28. bölüm · Mavi ve Siyah
27. Bölüm
Başımın altındaki yastığı rahatsızca düzeltmeye çalıştım. Geldiğimden beri odamdan çıkmıyordum. Aklımda bir sürü şey dönüp duruyordu. Sürekli kafamın içerisinde Ceylan gerçeği vardı. Ben Ceylan'dım. Mavi Karaca ismi gerçekten ölmüştü. Bundan sonra neler olacağını düşündüm. Bir çıkış yolu bulamadım. Tek çarem her şeyi akışına bırakmaktı. Olayları kendi halinde bırakıp, bir köşeye geçmek ve oradan olan biteni izlemek. Sadece yeri geldiğinde olaylara müdahale ederek uzak durmak istiyordum. Ki bu oldukça imkansız gözüküyordu.
Oflayarak sağ omzumun üzerine yattım. Hava çoktan kararmıştı, kalkıp üzerimi giyinmem gerekiyordu. İstemeyerek de olsa yavaşça doğruldum ve derin bir nefes verdim. Öyle bir nefes verdim ki sanki bütün dünyanın yükü benim omuzlarımdaydı ve ben o yükün altında ezilerek yok oluyordum.
Ayaklarımı yere basarak yataktan indim. Sessizce odadan çıkarak giyinme odasına geçtim. Üzerime bir adet siyah, kolları balonlu, hafif göğüs dekoltesi bulunan bir üst ve ten rengi yüksek bel kumaş pantolon aldım.
Üzerimde bulunan kıyafetlerden kurtularak aldıklarımı hızlıca üzerime geçirdim. Ortada bulunan cam masanın önünde durarak altın renginde bir saat aldım ve sol bileğime taktım. Çıkardığım kıyafetlerimi de elime alarak giyinme odasından çıktım. Odama geçmeden hemen önce banyoya uğrayarak elimdeki kıyafetleri kirli sepetine attım ve ardından odama geçtim. Kendimi direkt olarak aynanın karşısına attım. Yüzüme hafif renk katmak güzel olabilirdi.
Makyaj masasının üzerinde bulunan malzemelere kısa bir bakış attım. Elime far paletini ve fırçasını alarak aynaya iyice sokuldum. Fırçayı yavaşça toprak tonlarına hakim olan bir fara sürttüm ve ardından sağ gözüme uygulamaya başladım. Her iki gözümü de bitirdikten sonra far paletini kapatarak geri yerine koydum. Elimdeki fırçanın ucuna yavaşça üfledim ve onu da masanın üzerine bıraktım.
Eyeliner kalemini alarak kapağını açtım ve yavaşça uygulamaya koyuldum. Her iki gözüme de dikkatli bir şekilde çektikten sonra aynadan dikkatle ikisine de baktım. İkisi de eşit olmuştu. İçten içe kendimi tebrik ederek onu da yerine bıraktım ve bu sefer son olarak elime kırmızı bir ruj aldım.
Kapağını araladığım ruju taşırmamaya dikkat ederek dikkatle dudaklarıma sürdüm. Kapağını kapattığım ruju yavaşça masaya bıraktıktan sonra dudaklarımı birbirine bastırdım. Serçe parmağımla yavaşça dışına taşanları sildim. Bitiş olarak da her zaman kullandığım parfümümden sıktıktan sonra işte hazırdım.
Kenarda duran telefonu alarak Şeyda ile olan mesajlarımıza girdim ve parmaklarımı hızlıca klavyede hareket ettirmeye başladım.
Mavi:
Hazır mısın?
Şeyda:
Hem de hiç olmadığım kadar
Şeyda'nın cevabına gülerken kapı sesiyle birlikte başımı telefondan kaldırdım. Kapı yavaşça aralandı ve Kara'nın başı gözüktü. Yüz ifadem sertleşirken yavaşça boğazımı temizledim"Çıkalım mı?"
"Sen önden çık, ben çantamı alıp geliyorum."Bir şey demeden sadece başıyla onayladı ve kapıyı kapatarak gitti. Yavaşça gözlerimi kapattım. Bu durumun onu da üzdüğünün farkındaydım. Ancak yaptığı hatanın farkına varması gerekiyordu. Bu kadar yalan söyleyebilmesi canımı yakıyordu. Sadece bir süre daha böyle devam etmem gerekiyordu sonrasında eski halimize geri dönerdik.
Mavi:
Biz şimdi evden çıkıyoruz
Mavi:
Orada buluşuruz
Şeyda:
Konuuuum!!!
