29. bölüm · Mavi ve Siyah
28. Bölüm
Güne gözlerimi açtığım gördüğüm ilk şey Kara'nın yüzü olmuştu.
Elimi yanağımın altına koyarak yüzünü izlemeye koyuldum.
Dudaklarını hafifçe bir bebek gibi büzmüştü ve oldukça tatlı duruyordu, elini aynı benim gibi yanağının altına koymuştu. Gözlerine gölge yapan uzun kirpikleri ve birbirine girmiş olan siyah saçları çok güzellerdi.
İçimdeki dürtüye karşı koyamayarak parmak uçlarımı saçlarına değdirdim. Yumuşacıklardı. Hayatımda hiçbir insanın saçına değmemiştim ve bu çok güzel bir histi.
Parmaklarımı saçlarına değdirmeye devam ederken bir anda Kara'nın bileğimden yakalayıp beni kendine doğru çekmesiyle birlikte taş kesildim. Yüzlerimiz birbirine daha çok yaklaşmıştı. Yüzüne baktığımda hala uyumaya devam ediyordu.
Bileğimdeki elini gevşetti ve elimi serbest bıraktı. Rahat bir nefes verdim. Elimi geriye doğru çekerken kolunu belime dolanmasıyla birlikte elim havada kaldı. Gözlerimi art arda kırparak Kara'nın yüzüne baktım. Dudaklarında ki tebessümü fark ettiğim an havada kalan elimi yumruk yaparak omzuna indirdim. Yüzündeki gülümseme kayboldu ve dudaklarını büzerek hafifçe inledi.
"Sana da günaydın Maviş Hanım," Kendimi geriye doğru çekmek için hareketlendiğim sırada belimdeki kolunu sıkılaştırdı ve buna izin vermedi. "Bırakır mısın?"
"Bana kahvaltı hazırlaman sözüyle bırakabilirim,"
Yavaşça gözlerini araladı ve siyah gözlerini görmeme izin verdi. Siyah gözlerine doğru dalıp giderken silkelenip kendime geldim.
"Tamam, hazırlarım."
Belimdeki elini çekerek başının altında koydu ve gözlerini kapattı.
Yataktan indim ve odadan çıktım. Mutfağa geçmeden hemen önce banyoya uğrayarak sabah rutinimi yerine getirdim.
Islak olan yüzümü de kuruladıktan sonra banyodan çıktım. Bir yandan saçlarımı tepeden topuz yaparken diğer yandan da mutfağa giriş yaptım. Saçlarımı toparlama işlemini bitirdikten sonra ellerimi belime koyarak mutfağın ortasında durdum. Kafamda yavaş yavaş kahvaltı sofrasını oluştururken buzdolabına ilerledim. Kahvaltılık malzemeleri tezgahın üzerine çıkardıktan sonra dolabı kapattım. Elime kahvaltılık küçük tabakları alarak tezgahın üzerine sırasıyla dizdim.
Kahvaltılıkları tek tek tabaklara doldurduktan sonra kahvaltı tabaklarını çıkartarak masaya dizdim. Masayı hazırlama işini bitirdikten sonra hazırladığım tabakları masaya dizdim. Hızlıca ocağa çay suyu koyduktan sonra tekrardan buzdolabına yöneldim.
Elimdeki son tabağı da masaya koyduktan sonra arkamı döndüm. Kafamın sert bir şeye çarpmasıyla birlikte olduğum yerde durdum. Avucumu vurduğum yere koyarak başımı kaldırdım. Kara memnun olmuş bir surat ifadesiyle hazırladığım kahvaltı sofrasına bakıyordu.
Önünden çekilerek ocağın üzerinde bulunan çaydanlığı aldım ve masanın üzerinde koyduğum bardakları doldurdum. Kara çoktan sofrada yerini alarak yemeye başlamıştı. Onun bu haline gülerek arkamı döndüm ve çaydanlığı yerine koydum.
Bende kendi yerime oturarak kahvaltı etmeye başladım.
Kahvaltının sonlarına doğru aramızdaki sessizlik devam ederken evin içini dolduran zil sesiyle birlikte göz göze geldik. Kara tam ayaklanırken ayağa kalkarak onu durdurdum ve kahvaltısına devam etmesini söyleyerek mutfaktan çıktım. Kapıyı açtığımda karşımda beliren sevimli bir teyze ile gülümsedim. "Buyur teyzem?"
