15. bölüm · Mavi ve Siyah
14. Bölüm
Dakikalardır Kara'nın giyinme odasından çıkmasını bekliyordum. Ona verdiğim şeyi üzerinde hayal edince kendimi gülmemek için gerçekten zor tutuyorum. Bilmem kaçıncı defa kapıyı tıklattım.
"Kara! Hadi ama! Meraktan ölüyorum!" Kara'dan hala bir ses çıkmayınca elimi yumruk haline getirerek sertçe kapıya vurmaya başladım. Beklemediğim bir anda kapının açılması ile yumruk yaptığım elim Kara'nın yüzüyle buluştu. Şaşkınlıkla elimi dudaklarımın üzerine kapattım. Kara inleyerek kapıyı geri kapattı. Aferin Mavi! Tam da kapıyı açmışken yaptığıma bak ya! Tekrardan kapıya vurmak için hazırlanıyordum ki, Kara'nın kapıyı açması ile hızlıca elimi indirdim. "İyi misin?"
"Sorun yok, yani elinin ağır olması dışında,"Başını kapının arkasından çıkarmış kendini saklıyordu. Kapıyı itekledim ancak o bendem daha güçlüydü. "Kara çıkar mısın?" Gözlerini yalvarırcasına yüzüme dikti. "Bak gel yol yakınken vazgeç. Çıkarayım bu üzerimdekini," Ellerimi belime yerleştirerek gözlerimi kıstım. "Çıkar mısın?" Kara oflayarak kapıyı sonuna kadar açtı. Ayaklarından başlayarak başına kadar baştan aşağı süzdüm. Ona verdiğim kırmızı kareli pijama altı ile siyah tişört oldukça yakışmış. Beğendiğimi belli ederek baş parmağımı havaya kaldırdım. Kara'nın gözlerini devirmesi üzerine gülmemek için kendimi sıktım. "Şimdi sizi salona alalım Kara Bey,"
Kara yüzünü asarak yanımdan geçti. Arkasından bakarken duyamayacağı bir şekilde gülmeye başladım."Duyuyorum seni!" Şaşkınlıkla gözlerim irileşirken elimi dudaklarımın üzerine kapattım. Temkinli adımlarla salona giriş yaparak yanına oturdum. Kumandayı elime alarak televizyonda ayarladığı filmi oynattım. "Korku filmlerinden korkmazsın değil mi?" Alayla dudakları kıvrıldı. "Saçmalama," Arkama yaslanarak filme odaklandım.
Filmin ortalarına doğru Kara'ya tuvalete gideceğimi söyleyerek ayaklandım. Hızlıca banyoda işlerimi hallettikten sonra banyodan çıktım. Tokadan firar eden saç gözlerimin önüne düşerken sinirle ona üfledim. O sırada anlamadığım bir şekilde ayaklarım birbirine dolandı, kenarda süs olarak duran sehpaya ayağımı çarptım. Ayağımı çarpmamın etkisiyle sehpanın üzerinde duran vazo büyük bir gürültüyle yeri boyladı. İçten iç kendi sakarlığıma kızarken yerdeki kırıkları toplamak için yere doğru eğildim ancak bu seferde başımı sertçe duvarın sivri tarafına geçirmiştim. Başıma yediğim ani darbeyle dengem şaşarken kendimi yerde sırt üstü bir şekilde uzanırken bulmuştum. Acıyla gözlerim kapanırken ellerim vurduğum yere gitti. Yerde hareketsizce yatarken adım seslerini işittim. "Mavi!"
