27. bölüm · Mavi ve Siyah

26. Bölüm

Amaya Xxxx

Sabah gözlerimi açar açmaz ilk işim hastaneyi aramak olmuştu. Çoktan Kara evden ayrılmıştı ve evde yine yalnız kalmıştı. Babamın daha önceden bana verdiği kutuyu ve anahtarı alarak yatağın üzerine bıraktım. Mavi kutuyu açarak içerisinden diğer anahtarı çıkardım. Babamın verdiği kutuyu açtım ve içerisinden çıkan diğer kutuyu aldım ve anahtarı deliğine sokarak çevirdim. Babamın mektupta da dediği gibi içerisinden bir tane adres bir tane de fotoğraf çıkmıştı. Hızlı hareket etmem gerektiği için fotoğrafı incelemeyi es geçerek ayaklandım.
Evde yalnızdım ve bende bunu fırsat bilerek hemen yataktan çıkmış ve hazırlanmak üzere harekete geçmiştim. Elime siyah bir kot pantolonu ve askılı alarak giyindim. En sevdiğim hırkalarımdan birisi olan, belimin hemen üzerinde biten krem rengi hırkayı da üzerime geçirdim. Saçlarımı açarak parmaklarımı hızlıca aralarından geçirdim. Bu kadardı. Raftan siyah bir çanta alarak içerisine; telefonumu, cüzdanımı ve evin anahtarını, adres yazılı kağıdı ve fotoğrafı atarak evden çıktım.

Olabildiğince hızlı olmaya çalışıyordum. Ana caddeye çıktığımda hızla bir taksi çevirmiş kağıtta yazılı olan adresi söylemiştim. Sessizce yolu seyrederken taksinin içerisini dolduran melodi sesiyle birlikte çantamın fermuarını açtım.
Kara arıyor...
Sesli bir şekilde boğazımı temizledim ve telefonu açtım. Sesimi oldukça soğuk mesafeli tuttum. "Efendim Kara?"
"Nereye gidiyorsun Mavi?" Bozuntuya vermemeye çalışarak konuştum. "Hastaneye Kara," Dediğimle birlikte taksicinin bakışları dikiz aynasından beni bulmuştu. "Yalanları sevmem Mavi, gittiğin yol hastanenin yolu değil." Kaşlarım çatılırken ağzım şaşkınlıkla aralanmıştı. Yalanları sevmez ama yalan söyler. Ne kadar da tutarsız değil mi? "Sen nereden biliyorsun?"
"Mavi hemen nereye gidiyorsan bana söylüyorsun," Sinirle gözlerimi kıstım. Bana emir vermişti. Sinirimi kontrol etmeye çalışırken; "Hastaneye gitmediğimi nereden öğrendiysen, gittiğim yeri de öyle öğren olur mu Kara?"Diyerek konuşmasına fırsat tanımadan telefonu suratına kapattım. Taksici dikiz aynasından bana bakarken gözlerimi devirerek yola döndüm.
En sonunda taksi iki katlı bir evin önünde durunca cüzdanımı çıkartarak ücreti ödedim. Taksiden indiğimde beni bekleyen bir adet Kara ile karşılaştım. Arkasında ki arabaya yaslanmış, kollarını göğsünde bağlamış bir şekilde dik dik bakıyordu. "Tebrikler Kara Bey," Ellerimi her iki yana açtım. "Beni buldun, eline ne geçti?" Kollarımı çözerek arabadan uzaklaştı. "Burada kavga mı edelim?"
Sağ elimi havada sallayarak burun kıvırdım."Her neyse şu an önemli bir işim var," Omuz silkerek adım attığım sırada kolumdan tutarak gitmemi engelledi. "Mavi iyi misin?" Kolumu sertçe kendime çekerek elinden kurtardım. "Evet, gayet iyiyim." Gözleri hızlıca yüzümü taradıktan sonra bir şey demedi.
Kara'yı boş vererek eve doğru yürüdüm. Zile basarak bir adım geriledim ve beklemeye başladım. Birkaç saniyenin ardından kapı açıldı ve beyaz önlüklü, güler yüzlü bir kadın karşıladı. "Buyurun evladım?"
"Merhaba teyzeciğim, ben birisiyle görüşmeye gelmiştim,"
"Kiminle evladım?"