Daha yeni fark ettiğim elindeki tabağını uzattı.
"Güzel kızım benim ben hemen karşı dairenizde oturuyorum. Uzun zamandır size çay içmeye gelmek istiyordum ancak bir türlü nasip olmadı, müsaitseniz bi' çayınızı içmeye geldim."
Elindeki tabağı alarak kenara çekildim.
"Gel teyzem içeriye, müsaitiz,"
Teyze gülümseyerek terliklerini çıkardı ve içeriye girdi.
"Bizde kahvaltı yapıyorduk teyzem aç mısın?" Elini göğsüne koyarak başını olumsuz anlamda salladı. "Yok kızım bir çay yeter."
"O zaman sen şöyle salona geç biz hemen geliyoruz,"
Teyze salona doğru geçerken bende hızlı adımlarla mutfağa gittim. Elimdeki tabağı fark eden Kara sorarcasına göz kırptı.
"Misafirimiz var!" Kaşları çatılırken elindeki ekmeği ağzına attı. "Kim?"
"Karşı komşumuz,"
Bu sefer çatılan kaşları şaşkınlıkla havalandı.
"Kalk hadi kadın içeride bizi bekliyor,"
Yanına giderek koluna girdim ve sandalyeden kaldırmaya çalıştım. Ancak bırak yerinden kalmayı milim oynamadı.
"Kara kalk!"
Sesimin bir tık fazla çıkmasıyla gözlerim hızlıca mutfağın kapısıyla buluştu.
"Bari ağzımdakini bitirseydim."
En sonunda pes eden Kara ayaklanarak mutfaktan çıktı. Elimin tersiyle alnımdaki hayali teri sildim. Bu adam bazen küçük bir çocuk gibi davranabiliyordu.
Hızlıca bir tepsiye üç bardak hazırlayarak çayları doldurdum ve mutfaktan çıktım. Salona girdiğimde Kara bir koltukta teyze bir koltukta karşılıklı sessizce oturuyorlardı.
İlk önce teyzenin çayını verdikten sonra Kara'nınkini verdim. Kendi çayımı da aldıktan sonra Kara'nın yanına oturdum.
"Çocuğunuz var mı?" Teyzenin sorusuyla birlikte hafifçe öksürdüm. "Yok teyzem," Teyze çayından bir yudum aldı. "Aa neden kızım? Maşallah çok yakışıyorsunuz sizin çok güzel çocuklarınız olur,"
Yanımda oturan Kara'ya bir bakış attım. Tamam, kabul edelim dış görünüş olarak fena sayılmazdı. Gideri vardı.
"Belki ileride teyzeciğim,"
Diyen Kara'ya en kötü bakışlarımı alttan alttan gönderdim. "Maşallah maşallah çok yakışıyorsunuz," Teyze memnun dolu gözlerle ikimizi uzunca seyretti. "Düğün fotoğraflarınız var mı?"
Soruyla birlikte yüzüm düşerken çayımdan bir yudum aldım.
"Hemen getiriyorum,"
Yanımdan kalkan Kara'nın arkasından bakakaldım. Biz fotoğraf çekinmemiştik? Kara elinde küçük bir albümle geldiğinde şaşkınlıkla baktım. Elindeki albümü teyzeye vererek yanıma oturdu. Teyze albümle ilgilenirken alttan Kara'nın bacağını çimdikledim.
"Hangi ara nasıl yaptın?" Kara yüzünü buruşturarak bacağını tuttu.
"Yalın düğün için fotoğrafçı tutmuş o zaman, bizim haberimiz yokken. Biz dans ederken, nikah kıyılırken, yan yana otururken hep fotoğrafımızı çekmiş. Bir gün gelir böyle insanlar merak ederde sende mahcup olma diye bende gittim çıkarttırdım, araya da birkaç tane fotoshoplu sıkıştırdım,"
Bir kez daha bacağını çimdirdim ve önüme döndüm.
"Maşallah pek güzelsiniz," Teyze albümü kapatarak yanına koydu. "Nasıl tanıştınız?"
Teyzenin sorusuyla birlikte yapmacık bir gülümsemeyle Kara'ya döndüm.
"Bunu kesinlikle sen anlatmalısın,"
Kara'nın rengi atarken anında başını bana çevirdi. O da aynı benim gibi yapmacık bir şekilde gülümseyerek teyzeye döndü.
