18. bölüm · Mavi ve Siyah
17. Bölüm
Hayat; hayat... sözlükte, doğumdan ölüme kadar geçen süre şeklinde tanımlanıyor. Peki gerçekten hayat bu mu? Bu kadar basit mi? Hayat; bir cümle, beş kelime, yirmi yedi harf kadar basit miydi? Her insan hayatı farklı tanımlar, farklı bahseder. Herkesin kendine ait bir hayatı, bir yaşamı, bir çevresi vardı. Ya da var olduğunu sanar. Hayat benim tanımıma göre bir aldatmacaydı. Gelip geçici bir yerdi. İnsanların gözünü boyayan, onları gerçeklere karşı kör edendi.
Gözlerimi açarak mavi gökyüzüne baktım. Yüzümü hafiften hafiften okşayan ılık rüzgar kendimi iyi hissetmemi sağlıyordu. Huzur veriyordu. Hafif hafif vuran rüzgarın etkisiyle siyah saçlarım ahenkle savrularak boynuma bir yılan misali dolanıyordu. Gözümün önünü kapatan saç tutamını kulağımın arkasına atarken arkamdaki kapıdan kulaklarıma doğru kalın bir ses ulaştı.
"Maviş neredesin?" İçeriden gelen ses ile demirliklerden uzaklaşarak kapıya doğru hafif yüksek bir tonda bağırdım. "Balkondayım." Birkaç saniyenin ardından elinde siyah bir poşet ile kapıda beliren beliren Kara'yla gözlerimiz kesişti. Bir şey demeden elindeki poşeti uzattı. Kaşlarım çatılırken elindeki siyah poşeti alarak yüzüne baktım. "Sen banyoda giyin istersen,"
Bu seferde kaşlarım havalanırken başımı hafifçe sallayarak onu onayladım. Yanından geçerek balkondan çıktım ve banyoya girdim. Ardımdan kapıyı kilitledim ve poşetin içerisinde bulunanları mermer tezgahın üzerine döktüm. Poşetin içerisinden çıkan siyah sade mayo ile kot şortu görmemle şaşkınlıkla kaşlarım havalandı. Mayonun kalın askılarına parmaklarımı çengel misali geçirerek havaya kaldırdım. Gözlerimin önüne serilen mayoyu dikkatle süzdüm. böyle bir şeyi valize koymak aklımın ucundan dahi geçmemişti.
Üzerimdeki şaşkınlığın etkisinden azda olsa kurtularak üzerimdekilerden kurtuldum ve Kara'nın getirdiklerini giyindim. Aynadaki görüntüme şaşkınlıkla bakmaya devam ettim. Kara bunları nasıl almıştı? Sırf yırtmaçlı bir elbise giydim diye demediğini bırakmayan adam mayo mu almıştı?
Salık saçlarımı tepeden topuz yaparak banyodan çıktım. Üzerimden çıkardığım kıyafetleri güzelce katladıktan sonra yatağın üzerine bıraktım. Balkondan içeriye giren Kara'ya baktım. Üzerindeki beyaz tişörtü ve deniz şortu ile normalden daha sade duruyordu. "Çıkalım mı?"
Gözleri gözlerimde asılı kalırken başımı onayladım. Elindeki hasır çantayı bana uzattı. Hiçbir şey demeden sadece uzattığı çantayı aldım. Aramızda yer edinen sessizlikle beraber huzursuzluk vücudumu ele geçirmeye başlamıştı. Gözlerimi amaçsızca boş boş odanın içerisinde gezdirirken kapı sesiyle birlikte gözlerim sanki bu anı bekliyormuş gibi anında kapıyla buluşmuştu. Kara kapıdan çıkmadan hemen önce omzunun üzerinden arkasına döndü ve kısa bir an yüzüme baktıktan sonra geri önüne döndü. Sessizce boğazımı temizledim ve kapıya doğru ilerledim. Kapıdan art arda çıkarak asansöre yöneldik. Tüm asansör yolculuğu boyunca aramızdaki sessizlik yerini korumaya devam etmişti. Gereksiz bir şekilde kendimi bu durumdan dolayı oldukça rahatsız hissediyordum. Göğsümün üzerinde acı bir his başıboş dolanıyordu.