Şeyda'nın hatırlatmasıyla birlikte avucumu alnıma vurdum. Kara'dan konumu almıştım ama atmayı unutmuştum. Çok zekiyim(!)
Mavi:
*Konum*
Şeyda:
Teşekkürler tatlım
Mesaj yerinden çıkarak hızlıca kenarı da bulunan siyah çantamı aldım ve odamın ışığını kapatarak çıktım. Evin bütün ışıklarını söndürdükten sonra anahtarımı da alarak evden ayrıldım.
Apartmandan çıktığım sırada hemen önümde Kara'nın arabası belirdi. Ön kapıyı açarak yavaşça bindim ve kapıyı ardımdan kapattım. Emniyet kemerimi takarken Kara'nın konuşması üzerine ona baktım. "Siz önden içeriye girin, masanız hazır isim söylemeniz yeterli. Ben restoranın önünde duracağım ve çakma Ceylan'ı karşılayacağım. Yakalanmamaya çalışın." Kısa bir an gözünü yoldan ayırarak emin olmak istercesine yüzüme baktı. Sadece başımı sallayarak önüme döndüm.
Yaklaşık yarım saatin sonunda araba bir restoranın önünde durunca emniyet kemerimi açtım. Kapıyı açmak için uzandığım sırada bileğimden yakalanmam ile durmak zorunda kaldım."Mavi, özür dilerim. Sen benimle konuşmayınca ben kendimi çok kötü hissediyorum. Kendimi eksik hissediyorum. Biliyorum senin neden kızdığını, neden dargın olduğunu. İnan sadece seni düşündüğüm içindi."
Yavaşça bileğimi kendime doğru çektim. Eli gevşek olduğu için bileğimi rahatça kurtarabilmiştim. "En azından hatanı biliyorsun, bu da bir şey." Kapıyı açarak arkama bakmadan indim ve sert sayılabilecek bir şekilde kapıyı kapattım. Merdivenlerin başında bana el sallayan Şeyda'yı görünce kocaman gülümsedim. Elimi kaldırarak ona selam verdim.
Yavaş adımlarla yanına ilerledim. Yanına yaklaştığım sırada omuzlarımdan yakalayarak kendisine doğru çekti ve sıkıca sarıldı. Bu hareketiyle kendimi mutlu hissederken sarılmasına karşılık verdim. "Çok güzel olmuşsun,"Birbirimizden ayrıldığımızda hayranlıkla beni süzüyordu."Sende çok güzelsin." Dediğim şeyle birlikte dişlerini göstererek gülümsedi.
Üzerinde bulunan gece mavisi sade ama şık elbisesiyle gerçekten çok güzel gözüküyordu.
Koluma girdi ve beraber restoran giriş yaptık. Girişte bizi karşılan garsona Kara'nın söylediği gibi ismimi söylemiştim ve bunun üzerine bizi bir masaya yönlendirmişti. Şeyda ile karşılıklı oturduğumuzda gözüm restoranın giriş kapısındaydı. "Ne alırdınız efendim?"
Yanımızda konuşan garsonun sesiyle irkilerek ona döndüm. Şeyda'ya baktığımda omuz silkerek arkasına yaslandı."Biz şimdilik iki Türk kahvesi alalım," Garson elinde bulunan deftere notunu aldıktan sonra başını sallayarak tanımızdan ayrıldı. "Mavi?"
"Efendim?" Şeyda masanın üzerine eğilerek ellerini birbirine kenetledi ve gözlerini kısarak dikkatle yüzüme baktı. "Sizin aranız nasıl?" Sorduğu soruyla birlikte arkama yaslandım. Gözüm hala restoranın kapısındaydı. "Şu anda pek konuşmuyoruz,"
Şeyda'nın aniden elini masaya vurmasıyla birlikte oturduğum yerde sıçradım. Etrafta bulunan insanlardan bazılarının gözleri bizi bulurken şaşkınlıkla Şeyda'ya baktım. O ise bütün dikkatiyle sadece bana bakıyordu.
"Bırak sürtsün az burnu, en iyisini yapıyorsun." Şaşkın bakışlarım hala onun üzerindeyken hafifçe başımı salladım. Arkasına yaslanarak kollarını göğsünde bağladı. Meraklı bakışlarımı restoranın kapısına çevirdiğim sırada içeriye giren ikiliyle beraber oturduğum yerde gerildim.
Ceylan, Kara'nın koluna girmiş kocaman gülümsemesiyle birlikte sadece ve sadece Kara'ya bakıyordu. Üzerindeki derin göğüs dekoltesi ve yırtmacı bulunan kısa kırmızı elbise oldukça cüretkardı.
