17. bölüm · Mavi ve Siyah
16. Bölüm
Dudaklarımı birbirine bastırarak karşımda volta atan Kara'ya baktım. Sinirden kıpkırmızı olmuştu. Otel çalışanları hızlıca etrafı toparlarken Kara sürekli bir şeyler söylüyordu. Ben karışınca da bu sefer bana patlıyordu.
Sürekli ya Yalın'a sövüyor ya da otel çalışanlarına daha hızlı olmalarını söylüyordu. Bilmem kaçıncı kez Yalın'ı ararken telefonun açılmaması üzerine sinirle koltuğun üzerine fırlattı. "Açmıyor bir de telefonlarımı. Biliyor o! Ama ben ona göstereceğim!"
"Sakinleş artık. Tamam bak topluyorlar, neye sinirleniyorsun bu kadar?"
Dilini dişlerinin üzerinde gezdirdi.Bana cevap vermemesi üzerine arkama yaslanarak otel çalışanlarını izlemeye koyuldum. En sonunda ortalıkta bulunan son şeylerde kaldırılınca otel çalışanları gitmişti. Kara'nın ise hala sakinleştiği söylenmezdi. "Artık sakin olsan diyorum," Kara hırsla parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. "Sakinim ben," Gözlerimi devirdim. "Evet, kesinlikle çok sakinsin(!)" Kara öldürücü bakışlarını yüzüme dikince omuz silktim. "Her neyse, üzerini değiştirecek misin? Yarım saate çıkarız,"
Üzerimdeki kıyafetlerden kurtulmak harika olurdu. Hemen ayaklanarak odaya getirilen valizime ilerledim. Valizi yatağın üzerine koyup içerisinden kırmızı beyaz çiçekli elbisemi aldım. "Ben banyoda hazırlanırım," Kara'ya bir şey demesi için fırsat tanımadan banyoya kaçtım. Üzerimdeki kıyafetleri çıkartarak kenara ayırdım ve kırmızı elbisemi giyindim. Parmaklarımı bir tarak misali salık olan siyah saçlarımın arasında gezdirdim. Kafamdan çıkardığım gözlüğü geri taktım. Katladığım kıyafetlerimi elime alarak banyonun kapısını çok az açtım. "Giyindin mi?"
"Gelebilirsin,"Kara'dan gelen olumlu yanıt üzerine banyodan çıktım. Elimdeki kıyafetlerimi hala yatağın üzerimde bulunan valizime koyduktan sonra koltukta oturan Kara'ya döndüm. Parmaklarını hızlı hızlı ekranda hareket ettiriyordu.
Üzerine giyindiği siyah tişörtü ve pantolonu gözleriyle büyük bir uyum yakalarken oldukça sade ve şıktı. "Çıkalım mı?" Son kez parmaklarını ekranda dolaştırdıktan sonra telefonunu cebine atarak ayaklandı. "Çıkalım hadi," Koltuğun üzerinde bulunan çantamı alarak boynuma taktım. Beraber odadan çıkarak asansöre bindik.
Otelden çıktığımızda Kara sessizce yürümeye başladı. Başımı kaldırıp mavi gökyüzüne baktığımda gördüğüm uçan balonlar ile gülümsedim. Çok güzel gözüküyorlardı. Biz yürüdükçe artan balonlar hoşuma gitmişti. "Nasıl?" Diyen Kara ile başımı ona çevirdim. Önümüzde bir sürü uçan balon bulunuyordu ve hepsi birbirinden güzeldi. "Çok güzel,"
Kara bileğimden yakalayarak koşmaya başladı. Küçük çaplı bir kahkaha atmam ile Kara'nın gözleri beni buldu. Bir balonun önünde durunca Kara elimi bırakarak burada onu beklememi söyledi ve yanımdan ayrıldı. Kara balonun önündeki sandalyede oturan adamın yanına giderek adam ile konuşmaya başladı. Adam ile aralarında geçen kısa sohbetin ardından yanıma geldi.
"On beş dakikaya kalkarmış balon, o zaman kadar biraz yürüyelim mi?"