"Tabi neden olmasın,"
Ellerini dizlerine vurarak güldü. Yalandan öksürdükten sonra küçük bir kahkaha attı. Attığı saçma kahkaha ile yüzümde dehşet ifadesi yer edinirken anlatacağı şeyleri merakla beklemeye başladım.
"Bir gün akşam işten çıktım eve gidiyorum. Saat geç olduğundan sokaklarda sessiz tabi. Bir anda önümü iki- üç tane haydut kesti. Saldırdılar falan derken birisinden ağır bir darbe aldım. Kaldırımda yarı baygın bir şekilde yatarken mavi gözlü bir melek çıkageldi, bana yardım etti. Hayatımı kurtardı, meğerse o çıkagelen bizim mavi gözlü melek Mavi'ymiş,"
Derin bir nefes aldı.
"O günden sonra mavi gözlü melek benim hayatım oldu."
Yüzümdeki oluşan tebessümle Kara'yı dinlerken teyzenin sorusuyla kendime geldim.
"Doktor musun kızım?"
Teyzenin sorusu üzerine başımı olumlu anlamda salladım.
"Ne güzel benim kızımda öğretmen."
Gülümsedim. Kara'ya gözümün kenarıyla baktığımda halı desenini inceliyordu. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Sanki şu an suçüstü yakalanmışta ailesinden azar yiyormuş gibi duruyordu. Çok komik duruyordu.
Salonun içerisini kaplayan telefon zil sesiyle birlikte gözlerim teyzeyi buldu. Teyze elindeki telefona baktı ve aramayı reddetti.
"Ben kalkayım çocuklar, belki başka bir gün yine gelirim. Bana da gelin olur mu?"
"Tabi teyzem neden olmasın."
Teyzeyi geçirdikten sonra rahat bir nefes vererek salona geçtim. Koltuğun üzerinde duran albüme uzandığım sırada kulaklarıma ulaşan tanıdık melodi sesi ile doğruldum.
Televizyonun önünde duran telefonu aldım ve arayana baktım.
Şeyda arıyor... Aramayı kabul ederek telefonu kulağıma dayadım. "Efendim Şeyda?"
...
Şeyda;
"Bıktım artık ya bırak peşimi!"
Hızlı adımlarla salonu terk ederek odama geçtim. Kapıyı kapatmak için harekete geçtiğimde üvey annem benden önce davranarak buna müsaade etmedi. Baş parmağım ile işaret parmağımı alnıma koyarak sırtımı ona döndüm. "Bana bak kız! Hemen oğlumun nerede olduğunu söylüyorsun!" Sinirle arkama döndüm. "Bilmiyorum dedim ya! Bil-mi-yo-rum!"
Tokat atmak için kaldırdığı elini havada yakalayarak onu engelledim.
"Sakın bana vurmaya kalkma, sakın." Elini sertçe kendine çekerek benden kurtardı. "Senin saçını başını yolarım Şeyda! Senin karşında annen var saygılı ol! Almayayım ayağımın altına!" Sinirle saçlarımı karıştırdım. "Sen benim annem değilsin! Olamazsında! Hiç kimse onun gibi olamaz! Bunu o beynine sok!"
Bana doğru sinirle bir adım attı.
"Doğru konuş benimle ayağımın altına almayayım!" Alayla ellerimi iki yana açtım ve güldüm. "Alsana ya! Al hadi! Bıktım zaten senden! Gebert beni kurtulayım!"
Yakalarımdan tutarak çekiştirdim.
İşaret parmağını yüzüme doğru savurdu.
"Akşam baban gelince bu dediklerinin hepsini ona anlatacağım!"
Arkasını dönerek odadan çıktı.
"Anlat! Sanki umurunda! Hatta benden de selam söyle!"
Sinirle kendimi arkamda bulunan yatağa bıraktım.
Ellerini saçlarımın arasına sokarak sertçe karıştırdım. Gözümün önüne düşen saç tutamlarını sinirle geriye attım.
Bıkmıştım artık. Bu evde yaşamaktan, bunları duymaktan, kavgalardan, suçlanmaktan kısacası her şeyden.
Son zamanlarda babamın pek fazla eve gelmemesini fırsat bilen üvey annem iyice üstüme gelmeye başlamıştı. Bir de ortalıklarda gözükmeyen biricik oğlu vardı. En son Egemen götürmüştü onu. Eğer Egemen'i biraz tanıyorsam kadına el kaldıran bir kişiyi bırak ona dünyayı dar etmeyi onu yaşatmazdı. Her ne kadar Egemen'in böyle şeylerle uğraşmasını sevmesem de sesimi çıkartamıyordum. Bir keresinde karşı çıkmaya çalıştığımda büyük bir kavga etmiştik. O günden sonra da anlaşmış gibi bu konuyu bir daha açmadık.