Kara ile Ceylan bizim üç masa ilerimizde bulunan masaya oturduğunda Ceylan'ın sırtı bize dönüktü. Kara tam Ceylan'ın karşısına oturduğu sırada göz göze geldik. Hızlıca gözlerimi kaçırarak karşımda oturan Şeyda'ya baktım. Elindeki telefona pür dikkat kilitlenmiş birisiyle mesajlaşıyordu.
Tam ona bir şey demek için ağzımı açtığım şurada kocaman sırıtmasıyla birlikte tek kaşım havalandı. Masanın altından ayakkabının ucuyla bacağına vurdum. İnleyerek başını telefondan kaldırdı.
"İnsafsız mısın kızım?" Göz kırparak başımla elindeki telefonu işaret ettim. "Hayırdır kiminle yazışıyorsun sırıtarak?" Dilini tereddütsüzce alt dudağında gezdirdi. Yavaşça telefonu kapattı ve ters çevirerek masanın üzerine bıraktı. Samimiyetten uzak bir şekilde kocaman gülümsedi.
"Hiç," Gözlerimi devirdim. "Gel yanıma," Dediğimi ikiletmeden hızlıca oturduğu yerden kalkarak yanımdaki sandalyeye oturdu. Yüzünde sorgulayıcı bir ifade yer edinirken gözlerimle Kara ve Ceylan'ın oturduğu masayı işaret ettim. Gördüğü anda ağzı ardına kadar açılırken şaşkınlıkla bana döndü. "Hangi ara geldiler?"
Gülerek dudak büktüm."Sen birileriyle mesajlaşmakla meşgulken gelmiş olmasınlar?" Yüzünü buruşturarak güldü. "Her şey çözülsün söz anlatacağım," Başımı 'tamam' anlamında sallamakla yetindim. Kimseyi bir şeyi anlatması için zorlayacak değildim.
Ceylan ile Kara bir şeyler konuşurken Ceylan'ın bu tarafa dönmesiyle birlikte anında Şeyda ile masanın altına eğildik. "Hay ben bu kızın ama ya!" Şeyda'nın isyankar sesine karşı kıkırdadım. Şu an gerçekten çok gülünç bir durumun içerisindeydik. Şeyda'nın başını masanın altından yavaşça çıkarmasıyla birlikte bende çıkardım ve karşımdaki ikiliye baktım. Şimdi Ceylan bize sırtı dönük bir şekilde oturuyordu. "Bizim şimdi bu kızdan ne öğrenmemiz gerekiyor?" "Neden yalan söylediğini?"
Şeyda kaşlarını kaldırdı. "Ne yalanı?"
"Ceylan aslında gerçek Ceylan değilmiş." Şeyda'nın ağzı şaşkınlıkla aralandı. "Hadi canım! Kimmiş peki?" Sorusu üzerine gülümsedim. "Ben," Aldığı cevapla birlikte kaşlarını çattı. "Anlamadım anlamadım? Ne sen? Beynim yandı!"
Elimi kaldırarak tokalaşmak için uzattım."Ben aslında Ceylan, Ceylan Durmuş. Yeniden merhaba,"Uzattığım elim havada kalmıştı. Şeyda şaşkınlıkla elini ağzının üzerine kapattı. Önce bir uzağımızda oturan Ceylan'a bir de bana baktı.
"Nasıl?" İnanamaz gözlerle yüzümü inceledi. Ellerini yanaklarıma koydu. Bu hareketiyle birlikte kaşlarım aniden çatıldı. Başımı önce sağa sonra sola çevirdi. "Mavi'sin sen işte, nasıl Ceylan oluyorsun ya?!" Yanaklarımın üzerinde duran ellerini tutarak çektim. "Uzun mesele, bir ara anlatırım."
"Kesinlikle anlatmalısın,"Yanımıza gelen garsonla birlikte ikimizde garsona döndük. Garsonun önüme bıraktığı kahve fincanını alırken kısaca teşekkür ettim. Garson Şeyda'nın da kahvesini önüne bırakırken nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde kahve devrildi. Kahvenin devrilmesiyle birlikte Şeyda'nın çığlığı basması bir olmuştu. Restoran da bulunan neredeyse bütün insanlar bize bakarken biz hızlıca yine masanın altına eğildik.