"Balona mı bineceğiz?" Başını olumlu anlamda sallayarak yanımda yürümeye başladı. Beraber az ileride bulunan büfeye adımlamaya başladık. "Kara!" Duyduğum tiz kadın sesi ile durarak Kara'ya döndüm. Kara yavaşça arkasına döndü. "N'aber?" Kaşlarım havalanırken arkama döndüm. Benden biraz daha uzun, yeşil boyalı saçları, yeşil gözleri ve bütün sevecenliği ile Kara'nın karşısında duran kadına baktım. Kadın otuz iki diş sırıtırken, Kara onun aksine rahatsız gibi duruyordu. "İyi Ahu, sen nasılsın?" Kara'nın sesine bile yansıyan rahatsızlığı çok belliydi. Adının Ahu olduğunu öğrendiğim kadın kollarını hızlı bir şekilde Kara'nın boynuna doladı. Kara beklemediği bu atak karşısında bir iki adım gerilerken gözlerimiz kesişti. Siyah gözlerini benden kaçırırken kollarını Ahu'nun beline doladı."Çok özlemişim seni,"
"Bende, bende." Ahu Kara'dan ayrılarak bana döndü. Gözleri parlarken elini uzattı. Sabit gözlerimle eline baktım."Merhaba Dudu abla ben Ahu. Hatırlıyor musun beni?" Dudu abla? Gözlerimi art arda kırparken Ahu elini indirdi. "Ablan hiç değişmemiş Kara," Kara'nın bir ablası mı vardı? Kara'ya döndüğümde ne yapacağını bilemez bir şekilde duruyordu. Burada dönen şey tam olarak neydi? Birisinin bana acil bir açıklama yapması gerektiğini düşünüyorum. Kara konuşmak için ağzını açtığında Ahu buna fırsat tanımayarak lafa girdi. "Geçenlerde bir haber gördüm. Kara Yenilmez evlendi falan diye. Kara ya hiç inanamadım. Kesin yine o peşine takılan süslülerden birisidir,"
Süslü? İnanmadı? Kara'ya? Kaşlarım havalanırken ellerimi belime yerleştirerek sessiz kaldım. Ahu bana bakarak kocaman gülümsemeye devam etti. "Ablan hiç değişmemiş, aynı yıllar önce olduğu gibi çok güzel," Kara'nın koluna girerek başını omzuna koydu. Kara ağzını açtığı sırada Ahu konuşarak yine Kara'yı engelledi. "Karın mıdır nedir ona acıyorum. Senin onu sevmediğini biliyordur diye umuyorum Kara. Yüzünü tam göremedim ama çok çirkindi, yanına hiç yakışmamış," Kaşlarım iyiden iyiye çatılmıştı. Benim hakkımda ki konuşma şekli hiç hoşuma gitmemişti. Beni geçtim, benim yerimde başka birisi olabilirdi ve o kişi hakkında bu şekilde konuşması hiç etik değildi. İnsanların arkasından böyle konuşmak ne kadar kolay değil mi? İş yüzüne konuşmaya geldiğinde herkes dut yemiş bülbüle döner.
Kendimi tanıtmaktan vazgeçerek, olayın aslını öğrenmek amacıyla, Kara'nın ablası olmaya karar verdim. Kısa süreli bir oyundan kimseye zarar gelmezdi değil mi? Bakalım bu Ahu Hanım kimdi? Kara Bey neden rahatsız oldu? Kara'nın yeni öğrendiğim ablası bu olayın neresindeydi?"Pardon canım çıkaramadım," Ahu gülerek başını iyice Kara'nın omzuna gömdü. "Ya Dudu abla saygısızlık gibi olmasın ama lisedeyken sen benimle konuşmaya gelmiştin. Kara'nın peşini bırak gibisinden bir konuşma yapmıştın bana. Halbuki ortada öyle bir şey yoktu," Dudaklarını büzerek başını kaldırdı ve Kara'ya baktı. "Değil mi Kara?" Kara sıkıntılı bir nefes vererek gözlerini yumdu. Dişlerimi alt dudağıma geçirdim. Demek öyle. Pekala ben bu kızı boğasıya kadar bu role devam.
"Hatırladım seni şimdi,"
Ahu'nun gözleri parlarken arkasına döndü devasa balona baktı"Seni uzaktan görünce bir an kalp krizi geçirmedim değil Karacım. Seni gördüğüme o kadar sevindim ki anlatamam. Gördüğüm kadarıyla aynı balona biniyoruz," Kara'nın gözleri irileşirken bana döndü. "Yok yok bizim bir işimiz çıktı, biz binmekten vazgeçtik," Ahu dudaklarını büzerek üzüntüyle Kara'ya baktı. Dudaklarını kavrayıp sündürmek var. Sakin ol Mavi. Sahte bir gülücük ile Kara'ya imalı imalı baktım. "Bizim işimiz falan yok. Sen Kara'ya bakma canım, bineceğiz balona." Kara iyiden iyiye fena olurken gülmemek için kendimi zor tuttum. "Bu çok güzel haber. Ben bir su alıp geliyorum, bir yere kaybolmayın."