Cebimde titremeye başlayan telefonla birlikte olduğum yerde sıçradım. Elimi cebime sokarak telefonu çıkarttım.
Egemen arıyor...
Telefonu sessize alarak tekrardan cebime attım. Sesli bir nefes alarak oturduğum yataktan kalktım ve dolabıma adımladım. Artık bu evden gitme vaktim gelmişti. Bu kadar sabretmem bile bir mucizeydi.
Elime aldığım büyük sırt çantamı açarak yatağımın üzerine bıraktım. Ben toplanırken üvey annemin gelme ihtimaline karşın kapıyı kilitledim.
Giysi dolabının kapaklarını açarak askıda bulunan her şeyi rastgele çantanın içerisine fırlattım. Neredeyse dolabın tamamını boşalttıktan sonra özel eşyalarımı da çantaya koyarak fermuarını çektim.
Cama giderek perdeyi ardına kadar sıyırdım ve camı açtım. Ev müstakil olduğundan atlamam zor olamayacaktı. İlk önce hazırladığım çantayı aşağıya attım ardından da hemen kendim. Atladığım camdan içeriye baktığımda kapının kolunun zorlandığını görünce hızla yerdeki çantayı kaparak koşmaya başladım.
Sokağın başına kadar durmadan koşmaya devam ettim. Sokağın başında gelince biraz soluklanmak için bir evin duvarına sırtımı yaslayarak gözlerimi kapattım ve derin derin nefes almaya başladım.
"Şeker kız?" Duyduğum sesle birlikte şaşkınlıkla gözlerimi araladım. "Egemen?"
Gözleriyle geldiğim yola baktı. "Kimden kaçıyorsun sen nefes nefese?"
Yaslandığım duvardan ayrılarak hafifçe öksürdüm.
"Kimseden,"
Tek kaşını kaldırarak sessiz kaldı. Bu hareketin anlamını biliyorum. Bu: 'inanmadım şansını zorlama' demekti. Gözlerimi devirerek tekrardan sırtımı duvara yasladım.
"Üvey annemden,"
Kısık çıkan sesimi duymasını umut ettim. Gözlerimi boş sokakta dolaştırmaya başladım.
"Neden?"
Kaşlarımı çatarak yüzüne baktım.
"Sorguda mıyım ben?" Tek kaşı havada bakmaya devam etmesiyle ofladım. "Kavga ettik, oldu mu?"
"Neden?"
Gözlerimi gökyüzüne dikerek sabır dilemeye başladım.
"Allah seni bana sınav olarak mı gönderdi be adam?!"
"Şeyda, zorlama istersen ha?"
Yüzümü buruşturdum. Kollarımı göğsümde bağladım ve başımı çevirdim.
"Oğlunu sorup duruyordu kavga ettik. Seni babana söyleyeceğim falan diye zırvaladı gene tepemi attırdı bende kaçtım. Oldu mu Egemen Bey? Tamam mı? Tatmin oldunuz mu?"
Ellerini cebine yerleştirerek başını olumlu anlamda salladı.
Ayağımın ucunda duran çantayı alarak zor bela sırtıma taktım.
"İyi cevaplarını aldıysan gidiyorum artık ben. Daha fazla tutma beni,"
Gitmek için adım attığım sırada bileğimden tutarak engelledi.
"Gidemezsin," Alayla tek kaşımı kaldırdım. "Allah Allah kim diyor onu?"
"Ben diyorum,"
Gülerek kolumu kendime doğru çektim. Ancak Egemen inat ederek kolumu bırakmadı. Kaşlarımı çatarak bir kez daha kolumu çektim.
"Bıraksana,"
Kaşlarımı hayır anlamasında kaldırıp indirdi.
"Ben gidemezsin dediysem gidemezsin Şeyda, biliyorsun."
Histerik bir şekilde güldüm.
"Zamanında da gitme demiştin ama ben çok güzel gitmiştim hatırlıyor musun Egemen?"
Egemen'in yüz ifadesi değişirken onu alt etmenin zaferiyle sırıttım.
