30. bölüm · Mavi ve Siyah

29. Bölüm

Amaya Xxxx

"Mavi! Hadi!" Gözlerimi devirerek tepeden bağladığım at kuyruğunu sıktım. Daha önceden yatağın üzerine bıraktığım kalın koyu yeşil hırkamı alarak üzerime geçirdim. Odamın ışığını kapatarak çıktım ve salonda sabırsız bir şekilde beni bekleyen Kara'nın yanına gittim.
"Geldim işte," Sesimi duymasıyla birlikte hızlıca oturduğu koltuktan kalktı. Yanıma gelerek koluma girdi. "Hadi çıkalım."
Kaşlarımı çatarak durdum. Durmamla birlikte durma sebebimi anlamayan Kara'da durdu."Sen heyecan mı yaptın?" Sorum üzerine Kara alayla güldü. "Mavicim ilk defa maça çıkmıyorum. Sadece biraz dakik bir insanım." Dudaklarımı büzerek arkasına saklandığı bu bahaneye inanmış gibi davrandım. Yürümeye başlayarak beni de peşinden ilerletmeye başladı.

Arabaya bindiğimiz sırada emniyet kemerimi takarak Kara'ya döndüm. Elinde tuttuğu telefona kilitlenmiş durumdaydı. Ona doğru eğilerek sanki telefonuna bakıyormuş gibi yaparken kornaya basmam ile oturduğu koltukta zıpladı. Elindeki telefon kucağına düşerken elleri havada boş kaldı. Elimi dudaklarımın üzerine kapatarak başımı çevirdim. "Maviş kaşınma,"
Dudaklarımı birbirine bastırarak sessiz kalmayı tercih ettim. En sonunda hareket etmeye başlayan araba ile yavaşça başımı omzumun üzerinden çevirerek Kara'ya baktım. Bütün dikkatiyle gözlerini yola dikmişti. Her iki eliyle kavradığı direksiyonu sanki ellerinin arasından her an kaçıp gidecekmiş gibi tutuyordu. Kaşlarımı çatarak koltukta hafif yan döndüm. Hareket etmemle birlikte Kara saniyelik olarak bana baktı."Senin bir derdin var,"
Cümlem üzerine Kara güldü. "Benim bir derdim falan yok,"Tek kaşımı kaldırarak inanmadığımı belli ettim."Kendin mi itiraf edersin yoksa ben bir şekilde mi bulayım?"Kara ellerini hafifçe direksiyona vurdu. "Benim bir derdim yok, sadece Yalın'ın stresi bana yansıdı o kadar."
Kollarımı göğsümde bağladım."Ne stresi bu? Altı üstü bir maç değil mi? Sizin için oldukça sıradan bir durum," Kara başını olumsuz anlamda sallayarak güldü. "Olay maç değil Mavi,"
"Olay ne o zaman Kara? Lafı geveleyip duruyorsun!"Sesimin yükselmesiyle birlikte Kara anlık olarak gözlerini yoldan ayırdı. "Yalın, Duru'da hoşlanıyormuş. Onun için maç sonrası evinde bir hazırlık yapmayı düşünüyor. Sorun şu ki ikimizde bu şeylerden anlamayız,"
Gözlerim kısarsak önüme döndüm.“Yalın'da Duru'nun evinin anahtarı varmış, güller müller, balonlar dedi," Gözlerimi ardına kadar açarak Kara'ya baktım. "Gül mü? Evlilik teklifi mi ediyor sanki saçmalamayın,"
"Başka aklımıza bir şey gelmedi,"Ofladım. Benimde böyle şeylerden anladığım söylenemezdi.
"Ben bu tarz şeylerden anlamam ama en basitinden şöyle biraz balon güzel olabilir. Böyle ilerleyen zamanlarda baktıkça bu günü hatırlamak için minik bir hediye olabilir,"
Kara söylediklerimi beğenmiş olacak ki memnuniyetle gülümsedi. Elini havaya kaldırarak parmaklarını şıklattı. "Tuttum bunu, ben bunu Yalın'a söylerim." Omuz silktim.