Harika bir soruydu. "İsimlerini bilmiyorum teyzeciğim, bana bir fotoğraf ve bir adres verildi. Adres burayı gösteriyordu." Kadın gülümseyerek kapıyı ardına kadar açtı. "Buyurun evladım, ben hemen Hanımımı çağırayım," İçeriye girerken hafifçe başımı salladım. "Kimler var?"
"Bir Beyim, bir de Hanımım var yavrum. Beyim hasta yatıyor, Hanımım da yukarıda. Siz büyük salona geçin hemen çağırırım ben."
"Tamamdır teyzeciğim." Kara ile birlikte kadının dediği büyük salona geçtik. Rahatsız bir şekilde ayakta dururken, Kara çoktan koltuklardan birisine oturmuştu. Rahatlığı sinir bozucuydu.
Salonun içerisinde yankılanan topuk sesiyle başımı kapıya çevirdim. Salona kırklı yaşlarında, kumral saçlı, yeşil gözlü, oldukça şık giyinimli bir kadın giriş yaptı. "Hoş geldiniz ben Aylin, Aylin Durmuş." Uzattığı elini sıktım."Memnun oldum Aylin Hanım. Bende Mavi, Mavi Yenilmez,"Arkamda oturan Kara'yı işaret ederek devam ettim. "Eşim Kara." Aylin Hanım bu seferde elini Kara'ya uzattı. "Memnun oldum Kara Bey." Kara, Aylin Hanım'ın elini sıkarak karşılık verdi. "Bende memnun oldum." Aylin Hanım arkamızda ki koltukları işaret etti. "Oturun lütfen ayakta kaldınız."
İtiraz etmeden oturduk. Aylin Hanım karşımızda bulunan tekli koltuğa oturarak bacak bacak üstüne attı. İçimi huzursuz eden bir şeyler vardı. Yolunda gitmeyen bir şeyler. "Ne için gelmiştiniz?" Çantamdaki fotoğrafı çıkardım. "Bunu eşinize göstermem gerekiyor,"
Aylin Hanım'ın kaşları çatılırken elimdeki fotoğrafa uzandı. Benden izin almadan elimdeki fotoğrafı çekip aldı. Fotoğrafa baktı ve hızlıca bize dönerek ayaklandı. "Hemen gidin buradan!" Aylin Hanım'ın bağırmasıyla neye uğradığımı bilemeyerek şokla Kara'ya döndüm. O da şaşkın bir şekilde karşısında ki bağıran kadına bakıyordu. "Size evinden gidin dedim!"
"Aylin!"Aylin Hanım'ın dışında salonda yankılanan gür sesle beraber Aylin Hanım susarak kapıya döndü. Tekerlekli sandalyeyle birlikte salona giriş yapan adamı görünce şaşkınlığım daha da arttı. Bu geçen gün gelen o yaralı adamdı. Çatışma esnasında göğsünden vurulan adamdı. "Siz?" Ona doğru konuşmamla birlikte adam mahcup bir ifadeyle bize döndü. "Kusura bakmayın çocuklar,"
"Sizi tanıyorum, geçen gün yaralı bir şekilde gelmiştiniz."Adamın kaşları çatılırken bana yaklaştı. "Nereden biliyorsun?"
"Sizin yaranızı ben diktim."
"Bana adını söyler misin küçük hanım?"
"Mavi, Mavi Yenilmez."Gözleri arkamda duran Kara'yı buldu. "Eşin mi?" Hızlıca başımı salladım. "Bana kızlık soyadını söyle." "Karaca." Gözleri ardına kadar açılırken Aylin Hanım'ın elindeki fotoğrafı aldı. "Senin baban Faruk Karaca mı?" Sabırsız gözlerini fotoğraftan ayırdı. "Evet?"
"Sen... sen o'sun. Faruk nerede? Onunla konuşmam gereken şeyler var." Dudaklarımı birbirine bastırarak sustum. "Kendisi yakın bir zamanda vefat etti." Benim yerime cevap veren Kara'ya minnetle baktım. "Başınız sağ olsun, iyi adamdı. Oturun bakalım çocuklar, sizinle konuşmamız gereken uzun konular var." Geri yerlerimize otururken Kara konuya giriş yaptı. "Sizi bir yerden tanıyor gibiyim, adınız nedir?"