"Bir de o var,"
Kolumdan çekiştirmeye başlamasıyla birlikte ayaklarım birbirine dolandı. Egemen kolumdan tuttuğu için son anda yeri öpmekten kurtulmuştum. Oflayarak kolumu kendime doğru çektim. Yine kolumu kurtaramamıştım. Hayal kırıklığı ile dudaklarımı büzdüm.
Arabanın önüne gelince Egemen ön kapıyı açarak beni zorla da olsa bindirdi. Tam inmek için kapıya uzandığım sırada kapıların kilitlenmesiyle birlikte sertçe cama vurdum. Bu adam beni gerçekten çok iyi tanıyordu.
"Rahat dur," Kollarımı göğsümde bağlayarak arkama yaslandım. "Nereye gidiyoruz biz?"
"Bazı gerçekleri açığa çıkarmaya."
Gözlerimi birkaç kere kırparak yüzüne baktım.
Araba uçurum gibi bir yerde durunca Egemen'e baktım. Emniyet kemerini açarak indi. Bende kapımı açarak arkasından indim. Arabanın kaputuna yaslanarak cebinden bir paket sigara çıkardı.
Gözlerimi devirerek elindeki sigarayı aldım. O anda aklıma dank eden şeyle durdum. Elim hava da kaldı. Egemen yüzüme gülümseyerek bakarken gözlerimi art arda kırptım.
Önceden Egemen'i her sigara içerken gördüğümde elinden alır ve o sigarayı söndürür daha sonrasında onu bir güzel azarlardım. Elimdeki sigara paketini sessizce uzattım. Derin bir iç çekerek paketi aldı. İçerisinden bir dal sigara çıkartarak dudaklarının arasına koydu. Diğer cebinden çıkardığı çakmağını yakarak sigaranın ucunu tutuşturdu. Dudaklarının arasında bulunan sigarasından bir nefes çekti. Birkaç saniyenin ardından dudaklarının arasından çektiği dumanı serbest bıraktı.
"O gün..."
8 ay önce;
Elimdeki çiçek demetinden derin bir nefes çektim. Bugün bizim tanışma yıl dönümümüzdü. Egemen'e sürpriz yapmak için bir demek papatya ve onun beğeneceği tarzda küçük bir hediye almıştım.
Ofise giriş yaptığımda her zaman olduğu gibi girişte beni Egemen'in sekreteri karşıladı. Ona kısa bir selam verdikten sonra Egemen'in odasına adımladım.
Kapısını açmak için uzandığım sırada zaten kapının aralıklı olduğunu fark ettim. Kapıyı hafifçe itekleyerek içeriye doğru adım attım ancak attığım adım havada kaldı.
Egemen'in karşısında duran kadın Egemen'e doğru uzandı ve dudaklarını birleştirdi. Elimdeki çiçek demeti yerle buluşurken hayal kırıklığı ile arkamı döndüm. Gözlerimden birer birer akmaya başlayan yaşlarla birlikte hıçkırdım. Koşar adımlarla ofisten ayrıldım.
Titreyen ellerimle telefona uzandığımda ekrana düşen bildirimle duraksadım. Yabancı numaradan iki mesaj vardı. Ağlamaktan bulanıklaşan gözlerimle mesaja girdim.
0533*******;
*fotoğraf*
0533*******;
Artık aradan çekilme vaktin geldi
Bulanık olan fotoğrafa tıkladım. Fotoğraf büyüyerek bütün ekranı kapladı. Bu bir gebelik testiydi. Test çift çizgiydi. Elimin tersini dudaklarımın üzerine bastırarak hıçkırıklarımı dindirmeye çalıştım. Elimdeki telefonu sıkarak seyrek adımlarla yürümeye başladım.
"Şeyda! Gitme!"
Arkamda duyduğum sesle birlikte durdum. Yavaşça arkama döndüm. Ağlan yüz ifademi görünce durdu, afallamıştı.
"Allah senin belanı versin! Seni sevmiştim! Sana güvenmiştim! Bu muydu karşılığı?! Ben gerçekten bunları hak etmedim! Sadece seni sevmiştim! Yazıklar olsun!"
Onu arkamda bırakarak koşmaya başladım.
Şimdi ki zaman;
Hatırladığım olayla gözlerimi yumdum.
"Gördüğünü biliyorum, inan bana Şeyda ben geriye çekildim. O kadın kimdi onu bile tanımıyorum. Ben çalışıyordum bir anda odaya daldı, önemli bir konu var dedi. Aklıma direkt sen geldin, hızlıca ayaklandım kadına ne olduğunu sormak için hazırlanırken..."