Yanıma gelen Kara omuzlarımdan tutarak beni şiddetle sarsmaya başladı. Ancak başıma aldığım darbe o kadar şiddetliydi ki gözlerimi dahi açamıyordum. Başım fena halde zonkluyordu. "Hayır, hayır! Uyan! Biri daha gözümün önünde böylece ölemez!" Duyduğum cümle ile gözlerimi zorla da olsa açtım. Gözlerimi açmamla birlikte omuzları düştü. Gözümün önüne düşen saçımı fark ederek kulağımın arkasına attı. Acıdan gözlerim kısılırken zorda olsa açık tutuyordum. Kara omuzlarımdan tutarak kendine çekti. "Korktum, çok korktum,"
"Gerçekten özür dilerim. Yine sakarlığım tuttu." Saçlarımı okşadı. "Önemli değil. Sen iyisin ya, önemli değil." Kara yavaşça yanımdan kalkarak gözden kayboldu. Başımdaki ağrının şiddeti azalırken zorla ayağa kalktım. Başta yaşadığım baş dönmesi sona erince Kara'ya bakındım.
Evin içinde dolaşarak Kara'nın hangi odada olduğunu bulmaya çalıştım. Bütün odaların kapısı açıktı. Mutfağa bakındığımda sırada balkon kapısının kapalı olduğunu fark ettim. Bir elimle vurduğum yeri ovcalarken kapıya adımladım. Yavaşça kapıyı açarak başımı uzattım. Kara az ilerimde sandalyede oturmuş sessizce duruyordu. Sessiz adımlarla yanına giderek sağındaki sandalyeye oturdum. "Adı Ceylan'dı," Konuşmaya başlaması ile yavaşça ona döndüm. "Altı yaşındaydı. Tek arkadaşımdı. Beraber oyunlar oynardık. Evlerimiz yan yanaydı ve ailelerimiz çok yakındı. Annesi onu hiç sevmezdi. Annesi onunla ilgilenmez, onunla konuşmazdı. Daha kendi saçını bağlamayı bilmezdi. Sırf onun için annemden saç örmeyi öğrendim. Her gün yanıma gelir saçlarını ördürtürdü. Bir gün onların evindeydik. Mutfağa su içmek için inerken gözümün önünde merdivenlerden yuvarlandı," Derin bir nefes aldı. Onun için anlatması zordu. Anlatırken o anları tekrar yaşadığına eminim. "Hastaneye götürdüler. Geri döndüklerinde yanlarında o yoktu," Dişlerimi dudaklarıma geçirdim. "O gün tek arkadaşım beni bir başıma bırakıp gitti,"
19 Yıl Önce;
Ceylan'la aynı anda koşarak evden çıktık ve yağan yağmurun altında kahkahalar atarak koşmaya başladık. İkimizde yağmuru çok severdik. Her yağmur yağdığında yaptığımız gibi şimdi de altında koşuyorduk. Uzun bir süre yağmurun altında koşmuştum. Sümbül teyze bizi dışarıda yakalayınca hasta olacağımızı söyleyerek zorla eve sokmuştu.
Ceylan'la beraber ıslak bir şekilde tahtanın üzerinde oturmuş, Sümbül teyzeyi bekliyorduk. Gitmeden hemen önce bize uslu birer çocuk olmamızı söyleyerek yanımızdan ayrılmıştı. Ceylan'la sessizce birbirimizin yüzüne bakarken bir anda ikimizde yüksek sesle gülmeye başladık. Gülerken başını önüne eğdiği için ıslak saçları yüzüne yapışmıştı. Gülmesi azalırken şaşkınca yüzüme baktı. Yüzünü buruştururken, yüzüne yapışan saçlardan rahatsız olduğunu anlayarak saçlarını yüzünden çektim. Sevinçle boynuma atlayarak sıkıca sarıldı.
"İyi ki varsın Kaya, seni çok seviyorum." Elimi Ceylan'ın sırtına dolayarak gülümsedim. "Bende seni çok seviyorum canım arkadaşım Ceylan,"
Kollarını çözerek benden uzaklaştı. Saçının bir tutamını eline alarak yüzüme yaklaştırdı ve huylanmama sebep oldu. Biz gülerken içeriye Sümbül teyze girdi. Elindeki kıyafetleri yatağın üzerine bıraktı. "Hadi bakalım daha fazla üşümeden üzerinizi değiştirin." Ceylan ayağa kalktı. "Önce su içebilir miyim?"