"Rauf, Rauf Durmuş."Kara'nın kaşları havalanırken sustu. "Sizi tanıyorum, sizde beni tanıyorsunuz," Kara'nın dediğiyle hepimizin kaşları çatıldı. Merakla Kara'ya baktım. "Ben Kara, Kara Yenilmez. Hatırladın mı Rauf amca?"
"Kara oğlum, tanımaz mıyım seni ben?"Rauf Bey coşkuyla güldü. "Siz nereden tanışıyorsunuz?"Sorum üzerine Kara ağzını açmıştı ki Rauf amca araya girdi. "İzninle Kara oğlum bunu ben anlatmalıyım, öncelikle güzel kızım anlatacaklarımı sakinlikle dinlemen gerekiyor,"Başımı hızlıca olumlu anlamda salladım.
"Uzun yıllar evvel bir erkek evladımız vardı, Yakup. Bir de kız evladımız olmasını istedik. Allah dualarımızı kabul etti, bize bir kız evlat nasip etti." Gözleri kısa bir an yanında oturan Aylin Hanım'a kaydı. "Her ne olduysa Aylin kızımızı sevemedi. Ceylan altı yaşına geldiğinde merdivenlerden yuvarlandı. Onu nasıl hastaneye götürdüğümü hatırlamıyorum bile,"
Sesli bir nefes verdi. Hayretle karşımdaki adamı dinliyordum. Rauf Bey Ceylan'ın babasıydı. Peki babam beni niçin buraya yönlendirmişti? Benim Ceylan'la ne gibi bir bağlantım vardı? "Doktorlar Ceylan'ın durumunun gayet iyi olduğunu sadece başına ufak bir yara aldığını söylediler. Aylin hiçbir zaman Ceylan'ı sevmedi. Hastane de Ceylan'ı beklerken bir çiftle karşılaştım. Onlarla oturdum sohbet ettim. Yıllardır çocukları olmuyormuş. Bir erkek çocukları varmış ancak Allah bir tane daha nasip etmemiş. Ceylan'ı onlara verdim. Sırf Aylin'den daha fazla çekmesin, üzülmesin diye. Ceylan her gece ağlayarak uyurdu. Baba yüreği kaldıramadım. Ceylan'ı onlara verdim. Hafta da en az iki gün gittim Ceylan'la görüştüm. Ama bir gün gittiğim de yoklardı, taşınmışlar. Ceylan'ı çok aradım ismini değiştirmişler. Yıllarca aradım seni kızım, kokun yıllardır burnumda tütüyor benim." Rauf Bey'in anlattığı şeylere inanamıyordum. Beynim algılamıyordu. Gözlerimi yavaşça kırptım. Karşımda ağlayan adama baktım. Ellerimden destek alarak ayaklandım. "B-benim gitmem gerekiyor."
Koşarak evden çıktım. Evlerle çevrili olan sokağın ortasında durdum. Ben Mavi Karaca değildim. Bunca yılım bir yalanın üzerine kurulmuş. Ben Ceylan Durmuş'tum. Bir yalan daha hayatımı alt üst etmişti. Beni yerle bir etmişti. Ellerimi iki yana açarak bağırdım."Teşekkür ederim hayat! Her seferinde bana vurmaktan çekinmiyorsun! Bulduğun ilk fırsatta beni yerle bir ediyorsun! Teşekkür ederim sana!"
"Mavi!"Arkamdan bağıran Kara'ya döndüm. "Ben Mavi değilmişim Kara! Hayatım bir yalan üzerine kurulmuş! Kara ben ne yapacağım?!" Hızlı adımlarla karşımda durdu. Hiçbir şey demeden sarıldı. "Gerçekten körmüşüm ben. Dibimdeki kadını tanıyamadım. Kokundan bilmeliydim seni." "Ben niye hatırlamıyorum Kara?" Kara yavaşça kollarını çözerek ayrıldı. "Bilemiyorum Mavi, çocuktun sonuçta,"
"Ben ne yapacağım?"Gözümün önüne düşen saçlarımı elleriyle geriye itekledi.
"Şimdi seninle beraber içeriye gireceğiz ve ailenle tanışacaksın."Başımı hızlıca sallayarak reddettim. "Yapamam Kara."
"Yapmak zorundasın Mavi. Nasıl her şeyin üstesinden geldiysen bununda geleceksin. Ben yanındayım, ellerini sıkıca tutacağım ben senin." Yanlarımdan sarkan ellerimi tuttu ve havaya kaldırdı. "Artık yalnız değilsin, ben varım."
"Ya sende gidersen bir gün?"