Susmasıyla birlikte acıyla güldüm.
"Ve seni öptü,"
Gözlerimi açarak omzumun üzerinden ona döndüm. Parmaklarının arasında bulunan sigaradan uzun bir nefes çekti.
"Oradan ağlayarak ayrıldığımda telefonuma mesaj geldi, yabancı bir numaradandı merak ettim ve açtım. Bir fotoğraf; gebelik testi, çift çizgi. Altta bir mesaj: artık aradan çekilme vaktin geldi. Sen ne yapardın Egemen? Beni bir erkeğin öptüğünü gör-"
"Yeter!"
Güldüm.
"Daha sen duymaya tahammül edemezken ben gördüm, onu ne yapacağız?"
Sigarasından bir nefes daha çektikten sonra uçurumdan aşağıya attı. Bedenini bana çevirdi.
"Sana yemin ederim hiçbir kadınla bir ilişkim olmadı, hiçbir zaman. Ben öyle bir adam değilim Şeyda. O kadının da kim olduğunu bilmiyorum. İnan bana."
Gözlerimi kaçırarak uçurumdan aşağıya baktım. Baş parmağımla işaret parmağımı burun kemiğime koyarak sıktım. Egemen yalan söylemezdi, içimde bir yer ona inanıyordu. Diğer yanda hala gördüklerini sindiremiyordu. Tekrardan ona güvenmek, sırtımı dayamak istiyordum ama içimdeki bir ses 'ya yine aynı şeyler olursa' diyordu.
İçimdeki o sesi duymamazlıktan geldim ve dudaklarımın arasından Egemen'in aylardır duymayı beklediği o kelime çıktı.
"İnanıyorum,"
Egemen'in gözleri parlarken bana doğru adım atmasıyla sarılması bir olmuştu.
Ellerimi kaldırarak koca sırtına dolamaya çalıştım.
"Sana az spor yap diyorum, sırtın kocaman ve ben sarılamıyorum."
Kollarımın arasında hareket etmeye başlayan bedeniyle güldüğünü anlamıştım. Yavaşça sırtına vurdum.
"Gülme, çok ciddiyim ben."
Egemen belime sardığı kollarını çözerek uzaklaştı. Saçlarımı karıştırarak gülmeye devam etti. Kaşlarımı çatarak karıştırdığı saçlarımı düzelttim.
"Bana bak Egemen elinin kırılmasını istemiyorsan rahat dur,"
"Hiç değişmemişsin,"
Gururla gülümsedim.
"Tabi, ne sandın?" Gülerek ensemden tuttu ve kendine doğru çekti. Başını eğerek alnıma küçük bir öpücük kondurdu. Utanarak gözlerimi kaçırdım. "Tamam, bırak hadi beni."
"Utandın sen ha? Evet evet utandım."
Egemen'in yüzünde eğlendiğini belli ederken yüzümü buruşturdum.
"Ne var be? Her gün birisi tarafından alnımdan öpülmüyorum!"
Yüz ifadesi değişti, kaşlarını çattı. Çok çabuk kıskanıyordu.
"Yok bir de öpsünler, bak bakayım o zaman ne oluyor onlara?"
Tek kaşımı kaldırarak alayla güldüm.
"Kıskandın sen ha? Evet evet kıskandın."
Onu taklit ederek ellerimi belime koydum. Yüzünü buruşturdu. İşaret parmağıyla kendini gösterdi.
"Sen şimdi beni mi taklit ettin?" Gözlerimi evet anlamında kapatıp açtım. "Evet şimdi seni taklit ettim."
Memnun olmayan bir ifadeyle kolunu omzuma attı.
"Etme ya, beğenmedim."
Alayla güldüm.
"Paşama bak, beğenmemiş!" Omzumdaki kolunu çekti.
"Her neyse artık bu sorun çözüldüyse artık o çok istediğim şeyi yapabilirim."
Egemen yüzündeki özlediğim gülümsemesiyle elimi tuttu ve ön kapıyı açarak binmem için işaret etti.
Onun dediğini yaparak bindim ve bu sefer emniyet kemerimi taktım.
Egemen'de yerini aldıktan sonra arabayı çalıştırdı ve uçurumun bulunduğu yerden ayrıldık. Araba bir gelinlikçinin önünde durunca yanlış anladığımı düşündüm. "E yuh artık!"