Kara'nın yönlendirmesi ile otelin havuzuna inmiştik. Boş bulduğumuz şezlonglara kurulurken, Kara güneş gözlüklerini takarak şezlonguna uzandı. Kara'yı kendi haline bırakarak bana verdiği hasır çantayı kurcalamaya başladım. İçerisinden; güneş kremi, benim için güneş gözlüğü, kendi telefonu ve cüzdanı çıkmıştı.
Güneş kremini çantadan çıkartarak çantayı şezlongun yanına, yere, koydum. Elime bir miktar sıktım. Kollarıma, bacaklarıma, sırtıma iyice yedirdikten sonra ayağa kalktım. Ellerimi belime koyarak Kara'ya döndüm. Ellerini başının altında toplamış, gözleri kapalı oldukça rahat bir şekilde uzanıyordu. Her an her yerdeki umursamazlığı şaşılır derecedeydi. "Ben havuza giriyorum. Sen girmeyecek misin?"
Sorumla birlikte sol gözünü açtı ve birkaç saniye sonra geri kapattı. Kapalı gözlerinin ardından başını olumsuz anlamda salladı. Onu umursamayarak üzerimdeki şortu çıkarttım ve şezlongun üzerine bıraktım. Havuzun yanına giderek ilk önce ayaklarımı soktum. Su gayet iyiydi. Mavi gözlerim havuzun dibine doğru dalarken kafamın içinde yanan ışıkla birlikte yüzüme bir gülüş yerleşti.
Havuzdan birkaç adım uzaklaştım. Birkaç saniyenin ardından havuza hızlı bir şekilde atladım. Ayaklarımın yere değmemesinin üzerine çırpınmaya başladım. Ayaklarımı bir ileri bir geri sallıyor, yüzeye çıkmaya çalışıyordum. Başımı suyun üstüne çıkardığım kısa bir anda Kara'nın şaşkın gözleri ile karşılaşmıştım. Tekrardan havuzun dibine doğru batarken su yutmamak için dudaklarımı birbirine sıkıca bastırıyor, nefes almamak için büyük bir çaba veriyordum. Bir anda belimde hissettiğim kollar ile kendimi anında
suyun üstünde buldum.
Kara endişeli gözleriyle yüzüme bakarken gülümsedim. Yüzüme yapışan saçları bir elimin tersiyle itekledim. "Su çok güzel değil mi?" Sinsice gülerek ellerimle suya vurdum. Kara'nın kolları belimi serbest bırakırken dudaklarımı birbirine bastırdım. "Nasıl?" Kara şaşkınca yüzüme bakarken omuz silmekle yetindim. Benden biraz uzaklaştığında ise gözleri hala hınzırca sırıtan yüzümdeydi. "Kara!" Tam dibimize atlayan kişi ile yüzümüze gelen havuz suyuyla öksürdüm.
Duyduğum ses ile dişlerimi birbirine bastırırken kendimi bunu görmek için hazır hissetmediğimi bildiğim halde baktım. Ahu, Kara'nın boynuna kollarını dolamış bir şekilde karşımda duruyordu. Kara gözlerini devirerek Ahu'nun kollarının arasından kurtuldu ve havuzdan çıktı. Gözlerim hala Kara'nın üzerindeyken üzerindeki ıslak beyaz tişörtü hızla çıkartması ile bakışlarımı kaçırdım.
Islanan yüzümü sıvazlanırken gözlerim hayranlıkla Kara'yı izleyen Ahu'ya takılınca daha fazla sabredemeyeceğimi anladım.