Ellerimi bırakarak yüzümü avuçladı."Bırakmayacağım seni," Baş parmağıyla yavaşça yanağını okşadı. "Şimdi elimi tutuyorsun, geri dönüyoruz. Ben senin yanındayım. Güven bana." Son kurduğu cümleyle birlikte bütün sakinliğim bir anda toz olup uçtu. Sinirle ellerimi omzuna dayadım ve itekledim. Sadece birkaç adım geriye doğru sendelerken afallamış gözleriyle anlamsızca yüzüme bakıyordu. "Ne güveni ya? Sen dün benim sana karşı olan bütün güvenimi yerle bir ettin! Şimdi karşıma geçip bana güven mi diyorsun?"
Alayla güldüm ve devam ettim."Üzgünüm Kara Bey yalan söyleyen insanlara karşı inanmam gibi bir durum söz konusu bile olamaz!"
Eve girmek için ona arkamı döndüğüm sırada durdum. Yanlarımda sarkan ellerimi yumruk yaparak kendi ekseninde dönerek gözlerimi yüzüne diktim.
"Biliyor musun gün gelecek ve sende beni bırakacaksın! Ben artık buna yüzde yüz eminim Kara Yenilmez." Arkamda bıraktığım adamın nasıl bir halde olduğunu umursamadan eve girdim. Bana karşı yapmaması gereken bir şey yapmıştı. Beni inciten bir kadınla buluşmuş olması değildi, beni yıkan şey kolayca yalan söyleyebilmesiydi.-
Eve girdiğimde hiç şaşmadan direkt olarak salona yöneldim ve Rauf Bey'in karşısına geçtim. Yaşlı ve yaralı olan adam yüzünü avuçlarına gömmüş bir şekilde sessizce ağlıyordu.
Gözlerimi kapatarak burnumdan sesli bir nefes verdim. Önünde yavaşça diz çöktüm. Sinirden titreyen ellerimi dizlerinin üzerine koydum. İkimizde berbat bir haldeydik.
Dizlerinin üzerindeki elimi hisseden yorgun ihtiyar yavaşça başını kaldırdı ve yaşlı mavi gözlerini benimkilere dikti. "Kızım,"
Dudaklarımı birbirine bastırarak sessizliğimi korudum. Ne diyeceğimi, nasıl davranacağımı, ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Çok tuhaf bir durumun içerisine düşmüştüm. Beynim allak bullak olmuştu.
"Bana kanıtlar mısınız?"Sesim o kadar aciz o kadar yalvarırcasına çıkmıştı ki kendi kendime içimden hakaretler etmeye başladım. Bunca zaman her şeye karşı güçlü duran Mavi güçsüz düşemezdi.
Sağ elini kaldırarak saçlarımı işaret etti."Gösterebilir miyim?" Başımı olumlu anlamda salladım. Havada duran elini yavaşça siyah saçlarımın arasına daldırmasıyla birlikte gözünden bir damla yaş süzüldü. Elini tam olarak kafamın üzerinde sağ tarafta enseme yakın bir kısımda durdu. Eliyle hafifçe baskı uyguladı. "Buranda yara izin duruyor,"
Elini daldırdığı saçlarımın arasından çekti. Ciğerlerine derin bir nefes çekti. Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken elim dokunduğu yere gitti. Elimi saçlarımın arasına daldırarak orayı yokladığımda elime gelen hafif çıkıklıkla afalladım. Bunca zaman nasıl fark edememiştim? Bu kadar mı kendimde değildim? Kendime karşı bu kadar ilgisiz ve dikkatsiz miydim bunca zaman? "Sağ bacağında, dizinin hemen altında, bir doğum leken var." Söylediği bir diğer doğru bilgi ile elimi indirdim. Bu adam kesinlikle benim gerçek babamdı. Ben bile kendimden bihaberken o başımdaki yaranın yerini bile hatırlıyordu. "Doğru mu?"
"Doğru,"Doğru, ben sizin kızınızım. Doğru, bunca zaman hayatım bir yalan üzerine kurulmuş. Doğru, ben Ceylan'ım."Sana sarılabilir miyim?"