"İn hadi,"
Egemen emniyet kemerini açarak beni beklemeden arabadan indi. Bende hızlıca emniyet kemerimi açarak arkasından indim. Beraber gelinlikçiye girdik. Biz gelinlikçiye girdiğimizde bizi bir kadın karşıladı.
"Egemen Bey hoş geldiniz,"
"Hoş bulduk,"
Kadının gülümseyen yüzü beni bulunca yüzü aydınlandı.
"Getiriyim mi efendim?"
Egemen başını olumlu anlamda sallayınca kadın hızlı adımlarla yanımızdan ayrıldı.
Egemen'i takip ederek yürümeye devam ederken diğer yandan da hayranlıkla gelinliklere bakıyordum.
"Egemen!"
"Nagehan Sultan!"
Kadın Egemen'e gülerek sarıldı. Bir adım geriye giderek onlara daha çok alan tanıdım. Birbirlerinden ayrıldıkları sırada kadın bana döndü. Omuzlarımdan tutarak kendini çekmesiyle afalladım. Kollarını belime sarmasıyla birlikte şaşkınlıkla karşılık verdim.
"Ay çok güzelsin!"
"Teşekkür ederim,"
Kadın benden ayrılarak Egemen'e döndü.
"Sonunda o gün geldi artık ha Egemen?"
Egemen ellerini cebine koyarak başını olumlu anlamda salladı.
"Uzun zamandır o gelinlik bugünü bekliyordu, tabi gelinlikle beraber bende. Kara'yı everdik sıra sende."
Egemen boğazını temizleyerek bana baktı.
"Her neyse, çok mutlu oldum çocuklar."
Yanımıza gelinlikle beraber gelen kadını görünce kalbim hızlı atmaya başladı. Ben şimdi hayatım da bir ilk yapacaktım.
Yanımıza gelen kadın elindeki gelinliği bana uzattı.
"İleride giyinme kabinimiz var size oraya kadar eşlik edeceğim, eğer herhangi bir yardıma ihtiyacınız olursa seslenmeniz yeterlidir."
Başımı olumlu anlamda sallayarak gelinliği aldım. Kadının yönlendirmesiyle birlikte giyinme kabinine girdim ve ardımdan kapıyı kapattım. Gelinliği askıya astıktan sonra üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum.
Gelinliğin arkasındaki fermuarı indirerek üzerime geçirdim. Geri fermuarını kapattıktan sonra arkamdaki aynadan kendime baktım. Beyaz gerdanım açıkta kalmış, tül detaylı kolları ve uzun eteği ayrı bir hava katmıştı. Kapıyı aralayarak kabinden çıktım. Beni bekleyen kadının hayranlıkla bakmasıyla birlikte utançla bakışlarımı kaçırdım. Gelinliğin eteklerini kaldırarak Egemen'in yanına ilerledim.
Yanlarına yaklaştığım sırada beni fark eden Egemen durdu. Yanlarına vardığımda Nagehan Hanım elimden tutarak beni kendi eksenim etrafımda döndürdü.
"Güzel kızım benim," Sessizliğini koruyan Egemen'e hayal kırıklığı ile baktım. "Sen beğenmedin mi?"
"B-beğendim,"
Ensesini kaşıdı.
"Yakışmış, fazlasıyla hem de."
Yutkunarak boğazını temizledi.
Elimden tutarak Nagehan Hanım'a döndü.
"Teşekkürler Nagehan Sultan, Rüzgâr'a selamlarını ilet. Biz kaçıyoruz."
Egemen'in kolumu çekiştirmesiyle şaşkınlıkla ona ayak uydurdum.
"Ne yapıyorsun?" Arabanın yanına gelince elimi bıraktı. "Evlenmeye gidiyoruz, daha fazla duramam."
Ağzım şaşkınlıkla aralanırken Egemen'i açtığı kapıya şaşkınlıkla baktım. Evlenmek?
"Bin hadi,"
Şaşkınlıktan olsa gerek dediğini yaparak bindim.
Arabayı çalıştıran Egemen'e döndüm.
"Şahitler?"
"Buluruz oradan birilerini,"
"Olmaz!"
Sesimi yükseltmem ile Egemen durdu.
"Ben hallederim,"
Egemen başıyla onaylayarak gaza bastı.
