16. bölüm · Mavi ve Siyah

15. Bölüm

Amaya Xxxx

Bir fırtına var içimde; her şeyi yakıp yıkan, darma duman eden. Tüm ümidimi yitiren, her şeyle bağımı kesen. Bir fırtına var içimde; tüm hayallerimi yıkıp döken. Bir fırtına var içimde; her şeyimi elimden alan.
Gözlerimi beyaz tavanda gezdirdim. Ben kimdim? Ben bir hiçtim. Ben kimsenin sevmediği, çocukların oyunda dışladığı, annesinin sevgisini göremeyen, sınıfın sessiz ezileni ve babasının biriciği.

Sesli bir nefes verdim dudaklarımın arasından. Ben... ben bendim. Ben buydum işte. Hayat beni bu hale getirmişti. Duygularını kaybeden, sevgisini göstermeyi bilmeyen, sevilmeyi unutan, ruhu ölmüş bir hale getirmişti. Hani bir insanı öldürmek suçtu? Onlarda benim ruhumu öldürmüşlerdi. 'Beni' öldürmüşlerdi. Yaşadığım, yaşamadığım, yaşayabileceğim her şey bir bulut misali puf olup uçmuştu. Bir çocuğun, bir insanın ruhunu da öldürmek suç değil midir? Tıklattıktan kapı ile gözlerimi beyaz tavandan ayırarak kapıya çevirdim. "Uyanık mısın Mavi?" Yattığım yerden doğrularak yatağın içerisinde oturur bir pozisyona geldim. "Evet, gelebilirsin," Kapı açıldı ve Kara ilk önce başını uzattı. Daha sonra kapıyı ardına kadar açarak içeriye girdi. Kolunu duvara yaslayarak baktı. Yeni uyandığını belli eden dağınık siyah saçları ve kısık bakan gözleri ile uyanır uyanmaz neden soluğu benim odamda aldığını anlamamıştım. "Bir sorun mu var?" Sorum üzerine başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, sadece valizini hazırlamanı söylemek için geldim." Kaşlarım çatıldı. Valiz mi? "Ne valizi?" Dişlerini göstererek gülümsedi. "Uzun bir yolculuğa çıkıyoruz Maviş Hanım, kalkın ve hazırlanın,"

Kapıdan çıkarak arkasında şaşkın bir ben bıraktı. Üzerimdeki şaşkınlığı atamayarak yataktan indim. İlk iş olarak yatağını düzelttikten sonra giyinme odasına geçtim.
Odanın ortasında duran iki valizden, mavi olanı kendime alarak siyah olanı Kara'ya bıraktım. Valizi açarak pufun üzerine bıraktım. Nasıl bir yere, ne kadar süreliğine gittiğimiz bilmediğim için her şeyden azar azar koymam yeterli olacaktır. Elime beyaz, siyah ve gri olmak üzere üç tane tişört aldım. Hemen yan tarafa kayarak bir tane siyah eşofman altı, bir siyah ve mavi kot pantolon, biri beyaz biri yeşil olmak üzere iki tane şort aldım. Gece yatarken giyinmek içinde iki tane siyah gecelik aldım. Kucağımda yer kalmamasının üzerine elimdekileri güzelce valize yerleştirdim.
Elbiselerin asılı olduğu tarafa geçerek elime; kırmızı üzerinde beyaz çiçekler olan yazlık elbisemi, açık mavi hafif dizlerimin üzerinde biten salaş bir elbise ve elbisede son olarak ne olur ne olmaz diye siyah şık bir elbise aldım. Bunları da valize yerleştirdikleri sonra gerekli olan iç çamaşırları da koyarak valizin ağzını kapattım. Valizi pufun üzerinden alarak odanın ortasına koydum. Sıra üzerimi değiştirmekteydi.