Masanın altında Şeyda can havliyle bacağına doğru üflerken üzgün gözlerle baktım. "Hanımefendi iyi misiniz?" Şeyda elini havaya kaldırarak bir şeyler yaptı. Masanın altında bulunduğumuz için ne yaptığını görememiştim. "Git kardeşim sen git iyiyim ben." Şeyda'nın söylediği şeylerle birlikte garson yanımızdan ayrılırken Şeyda'nın bacağına baktım. Hafif bir kızarıklık vardı.
Birkaç dakikanın ardından masanın altından çıktığımızda kimsenin bize bakmaması oldukça işimize gelmişti. Ceylan ve Kara ikilisi de koyu bir sohbetin içerisinde gözüküyordu. "Bir bu eksikti," Şeyda oflayarak eline aldığı peçete ile kalan kahve lekelerini silmekle uğraşıyordu ama kesinlikle beceremiyordu. Bacağını silmeye çalışıyordu ancak canının acısından ne yaptığını bilemiyor gibiydi.
Yavaşça elindeki peçeteyi kavradım ve elini hafifçe itekledim.
Masanın üzerinde bulunan küçük su şişelerinden birisini açarak biraz peçetenin üzerine döktüm. Su şişesini masanın üzerine bırakarak ıslak olan peçeteyle yavaşça Şeyda'nın bacağının üzerinde bulunan kahve lekelerini temizledim. Canını yakmayacak bir şekilde lekelerin temizlendiğinden emin olduktan sonra elimdeki peçeteyi masanın üzerine bıraktım. "Şimdi daha iyi oldu,"
"Teşekkür ederim Mavi, iyi ki varsın." Şeyda'nın gülümsemesine karşılık ona içten bir gülümseme sundum. Önümde duran Türk kahvesini Şeyda'nın önüne bıraktım. İtiraz etmek için ağzını açtığı sırada kaşlarımı çattım. "Boşuna ağzını yorma, o kahve içilecek." Dediklerime karşı sessiz kalırken karşımızdaki ikiliye döndü.
Kara ile Ceylan'a baktığımda Ceylan'ın gülerek bir şeyler anlattığını fark ettim. Kara ise Ceylan'ı dinliyordu. "Bunlar ne konuşuyor bu kadar?" Şeyda'nın sinirli sesi iyice meraklanmamı sağlamıştı. "Bilmiyorum,"
"Bayağı eğleniyorlar herhalde baksana şu kıza, sarı şeytan!" Aklıma gelen fikirle sırıttım. "Bak şimdi," Şeyda bana dönerek anlamazca göz kırptı. İşaret parmağımı bir saniye anlamında havaya kaldırdım. Çantanın içerisinden telefonumu çıkarttım ve Kara'nın numarasını tuşlayarak kulağıma dayadım.
Karşımdaki ikiliye döndüğümde Kara cebinden telefonunu çıkarttı. Tam telefonu açıp kulağına dayadığı sırada telefonu yüzüne kapattım. Şaşkınca kulağındaki telefonla kalırken hala Ceylan'a bakıyordu. Yavaşça kulağından telefonu indirdi. "Anlamadım ya ben," Şeyda sabırsızca kahvesini içerken mesaj yerine girdim. "Bekle,"
Mavi:
Birazdan seni yeniden arayacağım Kara Bey ve bu sefer telefon hep açık kalacak
Kara:
O nedenmiş?
Mavi:
Ne konuşuyorsunuz siz?
Kara:
Havadan sudan
Aldığım cevapla alayla güldüm. Havadan sudanmış. Yanımda oturan Şeyda'nın telefona doğru sarkmasıyla birlikte telefonu görebileceği bir konuma getirdim.
Mavi:
Bende bilmek istiyorum o 'havadan sudan konuşmaları'
Kara:
Sen ne dersen o Mavi
Yüzümdeki zafer gülümsemesiyle birlikte Kara'yı aradım. Telefonun açılmasıyla birlikte hızlıca mikrofonunu kapattım ve telefonu hoparlöre alarak masanın üzerine bıraktım. Kara da telefonunu ters çevirerek masanın üzerine bırakmıştı. "Aferim kız Mavi, aklına bin yaşa!"
Yüzümdeki gülümseme büyürken işaret parmağımı dudaklarımın üzerine bastırdım. Şeyda anında sessizleşirken konuşulanlara kulak kesildim.
"E Kara senin evliliğin nasıl gidiyor?"
"Çok güzel gidiyor Ceylan, sende düşünüyor musun evlenmeyi?"
Güzel soruydu. Şeyda ile göz göze geldik. O da sorulan sorudan memnun gibi duruyordu.
"Bende isterim tabi sevdiğim adamla evlenmeyi ama işte..."