Arka koltukta duran çantama uzanarak telefonumu çıkardım. Rehbere girerek Mavi'nin numarasının üzerine bastım ve kulağıma dayayarak açmamasını beklemeye koyuldum.
"Efendim Şeyda?"
"Mavi?!"
Mavi'nin ismini duyan Egemen bana kısa bir bakış atarak geri yola döndü.
"Şeyda?"
"Mavi ben evleniyorum!"
"Ne?!"
Yüzümü buruşturarak telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.
"Nasıl? Kiminle? Nerede? Şeyda çabuk konum at!"
Telefonun yüzüme kapanmasıyla birlikte mesaj yerine girerek gitmekte olduğumuz yerin konumu öğrendim ve Mavi'ye attım.
Sarı saçlarımı toplayarak sağ omzumun üzerin attım. Elimdeki telefonu stresle dizime vurmaya başladım.
Arabanın içerisinde yankılanmaya başlayan melodi sesiyle birlikte Egemen'e baktım. Gözünü yoldan ayırmadan telefonu açarak kulağına dayadı.
"Hazır mı her şey?" Karşı tarafı dinledikten sonra memnuniyetle gülümsedi. "Tamam, bizde beş dakikaya oradayız."
Egemen kapattığı telefonu aldığı yere bırakırken her iki eliyle de ritmik bir şekilde direksiyona vurdu.
Egemen'in de dediği gibi beş dakika sonra nikah dairesinin önündeydik. Arabadan indiğimde karşımda Mavi belirdi. Bu kadar çabuk gelmeleri beni mutlu etmişti. Mavi koşar adımlarla yanıma geldi. Arkamda gördüğü Egemen ile duraksasa da bir şey demedi.
"Şeyda neler oluyor? Nerenden çıktı bu?" İnanamaz bir şekilde güldüm. "İnan bende bilmiyorum Mavi, bir anda oldu."
"Saat geldi,"
İkimizin de gözleri Egemen'i bulunca başımı salladım.
"Hadi girelim." Egemen en önde onun arkasında Mavi ile ben bizim arkamızda da Kara ilerlemeye başladık. Egemen'in yönlendirmesiyle birlikte bir salona giriş yaptık.
Ortada bulunan nikah masasına doğru ilerledik.
"Yarın bana bunları bütün detaylarıyla anlatıyorsun Şeyda."
Masumca gülümsedim.
"Tamam," Egemen ile ben yan yana sandalyelerde yerimizi alırken, Kara ile Mavi benim yanımdaki sandalyede yerlerini almışlardı.
Birkaç dakikanın ardından içeriye nikah memuru girdi ve bize gülümsedi.
Elindeki defterleri masanın üzerine bıraktıktan sonra bize döndü.
Egemen'e dönerek,
"İsim soyismi?"
"Egemen Aka,"
Bu sefer nikah memuru bana döndü.
"İsim soyismi?"
"Şeyda Yakar "
Nikah memuru başını hafifçe salladı. "Siz Şeyda Yakar, bu yanınızda bulunan Egemen Aka beyefendiyi hastalıkta sağlıkta hiçbir baskı altında kalmadan kendinize eş olarak kabul ediyor musunuz?" Gülümseyerek yanımda ki Egemen'e baktım. "Evet,"
Nikah memuru Egemen'e döndü.
"Siz Egemen Aka, bu yanınızda bulunan Şeyda Yakar hanımefendiyi hastalıkta sağlıkta hiçbir baskı altında kalmadan kendinize eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Egemen düşünmeden cevapladı.
"Evet,"
Nikah memuru yanımda oturan Mavi ile Kara'ya döndü.
"Siz şahitlik ediyor musunuz?"
"Evet."
"Evet."
Nikah memuru onlarında cevaplarını aldıktan sonra defteri Egemen'in önüne uzattı. Egemen imzasını attıktan sonra benim önüme koydu. İsmimin altına imzamı attıktan sonra defteri Mavi ile Kara'ya uzattım. Onlarda imzalarını attıktan sonra defteri nikah memuruna verdiler.
Nikah memuru elinde bulunan evlilik cüzdanını bana uzattı.
"Bende sizi karı-koca ilan ediyorum, hayırlı olsun."
Nikah memuru salondan ayrılırken ayaklandık. Egemen bana dönerek alnıma uzun bir öpücük bıraktı. İşte benim aradığım huzur buydu. Belki her şey aceleye gelmişti, bir anda olmuştu ama pişman değildim aksine oldukça mutluydum.