Sümbül teyze hayır diyerek başını sallarken Ceylan'ın yalvarmalarına dayanamayarak izin verdi. Bende hemen Ceylan'ın arkasına takılarak beraber mutfağın yolunu tuttuk. Tam merdivenin son basamaklarındaydık ki Ceylan bir anda çığlık atarak yere düştü. Olduğum yerde kalarak yerde yatan Ceylan'a baktım. Yanına çökerek omzundan sarstım. "Ceylan uyuyor musun? Ama burada uyunmaz ki?"
Ceylan uyanmayınca yavaş yavaş dolmaya başlayan gözlerim ile Sümbül teyzeye bağırdım. Sümbül teyze yanımıza geldiğimde yerde yatan Ceylan'ı görünce çığlık atmıştı. Herkes başımıza toplanırken babam Ceylan'ı kucağına alarak evden çıktı. Sümbül teyze başımı göğsüne yaslarken ağlayarak saçlarımı okşamaya başladı. "O geri gelecek değil mi?"
"Gelecek kuzum, gelecek."
Şimdi ki zaman;
Ne kendimi affettirebilecek ne de onun acısını dindirebilecek bir kelime dahi bulamadım. Sessizliğimi koruyarak dudaklarımı birbirine bastırarak önüme döndüm.
"Kalk kalk, zaten senin yüzünden filmin geri kalanını izleyemedim," Keyifle oturduğu yerden kalkarak kapıya yöneldi. Ben oturduğum yerde sabit durarak arkasından baktım. Kapıdan çıkmadan hemen önce aniden durdu. Sırtıyla bakışırken yavaşça vücudunu bana doğru çevirdi. Tek kaşını kaldırarak gözlerini kıstı. "Gelsene kızım, ne oturuyorsun orada?"
Hala kendimi suçlu hissederken ayaklanarak Kara'nın yanına gittim. Kolunu omzuma atarak kendine çekti. Bu hareketi ile hızlıca çokta sert olmayacak bir şekilde göğsüne vurdum."Acıdı!"
"Yavaş vurdum,"Kolunun arasından çıkmaya yeltenince daha sıkı kavrayarak yüzümü göğsüne bastırdı."Bıraksana beni," Boğuk çıkan sesimle bağırmaya başladım. "Kara! Bırak!"
"Sus, senin yüzünden zaten film yarım kaldı," Dediği şey ile çırpınmaya bıraktım. İçimdeki o suçluluk hissi tekrardan baş gösterirken Kara beni serbest bıraktı."Kızmadım Mavi, kendini suçlamayı bırak artık," Yüzümü ellerinin arasına alarak gözlerime baktı. Sessiz kalmaya devam ederken ne olduğunu anlamadığım bir şekilde yanaklarımı sıkmaya başladı. Acımaya başlayan yanaklarım ile dudaklarımın arasından acılı bir inilti döküldü. Buna rağmen Kara yanaklarımı sıkmaya devam ederken ellerine vurdum. En sonunda Kara kahkaha atarak yanaklarımı serbest bıraktı. "Hanım çay koy bakayım bize,"
Ellerimi belime koyarak gözlerimi kıstım ve dik dik baktım. Kahkaha atmaya devam ederken saçlarımı karıştırdı. Sinirle saçlarımı düzeltirken boş anından yararlanarak, yarasına dikkat ederek, karnına bir yumruk attım. Benden beklemediği bu atak karşısında acıyla inleyerek kollarını karnına sardı ve öne doğru iki büklüm oldu. Kesik kesik nefesler alırken diğer yandan da gülmeye devam ediyordu. "Çok istiyorsan kendin koy çayını," Dikelerek suratıma baktı. "Evin hanımı sen değil misin? Sen yap," Tek kaşımı kaldırarak alayla güldüm.