"İşe yaradıysa ne güzel."İşaret parmağımı düşünceli bir şekilde iki dudağımın arasına kıstırdım. Hayatım boyunca hiç kimseye böyle bir yardımda bulunmamıştım. Doğru bir tercih miydi emin değildim. Balonlar çok klasik kaçabilirdi ama başka bir şeyde aklıma gelmiyordu.
Çok kısa bir süre sonra araba tanıdık olan o sokakta durunca indim. Kara giriş kapısına doğru ilerlerken olduğum yerde durdum. Eskiden yaşadığım ama şu anda yerinde olmayan o eve baktım. Bulunduğu yer bomboştu. O yangından geriye kalan sadece birkaç tahta parçasıydı. "Mavi?"
Arkamdan seslenen Kara ile kendime geldim. Ona döndüğümde aşağıya inmekte olduğunu fark ettim. Hızlı adımlarla yanına gittim. "İn bakalım aşağıya, hemen ardından geliyorum." Başımı sallayarak bacaklarımı aşağıya doğru sarkıttım ve merdivenlere bastım. Dikkatli adımlarla aşağıya inerken yukarıdan gelen sesle başımı kaldırdım. Kara kapıyı kapatmış hemen ardımdan iniyordu.
Kalan son basamaklarında indikten sonra ayaklarımı yere bastım. Kara da yanıma iner inmez boşta duran elimi tuttu. Kaşlarımı çatarak birleşik olan ellerimize baktım."Buralar hiç güvenli değil Mavi,"
Sessiz kalarak önüme döndüm. Elimde onun elinin sıcaklığını hissetmek kalbimin atışlarını hızlandırmıştı. Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlayana sokaklarda yürürken bizi fark eden çoğu insanın gözleri ellerimizi buluyor ve ardından tuhaf bakışlarını üzerimize dikmekten çekinmiyorlardı. Uzun zaman önce bu bakışlara alıştığım için zerre rahatsız olmamıştım.
Sonunda renk renk ışıkların yandığı o binaya vardığımızda biraz da olsa rahatlamıştık. Binaya giriş yaptığımız anda Kara'nın daha da çok rahatladığı gözler görülür bir biçimdeydi. Kara'nın odasına doğru ilerlediğimiz sırada bir anda yanımızda beliren Yalın'a baktım. Yüzünden de okunan stresle gülümsedi. Gülümsemesine karşılık sadece gülümsemekle yetindim.
Kara'nın odasına girdiğimiz anda arkamızdan kapıyı kilitleyen Kara anından önüne dönerek Yalın'a baktı."Ne bu stres oğlum? Gören sanır yüzyılın sınavına falan giriyor alt tarafı çıkma teklifi,"
Yalın alayla gülerek gözleriyle beni işaret etti. "Söylemesi kolay tabi, sen kaptın kızı. Sende ne bir çıkma teklifi, ne bir sevgililik dönemi, ne bir evlilik teklifi hiçbiri yok gelmiş burada bana laf ediyorsun. Hadi lan oradan yürü git!"
Yalın kurduğu cümleler üzerine kaşlarımı çatarak Kara'ya baktım. Yalın söylediği her bir cümle de çok haklıydı. İnsan yaşamadığı bir şeyi anlayamazdı. İstediği kadar empati kursun, hayal etsin yine de anlayamazdı.
Kara gülerek bana kısa bir bakış attı. "Yani şimdi böyle oldu diye daha öncesi olmayacak diye bir şey yok değil mi?" Sırıtarak Yalın'a bakarken, Yalın arkasında bulunan yastığı kaptığı gibi sertçe Kara'nın yüzüne fırlattı. Kara Yalın'ın attığı yastığı kahkaha atarak hava da yakaladı.
"Ne bu kıskançlık oğlum? Mavi kıskansa anlarım da sen hayırdır? Yoksa benden hoşlanıyorsun da bizim mi haberimiz yok?" Kara'nın söylediği saçan sapan cümleler üzerine Yalın'la göz devirdik. "Aynen kardeşim, hatta sana deliler gibi aşığım."
Kara gülmeye devam ederken Yalın'ın yanına oturdu. Kolunu Yalın'ın omzuna atarak kendine doğru çekti. "Çok stres yapıyorsun, azıcık sakin olmalısın." Yalın sesli bir nefes verirken kolunu Kara'nın omzuna attı. "İyiyim, iyiyim."