Olabildiğince yavaş ve dikkatle Ahu'ya yaklaştım. Öyle ki, Kara'ya bakmaktan dibine kadar girdiğimi bile fark etmemişti. Ellerimi Ahu'nun omzuna koyarak aşağıya doğru itekledim. Ahu suyun dibini bulurken etrafıma kısa bir bakış attım. Kimsenin bize bakmadığına emin olurken suyun dibine batırdığım Ahu çıkmak için çırpınıyordu. Sırf nefes alması için omuzlarını serbest bıraktım. Su üstüne çıktığında derin nefesler alarak Kara'ya bakmaya devam etti. Şu an bu kızın bana hesap sorması gerekiyordu! Kara'ya bakması değil! Tekrardan omuzlarından tutarak suyun dibine doğru itekledim.
"Çok yanlış hareketler," Tam dibimde duyduğum ses ile irkilerek Ahu'yu serbest bıraktım. Gördüğüm bir çift yeşil göz ile derin bir nefes verdim. Cenk korktuğumu anlayarak gülmeye başlarken bu seferde ellerimi onun omzuna koyarak bütün gücümle suyun dibine ittirdim. Ancak Cenk benden daha güçlü olduğu için benden kurtularak suyun üstüne çıkmıştı. "Kızım sen cidden manyaksın ya!" Cenk kendi kendine sitem ederken onu umursamayarak arkasında duran Ahu'ya baktım. Hayran hayran Kara'yı süzüyordu.
Ahu'ya doğru sinirle yüzmeye başladığım sırada önüme geçen Cenk'in bedeni ile afalladım. Kaşlarımı çatarak Cenk'e kızmaya hazırlanıyordum ki Cenk bir anda gözden kayboldu. Gözlerimi art arda kırparak ne olduğunu anlamaya çalıştım. Ortada görünmeyen Cenk ile fırsat bilerek Ahu'ya doğru yüzmeye başladım. Tam Ahu ile aramızda çok az bir mesafe kala ayağımdan aşağıya doğru çekilmem ile kendimi suyun altında buldum. Bedenim suyun altında öylece asılı dururken karşımda sırıtan bir Cenk ile karşılaştım.
Dişlerimi sıkarak karnına tekme attım. Cenk'in ağzından bir iki baloncuk çıkarken iki büklüm karnını tutarak eğildi. Hızla ayaklarımı hareket ettirerek suyun üstüne çıktım. Derin nefesler almaya başladım. Etrafıma bakındığımda Ahu'nun benim şezlongumda oturmuş bir şekilde Kara'yı izliyordu. İnsanın bir utanması falan olurdu.
Hızla havuzun merdivenlerine yüzdüm. Havuzdan çıktım ve kaymamaya dikkat ederek hızlı adımlarla şezlongumun yanına gittim.
Gölgemin Ahu'nun üzerine düşmesiyle başını kaldırıp yüzüme baktı.
"Yerimden kalkar mısın canım?" Ahu tereddütle Kara'ya baktıktan sonra mecburen kalkmak zorunda kaldı. Ayakta kalan Ahu bizim birkaç sıra ilerimizde bulunan boş şezlonga geçti. Şezlongun üzerinde bulunan havluyu alarak ıslak bedenimi kurulamaya başladım. Kurulanma işini bitirdikten sonra elimdeki havluyu Kara'nın suratına fırlattım. Benden beklemediği bu hareket ile olduğu yerde sıçrarken yüzünü örten havluyu eline aldı. "Ne yapıyorsun kızım ya?"
İşaret parmağımı havaya kaldırarak salladım. "Sus. Çoktan hak ettik sen bunu!"
"Neyini hak ettim acaba?"Havluyu elinde top haline getirerek suratıma fırlattı. Havlu yere düşmeden yakalandım ve sertçe ona attım.
"Konuşma!" Gözlerini kapatarak sabır çekti ve havluyu geri bana attı. Ayağa kalkarak yanına gittim. Elimdeki havluyu iyice açarak üstüne örttüm. Havluyu üzerinden kaldırmaya yeltendiği sırada onu engelledim. "Sakın kaldırayım deme!" Gözlerinin rengi koyulaşırken, elleri havlunun ucunda kaldı. "Mavi sen delirdin mi? Başına güneş falan mı geçit? Bu sıcak havada ne havlusu ne üstünü örtmesi? Kızım sen çıldırdın mı?" Bir hışımla havluyu üstünden çekip kenara fırlattı. Gözlerimi kısarak yerime geri oturdum. Ayağımı ritimle yere vurmaya başladım. Sabrım tükeniyordu.