"Evin hanımı öyle mi? Hadi tamam evin hanımı benim! Evim hanımıyım diye yapmak zorunda mıyım? Ellerin ve ayakların maşallah çok güzel tutuyor," Kara bir çocuk edasıyla dudaklarını bükerek masum bakışlar atmaya başladı. "Ama ben çok beceriksizim," Aklıma gelen düşünce ile sırıttım. "Ben sana öğretirim," Sırıtmam ile yüzü düştü. Onun bu halinden keyif alarak hafifçe gülümsedim. Elimle 'gel' işareti yaptım. "Takip et bakalım,"
"Ama-"İtiraz etmek için cümleye giriş yaptığı anda elimi havaya kaldırarak kestim. "Aması yok Kara," Benden kaçış olmayacağını anlamış olacak ki dudaklarını büzerek peşime takıldı. Tezgahın önünde durarak Kara'ya döndüm. "Madem çay istedin," Bir elimi havaya kaldırarak omuz silktim. "Önce neden çaydanlığı bulmakla başlamıyorsun?"
Kara korku gözlerle mutfağa bakındı. Kara çaydanlığı aramaya koyulurken, keyifle kalçamı tezgaha yaslayarak ocağın önünü kapattım ve onu izlemeye koyuldum. Onun halini izleyerek gülerken diğer yandan da hala sızlamaya devam eden yaramı ovcalıyordum. İlk başta en üstteki dolaplara tek tek bakındı. Çaydanlığı bulamamanın verdiği hayal kırıklığı yüzüne yerleşirken alt dolaplara bakınmaya başladı. Gülmemek için kendimi sıktım. Sinirle son dolap kapağını kapattı. Burnundan soluyarak yüzüme baktı. "Hani nerede?"
"Çok dikkatsizsin,"Diyerek alaylı bir ses tonuyla konuştum. Büyük ihtimalle bana kızmak için ağzını açmıştı ki önünden çekildim. Gözleri arkamdaki ocağa kayınca ağzı açık, eli havada kaldı. Bu ifadesine karşı kıkırdadım. Gözleri yavaşça bana kayarken kısıldı. "Aradığım şey hemen arkanda mıydı?" Gülmeye devam ederken tekrardan omuz silktim. "Dikkatsiz olduğunu söylemiştim sana," Yüzünü buruşturarak arkamdaki çaydanlığı aldı. Elindeki çaydanlığı havaya kaldırarak incelemeye başladı.Gözlerimi devirerek konuşmaya başladım.
"Şimdi çaydanlığın altına su doldurup ocağa koyman gerekiyor," Dediğim şeyi ilk defa duyuyormuş gibi, ki kesinlikle ilk defa duyuyor, alık alık baktı. Başımı iki yana sallayarak çaydanlığı elinden aldım. Çaydanlığın altına suyu doldururken göz ucuyla ona baktığımda tüm dikkatiyle beni izliyordu. Suyu doldurduktan sonra yanından geçerek, çaydanlığı ocağın üzerine bıraktım ve altını yaktım. Ellerimi birbirine vurarak arkamda duran Kara'ya döndüm. "İşte bu kadar basit,"
"Bu muydu yani? Şimdi çay mı oldu?"Gülerek başımı olumsuz yönde salladım. "Hayır, çaydanlığın üst kısmına istediğin koyuluğa ve tada göre çay ekliyorsun. Su kaynadıktan sonra o suyu çayın üzerine döküyoruz, bu kadar." Kara anladığını belirterek başını salladı. Kara bardağının dibinde kalan son yudum çayı da içtikten sonra memnuniyetle bardağını bıraktı. "Ellerime sağlık," Çayı dudaklarıma götürdüğüm sırada şaşkınlıkla durarak ona baktım. Yavaşça çay bardağını bıraktım. "Ellerine mi sağlık?" Göğsünü kabartarak arkasına yaslandı. "Evet?"
"Şaka falan mı yapıyorsun?"Omuz silkerek ellerini başının altında birleştirdi ve yarım ağız sırıttı. "Yoo," Bu adam ciddiydi. Kaşlarımı çatarak masanın üzerinden ona doğru azıcık eğildim. "Kara yaptığın tek şey çaydanlığı bulmak, tabi ona da bulmak denirse," Diyerek arkama yaslandım. Yüzündeki sırıtış silinirken omuz silkti. "Ne var kızım, bu da bir şey değil mi?"