Ahu yanımızdan ayrılır ayrılmak Kara aramızda bulunan kısa mesafeyi tek bir adımsa kapatarak karşımda dikildi."Kızım sen manyak mısın? Aklın varsa kaçalım buradan! O balona binmeyelim," Omuz silktim. "Bana ne ya. Senin meselelerin yüzünden ben balona binemeyecek miyim Kara? Eğlenmekte hakkım değil mi?" Evet ben hayatımda hiç yapmadığım şeyi yaparak duygu sömürüsü yaptım. Kara yüzünü sıvazladı. "Bak gel gidelim. Ben seni yarın tekrar getiririm, söz veriyorum," Kollarımı göğsümde bağlayarak omuz silktim."Ben şimdi binmek istiyorum," Sertçe saçlarını karıştırdı. "Tamam Mavi, tamam." Aramızda sessizlik hakim olurken balonun yanında bulunun adam ile bakışlarımız kesişti. "Emin misin?" Başımı olumlu anlamda salladım. Oflayarak yanımda yürümeye başladı. Etrafıma bakınarak Ahu'yu aramaya başladım. "Abla olayı ne? Bir ablan olduğunu bilmiyordum,"
"Uzun hikaye. Bir ara anlatırım," Konuyu uzatmayarak sonraya bıraktım. Yanımıza koşarak gelen Ahu anında yerini Kara'nın yanında aldı. Kara ikimizin ortasında kalırken yüzünde ağlamaklı bir ifade vardı. Balonun yanına geldiğimizde dikkatli bir şekilde
bindik.
Kara ve Ahu tam karşımda duruyordu. Balonun pilotu gerekli uyarıları yaptıktan sonra yerine geçti. Sesli bir şekilde püsküren ateş ile balon hafifçe havaya kalktı. Balon yavaş yavaş yükselme başlarken aşağıya doğru eğilerek bulunduğumuz yüksekliğe baktım. On metre var ya da yoktu. Başımı kaldırarak karşımda duran ikiliye baktığımda Ahu'yu gözlerimi sımsıkı kapatmış bir şekilde Kara'nın koluna yapışmış bir vaziyette buldum. Kara ise rahatsız gözlerini üzerime dikmiş öylece duruyordu. Yüzünde tek bir mimik bile oynamıyordu. Ellerimi arkamdaki hasırlı yere dayayarak keyifle Kara'ya baktım.
Aradan geçen dakikalarda aynı şekilde ilerlemişti. Ahu bir saniye bile olsun Kara'nın kolundan çıkmamış, arada gözlerini açmış onda da sadece Kara'yı izlemekle yetinmişti. Bu durum hem beni hem de Kara'yı rahatsız etmişti.
Yanımda oluşan hareketlilik ile o taraf döndüm. Yanımda sırtını aynı benim gibi yaslamış olan sarı saçlı tahminimce benim yaşlarımda olan genç adam sırıtarak karşımda duran Kara ile Ahu'ya bakıyordu."Kocan değil mi? Neden bir kadının ona sarılmasına izin veriyorsun?" Gözlerimi onun üzerinden çekerek Kara'ya baktım. Gözlerini kapaymış ve başını geriye doğru atmış duruyordu. "Oralar biraz karışık," Adamın başı bana doğru döndü. Yeşil gözlerini yüzüme dikti. "Neden? Kocanın ablası rolünü oynadığın için mi? Sahi neden öyle bir şey yapmaya kalkıştın? Hangi akılla?" Adamın bu tavrı karşısında kaşlarım çatıldı. "Hangi hadle soruyorsunuz? Bir yabancı olarak özel hayatıma gereğinden fazla burnunuzu sokuyorsunuz. Aman dikkat edin pis bir şey bulaşmasın. Sonuçta burun önemli ama değil mi?"
Sert bakışlarımı adamın yüzünde sabitlerken adam küçük çaplı bir kahkaha attı. Adamın kahkahası üzerine Kara gözlerini açarak bize bakmıştı. Adamın gülmesi devam ederken Kara kaşlarını çatarak bir adama bir de bana bakıyordu.
"Sevdim seni," Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Umurumda değil," Adamın gülmesi şiddetlenirken öne doğru eğilerek karnını tuttu. En sonunda gülmesi azalınca doğrularak elini uzattı. "Hala hatırlamadın değil mi? Cenk ben, hani hep seni sinir eden o çocuk," Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken uzattığı elini sıktım. "Liseden Cenk?" Başını olumlu anlamda salladı.
"Sinir bozucu Cenk," Yüzümdeki sinirli ifade yok olurken omzuna vurdum. "Hatırladım seni!" Cenk elini çekerek kollarını açtı. "Sarılmak yok mu?" Gülerek kollarının arasına girdim. "Bunca sene neredeydin? Bir anda ortadan kayboldun,"Kollarının arasından
çıkarak yüzüne baktım. "Uzun mesele,"
"Çok değişmişsin. Tanıyamadım."Gülerek parmaklarını saçlarından geçirdi ve burun kıvırdı."Fark ettim onu. Beni nasıl tanıyamazsın deli kız?"