Kara gülümseyerek hafifçe Yalın'ın omzuna vurdu. "Benim maça çıkmam lazım! Hemen hazırlanmalıyım!" Kara koşar adımlarla Yalın'ın yanından kalkarak odanın içerisinde bulunan banyoya girdi. Yalın başını önüne eğerek sessizce ellerini izlemeye koyuldu.
Kara'nın gidişiyle beraber odanın içerisini sessizlik kaplarken yavaş adımlarla Yalın'ın yanına gittim ve yanında ki boşluğa oturdum. "Çok mu heyecanlısın?"
Başını kaldırarak yüzüme baktı. Yavaşça gülümsedi ve hafifçe başını salladı. Yüzümde oluşan tebessümle elimi omzuna koydum ve destek vermek istercesine sıktım. "Rahat ol, bu kadar heyecan bünyeye zarar." Gülerek başını geriye attı. Neye güldüğünü anlamazken kollarını omuzlarıma sararak kendine doğru çekti. Yalın'dan beklemediğim bu hareketle gözlerim fal taşı gibi ardına kadar açıldı."İyi ki varsınız ya. Sizin gibi dostlara sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum,"
Omuzlarımı serbest bırakarak geriye çekildi. "İyi ki Kara'nın hayatına girdin Mavi, özlediğim o Kara'yı bize geri getirdin."
Kaşlarım çatıldı. "Nasıl yani?" Yalın yüzündeki gülümseme küçülürken dudaklarının arasından ciğerlerine derin bir nefes çekti. "Kara bir dönem iyi değildi. Darmadağındı, çok kötüydü Mavi. Kendisi gibi değildi. Babası ile arasında olan olaylar yüzünden çok farklı birisine dönüşmüştü. O benim tanıdığım komik Kara gitmiş yerine hiçbir şeyi gözü görmeyen, acımasız bir Kara gelmişti. Sen tam da o zaman karşısına çıktın. İyi ki de çıktın."
"Babasıyla arasında olan bu şeylerin sebebi ne?"Yalın'ın iyice yüzü düşerken omuz silkti."Kara bile bilmiyor bunu."
Başımı anladığımı belirtircesine hafifçe salladım. "Biz Kara ile senin için bir şeyler düşündük,"
Değişen konu ile Yalın'ın keyfi geri yerine gelirken kocaman gülümsedi. "Yoldayken mesaj attı,"
Ellerimi iki yana kaldırdım."Aklıma daha iyi bir şey gelmedi. Benimde bu konularda iyi olduğum kesinlikle söylenemez."
"Sorun değil, senin fikrin bizimkinden bin kat daha iyi emin ol." Yalın'ın cümlesi üzerine gülümsedim."Maç çıkışı biraz geç olmaz mı?"
"Yani, tabi o saat biraz geç oluyor ama Duru dışarıda biraz işlerinin olduğunu söylemişti,"Başımı olumlu anlamda salladım. "Siz nasıl tanıştınız?" Sorum üzerine Yalın heyecanla oturduğu yerde hareketlendi. "İki ay önce Duru karşı daireme taşındı. Başlarda hiç anlaşamadık. Bir ara benim arabamın tekerini patlatmıştı," Yalın o zaman yaşanan olayı hatırlamış olacak ki kahkahalarla gülmeye başladı. Bende hafifçe kıkırdadım. "Sonra öyle böyle derken anlaşmaya başladık. Öyle oldu be Mavi, bir bakmışım aşık olmuşum."
"Aşk işte böyle tuhaf bir şey kardeşim,"Araya Kara'nın girmesiyle birlikte anında başımız ona döndü. Çıplak omzunu banyonun kapısının pervasıza yaslamış, gözlerini bana dikmiş bir şekilde duruyordu.
"Aşk ansızın hayatına girer, sen ne olduğunu bile anlamazsın. Aşık olduğunun bile farkına varmazsın. Ancak birisi karşına geçip de 'sen aşık olmuşsun' diyesiye kadar." Şaşkınlıkla gözlerimi art arda kırptım. Kara yavaşça gözlerimi yüzümden çekti ve yanımda oturan Yalın'a baktı. Yalın'da aynı benim gibi Kara'nın ağzından dökülen sözlere şaşırmış gözüküyordu.