Sesli bir nefes vererek başımı salladım.Başımı dışarıya doğru çevirerek yoldan geçen arabalar bakınmaya başladım. "Kalk Mavi, kalk," Kara'nın aniden ayaklanması ile irkilerek ona döndüm. Masanın etrafında dolanarak yanıma geldi ve kolumdan tutarak çekiştirdi. Düşmemek için ayağa kalktım. "Ne oluyor?"
"Açım ben, evde bir şey yok. Yalın'a bir şeyler al dedim, almamış. Markete gidiyoruz," Askılıktan evin anahtarını aldığı gibi beni de peşinden sürükleyerek evden çıkardı. "Kara elimi bırak da ayakkabımı giyineyim bari," Bir kapının önünde duran ayakkabılara bir de elime baktıktan sonra elimi saldı. Rahat bir nefes vererek yere çöktüm ve ayakkabıları giymeye koyuldum. Ayakkabı giyme işlemini bitirdikten sonra ayağa kalkar kalkmaz sürüklenmeye başlanmam ile bir iki adım tökezlesem de hızlıca kendimi toparladım.
Kara arabayı büyük bir marketin önünde durdurunca emniyet kemerimi çözerek indim. Kara gene elime yapışarak arkasından sürüklemeye başladı. Kapıdan girer girmez hemen bir tane alışveriş arabası alarak yürümeye başladı. Tam birkaç adım atmıştı ki, durarak bana döndü. Arabayı bırakarak, beni belimden yakaladı ve bana ne olduğunu anlamama fırsat tanımadan arabanın içerisine oturttu. Şaşkınlıkla etrafıma bakınırken araba hareket etmeye başladı. Ayaklarım arabadan taşıyordu. Başımı kaldırarak alttan Kara'ya baktım.
Ben ne yapacağımı bilemiyordum. Hayatım boyunca hiç böyle bir şey yaşamamıştım. Her markete geldiğimde illa bir çocuğu bu şekilde görürdüm ve özenerek bakardım. Ben bunları çocukken yaşamalıydım. İnmek için hareketlendiğim sırada içimdeki küçük kızın sevinç çığlıkları atarak zıplamaya başlaması ile durdum. İçimdeki o küçük kızın gözlerindeki o sevinci gördüm. Olduğu yerde sevinçle zıplaması ile içimdeki her şey yerle bir oldu ve ben bir kez daha o enkazın altında ezildim.
Kara salatalık dolu olan poşeti kucağıma bırakarak alışveriş arabasını domateslerin bulunduğu reyona sürdü. Sessizce arkası bana dönük bir şekilde domates seçen Kara'yı izliyordum. Tüm insanlardan soyutlanmış, hiçbir şeyi umursamadan. Elindeki poşeti kucağıma bırakırken başımı kaldırarak gözlerine baktım. Gülümseyerek göz kırptı.
Ben çocukluğu elinden alınmış, yaşamayı unutmuş Mavi Karaca. Ben Kara Yenilmez sayesinde yeniden hayat bulmuş Mavi Yenilmez.
Gülümsemesine karşılık olarak gülümsedim. "Özel bir isteğiniz var mı Maviş Hanım?" Gözlerimi etrafta gezdirdim. Tekrardan gözlerim Kara'yı bulduğunda ilgiyle baktığını fark ettim. Gülümseyerek başımı olumsuz anlamda salladım. "Pekala, sımsıkı tutun bakalım. Yolculuk başlıyor!" Arabanın bir anda hızlanması ile gözlerim irileşirken kenarlarından tutundum. Hoşuma gittiğini belli eden bir kahkaha attım. Araba balıkların olduğu bölümde durduğunda Kara durdu. Önüme geçerek balıklara bakınmaya başladı. Pür dikkat balıklara bakınırken tezgahın öbür tarafında bulunan adamın bana olan tuhaf bakışlarını fark ederek rahatsız bir şekilde kıpırdandım. "Abi sen bize altı kilo hamsi ver,"
"Yuh!"Ağzımdan çıkan şeyin yeni farkına vararak elimi dudaklarımın üzerine kapadım hızlıca. Kara'nın yüzü bana dönerken, tezgahın arkasında poşete balık dolduran adamın da bakışları üzerime dönmüştü. Adamın bakışlarını es geçerek Kara'ya baktım.