Başımı hafifçe sallayarak sarılmasına izin verdim. Karşımda bir çocuk gibi duran adam hızlıca kollarını boynuma dolayarak beni kendine çekti. "Çok özledim seni kızım. Baban olarak yanında olamadım. Yüreğimdeki yangını, içimde çığ gibi büyümekte olan pişmanlığımı ifade etmeye kalksam bütün kelimeler kifayesiz kalır. Affet beni kızım,"
Yanlarımda sarkan kollarımı kaldırarak ihtiyar adama doladım. Başımı omzuna dayadım. Her bir sözcüğü ile içimde bir şeylerin değişmesine sebep olmuştu.
Sessizce etrafı seyrederek bir yandan da düşünürken gözlerim bir çift siyahlarla kesişti. Salonun girişinde, omzunu kapıya yaslamış bir şekilde sessizce bize bakıyordu. Anında mavilerimi hayran kaldığım siyahlarından kaçırdım. Yavaşça bedenimden ayrılan kollar ile kollarımı çözerek geriye doğru hafifçe çekildim. Karşımda oturan ihtiyar adama bir şey demeden gülümseyerek ayağa kalktım. "İzninizle eve gitmeliyim, biraz düşünmem kendime gelmem gerekiyor,"
"Yine gel!"Gülümseyerek başımı hafifçe salladım. "Tabi ki geleceğim, konuşmamız gereken bir sürü konu var,"
Daha önceden oturduğum koltuğun üzerinde duran çantamı alarak koluma taktım. Tekerlekli sandalyede tüm dikkatiyle beni izleyen Rauf Bey'e döndüm. "Görüşmek üzere," Elini havaya kaldırarak salladı. "Görüşürüz kızım."
Yüzümdeki gülümsemeyi bozmadan salondan çıktım. Arkamda Kara'nın varlığını hissedebiliyordum. Evin dış kapısına geldiğimiz sırada bizi Aylin Hanım karşıladı. Kollarını göğsünden kavuşturmuş, kaşlarımı çatmış bize bakıyordu. "Eğer bir daha bu eve gelirseniz bu dünyayı size dar ederim!"
Aylin Hanım'ın cümlesi karşısında kaşlarım havalandı, dudaklarım alayla kıvrıldı. Bu kadını rahatsız eden her neyse bulamamıştım. Kızını, yani beni, sevmiyordu. Ama bu kadarı da dikkat çekici ve şaşırtıcıydı. "Üzgünüm Aylin Hanım ancak bu yüzü bundan sonraki hayatınızda sıkça görmek zorunda kalacaksınız," Hafifçe tebessüm ederek el salladım. "İyi günler, kendinize iyi bakın."
Sinirden kuduran Aylin Hanım'ı arkamda bırakarak evden ayrıldım. Hala arkamdan gelmekte olan Kara'yı görmezden gelmeye devam ettim. Sessizce evlerin bulunduğu sokakta ilerleyerek caddeye çıktım.
Bir hayalet gibi sadece arkamdan gelmekle yetindi. Yol boyunca hiçbir şekilde konuşmadı. Her ne kadar sessizliği dikkatimi çekse de haklı taraf olarak sessizliğimi korudum ve yoluma devam ettim.
Karşıdan gelmekte olan taksiyi görünce koşar adımlarla yola doğru adımlayıp elimi havaya kaldırdım.
Taksi kısa süre sonra önümde durunca arka kapısını açarak kendimi içerisine attım. Tam kapıyı kapatmak için kendime doğru çektiğim sırada dışarıdan bir gücün kapıyı asılmasıyla boşluğuma geldi ve kapı ellerimin arasından kayıp gitti.
Hemen yanımda yerini alan Kara'ya şaşkınlıkla baktım. "Nereye gidiyoruz Maviş?" Silkelenerek şaşkınlığımı bir tarafa attım. "Ben gidiyorum sen değil."
Kollarını göğsünde birleştirerek arkasına yaslandı ve iyice yayıldı. Gözlerimi taksinin tavanına dikerek Allah'tan bol bol sabır diledim."Abla nereye?" Taksicinin sorusuyla aynadan ona baktım. "Sen düz git abi ben sana tarif ederim," Taksici başıyla anladığını belirterek gaza yüklendi ve yola çıktı.
Dizime değen Kara'nın dizine baktım daha sonra da dizin sahibi olan Kara'ya. Tek kaşımı havaya kaldırarak dik dil baktım. Sola doğru kayarak neredeyse kapıya yapıştım. Bu hareketim Kara'nın dikkatini çekmiş olacak ki oturduğu yerden bana döndü.