Dudakları hafifçe büzülürken yavaşça ellerini birbirine vurdu. "Vay be, ancak bu cümleyi kuran bir insan aşık olmuştur,"Yalın bu sefer gözlerini bana çevirdi. "Tebrikler Mavi, kardeşimi kendine sırılsıklam aşık etmişsin."
Yalın'ın cümlesi üzerine bedenim taş gibi oldu, başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Gözlerimi Yalın'ın yüzünden çekemedim. Kara bana aşık mı olmuştu? Gözlerimi zorla Kara'ya çevirdim. İnkar etmiyordu.
Yaslandığı yerden uzaklaştı. "Her neyse bırakın onu bunu maçın başlamasına az kaldı. Ben önden gidiyorum geç kalmadan gelin." Kara odadan çıkarken Yalın'a döndüm. Kara Yalın'a anlatmamıştı. Beni tehdit ettiğini, yaptığımız evliliğin asıl sebebini ona anlatmamıştı. Yavaşça yutkundum. "Hadi Mavi bizde gidelim anca olur."

Yalın'la beraber maçın yapılacağı yere girdiğimiz anda hemen Kara'nın köşesine geçiş yapmıştık. Sırayla isimleriyle çağırıldıktan sonra rakibi kendi köşesine geçerken Kara da yanımıza geldi. Yalın, Kara'nın eldivenlerini kontrol etti, son kez su içirdi ve damaklıklarını da takarak omzuna hafifçe vurdu.
Yalın Kara'ya rakibi hakkında bilgi verirken Kara'nın gözleri arkamda bir yerde takılı kalmıştı. Kara'nın yüzünü tuhaf şekillere sokmasıyla birlikte dayanamayarak arkama döndüm. Arkamda bir kadının kucağında ki bebek ellerini çırparak Kara'ya gülüyordu.
Bu görüntü içimi ısıtırken otelde Kara'nın dedikleri aklımda yankılandı.
Böyle bir şeyi kaldırabileceğimi zannetmiyorum... Dudaklarımı birbirine bastırarak önüme döndüm. "Hadi bakalım seni maça uğurlayalım," Yalın'ın seslenmesi üzerine Kara son kez bebeğe baktıktan sonra Yalın'a dönerek başını salladı.
Kara ringe doğru ilerlerken dalgın gözlerle arkasından baktım.
Çok fazla kafamı karıştırıyordu. Bu hiç iyi değildi.
Kara ringe çıktıktan kısa bir süre sonra hakemin düdüğü üzerine maç başladı. Kara'nın rakibi ona oranla daha kaslı ve daha güçlü duruyordu.
İlk atak Kara'dan gelmişti. Kara öne doğru yumruğunu uzattığı sırada rakibi hızlıca yan tarafa doğru kaçtı ancak anında yüzüne inen yumrukla beraber arkasında bulunan iplere yaslandı. Bu taktiği sevmiştim.
Kara hızlıca rakibinin üzerine çullanarak yumruklarını art arda indirmeye başladı. Kara yumruklarını indirmeye devam ederken rakibinden gelen aparkat ile hızlıca geriye doğru kaçmak zorunda kaldı. Kara'nın geriye doğru kaçmasını fırsat bilen rakibi hızlıca Kara'nın üzerine atılırken Kara sol tarafa doğru kaçtı ve ayağını uzatarak yere düşmesini sağladı.
Kara vakit kaybetmeden rakibinin üzerinde yerini alarak kolunu boynunda doladı ve kendine doğru çekiştirip sıkmaya başladı. Kara'nın altında olan rakibi ondan kurtulmak için hamlelerde bulunuyordu ancak her hamlesi boşa gidiyordu.
En sonunda nefessiz kalmaya dayanamayan rakip elimi yere vurarak pes etti. Hakem düdüğünü çalarak Kara'nın yanına geldi ve elini kaldırdı. "Bu gecenin kazananı Gölge!" Şaşkınlıkla yanımda duran Yalın'a döndüm. "Tek raunt maç yaptılar?" Yalın omuz silkti. "Böyle anlaşmışlar."