"Kara ordu doyurmayacağız, alt tarafı iki kişiyiz."
"Olsun,"Sırtını bana çevirmesi ile gözlerimi devirdim. İnatçı! Balıkları da bana verdikten sonra arabayı hareket ettirmeye başladı. "Sıradaki durak ekmek!" Araba tekrardan hızlanırken yüzümdeki gülümseme kocaman oldu. Biraz ilerlemiştik ki Kara'nın aniden durması ile kaşlarımı çattım. "Unuttuk," Arabayı geldiğimiz yolun tam tersine çevirerek sürmeye başladı. "Neyi?"
"E biz salata için salatalık, domates aldık ama soğanı unuttuk,"Dişlerimi alt dudağıma geçirerek gülmemek için direnmeye çalıştım. Soğanları ve ekmekleri de aldıktan sonra kucağımdaki poşetlere hayretle bakıyordum. Biz bunlarla değil kendimizi koca şehri doyururduk.
Kollarıma vuran soğukluk ile irkilerek başımı kaldırdım. Kara eline aldığı kolaları kucağıma vererek tekrardan arabayı hareket ettirdi. "Niye bu kadar fazla şey aldık?"
"Yemek için?"Sahte bir hayretle yüzüne baktım.Başını eğerek gözlerime baktı. "Tamam bakma öyle, Şeyda ile Yalın'ı falan da çağırırız diye düşündüm. Kötü mü ettim?"
"Hayır kötü etmedin ama insan bana da bir haber ederdi,"
Arabayı durdurarak, önünde bulunduğumuz reyonun karşısına geçti. Gözlerimi devirerek nerede olduğumuza bakındığımda, daha çok abur cuburların bulunduğu taraftaydık. Kara arabayı reyonun iyice dibine kadar yaklaştırdıktan sonra eline geldiyse doldurmaya başladı. Boynuma kadar dolduğumda nefes alamayacağımı düşündüm. "Kara!" Sinirle burnumdan solurken muzur bir şekilde güldü. "Kim yiyecek bu kadarını ya?!" Omuz silkerek arkama geçti. "Ben,"
"İyi!"Kaşlarımı çatarak karşıya diktim gözlerimi. Kara Bey'in alacakları bitmiş olacak ki görüş açıma kasiyerin bir tanesi girdi. Kasiyer kadın şaşkın bakışlarını üzerime dikerken Kara üzerimde bulunan yığınla şeyi boşaltmakla uğraşıyordu. Üzerimdeki yükün boşalması ile Kara bana doğru eğildi. Ellerini belime yerleştirerek arabadan inmeme yardımcı oldu. Ayaklarım sonunda yerle temas edince sesli bir nefes verdim.
Aldıklarımızı tezgahın üzerine dizdikten sonra hepsini tek tek kendi ellerimle dizdim. Bilerek bu işe Kara'yı karıştırmamıştım. Her ne kadar bana yardım etmek için diretse de onu tehdit ederek salona göndermiştim. Kendi ellerimle koymam benim açımdan daha iyiydi. En azından neyin nerede olduğunu bilir ve hızlıca bulabilirdim. Poşetin içerisinde bulunan hamsilerle bakışırken arkamda hissettiğim hareketlilik ile sıçrayarak arkama döndüm. Kara kollarını göğsünde bağlamış, hamsilerle olan bakışmamı seyrediyordu. Hamsi poşetini alarak eline tutuşturdum. "Aldın madem bunlar kendi başına ayıkla," Gözleri irileşirken elindeki poşete baktı. Hızlı bir şekilde poşeti benim elime tutuşturarak geri adım attı. "Hayır ben asla yapmam," Omuz silkerek eline verdim. "Asıl ben yapmam. Altı kilo almayı biliyorsun ama. Şimdi otur kendi başına ayıkla,"
Hüzünlü gözlerle hamsilerle bakışmaya başladı. Bakışma sırası ondaydı. "Bari yardım et insafsız,"İsyan etmesine karşı masaya iki tane leğen çıkararak sandalyeye oturdum. Kara sesli bir nefes vererek yanımda yerini alırken elindeki poşeti masaya bıraktı. "Nasıl yapılacağını bilmiyorsun değil mi?"