Açık mavi bol bir kot ile siyah askılı alarak üzerime geçirdim. Yeni uyandığım ve soluğu uyanır uyanmaz burada aldığım için hala dağınık olan saçlarımı tokadan kurtararak saldım. Tokayı bileğime takarken odanın ortasında bulunan cam masaya ilerledim. Gözlüklerin bulunduğu çekmeceyi açarak hafif kahvemsi tonlara sahip olan güneş gözlüğünü saçlarımın arasından geçirerek bir taç gibi kafamın üzerine sabitledim. Ben çekmeceyi kapatırken kapı tıklatıldı. "Gel,"
Kara içeriye girerek hiç çekinmeden beni süzdü. Beğendiğini belli eden bir ifade ile baş parmağını havaya kaldırdı.
Odanın ortasındaki valizimi işaret ederek giyinme odasından çıktım. Mutfağa gelerek yolculuğa çıkmadan önce bir şeyler atıştırmadık iyi olduğunu düşündüm ve kendime dolaptan birkaç bir şey çıkararak masanın üzerine bıraktım.

Kara valizleri arabanın bagajına yerleştirmekle uğraşırken, ben çoktan yerime yerleşmiştim. En sonunda Kara da yerini aldıktan sonra yola koyulduk. "Nereye gidiyoruz?" Kara camını hafif açarak bana döndü. "Bir tatili hak ettiğimizi düşündüm," Sol eliyle direksiyonu tutarak dirseğini kapıya dayadı ve sağ dirseğini de ortamızda bulunan desteğin üzerine koydu. "Nişandı, düğündü yordu. Bir de düğün gecesi olanlar var. Sen bunu çoktan hak ettin Mavi Yenilmez," Sessiz kalarak önüme döndüm. "Yolumuz uzun, uyumak istersen uyu," Gözümün ucuyla ona baktığımda bana göz kırpmakla yetindi. Başımı geriye atarak uyuma umudu ile gözlerimi kapattım.

"Anne! Anne!"
"Mavi!"
"Anne! Üşüyorum ısıt beni! Anne neden sarılmıyorsun bana? Anne uyan!"
"Mavi! Kızım!"
"Anne korkuyorum! Şaka mı yapıyorsun?! Şakanı sevmedim!"
"Anne üşüdün mü?"
"Özledim kızım seni."
"Bende seni çok özledim anne! Neden gittin? Seni çok özledim!"

İrkilerek gözlerimi açtım. Gözlerimi art arda kırparak kendime gelmeye çalıştım. Kolumun üzerinde hissettiğim sıcak el ile elin sahibine, kara gözlere baktım.
Endişeli gözler ile bakıyordu."İyi misin? Kabus görüyordun," Dirseklerimi dizlerime dayayarak, titreyen ellerim ile yüzümü sıvazladım. "Mavi iyi misin?" Yüzümü avuçlarıma bastırarak sorusunu yanıtsız bıraktım. Neden günler sonra tekrar rüyalarıma girmişti. Titrek bir nefes vererek başını kaldırdım. Kara benden olumlu herhangi bir şey bekliyordu. "Annemi gördüm. Onu çok özlemişim Kara," Dudaklarını birbirine bastırarak durdu. "Seni çok özledim dedi ama yok. Neden yanımda değil o zaman?" Kara sorumu yanıtsız bırakarak arkasına yaslandı. Gözlerini yanımızdan son sürat geçen araçlara çevirdi.
Titreyen ellerimle zorla arabanın kapısını açarak indim. Bacaklarımda titriyordu. Kendime destek olması amacıyla arabaya tutundum. Kalp atışlarımın bilinçsizce hızlanması ile diğer elim göğsümün üzerine gitti. Nefes alış-verişlerim hızlanmıştı. Gözlerim bulanıyor, başım dönüyordu. Omzumda hissettiğim elin varlığı bana güven verirken, sakinleşmek için gözlerimi kapattım. "Mavi? Mavi beni duyuyor musun?" Başımı olumlu anlamda salladım. "Neyin var senin?" Derin nefesler almaya devam ederken zorla Kara'yı cevapladım. "A-aniden tansiyonum düştü," Kalbimin üzerindeki elimi başıma götürerek gözlerimi açtım. "Önemli bir şey değil. Birazdan geçer,"