Kara'nın karşısındaki boş sandalyeyi çekerek oturdum. Önündeki yemek dolu olan tabağı kendi önüme çekerek yemeye başladım. Kara'nın çatal tutan eli şaşkınlıkla havada kalırken onu umursamadan yemeye devam ettim.
"Mavi gerçekten sen iyi değilsin. Sana aç mısın diye sormuştum. Benim yemeğime niye el atıyorsun?" Omuz silkerek yemeye devam ettim. Ben Kara'nın yemeğini yemeye devam ederken Kara bir sabır çekerek garsonu çağırdı ve aynı yemekten tekrardan sipariş etti. İçimde hala dinmeyen bir sinir vardı. Havuzdan sonra odaya çıkarak güzel bir duş almıştım. Sadece on beş dakika önce Kara'nın ettiği yemek teklifini reddederken şimdi ise buradaydım. Önümdeki yemeği hızlı hızlı yiyordum, ağzımdaki lokmayı daha yutmadan bir lokma daha alıyordum.
İştahla önümdeki yemeği yerken duyduğum ses ile ağzımdaki lokmayı yutamadım. Ağzım dolu bir şekilde istemeden de olsa başımı yavaşça tabaktan kaldırdım ve sesin geldiği yere baktım. Ahu çoktan yanımıza gelmiş ve Kara'nın yanında oturuyordu. Gözlerim sinirle yumulurken ürkütücü bir sakinlikle arkama yaslandım. Ağzımdaki lokmamı ağır ağır çiğnerken bıçağın altında duran temiz peçeteyi aldım, yavaşça ağzımı sildim. Peçeteyi orantılı olacak bir şekilde ikiye katladım ve geri bıçağın altına düzgünce koydum. Sandalyeyi geriye doğru itekleyerek ayağa kalktım. Öyle yavaş ve sakin hareket ediyordum ki Kara'nın gözleri korktuğunu açıkça ilan ediyordu.
Kara'nın gözleri dikkatle beni izlerken Ahu da Kara'yı izliyordu. Ahu'nun yanına gelince durdum. Ahu yavaşça başını kaldırarak yüzüme baktı. "Dudu abla!" Sevecenlikle bağırırken gülümsedim. Ellerimi yavaşça birbirine sürttüm. Ahu otuz iki dişini gösterecek şekilde gülümserken elimi saçlarının arasına daldırdım ve ayağa kaldırdım. Ahu hiç beklemediği bu hareketle acıyla çığlık atarken saçlarını geriye doğru çektim ve iki büklüm olmasını sağladım.
Elini bileğime atarak saçlarını kurtarmaya çalıştı ancak gözümü öyle sinir bürümüştü ki kurtulamadı. Yüzünü kendi yüz hizama getirerek gözlerine baktım. Gözleri korkuyla bakarken sırıttım. Fısıltılı bir ses tonu ile konuştum. "Kendimi tanıtamadım tatlım ben sana. Ben Mavi Yenilmez,"
Ahu'nun gözleri korkuyla büyürken büyük bir el bileğimi kavradı. Aramıza girmeye çalışan kişiyi es geçerek saçlarını geriye doğru çektim.
Ahu tekrardan acıyla bağırırken belimden tutulup çekilmem ile ellerim gevşedi, parmaklarıma dolanan saçlar kendini kurtardı. Kendimi havada bulmuştum. Ahu benden kurtulmanın verdiği fırsat ile hemen geriye doğru kaçarken ellerini saçlarına götürdü ve ağlamaya başladı. Bedenimi tutan güçlü kolların arasından kurtulamaya çalışarak Ahu'ya doğru atıldım.