"Ama ne? Anlamadım tam olarak."
Sinirle gözlerimi yumdum. Bu adam saf mıydı yoksa salak mıydı? Yoksa cidden anlamak mı istemiyordu?
"O da beni istiyor, eminim ama aramızda engeller var."
Bugünde engel olduk.
"Ne gibi engeller?"
"Bazı insanlar diyelim, kavuşmamıza izin vermiyor."
Alayla gülerek Şeyda'ya döndüm. Çatık kaşlarıyla karşımızdaki ikiliyi seyrediyordu. O da Ceylan'ın demek istediklerini çok güzel anlamıştı.
"Ailesi mi?"
"Boş versene Kara bunları konuşmayalım. Sen anlat evlilik nasıl bir şey?"
Başımı telefondan kaldırarak karşımda ki ikiliye baktım. Anından Kara ile göz göze gelmiştik. Kara gülümseyerek önüne döndü.
"Çok çok güzel bir şey. Böyle evde senin dışında birisinin daha olması, seninle ilgilenmesi çok güzel. İnsanın sevdiğinin yanında olması, güne onunla beraber başlaması anlatamayacağım kadar güzel şeyler."
Yüzümde oluşan gülümsemeyle birlikte telefona bakıyordum.
"Öyle olmalı, bende bir gün bunları yaşamak isterim. Sevdiğim adamla birlikte olmak için her şeyimi veririm."
Sinirle dişlerimi alt dudağıma geçirdim. "Sakin ol Mavi," Gözlerimi Kara'ya dikerek vereceği cevabımı beklemeye başladım. Kolunda ki saatine baktı ve karşısında oturan Ceylan'a baktı.
"Kalkalım mı artık?"
"Olur, kalkalım."
Kara elini kaldırarak yanına garsonu çağırdı. Garsonun kulağına bir şeyler söyledikten sonra garson yanından uzaklaştı. İkisi de sessizce otururken Kara'nın telefonunu eline almasıyla bende aldım. Ekranda ki arama sonlandırılırken mesaj kısmına girdim.
Kara:
Siz oturmaya devam edin
Kara:
Kendisini evine kadar bırakıp geleceğim
Mavi:
Kendisi gidemiyor muymuş?
Kara:
Taksiye bindiririm Mavi
Sinirle güldüm.
Kara:
Bu arada hesabınız ödendi
Kara:
Beklemek istemezseniz önden çıkabilirsiniz
"Ne diyor ne diyor?"Telefonun ekranını meraklı Şeyda'ya çevirdim. "Eyvallah ya," Telefonun ekranını kapatarak çantanın içerisine adeta fırlatırcasına attım. Kollarımı göğsümde bağlayarak karşımda ki ikiliyi göz hapsine aldım.
Bir süre sonra ikili ayaklanarak restoranın çıkışına doğru ilerlemeye başladılar. Sağ tarafımdan dürtülmemle birlikte beni dürten Şeyda'ya baktım.
Oturduğu yerden ayaklanarak eliyle kalkmam için işaret etti. Kaşlarımı çatarak dediğine uydum ve ayağa kalktım. Şeyda'nın hızlıca restoranın çıkışına yürümeye başlamasıyla birlikte çantamı alarak peşine takıldım.
Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım o yüzden pür dikkat onu izliyordum. Dışarıya çıktığımız anda vücudumu okşayan rüzgarla birlikte titredim. Titrememle birlikte kısa bir an olduğun yerde dursam da Şeyda'nın Ceylan'a doğru gittiğini görünce gözlerim ardına kadar açıldı. Olduğum yerde durmayı keserek kolar adımlarla Şeyda'ya yetişmeye çalıştım. "Bana baksana sen bi'!"
Şeyda'nın bağırmasıyla birlikte Ceylan ve Kara arkasına döndü. Şeyda olduğu yerde durarak ayağında ki topuklu ayakkabısını çıkardı ve hiçbirimizin beklemediği bir şey yaptı; ayakkabısının topuğunu Ceylan'ın kafasına geçirdi. Ağzım şaşkınlıkla aralanırken Ceylan aldığı darbeyle birlikte yeri boylamıştı. Ceylan baygın halde yerde uzanırken Kara ile Şeyda'ya bakıyorduk. "Ne yaptın sen?"