Yalın cebindeki anahtarı çıkartarak anahtar deliğine soktu ve çevirdi. Kapı anından açılırken sırayla içeriye girdik. Karanlık koridordan geçtikten sonra salona giriş yaptık. Karanlıktan dolayı etrafıma çarpmamak için fazladan çaba sarf ediyordum. Kara elindeki balonları salonun bir köşesine bırakırken elindeki minik hediye paketini de koltuğun üzerine bıraktı. "Şimdi ne yapacağız?" Sorumla birlikte Yalın ellerini birbirine vurarak etrafına bakındı. "Balonlar Kara'nın koyduğu yerde dursun. Bizde koltuğun arkasına geçelim gelince oradan çıkarız."
"Olmaz böyle pasta falan yaptırsaydın da onun içinden çıksaydık bari," Karanlıktan zar zor seçtiğim kadarıyla Yalın sertçe Kara'nın omzuna vurdu. Kara ağzının içerisinde homurdanırken kapı sesi duymamızla birlikte hepimizi olduğumuz yerde kaldık.
"Evet, anlıyorum canım ama elimde olan bir şey değil." Duru'nun sesinin ardından kapının kapanma sesi duyuldu. Üçümüzde put misali salonun ortasında öylece dikiliyorduk."Anlamıyorsun, bunu onlara yapmak istemiyorum. Onlar ihanet ediyorum. Yalın'a bunu yaşatmaya hakkım yok. Onu seviyorum."Telefonla konuşuyordu. Yalın'ın tepkisini ölçmek için ona doğru döndüm ancak karanlıktan yüzünü bile zor seçtim.
"Bak Egemen'in teklifini başta kabul edip de onların arasına sızmaya kalkmayacaktım. Ben başta yaptım hatayı. Mavi beni o adi herifin elinden kurtarırken, Yalın'a bu kadar aşıkken bunları yapmamalıydım. Hangi akılla kabul ettim hiçbir fikrim yok. Yalın öğrenirse bir daha yüzüme bile bakmaz," Duyduğum her bir cümleyle beynimden vurulmuşa döndüm. Duru son söylediği cümleyle eş zamanlı olarak salonun ışığını açtı ve bizimle göz göze geldi.
Duru kulağındaki telefonu yavaşça indirdi ve gözlerini az önümde duran Yalın'ın üzerine kilitledi. "S-sen Egemen'in adamı mısın?" Yalın'ın sorusu üzerine Duru sessiz kalmaya devam etti. "Sana bir soru sordum, cevap ver!" Yalın'ın bir anda yükselen sesiyle birlikte sıçradım.
Duru hızlı adımlarla Yalın'ın önüne geldi. "Yemin ederim bir hataydı, özür dile-"Yalın Duru'nun cümlesini bitirmesini bile beklemeden omzuna vurarak yanından geçti. Birkaç saniyenin ardından evin içerisinde gürültülü bir kapı sesi yankılandı.
Duru dolu gözleriyle yüzüme baktı."Senden bunu beklemezdim Duru," Kara da Duru'nun omzuna vurarak salondan ayrılırken yalnız kalmıştık. "Mavi sende mi?" Duru'ya doğru büyük bir adım attım ve tam karşısına geçtim. Ellerinden tutarak koltuklara doğru çekiştirdim. Duru sessizce yaptığım şeylere ayak uydurdu ve benimle birlikte koltuğa oturdu. "Mavi ben çok üzgünüm, gerçekten. Size bunu yapmayı istemezdim. Egemen'e borcum vardı. Ona bir can borcum vardı," Gülümseyerek dinledim onu."Mavi yalvarırım bir şey de, kızdın mı bana?" Başımı olumsuz anlamda salladım. "Kızmadım sana," Sesli bir nefes verdim. Burukça gülümsedim. "Ne demişler: 'Ne kadar iyi bir insan olursan ol ilk hatanda dünyanın en kötü insanı sen olursun'. Sen çok güzel bir kalbe sahipsin Duru, bunu bana en zor günümde yanımda olarak gösterdin. Bazen hayat bize oyunlar oynar. Yaptığın hata sonucunda hem Kara'nın hem de Yalın'ın gözünde farklı bir konuma düştün. Yalın'ı tekrardan kazanmak için çok uğraşman gerekecek."
