımı salladım.
"Bana iyi geliyor baba,"Yavaşça omzunun üzerinden başını bana doğru çevirdi. Başımı hafifçe omzuma doğru eğerek masumca baktım."İzin var mı?"
"İzin vermezsem gitmeyecek misin?"Tek kaşını havaya kaldırmış bir şekilde sorusuna bir cevap bekliyordu. Başımı olumsuz anlamda salladım."Gitme dersen gitmeyeceğim." Kocaman gülümseyecek eliyle git işaret yaptı. "Git hadi, takılıyorum sadece biriciğim." Güler yüzle yanına giderek yanağına küçük bir öpücük bıraktım. "Ben hazırlanıp çıkarım,"
Elini havaya kaldırarak salladı."Görüşürüz biriciğim."Geri geri yürürken bende el salladım."Görüşürüz babam."
Odama gelince kapıyı kilitleyerek dolaba yöneldim, elime rahat bir şeyler aldım. Dolabın kenarında duran siyah sırt çantasını alarak içerisine ihtiyacımın olacağı şeyleri koyarak sırtıma taktım. Bileğimdeki tokayı çıkararak saçlarımı tependen sıkı bir at kuyruğu yaptım. Kenarlardan fırlayan saçlarımı kulağımın arkasına atarken odadan çıkarak salona yöneldim. Kapıdan babama el salladıktan sonra evden çıkarak otobüs durağına yürüdüm. Kısa bir bekleyişin sonunda beklediğim otobüsün gelmesi ile binerek en arka koltuğa geçtim.
Çantamdan çıkardığım kulaklıklarımı takarak en kısık seste bir şarkı açtım. Otobüsün camından akıp giden yolu seyretmeye dalmışken sol tarafımdan gelen bir kadın sesi ile o tarafa döndüm. Kadın kucağında oturan çocuğunu susturmaya çalışıyordu. Ancak çocuk susmak yerine daha çok ağlıyordu. Kadın onlara baktığımı fark edince hafifçe gülümseyerek çocuğuna döndü ve beni işaret etti. "Bak abla hiç ağlıyor mu?" Kadının cümlesi ile başımı geri cama çevirdim. Bak abla hiç ağlıyor mu dediğin kişiyi bir de geceleri ciğerleri parçalanırcasına ağlarken görün siz bir de.
Otobüs ineceğim durağa yaklaşınca düğmeye basarak oturduğum yerden kalktım ve kapıya doğru ilerledim. Otobüsün kapılarının açılması ile kendimi dışarıya attım.
Salondan içeriye girince her zamanki gibi girişte oturan kadına selam vererek giyinme odalarının olduğu kısma ilerledim. Kendi dolabımın önünde durarak çantamı dolaba koydum.
Büyük salona geçtiğimde çoğu kişi kendi halinde takılıyordu. Köşede bir adamla konuşan spor hocam ile göz göze gelince bana gülümsedi. Yalın gerçekten iyi bir spor hocasıydı. Burası onun yeriydi ve oldukça uzun zamandır buraya geliyorum. Aylar öncesinde sadece öylesine başladığım sporun iyi geleceğini hiç düşünmemiştim. Öylesine başladığım spor artık hayatımın bir parçası olmuştu benim için. Yalın'ın yanındaki adamın gitmesi ile ona doğru yürüdüm. "Merhaba,"Başımı hafifçe salladım.
"Merhaba."
Yalın sıkıntılı bir şekilde sol kolundaki saatine baktı.
"Mavi bugün dersi başka birisiyle yapsan sorun olur mu? Cidden çok önemli bir işim var. Biliyorsun işim önemli olmasa seni asla bırakmam ama gerçekten önemli,"
Hızlı hızlı konuşan Yalın karşısında şaşkınlıkla kaşlarım havalanırken elimi havaya kaldırarak susmasını sağladım."Tamam anladım, sorun değil."
Yalın kocaman sırıtarak omzuma hafifçe vurdu."Birtanesin Mavi, birazdan arkadaşım sana ders vermek için gelir. Teşekkür ederim." Cevap vermek için ağzımı açmıştım ki Yalın beni dinlemeden yanımdan geçip gitti. Arkamda duran küçük ringin kenarına oturarak dirseklerimi dizlerime dayadım.