Güçlü kollar beni tutmaya devam ediyordu ve benim ayaklarım resmen boşlukta sallanıyordu. İşaret parmağımı havada salladım. "Bu burada bitmedi kızım! Çok pis damarıma bastın! Yanlış kişiye bulaştın!"
"Mavi!"Kulağıma çarpan nefes ile duraksadım. "Sakin ol artık," Hareket etmeyi kestim. Kara sakinleştiğime kanaat getirerek beni yere indirdi. Tekrardan Ahu'ya saldırmak için hamlede bulunduğum sırada Kara benden önce davranarak önüme geçti. Kara'nın iri bedeni bana engel olurken parmak uçlarımda yükselerek Ahu'ya son kez öldürücü bakışlarımdan gönderdim. Başımı yukarıya kaldırarak Kara'nın siyah gözlerine sinirle baktım. Ellerimi göğsüne koyarak onu tüm gücümle itekledim. Sadece birkaç adım gerilerken onu arkamda bırakarak restorandan çıktım.
Odaya girerek arkamdan kapıyı sertçe kapattım. Sinirden hızlı hızlı nefes alıyordum. Hemen kendimi balkona atarak temiz havayı içime çekmeye başladım. Küçük balkonda hızlı adımlarla bir oyana bir buyana gidiyordum. Ellerimi yüzüme bastırırken dudaklarımın ucuna kadar gelen çığlığı zor tuttum. En sonunda derin derin nefesler alırken balkonda bulunan sandalyelerden birisine oturmuştum. Yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştım. Göğsümün hızı yavaşlamış, nefeslerim düzene girmişti.
Odanın içerisinde yankılanan kapı sesi ile gözlerim anında açıldı. Sırtım kapıya dönük bir şekilde sessizce öyle durmaya devam ettim."Mavi!" Sesimi çıkartmayarak öylece durdum. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Hemen arkamda duyduğum sesin sahibine sinirle döndüm. "Ne mi yapıyorum? Haddini bilmesi gereken kişiye haddini bildiriyorum!" Kara sinirle burnunda sert bir nefes verdi. "Kız ağlamaktan helak oldu!" Kaşlarım alayla havalandı. Oturduğum yerden kalkarak karşısına dikildim. "Gitsene o zaman kızın yanına! Ne işin var burada?"
Bir adımda aramızdaki mesafeyi en aza indirdim. Omuzlarımdan itekledim."Gitsene! Başını omzuna koysun ağlasın!"Tekrardan omuzlarından itekledim ama ona hiçbir etki etmedi."O da seni beklemiyor mu zaten? Git ona istediğini ver!"
"Çok fazla oldu bu sefer!" Histerik bir şekilde güldüm. "Fazla mı oldu? Bu kız onu çoktan hak etmişti Kara! Bunu sende biliyorsun! Ya bana ne dediğini duymadın mı? Sen evlisin be adam! Ben yanında olmasaydım ne olacaktı o zaman?! O kıza istediği şeyi-" Elini havaya kaldırarak bağırdı. "Tamam yeter! Konuşma daha fazla!" Kırgınlıkla sustum ve yüzüne baktım. Buğulanan gözlerimi siyahlarına diktim. "Peki." Omzuna çarparak yanından geçtim. Dolabın yanında duran boş mavi valizi alarak yatağın üzerine sertçe fırlattım. Valizin fermuarını açtıktan sonra dolaba yönelerek askıda bulunan elbiselerimi aldım ve valizin içerisine fırlattım. Raflarda bulunan diğer kıyafetlerimi de alarak valize koydum. Elime gelen her şeyi rastgele valizin içerisine fırlatıyordum. Gözlerime dolan yaşlar inatla akmak isterken burnumu çektim. Bir elimi sertçe saçlarımın arasına daldırdım ve karıştırdım. Omuzlarım kırgınlıkla çökerken durdum, elimi dolaba yaslayarak kendime destek oluştururken başımı eğdim. Gözlerim acıyla kapandı.