Kara'nın sorusu üzerine Şeyda omuz silkti. Elindeki ayakkabısını ayağına giydi ve omzundaki saçını geriye attı. Ceylan'ın yanına çökerek omuzlarından tuttu. "Hadi tutun ayaklarından da arabaya bindirelim,"
"Saçmalama,"
Şeyda, Kara'ya ters bir bakış atarak ayaklandı. Kara'nın karşısına geçerek işaret parmağını tehditkar bir şekilde yüzüne doğru salladı."Bana bak sakın sen konuşmaya kalkayım deme, sana zaten sinirliyiz iyice asabımızı bozma. Şimdi sus ve işe koyul, senin yapamadığın şeyi yapmaya çalışıyorum şurada az saygı!"
Sessizce karşımda konuşan Şeyda'yı dinliyordum. Şaşkınlıktan mıydı bilmiyorum ama bana bir kal gelmişti. Ağzımı açıp tek bir kelime bile etmemiştim. O an aklıma dank eden şeyle hızlıca etrafıma bakındım. Saat oldukça geç olduğundan etrafta kimsecikler yoktu.
Önüme döndüğüm sırada Şeyda ve Kara'yı az ilerimde Ceylan'ı taşıyarak arabaya doğru ilerlediklerini gördüm. Ayaklarımı harekete geçirerek seri adımlarla yanlarına ulaştım.
Açtıkları arka kapıya Ceylan'ı yatırdıktan sonra Şeyda yanına bindi. Kara üzerlerine kapıyı kapattıktan sonra bana döndü. Elini belime koyarak hafifçe itekledi."Hadi bin sende,"
Sessizce dediğine uydum. Ön kapıyı açarak binmem için müsaade etti. Açtığı kapıdan arabaya bindim ve dikiz aynasından arka koltuğa baktım. Şeyda Ceylan'ın üzerine doğru eğilmiş nefesini dinliyordu. Dikiz aynasından ona baktığımı fark edince Ceylan'dan uzaklaştı ve elini rastgele havada salladı."Doktorum canım ben nereye vurduğumu gayet iyi biliyorum," Durumumuzu umursamadan güldüm. Gülmem gittikçe şiddetlenerek kahkahaya dönüştü. Arabada kahkaham yankılanırken şoför kapısı açıldı ve Kara bindi. Kendimi durdurmaya çalışıyordum ancak gülmeden duramıyordum. Kara kısa bir an durup beni izledi. Göz ucuyla ona baktığımda yüzündeki minik tebessümü fark ettim. Boğazımı temizleyerek zorla da olsa gülmemi durdurabildim.
Yarım saatlik araba yolculuğunun ardından arana evin önünde durunca hızlıca inerek arka kapıyı açtım. Şeyda iner inmez küçük bir çığlık attı. Bu kız geçen her bir saniyede beni daha da fazla şaşırtmayı çok güzel başarıyordu. Tuhaf bakışlarımı fark eden Şeyda gülümsedi."Sadece biraz daraldım,"
Başımı hafifçe sallayarak onu onayladığımı belli ettim. Şeyda yanımdan geçerek arka koltukta ki Ceylan'ın ayaklarından tuttu. Kara da omuzlarından tutarak apartmana giriş yaptılar. Arkalarından açık bıraktıkları kapıyı kapatarak peşlerinden ilerledim. Evin bulunduğu kata çıktığımızda anahtarı çıkartarak onlara kapıyı açtım.
Kara ve Şeyda salona ilerlerken ardımızdan kapıyı kapattım.
Mutfağa geçeceğim sırada yanıma Kara geldi."Ben hemen arabayı park edip geliyorum, ben gelmeden sakın bir şey yapmaya kalkmayın."
Gözlerimi devirerek onu onayladım. Kara evden çıkarken kolumdaki çantayı kapının arkasına fırlattım. Ayağımdaki ayakkabıları da çıkartarak bir kenara koyduktan sonra direkt olarak mutfağa geçtim.
Kendime büyük bir bardak su doldurarak yavaşça içtim. Boşalan bardağı tezgahın üzerine bıraktıktan sonra mutfağın ışığını kapatarak salona geçtim. Koltukta baygın ve elleri bağlı olan Ceylan'ı görünce gözlerim büyüdü.
Ceylan'ın ellerini bağlayan Şeyda Ceylan'dan uzaklaşarak ellerini birbirine vurdu."Tamamdır," Kapıda duran beni fark edince gülümseyecek bana baktı. "Bir gün bunun işe yarayacağını hiç düşünmemiştim." Gittikçe Şeyda'dan korkmaya başlamıştım. Bu kız çok değişikti. Yanıma gelerek kolunu omzuma attı. "Korkma kız yemem seni,"
Dediği şeyle birlikte gözlerimi devirdim."Hanımlar?" Arkamızdan gelen sesle birlikte ikimizde irkildik. Kara koltukta bağlı bir şekilde duran Ceylan'a baktıktan sonra hemen Şeyda'ya döndü.