Sırtımı arabaya yaslayarak yavaşça yere oturdum. Dizlerimi kendime çekerek gözlerimi kapattım. Kafamı geriye doğru atarak arabaya yasladım. Dudaklarımın arasından titrek bir nefes verirken kalp atışlarım artık yavaşlıyordu. Ellerim titremesi azalmış, nefeslerim yavaşlamıştı.
Üzerime düşen gölge ile gözlerimi araladım. Yanımda aynı benim gibi oturan Kara'yı fark ederek, omzumun üzerinden ona baktım. Kara gözlerini mavilerime dikerek gülümsedi. Gülümsemesine karşı hafifçe tebessüm ettim. İyi olduğuma emin olarak yavaşça ayağa kalktım. Kara'da benimle beraber ayağa kalkarak karşıma dikildi. "Şimdi iyisin değil mi? Hastaneye gidelim mi? Gerek var mı?" Gülerek başımı olumsuz manada salladım. "Kara hatırlatırım ben doktorum," Yüzündeki endişeli ifade yok olurken rahatladığına şahit oldum. "Hadi gidelim artık. Daha ne kadar yolumuz var,"

Kendi tarafına geçerken omzunun üzerinde bir bakış attı. "Üç saat gitti geriye kaldı dört saat," Gözlerim şaşkınlıkla irileşirken yerime geçtim. Emniyet kemerimi takarken şaşkın bakışlarımı Kara'ya yönelttim. "Nasıl? Ben o kadar uyudum mu?" Başını olumlu anlamda salladı. Arabayı çalıştırarak etrafını kontrol etti. "Biz bu kadar uzak nereye gidiyoruz?" Yola çıkarak beni duymamazlıktan geldi. Bir elimi havaya kaldırarak salladım. "Kime diyorum?" Gözlerini yoldan ayırmadı. "Boşuna çırpınıyorsun Maviş, bence sen biraz daha uyu." Burnumdan sert bir nefes vererek arkama yaslandım. "Neden söylemiyorsun?" Omuz silkti. "Gidince göreceksin nasıl olsa, sürpriz olarak kalsın," Dudağımı dişleyerek kollarımı bağladım. Arabanın içerisine sessizlik hakim olurken akıp giden yolu izlemeye koyuldum.

Araba küçük bir lokantanın önünde durduğunda Kara'ya döndüm. Ona sorgulayıcı bakışlarımı gönderirken beni umursamayarak emniyet kemerini açtı ve indi. Bende hızlıca arkasından indim. Yanıma gelerek elimi kavradı ve seri adımlarla lokantaya yöneldi."Kara neler oluyor?" Beni yeniden umursamadı ve hızlı adımlar ile lokantaya giriş yaptık. Boş masalardan birisine yönelirken Kara'nın elini sıktım. Bu hareketim ile sonunda başı bana dönmüştü. "Sana neler olduğunu sordum ve bana cevap vermek zorundasın,"

"Takip ediliyoruz,"Kaşlarım havalandı. Kara başka bir şey demeden boş bir masanın yanına, peşinde beni de sürükleyerek, ilerledi. Kendisi sandalyeye otururken beni de yanına oturttu. Kara'nın sert bakışları karşımızdaki masaya sabitlenince merakla oraya döndüm. Dört tane takım elbiseli adam ifadesiz bakışlarını üzerimize dikmiş öylece oturuyordu. "Kimin adamı bunlar?"
Kara'nın çenesi seğirirken bakışlarını bir an bile olsun adamlardan çekmedi. "Babamın," Gözlerim şaşkınlıkla büyürken adamlara bakmamaya karar vererek önüme döndüm. Yanımıza gelen garson Kara'ya soru yöneltirken Kara garsonu duymamıştı bile. Hemen ben araya girerek birkaç sipariş etmiştim. Garsonun yanımızdan uzaklaşması ile Kara'ya döndüm. Hala aynı şekilde öylece bakıyordu. "Ben ne dersem onu yap Mavi, sakın ağzını açma. Sakın," Dudaklarını oynatmadan dişinin arasından konuşmuştu. Yavaş yavaş endişelenmeye başlıyordum. Neler oluyordu gene? Tereddütlü bakışlarımı karşı masaya çevirdiğimde adamların ayaklanarak bize doğru geldiğini fark ettim.

