5. bölüm · Mavi ve Siyah
4. Bölüm
Kalbim endişeyle çarparken yatağın üzerine fırlatılmış olan serumdan bakışlarımı çekemedim. Bir insan yaralı bir halde uyanır uyanmaz nereye giderdi? Benim nasıl haberim olmamıştı? Nasıl duymamıştım? Aklım almıyordu. İçimi esir alan endişe ve suçluluk ifadesiyle kalbimde bir ağrı oluştu. Ağrı kalbimi esir alırken sakin kalmak için fazlasıyla çaba veriyordum. Derin derin nefes alıyor, parmaklarımla oynuyordum. Ne kadar olumlu düşünmeye çalışırsam çalışayım sakinleşemiyordum. Kafamın içerisinde türlü türlü senaryolar dönüyordu. Her ne kadar Kara ile iki-üç defa karşı karşıya gelsekte endişelenmeden edemiyordum. Yaralıydı. Daha birkaç saat öncesinde dikmiştim yarasını. O acı ve ağrıyla nasıl ayaklanmayı başarabilmişti? Sıkıntıyla yüzümü sıvazladım.
"Efendim,"Yalın'ın konuşması ile ona döndüm.
Telefonu elinin içerisinde kırarcasına sıkarken sinirli bir halde karşı tarafı dinliyordu.
"Hay ben-" Beni fark edince cümlesini yarıda keserek başını çevirdi. "Tamam anladım," Karşı tarafı dinlerken boynundaki damarı iyice belli olmaya başlamıştı. Her ne duyduysa hiç iyi tepkiler vermiyordu. Karşı tarafta konuşan kişinin dedikleriyle anbean daha da sinirleniyordu. Onun bu tepkileri içimdeki korkuyu körüklüyordu. İyice endişeye kapılamama neden oluyordu. Sertçe dudaklarımı alt dudağıma geçirdim. Ağzımın içerisine yayılan metalik tatla birlikte gözlerimi yumdum. Kendime fark etmeden zarar vermiştim. "Anladım dedim! Ben anladım ama sen anlamadın! Tepemin tasını attırma lan benim! Çocuk mu var sanıyorsun karşında! Ağzımı açtırma benim! "Yalın sinirli sinirli oda da volta atmaya başlayınca oflayarak ayağa kalktım. "Ben Kafes'e bakacağım, sizin bir halt becerdiğiniz falan yok. Sadece zaman kaybısınız!"
Telefonu karşı taraftaki kişinin yüzüne kapatarak meraklı bana döndü.
"Mavi gel seni evine bırakayım," Başımı hızlıca iki yana sallayarak teklifini reddettim. "Olmaz Yalın, bende seninle gelmek istiyorum,"
"Buna izin veremem Mavi, gideceğim yer tehlikeli başına bir şey gelmesine müsaade edemem," Başımı dik tutarak Yalın'a doğru bir adım attım. Kararlıydım. Onunla birlikte oraya gidecektim. Onunla birlikte bende Kara'yı arayacaktım. "Ben gelmek istiyorum dedim Yalın. Kara'yı bulduğumuzda kötü bir halde olabilir. En azından bir doktor olarak orada bulunmalıyım."
Yalın düşünceli bir şekilde arkamdaki boşluğa baktı. Dediklerimi kafasında tartıyor olmalıydı. Aradan geçen birkaç saniyenin sonunda odanın kapısına doğru yürümeye başladı."Takip et beni."
Yalın'ın dediğiyle hızlı adımlarla peşine takıldım.
Arabaya biner binmez Yalın'ın kemerimi bağlamamı söylemesi üzerine bizi oldukça tehlikeli bir yolculuğun beklediğini anlamıştım.
Camdan dışarıyı seyrederken yolun tanıdık gelmesi ile kaşlarım çatıldı. Yalın telefondaki kişiye Kafes diye bir yere gideceğinden bahsetmişti. Bu Kafes dediği yer Kara'nın dövüşe çıktığı yer olabilir miydi?