Aradan birkaç dakika geçmişti ve ortada kimsecikler yoktu. Sıkıntılı bir şekilde nefesimi dışarıya verirken arkamda duyduğum ses ile ayağa kalktım."Merhaba, ben Yalın'ın yerine geldim,"
Arkama döndüğümde elini bana doğru uzatmış olan adamı görünce şaşkınca yüzüne baktım. Bu o yaralı adamdı. Yüzünde hala geçmemiş olan yaraları görünce kaşlarım yavaş yavaş çatıldı. Allah bilir ne kadar canı acımıştı."Maviş?" Gözlerimi devirdim. "Benim bir adım var ve adım kesinlikle Maviş değil."
Karşımdaki adamın kaşları havalanırken hatırlatmak ister gibi elini biraz daha yukarıya doğru kaldırdı. Bilmiş bir tavırla dudakları yukarıya doğru kıvrıldı."Pekala Maviş, tanışalım o zaman. Merhaba hanımefendi ben Kara, Kara Yenilmez." Uzattığı elini tutarak sıktım. "Memnun oldum Kara Bey bende Mavi, Mavi Karaca."
Gülmeye başlaması ile kaşlarım hafifçe çatıldı. Bu adam iki dakika ciddi kalamıyor muydu?"Memnun oldum Mavi Hanım," Elimi bıraktıktan sonra gülmeye devam etti. Neye gülüyordu? Komik bir şey vardı da ben mi kaçırmıştım? "Neye gülüyorsun öyle?"
"Maviş ile Mavi arasında hiç de bir fark yokmuş ha?"Onun bu ukala tavrı karşısında cevap vermeyerek sadece gözlerimi devirdim.
Ringe çıkarak köşede duran eldivenleri alarak elime geçirmeye koyuldum. Ringin hafif sallanması ile şaşkınlıkla arkama döndüm. Kara'nın iplere yaslanmış bir şekilde bana baktığını gördüm. Eldivenin bileğinde ki bandı yapıştırırken ona doğru yürüdüm.
"Yaraların nasıl?" Sorum ile eli yüzüne doğru gitti. "Fena değiller," Tek kaşımı havaya kaldırarak yüzüne baktım. Sessizce birbirimize bakarken beklemediği bir anda sol yanağına sert bir yumruk indirdim. Beklemediği bu yumruk ile yeri boylarken ellerimi dizlerime dayayarak üzerine doğru eğildim. "Bu o gün habersizce gittiğin içindi,"
Eliyle yanağını tutarak ayaklandı."Hey! Benim yüzüm kıymetli bir kere!"
Onun bu tavrı karşısında gülmek istesem de ciddi tavrımı bozmadan bu seferde öbür yanağına yumruk attım. Yumruğun etkisi ile arkasındaki ringin iplerini boylarken dudaklarım yukarıya doğru kıvrıldı."Bu da beni sinir ettiğin içindi."
Bu seferde diğer yanağını tutarken olduğu yerden doğruldu."Ama Maviş olmaz ki böyle, haksızlık bu." Yüzümdeki gülümseme büyürken 'sen iflah olmazsın' anlamında başımı salladım. "Sen güldün?" Kara'nın şaşkın ifadesi ile yüzümdeki gülümseme dondu. "Hayır, gülmedim." Kara sırıtarak işaret parmağını havada salladı. "Sen daha demin ciddi ciddi güldün,"
Bu adam daha önce gülen bir insan görmemiş miydi? Eldivenli ellerimi havaya kaldırarak imalı bir şekilde baktım."Bir tane daha istersen misin?"
Kara'nın gözleri büyürken geri geri yürüyerek ellerini havaya kaldırdı.
"Bence hiç gerek yok Maviş,"Maviş kelimesi ile gözlerimi devirdim."Bak gel seninle bir anlaşma yapalım,"
Tek kaşım havalanırken Kara'nın üstüne yürümeye devam ettim. Ben ona doğru bir adım attıkça o geriye doğru adım atıyordu. Aslında yüzünde hiç de korkmuş bir ifade yoktu. Korkmaktan ziyade daha çok keyif alır gibi bir hali vardı."Neymiş o?"