"Bu senin işin değil mi?" Şeyda gülerek başını salladı. Kara başını iki yana sallayarak Ceylan'ın karşısında bulunan tekli koltuğa oturdu.
Yavaş yavaş kendime gelmeye başlayan Ceylan hafif bir inleme ile gözlerini araladı. Şeyda ile karşısına geçerek ayakta durmaya devam ettik.
Ceylan elini kafasına götüreceği sırada ellerinin bağlı olduğunu fark etti. Sanki ellerini çözebilecekmiş gibi ellerini sertçe hareket ettirmeye başladı."Boşuna uğraşma çözemezsin," Şeyda'nın sesiyle birlikte Ceylan irkilerek başını kaldırdı. Şeyda'nın yanında duran beni fark edince yüzünde bir gülümseme yer edindi. "Kimler varmış burada?"
Samimiyetten uzak bir şekilde gülümsedim. Elimi havaya kaldırarak yavaşça salladım. "Ceylan,"Kara'nın seslenmesiyle birlikte Ceylan Kara'ya baktı. Anında yüz ifadesi değişti. Yüzünde ki alaylı ifade yok oldu gözleri doldu. Şaşkınlıkla karşımda oturan kadının nasıl değiştiğinin şokunu yaşadım.
"Kara? Beni bunların eline nasıl bırakabilirsin?" Kara oturduğu yerden öne doğru eğildi. "Eğer buradan kurtulmak istiyorsan hızlıca her şeyi anlatırsın."
Ceylan başını iki yana salladı."Ben bir şey bilmiyorum."
"Bak Ceylan,"Kara aklına bir şey gelmiş gibi durdu. "Ya da başka bir isim? Gerçek ismin ne senim?" Ceylan inanamaz gözlerle Kara'ya baktı. "Kara ne diyorsun sen? Benim Ceylan işte, senin çocukken en yakın arkadaşın olan o kızım," Kara tek kaşını kaldırarak alayla baktı. "Hadi ama oyunculuğu bir kenara bırakma vakti geldi,"
"Tatlım," Şeyda'nın araya girmesiyle birlikte hepimizin gözleri ona döndü. "Biz gerçek Ceylan'ı bulduk, boşuna debelenme. Anlat, sende kurtul bizde kurtulalım." Ceylan'ın gözleri üzerimde gezindi. Pes edercesine Kara'ya baktı. "Dibindeki kadını daha yeni fark ettin demek Kara Yenilmez?"Büyük bir kahkaha attı. "Beni tanımamana şaşırmamak gerek,"
"Kimsin sen?"
"Lisede sözde sana düşman olan Özlem ben, şimdi bildin mi?" Kara'nın kaşları hayretle havalanırken gözleri kısa bir an beni buldu. Ancak tekrardan duygusuzluğa bürünen gözlerimi görünce geri önüne döndü. "Hatırladım seni, o defter çoktan kapanmıştır diye düşünmüştüm,"
Artık gerçek adını öğrendiğimiz Ceylan yani Özlem omuz silkti. "Aslında kapandı, seninle işim kalmadı. İçimde o nefret falan da yok ama..."
Özlem'in susmasıyla birlikte merakla tek kaşımı kaldırdım. Bunun altından başka bir şey çıkacaktı. "Ama?" Özlem'in gözleri kısa bir an beni buldu açmak geri Kara'ya döndü. "Baban gelip beni bulasıya kadar,"
Gözlerimi yumarak dudaklarımı birbirine bastırdım."Bir gecekondu da nefesim açlıktan korkarken baban geldi buldu beni. Senden bahsetti, Ceylan'dan bahsetti. Mavi'den bahsetti, ne kadar kötü birisi olduğundan, seninle sadece paran için birlikte olduğunu seni sevmediğini söyledi. Bana para teklif etti Ceylan olmam için. Beş kuruş parası olmayan birisi olarak böyle bir teklifi geri çevirmem imkansızdı anlıyor musun? Baban öyle bir rakam söyledi ki kendimi evet derken buldum," Gözlerine yerleşen hüzünle bana döndü.
"Gerçekten üzgünüm Mavi ya da Ceylan mı demeliyim?" Omuz silktim. "İstediğini diyebilirsin,"
Gülümsedi."Gerçekten ikinizden de özür dilerim. Başlarda senin o Kara olduğunu bilmiyordum. Daha sonra sen olduğunu öğrendim ve beni tanımaman işime gelmişti. Hatta arada sana ip uçları verdim, kaptın mı?" Göz kırparak Kara'ya sırıttı. Kara işaret parmağını havada salladı. "Yağmur?"