Duru hızla bana doğru koltuğun üzerinde kaydı."Onu kazanmak için her şeyi yaparım Mavi. Onu kaybedemem, onu daha yeni bulmuşken ellerimin arasından kaçmasına izin veremem."
"Güveniyorum sana,"Oturduğum yerden ayaklandım. "Kara'nın yanına gitsem iyi olacak," Gitmek için bir adım attığım sırada Duru kolumdan tutarak durdurdu. "Mavi Yalın'la ilgili bir gelişme olursa bana haber eder misin?"
"Ederim."Duru'nun kolumu bırakmasıyla birlikte hızlıca salonu terk ettim. Binadan çıktığım anda yüzüme düşen kar tanesiyle duraksadım. Yılın ilk karı yağıyordu. Başımı gökyüzüne kaldırdım ve yağan muhteşem kara baktım. "Mavi?" Sol tarafımdan gelen kalın sesle birlikte olduğum yerde sıçradım.
Başımı yavaşça Kara'ya doğru çevirdim. Ellerini cebine koymuş bir şekilde bana bakıyordu. Bir anda vücuduma yayılan üşüme ile sıkıca hırkama sarıldım. "Gel bakalım böyle,"
Kara kolunu omzuma sararak kendine doğru çekti ve yürümeye başladı. Sessizce onun adımlarına ayak uydururken karın yağışını seyrediyordum. Saat artık geç olduğundan sokaklar boştu, ne doğru düzgün bir araba ne de bir insan vardı. Tüm sokakta bizim ayak seslerimiz dışında sessizlik hakimdi.
Bir süre sonra duran Kara ile bende durdum. Başımı ona doğru çevirdiğimde bir kafenin önünde durduğumuzu fark ettim. Kara kapıyı hafifçe itekledi ve geçmem için bana öncelik tanıdı.
İçeriye girer girmez bedenime yayılan sıcaklık ile soğuktan kaskatı kesilen bedenim gevşedi. "Hoş geldiniz," Tezgahın arkasından bize gülümseyen yeşil gözlü kıza gülümsedim. "Hoş bulduk," Kızın güler yüzü arkamda bulunan Kara'ya kaydı. "Hoş geldin Kara,"
"Hoş bulduk Leyal bizim için meşhur sıcak kahveniz ve ay kurabiyeniz var mı?"
Adını yeni öğrendiğim kız başını hızlıca salladı."Olmaz olur mu, siz hemen bir yere oturun ben getiriyorum." Leyal bize arkasını dönerek kahveler hazırlamaya koyulurken Kara'nın yönlendirmesiyle birlikte bir masaya oturduk.
Sessizce kafenin camında dışarıda yağan karı seyrederken önüme konulan kahve ile irkilerek kendime geldim. Burnuma dolan kahvenin kokusuyla istemsizce gözlerimi kapatarak derin bir nefes verdim. "Başka bir istediğiniz var mıydı?"
"Teşekkür ederiz," Leyal gülümseyerek başını salladı ve yanımızdan ayrıldı."Yalın nasıl?"Kara kahvesinden büyük bir yudum aldı. "Bilmiyorum. Ben dışarıya çıktığımda çoktan gitmişti, aradım ancak telefonu da kapalı. Kafasını toplamaya çalışıyordur, yarın sabah ortaya çıkar. " Hüzünle başımı salladım, kahvemden bir yudum aldım. "Duru'ya çok mu kızdın?" Sorun üzerine Kara bir an durdu. Gözlerimi etrafta kısa bir an gezdirdi.
"İnsanlara olan güvenim gittikçe azalıyor,"Kara'nın cümlesi üzerine burukça gülümsedim. "Benim hiç kalmadı," Kara dudaklarını birbirine bastırarak başını çevirdi. "Duru'yu dinlemek lazım. Hemen öyle yargısız infaz yapma, bir de onun ağzından dinleyin."