"Sen benim baby face yüzüme zarar verme bende senin,"Susması ile bir adım daha attım."Sende benim ne?"
"Bende senin istediğin bir şeyi yapayım?"
Sorgularcasına kaşını havaya kaldırarak baktı. Adım atmayı keserek durdum. Aklıma gelen şey ile elimdeki eldivenleri çıkarmaya başladım."Tamam."
"Ne yani bu kadar basit miydi?"Kara'nın şaşkın çıkan ses tonu ile ona döndüm.
"Ne olmasını isterdin? Biraz daha yumruk yiyerek baby face suratını dağıtmamı falan mı?" Gözleri irileşirken başını olumsuz anlamda salladı. Kara'ya arkamı dönerek eldivenleri yerine koydum. Ringden indiğimde Kara kurbanlık koyun gibi yüzüme bakıyordu. İşaret parmağımı yüzüne doğru salladım. "Bekle beni burada hemen geliyorum."
Bir şey demeden olduğu yerde dururken onu arkamda bırakarak giyinme odasına gittim. Odanın bir köşesinde duran acil yardım çantasını alarak geri Kara'nın yanına döndüm.Ringin yanında duran sandalyelerden birisinde oturan Kara ile o tarafa yöneldim.
Geldiğimi fark eden Kara'nın gözleri beni bulurken yavaşça gözleri elimdeki çantaya kaydı. Yüzünü buruşturarak 'sen ciddi misin' dercesine yüzüme baktı.
Yanına oturarak çantayı kucağıma koydum. Kara'nın yüzünü öbür tarafa çevirmesi ile oflayarak çenesinden tuttum ve bana bakmasını sağladım. Tekrar başını öbür tarafa çevirmesi ile bıkkınca çenesinden tuttum ve yeniden bana bakmasını sağladım."Benim istediğim şeyi yapmak zorundasın unutma."
Tehdit edercesine gözlerimi kıstığımda dudaklarını hafif bükerek tamamen bana doğru döndü.
Kucağımdaki çantayı açarak içerisinden yarasını temizlemek için gerekli olan malzemeleri çıkardım ilk önce. Elimdeki damlayı pamuğa biraz döktükten sonra sırayla yüzündeki yaralara uygulamaya başladım. Pamuğu değdirdikçe yüzünü buruşturuyor, kısık sesle inliyordu. Bu seferde diğerlerine nazaran pamuğu biraz daha sert bastırdım. Kapalı gözleri anında açılırken yüksek sesli inledi bu defa. Yüzümde oluşan alaycıl ifadeyi fark ettiği anda kaşları çatıldı. İyi oyuncuydu.
Yaraların temizlendiğinden emin olduktan sonra bu seferde yaralarına krem sürmeye koyuldum. Sessizce duran Kara'nın gözlerine baktım. Gözleri kapkaraydı, o kadar koyuydu ki göz bebekleri seçilmiyordu. Gözlerimi kırpıştırarak geri çekildim. "Bu kadardı,"
Kara elini yüzündeki yaralara doğru götürürken eline vurdum.
"Çocuk gibisin." Şaşkınlıktan aralanan ağzı ile vurduğum elini tuttu. "Sen benim elime vurdun ha?"
Başımı 'evet' anlamında salladım."Kaç o zaman Maviş,"
Dediği şeyi anlamazken kaşlarının alayla çatılması ile dudaklarımı birbirine bastırdım."Yakalarsam elimden kimse alamaz."
Son cümlesi ile oturduğum yerden nasıl kalktığımı bilmeden giyinme odalarına doğru koşmaya başladım. Bir ara gerçekten Kara arkamda mı diye baktığımda hemen birkaç adım arkamda olduğunu görünce olayın ciddiyetini kavrayabilmiştim. Giyinme odasına girer girmez arkamdan kapıyı sertçe kapatmam ile birkaç kadının bakışları bana dönüşmüştü. Zorla gülümseye çalışarak dolabıma doğru yürüdüm.
Çatlak adam! Bir kovalanmadığım kalmıştı!