Başını olumlu anlamda sallaması ile gözlerimi devirdim. "İyi izle beni," Elime bir tane hamsi alarak kafasını kopardım. Kafasını leğene atarken Kara'nın ağzından iğrenç olduğunu belirten tuhaf bir ses duydum. Kafasını kopardığım yerden parmağımı sokarak için açtım ve kılçıklarını çıkararak kafasını attığım leğenin içine attım. İçini temizlediğim hamsiyi de diğer boş leğene atarak Kara'ya döndüm. "Sıra sende,"
Yüzünü buruşturarak eline bir tane aldı. Gözlerini kapatarak başını kopardı. Ağzından tuhaf sesler çıkartırken aynı benim yaptığım gibi içini açarak kılçıklarını çıkardı. Balığı diğer balığın yanına attıktan sonra gözlerini açtı.
"İşte bu kadar." İkimizde sırasıyla birer tane alarak balıkları temizlemeye devam ettik. İyice temizlenen balıkların bulunduğu leğeni Kara'nın önüne bıraktım. Tezgahın üzerinde duran leğene bakarken gözlerimi devirdim. Gözlerimle arkasındaki tek kapaklı dolabı işaret ettim. "Orada mısır unu olması lazım. Onu bir tepsiye dök ve balıkları iyice una bula," Kara dediğimi yapmak üzere işe koyulurken bende diğer leğende bulunan çöplükleri temizlemeye koyuldum. Yıkadığım leğeni kurulayarak yerine kaldırdıktan sonra Kara'nın yanına giderek ne yaptığına baktım. Tüm dikkatiyle son kalan balıkları una buluyordu. "Hızlısın,"
Konuşmam ile irkilerek bana baktı. Bu kadar konsantre olacağını tahmin etmemiştim. "Bitti bile,"Diyerek son balığını koydu. "Pekala. Balıkları kızartmak mı yoksa masayı mı hazırlamak? Seçim sizin Kara Bey," Kara işaret parmağını çenesine koyarak düşünmeye başladı. "Masayı hazırlamak daha cazip geldi. Mazallah balıkları yakarım falan. Hem kendimizi hem de misafirlerimizi aç bırakırım. Sonra çok ayıp olur." Kaçarcasına mutfaktan çıkması ile gülerek arkasından baktım. Çıkardığım tavayı ocağın üstüne koyarken Kara elindeki tabakları tek tek masanın üzerine yerleştirmeye koyuldu.
Salata tabağını da masaya yerleştirdiğim sırada zil çaldı. "Ben baktım,"Hızlıca mutfaktan çıkan Kara kapıyı açmaya giderken son kez masaya baktım. Eksik bir şey gözükmüyordu. Kapının kapanma sesini takip eden fısıldaşmalar ile mutfaktan çıkarak yanlarına gittim. Benim geldiğimi fark ederek konuşmayı kestiler. Yaptıkları karşısında kaşlarımı çatsam da sorgulamayarak Şeyda'ya sarıldım.
"Hoş geldin," Şeyda ellerini hafifçe sırtımda hareket ettirerek sıvazladı. "Hoş buldum," Yalın'a sarılmak için adım attığım sırada önüme uzatılan kol ile durmak zorunda kaldım. Kolun sahibi olan Kara'ya baktım. Gözlerini Yalın'a dikmiş öldürücü bakışlar atıyordu. "Kara kolunu çeker misin?"