"Ne değişecek? Bu Egemen'e yardım ettiğini değiştirmez," Hızla araya girdim. "Çok şey değiştirir Kara. Bir insan bir şeyi yapıyorsa bir sebebi vardır. İster bu sebep mantıklı olsun ister saçma olsun, ama bir sebebi vardır. O yüzden önce dinlemek lazım,"
Kara sessizliğini korurken arkama yaslanıp kahvemi ellerimin arasına aldım. "Ay kurabiyesinden de ye, sonra pişman olursun."
Kara'nın yüzüne bakmadan önümde duran ay kurabiyelerden bir tanesini aldım. Ay kurabiyesinden minik bir ısırık aldığım anda ağzıma yayılan tatla birlikte elimdeki ay kurabiyesine baktım. Harikaydı.
Kahvemden de bir yudum aldığımda bu ikilinin ne kadar harika olduğunu fark ettim.
Aramızda ki sessizlik devam ederken boşalan kahve bardağını masanın üzerine bıraktım. Oturduğu yerden ayaklanan Kara'nın arkasından bakarken kasaya ilerlediğini fark ettim. Hesabı ödeyen Kara yanımda belirirken o bir şey demeden ayaklandım.
Çıkışa doğru ilerlerken tezgahın arka tarafında bulunan Leyal'e baş selamı verdim. Leyal de güler yüzüyle başını sallayarak selamımı aldı.
Dışarıya çıktığım anda yüzüme vuran soğukla birlikte dudaklarımın arasından titrek bir nefes çıktı. Üzerimdeki hırkama sıkı sıkı sarıldım.
Yavaş yavaş yürümeye başlayarak Kara'yı az arkamda bıraktım. Boş sokakta nereye gittiğimi bilmeden sessizce yürüdüm. Karın altında ilerledim. Bu güzel mucizeyi izledim. "Ben dayanamıyorum artık Mavi!" Bir anda arkamdan bağıran Kara ile duraksadım.
Yavaşça olduğum yerden topuklarımın üzerinde ona döndüm. Yağan kara teslim olmuş bir şekilde ellerini iki yana açmış isyankar bir yüz ifadesiyle duruyordu. "Ben yoruldum! Her şeyi içimde yaşamaktan yoruldum!" Sertçe yüzünü sıvazladı. Karın üzerinde attığı büyük adımlarıyla aramızdaki bütün mesafeyi kapattı. "Mavi ben dayanamıyorum. Bana çok yakınsın ama bir o kadarda uzaksın. Yanımda olup da sana dokunamamak işkence. Anlıyor musun beni?" Sesi gittikçe kısılmıştı.
Hızlanmaya başlayan kalp atışlarım ile göğsüm hızla inip kalkmaya başlamıştı. Parmaklarını kardan ıslanmış olan saçlarının arasına daldırdı sertçe karıştırdı. Dudaklarının arasından çıkan nefes soğuk nefesi bir duman misali yüzümü okşadı. Titreyen elini yavaşça soğuktan kızarmış olan yanağıma koydu.
Başını gökyüzüne kaldırdı, yağan kara baktı. "Seni karlar siyah yağmaya başlayasıya kadar seveceğim Mavi Yenilmez. Bu karlar ne zaman siyah yağmaya başlarsa işte o zaman seni sevmeyi bırakacağım. Hiçbir şeye yenilmeyen Kara Yenilmez sana yenildi Mavi Yenilmez."
Titremeye başlayan dizlerime içimden bir sürü hakaret yağdırırken Kara'nın yüzüne öylece baktım. Ona, onu sevdiğimi söylersem benden gider miydi? Ona aşık olduğumu itiraf etsem benden vazgeçer miydi? Bunca zaman neyi sevdiysem beni yüzüstü bırakıp gitmişti. Ya ona da söyledikten sonra benden giderse?
Dilim tutulmuştu, beynim durmuştu. Ben ne cevap vereceğimi ne diyeceğimi bilemiyordum. Alayla güldü, elini yanağımdan çekti. Elinin teminden uzaklaşmasıyla kendimi bir boşlukta bulmuştum. "Bunu yapmamalıydım. Sana bunu söylememeliydim. Hata yaptım."