Özlem başını olumlu anlamda salladı."Doğru, yağmur."
Özlem yüzüme baktığı esnada bir şey fark etmiş olacak ki yüzündeki gülümseme kayboldu. "Davet gecesi olanlar,"Sustu ve sıkıntılı bir nefes verdi. Sessiz kalarak diyeceklerini beklemeye başladım.
"İsteyerek yapmadım Mavi, senden ne kadar özür dilesem azdır. Benim yüzümden yüzünde istemediğin bir gecenin izlerini taşıyorsun. O gece benim görevim sadece sana zarar vermekti, yangın kısmını ben yapmadım. Ama gözlerindeki o saf güzelliği gördüğümde işimi çok zorlaştırdın Mavi. Bir ara davetten kaçmaya çalıştım, kendi kendime dedim 'bu kıza zarar veremem o gerçekten masum' tam davetten kaçarken yakalandım ve tahmin edersiniz ki çok güzel tehdit edildim," Elimi yüzümdeki izlere götürmemek için zor tutarken gülümsemeye için çabaladım. "Bu iş çözüldü ya artık sorun değil."
"Tekrardan özür dilerim."Özlem'e duygusuz gözlerimle bakmaya devam ederken Şeyda girdi görüş açıma. Özlem'in önünde diz çökerek ellerini tuttu ve ipi çözmeye başladı.
"Senin de elin az değilmiş, nasıl vurdun kafama öyle bir ara beyaz ışığı gördüm."
Şeyda gülerek Özlem'in önünden kalktı."Bunu bir iltifat olarak alıyorum," Özlem gülerek başını salladı. Önce Kara'ya ardından bana döndü.
"Bir daha yüzümü görmeyeceksiniz, İzninizle ben gitsem iyi olur."
Özlem salondan çıkarken Kara da arkasından ilerledi. İkisi de gözden kaybolduğunda kendimi yorgunlukla koltuğa attım."Vay be görüyor musun Mavi? Neler çıktı altından?" Şeyda yaşadığı şaşkınlıkla beraber gülerken bedenini benim yanıma attı. "Ay çok yoruldum,"
"Bende,"
Salona giriş yapan Kara karşımızda yerini aldı. Üzerindeki gömleğin ilk iki düğmesini açarak yakalarını çekiştirdi. Gözleri Şeyda'nın üzerinde takılı kaldı. "Sen öyle bağlamayı nereden öğrendin?" Şeyda ona yöneltilen soruyla birlikte oturduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. "Bir arkadaşım öğretmişti belki bir gün lazım olur diye," Kara tek kaşını havaya kaldırarak Şeyda'ya bakmaya devam etti.
Şeyda hızla oturduğu yerden ayaklandı. "Bende artık gitsem iyi olur,"Arkasından bende ayaklandım. "Kal, bu saatte gitme geç oldu." Şeyda duvarda asılı olan saate baktı. "Yok şimdi bir taksi çağırdım mı hemen evdeyim hadi görüşürüz." Şeyda'yı geçirdikten sonra odama geçerek üzerimi değiştirdim.
Yatağa girmek için hazırlanırken aklıma gelen düşünceyle durdum.
Odadan çıkarak Kara'nın odasının önüne gelince durdum. Yavaşça kapısını tıklattım. İçeriden Kara'nın komutuyla birlikte kapıyı açtım ve başımı içeriye uzattım. Yatağında oturmuş telefonuyla ilgileniyordu.
"Gelebilir miyim?"
Elindeki telefonu bırakarak yanında boş yere vurdu. Arkamdaki kapıyı kapatarak yatağın etrafında dolaştım ve boş olan tarafın örtüsünü kaldırarak yatağa girdim. Omzumun üzerinde Kara'ya döndüğümde omzunun üzerinden inanamayan gözlerle bana bakıyordu. "Yanlış bir şey mi yaptım?" Sorumla birlikte kısa bir an cevap vermezken hızlıca başını olumsuz anlamda salladı.
Oturduğu yerden kalktı ve odanın ışığını kapattı, kendi tarafına geldi ve yatağın içerisine girdi. Omzunun üzerinde yan dönerek bana döndü. "İyi gecele Maviş."
"İyi geceler Kara."Gözlerimi huzurla kapatarak kendimi uykuya teslim ettim.