Beni duymamazlıktan gelmesi ile sinirlenerek kolunun üzerinden Yalın'a eğildim. Yalın sarılmama karşılık verirken karnımda hissettiğim baskı ile kendimi Şeyda'nın yanında buldum. Kara'yı kötü bakışlarımı gönderirken o Yalın'a bakmakla meşguldü.
Hep beraber güzel bir sohbet eşliğinde yemeğimizi yemiş ve Şeyda ile sofrayı toplamıştık. Şimdi de ben kahve yaparken Şeyda yanımda durmuş sohbet ediyorduk. "Murat'ı bilmiyor musun Mavi hep böyle zaten. Gene Başhekime karşı çenesini tutamadı ve karşılığında ceza aldı. Hayır bu çocuğu da anlamıyorum ki. Sen o kadar ceza al yine de akıllanma," Şeyda'yı onayladığımı belli ederek başımı salladım. "Valla en güzeli seninki Mavi, bir hafta daha tatilsin," Kahveyi karıştırırken sesli bir nefes verdim.
"Çalışmayı özledim Şeyda," Şeyda yüzünü buruşturdu. "Aman sende. Bulmuşsun mis gibi tatili daha ne istiyorsun?"
Gülerek başımı salladım. Pişen kahveleri güzelce fincanlara kattıktan sonra tepsiyi alarak Şeyda ile mutfaktan çıktık. Salona girdiğim anda kendi arasında konuşan Kara ile Yalın'ın konuşmayı kesmesi ile kaşlarımı çatarak kahvelerini verdim. Sessizce kahvelerini içerken gözlerimi onlara dikerek kahvemden bir yudum aldım.
"Hayırdır?" Hepsinin gözü bana dönerken göz kırptım. "Bir fısıldaşmalar, ben gelince susmalar falan? Ne oluyoruz?" Kara ile Yalın birbirinin yüzüne bakarken elimdeki fincanı tabağına koyarak arkama yaslandım. "Bekliyorum,"
"Sen öğretmendin değil mi Mavi?"Yalın'ın bu saçma sorusuna karşı kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatıldı.Kara gözlerini devirerek alttan Yalın'ın bacağını çimdirdi. Bunu fark ettiğimi gören Kara gülümseyerek ellerini dizlerinin üzerine koydu. "Yok canım ne öğretmeni Müdür olur kendisi," Diyerek Şeyda Yalın ile dalga geçti. Yalın başını sallayarak bana döndü. "Güzel güzel. Müdür olmak zordur, çocuklar falan. Olsun sen bununda altından kalkarsın,"
Sessizce karşımda can çekişen Yalın'ı izliyordum. Kesinlikle bunlar benden bir şey saklıyordu. Kara Yalın'ın ensesine bir tane vurdu."Ne saçmalıyorsun sen?"
"E sen dememiş miydin? Mavi sorarsa başka bir konu bul diye, daha ne istiyorsun benden?"Öksürerek kendi varlığımı hatırlattım. Yalın'ın başı yavaş yavaş bana dönerken korkuyla gülümsedi."O buradaydı değil mi?"
Kara gözlerini tavana dikerek sabır çekemem başladı."Demek öyle dedi. Başka ne dedi?"Yalın ağzını açmış konuşacakken Kara hızlıca elini Yalın'ın dudaklarının üstüne kapattı.
"Bilerek yapıyorsun değil mi lan? Her şeyi berbat etmek için," Kara sinirle dişlerini sıkarken Yalın'ın kırışan göz kenarlarından güldüğünü anladım. "Ne saklıyorsunuz benden?" "Hiç." Diyen Kara'ya en ölümcül bakışlarımı armağan ettim. "Öyle olsun. Elbet ortaya çıkacak nasıl olsa." Kara elini Yalın'ın dudaklarından uzaklaştırarak arkasına yaslandı.
Hadi şimdi atlattınız bakalım Kara Bey, azıcık rahat edebilirsiniz.”