Arkasını dönüp yürümeye başlamasıyla birlikte kalp atışlarım daha da hızlandı. Gidiyordu, benden gidiyordu. Kaybediyordum onu. "Seviyorum seni aptal!"
Sokakta yankılanan sesimle birlikte durdu. Dudaklarımın arasından titrek bir nefes kaçtı. Ağzımdan çıkan cümle beni de en az Kara kadar dumura uğratmıştı. Yavaşça arkasına döndü. Sokak lambasının altında parlayan siyahlarına hayranlıkla baktım. Başını olumsuz anlamda salladı. "Hata yaptım ben. Söylememeliydim Mavi,"
Tekrardan arkasını dönmesiyle koşarak yanına gittim. Elimi omzuna koyarak sertçe kendime çevirdim. Gözlerini sıkıca yumdu. Benden kaçıyordu. Onu kaybetmek üzereydim. "Neden Kara? Beni sevdiğin için pişman mısın? Benim gibi birisine aşık olduğun için pişman mısın?"
Başını olumsuz anlamda salladı. Soğuktan buz kesmiş olan elimi sıcacık eliyle tuttu ve benimki gibi hızlı atan kalbinin üzerine koydu. "Bu kalp senin için attığı için zerre pişmanlık duymuyor," Yüzümde oluşan gülümseme ile elimin altında atan kalp atışlarını hissettim.
"Sorun bu değil Mavi. Her geçen gün benim yüzümden masumluğunu yitiriyorsun. Baksana bir, ben hayatına girdiğim günden beri neler oluyor," Hızla başımı salladım ve devam etmesine izin vermedim.
"Asıl sen dön bir bak bana neler yaptığına! Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?! Yanlış düşünüyorsun Kara Yenilmez! Sen hayatıma girdiğin günden beri yaşadığımı hissediyorum! Senin sayende gerçekten yüzüm güldü benim! Sen benim ellerimden tuttun ve yaşadığımı sandığın o karanlık hayatın ortasından çekip aldın! Düştüğüm zaman ellerimden tuttun ve ayağa kalkmama yardım ettin! Neden bunları görmüyorsun?!"
Hala göğsünün üzerinde duran elimin üzerine elini koydu. Diğer elini de yanağıma koydu. Baş parmağıyla yavaşça elmacık kemiğimi okşadı. "Ben karanlığın ta kendisiyim Mavi. Sen küçük bir kız çocuğusun ve küçük çocuklar karanlıktan korkar,"
Başımı yana doğru yatırarak yanağımı avuç içine bastırdım."Karanlıktan huzur bulan bir kız çocuğu nasıl karanlıktan korkar ki? Hele de karanlığa aşık bir kız çocuğu ise?"
Kara ona verdiğim cevapla birlikte derin bir nefes verdi. Sıcak nefesinin yüzüme çarpmasıyla birlikte gözlerimi yumdum. "Sen mavisin, ben siyah. Sen umutsun ben ise karanlık. Seni kendi siyahım ile kirletemem. Ben kötüyüm sense saflığın vücut bulmuş hali. Seni kirletemem Mavi. Buna hakkım yok."
Dediklerine karşı alayla güldüm. "Ben zaten siyahım nasıl kirletebilirsin beni?"
O beni mavi sanıyordu, boğuştuğum siyahları bilmeden. O beni umut sanıyordu, yavaş yavaş umutsuzluğa kapılmaya başlamama rağmen. Beni saf sanıyordu, kendi abimi öldürmüşken.
"Ben zaten siyahım Kara, nasıl kirletebilirsin ki sen beni kendi siyahınla?"
Elini yanağımdan çekti, bir adım uzaklaştı. Başını kabullenemeyen bir ifadeyle salladı. "Bir süre görüşmesek daha iyi."
Arkasını döndü ve beni bir başıma hiç düşünmeden karın altında bıraktı. Kara'nın arkasından bakarken omuzlarımı düşürdüm. Yerlerin ıslak olmasını umursamadan kaldırım taşına oturdum. Omzumu yanımda ki sokak lambasına yasladım.
Gözümden akmaya başlayan yaşlarla birlikte kolumu dudaklarımın üzerine bastırdım.