"Neredeyse on senedir seni görmüyorum Cenk, normal değil mi sence de?" Yüzü düşerken başıyla beni onayladı. İşaret parmağı ile yüzümü gösterdi. "Yaralar?" Elim kapanmaya başlayan yaraların üzerine gitti. "Çok karışık. Belki bir gün anlatırım." Cenk'in gözleri yüzümde dolaşmaya devam etti. "Merhaba," Kulağıma ulaşan tanıdık ses ile Kara'ya döndüm. Elini Cenk'e uzatmış duruyordu. Cenk gülümseyerek Kara'nın elini sıktı. "Demek meşhur damat sensin ha?"Kara böyle bir şey beklemiyor olacak ki, anında gözleri beni buldu. Hafifçe tebessüm ettim. "Siz?" Cenk elini Kara'nın elinden ayırdı."Ben Mavi'nin liseden arkadaşıyım. Uzun zaman oldu görüşmeyeli,"
"Kara!"Kulaklarımı sağır edecek kadar yüksek çıkan ses ile yüzümü buruşturdum. Ahu hemen Kara'nın yanında belirirken koluna girdi. "Gittin diye çok korktum!" Sinirle gözlerimi yumdum. Cenk'in kulağına doğru eğilerek fısıldadım. "Elimde kalmasına az kaldı. Çok az kaldı gerçekten." Dişlerimi sıkarak Ahu'ya bakarken Cenk kahkaha attı. Hepimizin bakışı onu bulurken anında gülmeyi kesti. "Hey bana öyle bakmayı kesin tamam mı? Gülmek çok normal ve doğal bir şey."
"Hiç değişmemişsin,"Cenk bana göz kırparak Kara'ya döndü. "Adını daha öncesinde duymuştum," Kara ile Cenk kendi arasında sohbete dalarken, Kara'nın yanında duran Ahu'ya diktim bakışlarımı. Az kaldı...
Sonunda balondan inmiştik. Kara'nın dibinden ayrılmayan Ahu'dan kurtulmuş, otelin restoranında bir şeyler yiyorduk.
Önümdeki yemeğimi iştahla yerken Kara'nın seslenmesi ile ona döndüm. Bana biri uzun biri kare iki kutu uzattı. Siyah kadifemsi kutularla bakışırken açmamı söylemesi üzerine çekinerek uzun kutuyu elime aldım. Uzun kutunun kapağını kaldırarak içerisinde bulunan şeye baktım. Beni karşılayan nazar boncuklu bileklik ile Kara'ya döndüm. "Ne olursa olsun o bilekliği çıkarmamanı istiyorum senden," Kutunun içerisinde bulunan bilekliği eline aldı. Diğer eliylede sol bileğimi tutarak kendine doğru çekti. Bilekliği koluma taktıktan sonra gözleriyle kare küçük kutuyu işaret etti.
Bu seferde kutunun içerisinden çıkan mavi taşlı, naif bir yüzük ile Kara'ya döndüm. Dirseklerini masaya dayayarak kutunun içerisinde bulunan yüzüğe baktı. "Bu yüzüğü hangi hayaller ile parmağına takmak isterdin bilmiyorum. Seni bu tarz şeylerden alı koyduğum için özür dilerim Mavi. Bu yaptığım şey için pişman değilim, en azından sen yanımdasın ve güvendesin. Hayatına aniden girdim, bütün düzenini darma duman ettim. Seni yeni bir ortama soktum. Zorladım. Oradan nasıl gözüküyor bilmiyorum ama üzgün olduğumu bil Mavi."
Yüzük alyansımın yanında yerini aldığında masanın altından parmağıma baktım. Yutkundum. Ben hiçbir zaman evlilik hayali kuran bir insan olmamıştım. Ben kendi ayakları üzerinde duran babasının savaşçı kızı olmuştum. Tek hayalim babamı da yanıma alarak buralardan gitmekti. Hiçbir zaman hayatıma birisinin girme olasılığını düşünmemiştim. İhtimal vermemiştim. Kimseyi hayatına almayan birisi olarak evlenme hayalleri kurmam çok saçma olurdu.
Bugün bir kez daha anladım ki, hayat kimin ne düşündüğünü umursamıyor. Hayat öyle bir oynuyor ki, yapmam dediğin her ne varsa yapıyorsun. Hayat bu... En imkansız şey bile oluyor.