Derin bir nefes verdim. Korkulacak bir şey yok Mavi. Sakin ol. Kara yanında. Onun sözünden çıkma. Dört adamda masanın yanında sıra sıra dizilince Kara başını kaldırarak sakin bir şekilde onlara baktı. Adamlar tepkisiz bir şekilde Kara'ya bakarken, sağdan ikinci adam bir adım önce çıkarak konuşmaya başladı. "Sizinle bir işimiz yok Kara Bey, Tarık Bey'in emri ile Mavi Hanım'ı almaya geldik," Adamın dediği şey ile gözlerim anında Kara'yı buldu. Kara alayla gülerek, dilini damağına vurdu. "Tarık Bey'inize benden selam söyleyin," Adamın yüz ifadesinden Kara'nın bu tavrına sinir olduğu açıktı. "Bakın Kara Bey tekrar ediyorum, Tarık Bey Mavi Hanım'ı birkaç günlüğüne misafir etmek için evine davet ediyor. Bizde kendisini almaya geldik,"
Kara alayla sırıtmaya devam ederek kaşlarımı havaya kaldırıp indirdi. "Bende hayır diyorum, şimdi gidin ve o Tarık Bey'inize benim selamımı söyleyin," Kara rahat ifadesini bozmazken adam sıkıntılı bir nefes verdi. "Kara Bey-" Kara adamın konuşmasına izin vermeyerek araya girdi. "Şimdi İzninizle beyler eşimle bir şeyler yemek istiyorum. Tarık Bey'iniz Mavi Hanım'ı unutsun," Elini havaya kaldırarak kapıyı işaret etti. "Yolunuz açık olsun."

Adamlar birbirlerine baktıktan sonra sessizce masadan uzaklaştılar ve kısa süre sonra lokantadan çıkarak gözden kayboldular. Sandalyede yan dönerek yönümü tamamen Kara'ya çevirdim. "Baban. Neden beni istiyor?" Omuz silkti. "Büyük ihtimalle aklını çelmekle uğraşacak. Benim hakkımda bir ton şey uydurarak benden ayrılman için çabalayacak,"
Kara'nın babasını nişanda ilk gördüğümde bir şeyler olduğunu tahmin etmiştim. Bunu Kara'nın verdiği tepkiden kolaylıkla anlamıştım. Ancak bu kadarını beklemiyordum. Bir baba olarak çocuğuna böyle yapması çok saçmaydı. Neden bir baba çocuğuna böyle davranırdı?
Düşünceli gözlerim boş masada dolaşırken masaya konulan tabak ile irkilerek başımı kaldırdım. Garson tepsideki her şeyi masaya koyduktan sonra istediğimiz bir şeyin olup olmadığını sordu ve uzaklaştı.

Kara sepette bulunan ekmeği alarak iştahla menemene batırdı. Ekmeği ağzına atarken gözleri hareketsiz duran bana kaydı. Kaşları çatılırken ekmekten bir parça daha kopararak menemene batırdı. Ekmeği ağzıma doğru uzattığını anlayınca hızlıca başımı geriye doğru yatırdım. Kaşları iyice çatıldı. "Mavi aç ağzını," Başımı olumsuz anlamda salladım. "Kızım zaten dal gibisin. Az ye de kilo al. Üflesem uçacaksın diye korkuyorum," Gözlerimi devirdim. Beklemediğim bir anda kolumdan tutarak kendisine doğru çekti ve ben daha karşılık veremeden ekmeği zorla ağzıma tıktı. Ağzıma zorla tıktığı lokmayı yutmaya çalışırken yüzümü buruşturdum. "Seni mahvetmemem için bana makul bir şey söyle Kara,"
Su dolu bardağa dudaklarıma götürerek büyük bir yudum aldım. Su sayesinde ağzımdaki lokmayı daha rahat yutarken kulağıma Kara'nın güçlü kahkahası ulaştı. Gözlerimi hızlıca lokantada gezdirdiğim de birkaç kişinin çoktan bakışları bize dönmüştü.
Elimdeki bardağı masaya bırakarak omzuna vurdum. Bu hareketim ile gülmesi daha da artarken omzunu tuttu. "Bir kerede vurma ya. Valla dişimi kıracağım," Burun kıvırarak omzuna bir tane daha vurdum. İnleyerek gülmeye devam etti.