Sağ gözümden akan yaş çeneme doğru yol izlerken arkamda duyduğum ses ile hızla dikeldim. Elimin tersiyle yanağımdaki yaşı silerken dolabın kapağını sertçe kapadım. Burnumu çekerken gözlerim balkon kapısına bakmamak için büyük bir mücadele veriyordu. Valizin fermuarını kapatarak yataktan indirdim. Koltuğun üzerinde bulunan çantamı alarak boynuma geçirdim. Valizi bütün gücümle kaldırarak kapıya yöneldim. Kapıyı açtığım sırada sertçe kapatılması ile durdum. Kapının üzerinde duran ele baktım.
Arkamda ki varlığını hiçe sayarak kapının kolunu indirdim. Kapının birkaç santim anca açılmasına izin verdi. Hızlıca kapıyı geri kapattı. Valizi sertçe yere koyarak arkama döndüm. Sinirli bakan mavi gözlerimi karalarına çevirdim. Sakin bir şekilde gözlerime bakarken kendimi tutamayarak yüzüne tokat attım. Başı yan dönerken içim gram acımadı. Tekrardan valizi kaldırarak kapıyı açtım. Kapının yine sert bir şekilde kapatılması ile gözlerimi sımsıkı yumdum. Sakin ol Mavi. "Bırakır mısın şu kapıyı?" Arkamda öylece sessiz durması sinirimi iyiden iyiye bozuyordu. Valizi sertçe bırakarak arkama döndüm. Gözleri gözlerime dalarken dişlerimi sıktım. "Kapıyı bırakır mısın?" Gözlerini gözlerimden çekmeden başını olumsuz anlamda salladı. "Gitmeni yasaklıyorum," Duyduğum cümle karşısında afalladım. "Yasaklamak?" Başını aşağı yukarı hareket ettirerek dediğim şeyi onayladı. İşaret parmağımla kendimi gösterdim. "Bana yasak mı koydun?" Başını tekrardan olumlu anlamda sallaması ile ayağımı kaldırarak bel altına doğru tekme savurdum. Ancak Kara hızlı bir şekilde geriye doğru kaçarak hamlemden kurtuldu.
Kara'nın uzaklaşmasından fırsat bilerek hemen kapının kolunu aşağıya indirdim ancak kapının sertçe kapatılması ile ayağımı yere vurdum. "Sana gitmeni yasakladığımı söylemiştim. "Ellerimi göğsüne koyarak itekledim. "Çekil önümden! Gitsene o kızın yanına! Bak kız ağlamaktan mahvoldu! Avutmaya gitsene! Neden hala buradasın?! Neden önemsiyorsun beni?" Ona bağırmamı umursamıyordu. Öylece gözlerime bakıyordu.
Omuzlarından itekledim. "Gitsene! Al işte ne istiyorsun benden? Ne bekliyorsun?" Sinirle göğsüm hızla kalkıp inerken gözlerim dolmuştu. "Mavinin en güzel tonu kesinlikle sensin." Duyduğum cümle karşısında tökezledim. Sırtım kapı ile buluşurken Kara'ya şaşkınlıkla baktım. Sessizce birbirimize bakarken sırtımı dayadığım kapının tıklatılması ile irkildim.
Kara bir kolunu omzuma atarak beni göğsüne çekti. Kapıyı hafifçe açtı. Ancak açması ile kapatması bir olmuştu. Sırtım yeniden kapı ile buluştuğu sırada kapının tıklatılması ile kapıdan uzaklaşmaya çalıştım ancak Kara ellerini başımın her iki yanına koyarak buna engel oldu. "Ne yapmaya çalışıyorsun?" Omuz silkti. "Yeterince huzurumuzu kaçırdı zaten." Tek kaşım havalanırken kollarımı göğsümde bağladım. "Bu dediklerini asla unutmayacağımı biliyor musun Kara?" Sorgularcasına yüzüne bakarken kapı hala çalmaya devam ediyordu. "Bilmez olur muyum?"
Kara derin bir nefes aldı. "Çok değişik şeyler oluyor Mavi ve en kötüsü de ben bunlara engel olamıyorum."