Başımı camdan tarafa çevirerek yüzüne bakmadım. Yüzüne bakmamaya kararlıydım. Birden kucağıma çöken ağırlıkla dizlerime baktım. Mavilerimin siyahlara karışmasıyla birlikte şaşkınlıkla kaldım. Karnımın üzerinde duran elimi alarak saçlarının üzerine bıraktı. Şaşkınlıktan dolayı ne yapacağımı bilemiyor sadece bakıyordum.
Saçlarına ilk defa dokunuyordum. Yumuşacıklardı. İstemsizce ellerimi hareket ettirdim. Ellerimi yavaşça saçlarının arasında dolaşmaya devam ederken başımı kaldırdım. O esnada dikiz aynasında taksiciyle göz göze geldim. Anından gözlerimi cama çevirdim. Boşta kalan elimin tutulmasıyla birlikte hızlıca Kara'ya döndüm. Kara elimi havaya kaldırdı, kendi elini de yanında kaldırdı."Abicim biz evliyiz, kendisi karım oluyor. Biraz nazlıdır kendisi."Son cümlesi üzerine elimi indirerek sertçe omzuna vurdum. İnleyerek omzunu tuttu.
"Şu elin hakkında konuşmamız gerek Maviş, çok ağır." Onu duymamazlıktan gelerek camdan dışarıyı seyretmeye koyuldum.
Taksi en sonunda evin önünde durunca Kara'yı beklemeden indim. Benim ardımdan birkaç saniye sonra o da inerek kolar adımlarla yürümeye başladı.
"Mavi!" Onu umursamayarak hızlıca merdivenleri çıktım. Kapının önüne gelince çantamı açarak anahtarı çıkarttım. Hızlıca anahtarı deliğine sokarak kapıyı açtım ve eve girdim. Ardımdan kapıyı açık bırakarak kolar adımlarla odama gittim. Odamın kapısını kapatacağım sırada Kara'nın eli buna engel oldu. "Kara bırak!" Bütün gücümle kapıyı kapatmaya çalışırken kapıyı itilmesiyle yatağa doğru savruldum. Düşmek üzereyken son anda duvardan destek alarak ayakta durdum. "Kusura bakmayın Maviş Hanım acil bir konu vardı,"
Elimdeki çantamı yatağın üzerine fırlatarak karşısına geçtim. "Üzgünüm Kara Bey şu an acil konunuzu konuşmak için müsait değilim. Lütfen daha sonra gelip tekrar deneyiniz,"Çıkması için kapıyı işaret ettim. Ancak çıkmak yerine bana doğru bir adım atarak yaklaştı. "Hazırlan bu akşam bazı hesapları keseceğiz," Anlamadığımı belli ederek tek kaşımı kaldırdım. "Ne hesabı?"
Bir adım daha atarak neredeyse aramızdaki bütün mesafeyi sıfıra indirdi. Yutkunarak geriye doğru bir adım attım ancak ayağımın yatağa çarpmasıyla ağzımın içinde bir küfür mırıldandım."Gerçek Ceylan karşımda duruyor, sahtesiyle işimiz var. Aslında başından beri şüpheleniyordum ondan, yağmuru sevmemesinden belliydi. Seni bu olayın içerisine dahil etmek gibi bir niyetim yoktu ancak durum çok farklı yerlere gitti, hazırlan. Akşam şık bir restoranda iki masalık yer ayırttım birisi sana ait,"
Bir şey demem için zaman tanımadan arkasını dönerek odadan çıktı. Gözlerimi art arda kırparak bir üste kapıya baktım. Hızlıca cebimden telefonu çıkartarak mesaj yerine girdim.

Mavi:
Şeyda acil durum

Stresle tırnağımı yemeye başladım. Mesaj iki tik olur olmaz Şeyda anında çevrimiçi olmuştu. Seviyorum bu kızı.

Şeyda:
Acil durum mu?

Şeyda:
Ay Mavi ne oluyooor?!
Hızlıca parmaklarımı klavyenin üzerinde hareket ettirdim.

Mavi:
Akşam Ceylan ile Kara yemeğe çıkıyor

Şeyda:
NE?!

Şeyda:
ŞAKA YAPIYORSUN?!

Sanki Şeyda görebilecekmiş gibi başımı olumsuz anlamda salladım.

Mavi:
Hayır

Mavi:
İşin garip tarafı bunu gelip Kara söyledi benimde orada olmamı istedi masa ayırmış

Şeyda:
Uzaktan mı izleyeceğiz? Gözetleme?

Kara'nın dediklerini kafamda ölçüp tarttım. Şeyda doğru bir soru sormuştu. Uzaktan izleyecektik.

Mavi:
Aynen öyle

Şeyda:
Anlaşıldı ajan o iş bizde

Mavi:
Sana güvenim tam Şeyda

Şeyda:
Güven sen bana biz bu işi halledeceğiz
Mavi:
İnşallah