"Daha ne kadar var?"Can sıkıntısından ölmek üzere olabilirim. Sıkıntılı bir nefes vererek Kara'nın cevap vermesini beklemeye koyuldum. Sırıtarak gözleriyle işaret ettiği yere baktım. Gördüğüm Nevşehir tabelası ile hızlıca Kara'ya döndüm. Bana göz kırparak geri yola döndü. Yaklaşık yirmi dakikalık bir yolculuğun ardından araba yüksek bir binanın otoparkına giriş yaptı. Burası kalacağımız otel olmalıydı. Kara arabadan inerek bana da inmem için başıyla işaret verdi.
Arabadan inerek yanında yerimi aldım.
Beraber yüksek binaya girdiğimizde tahminim doğru çıkmıştı. Resepsiyonun önünde durduk. Kara dirseğini dayayarak kadına ismini söyledi.

Kadın bir tane anahtar uzatınca Kara kaşlarını çattı."Yalnız iki anahtar olması lazımdı. Tekrar bakarsanız sevinirim," Kara'nın kibar konuşma tavrına karşılık kaşlarım havalandı. Gözleri beni bulduğunda 'hayırdır' dercesine göz kırptı. "Yok bir şey,"
"Efendim Kara ve Mavi Yenilmez adına çift kişilik bir oda ayrıltılmış," Kara homurdanarak kadına döndü. "Yanlış olmuş, siz onu iki tane tek kişilik odaya çevirebilir misiniz?" Kadın bilgisayara bir şeyler girdikten sonra Kara'ya döndü. "Üzgünüm efendim, son tek kişilik odamız yarım saat önce tutuldu," Kara burnundan sert bir nefes vererek elindeki anahtarı sıktı. "Teşekkürler,"
"İyi günler efendim,"
Kara resepsiyondan hızlı adımlarla uzaklaştı. Cebinden telefonunu çıkarttı ve ardından kulağına dayadı. Birkaç saniyenin sonunda telefon açılınca Kara sinirli bir şekilde konuşmaya başladı."Ulan Yalın! Bilerek mi yaptın? Sana şu işi adam akıllı yap demiştim!" Burun kemerini sıkarak gözlerini kapattı. Kara'nın Yalın'la olan tartışmasını dinlerken yanımda buluna duvara yaslandım ve kollarımı göğsümde bağladım."Ben geri dönünce göstereceğim sana-" Gözleri beni bulunca cümlesini yarıda keserek dudaklarını birbirine bastırdı. "Yanımda Mavi var oğlum. Yat kalk dua et. Ama sen göreceksin! Yazdım bunu kenara Yalın!" Telefonu Yalın'ın yüzüne kapattı.

Telefonu cebime atarak bana döndü. Yüzündeki sinirli ifade anında yok olurken keyifli bir ifade yer edindi. Ani değişimi ile afalladım. Ne kadar tuhaf bir adam. Ürkütücü. "Yerleşelim şu odaya artık," Başımı olumlu anlamda sallayarak peşine takıldım. Odanın önüne gelince Kara'ya verilen anahtar ile kapıyı açtık. Kara benden önce içeriye girdi bende arkamızdan kapıyı kapatarak girdim. Kısa koridorun ucunda bulunan kapının önünde Kara donmuş bir şekilde duruyordu.
Kaşlarım çatılırken yanına gittim. Parmak uçlarımda yükselerek Kara'nın omzunun üzerinden baktığı şeye baktım. Gördüğüm manzara ile ağzım açıldı. Kapıdan başlayarak etrafa kırmızı güller saçılmış, sıra sıra mumlar dizilmiş, yatağın üzerinde iki tane beyaz çarşaftan yapılmış kuğu ve üzerinde bir sürü kırmızı gül bulunuyordu. Ve dahası... "Yalın! Yaktım çıranı!"