Arabanın boş bir sokakta durmasına anlam veremedim. Olduğum yerde durarak etrafımıza bakındım ancak çok ilerimizde bulunan evler dışında etrafımızda bir şey yoktu. Etrafımda dönerek bakınırken gözüme çarpan bir ev ile duraksadım. Bu benim evimdi. Şimdi yolların neden tanıdık geldiğini anlamıştım."Mavi,"
Yalın'ın seslenmesi ile ona döndüm. Yerdeki oyuk ile oraya yaklaştım. "Önce sen in ve beni aşağıda bekle. Sakın ben yanına gelmeden bir yere gitme. "Yalın'ı onaylayarak oyuğun içerisine doğru ayağımı sarkıttım. Ayağımın değdiği şeyin merdiven olduğunu anlayınca rahatlayarak inmeye başladım. Burası karanlıktı. Aşağıya doğru indikçe karanlık yerini aydınlığa bırakmaya başladı. Sesler git gide artıyordu. Son basamağı da indikten sonra kendimi sokak gibi bir yerde bulmuştum. Issız bir sokak. Elime bulaşan tozlardan kurtulmak amacıyla ellerimi sertçe birbirine vurdum.
Yalın'ı beklerken etrafımı incelemeye başladım. Az ilerimde çokta büyük sayılamayacak bir bina bulunuyordu ve binadan renkli ışıklar yükseliyordu. Onun az daha ilerisinde binaların sayısı artıyordu.
Kulağıma ilişen bir çığlık ile yüzümü buruşturdum. "Bırak beni adi herif!" Bu çığlığın sahibi olduğunu tahmin ettiğim kadarıyla bir kadının sesi olmalıydı. Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başladım. "Bırak dedim sana!" Karşıma çıkan sokak lambasının altında bir kadın ve bir adam vardı. Adam kadının kolundan kavramış peşinden sürüklemeye çalışıyordu. Kadın çırpınıyor, adamın elinden kurtulmaya çalışıyordu ancak adamın gücü yanında bunlar bir hiçti. Gördüklerim yüzünden kaşlarım çatılırken sert adımlarla onlara ilerledim. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?! Hemen bırak kadının kolunu!" Sesim boş sokakta yankılanarak geri dönmüştü.
Bakışları bana dönerken adam kadını peşinden sürüklemeyi keserek bana döndü. Onlara doğru ilerleyen bana dikkat kesilirken kadının kolunu sertçe bıraktı."Kimsin sen?!"
Bağırmasını umursamadan hızlı adamlarla adamın yanına gitmeye devam ettim. Adamın yanına varır varmaz kendimi tutamayarak yumruğu suratına geçirdim. Elimde hissettiğim acı ile hafifçe havada salladım."Bir kadın hayır diyorsa hayırdır! Anlayın artık şunu!"
Adam yanağını tutarak yeri boyladı onu umursamadan yanından geçerek kadının yanına geldim. Elimi çıplak koluna koydum. Başı yerde yatan adama dönüktü. Donuk ifadesiyle yerde yatan adama öylece bakınıyordu. Başımı hafifçe eğerek yüzüne bakmaya çalıştım.
"İyi misin?"
Kadın konuşmamla birlikte şaşkınca yüzüme baktı ve hiç beklemediğim bir anda sarıldı. Beklemediğim bu harekete karşı zorla ellerimi kaldırarak beline doladım.
"Çok teşekkür ederim. Sana minnettarım." Kadın benden ayrılarak içten bir gülümseme sundu. Gülümsemeye çalışarak kadına bakarken adamın ayağa kalktığını görünce kadını arkama aldım. "Kaç!" Kadın hareket dahi etmeden öylece arkamda duruyordu. Bir ihtimal yaşadığı durumun şaşkınlığından dediğimi idrak edemediğini düşündüm. Kadını hafifçe gitmesi için itekledim. "Seni yalnız bırakamam." Arkamda duran kadına dönemeden karşımdaki adama bakmaya devam ettim. "Kaç sen, merak etme." Kadın bir süre daha arkamda durduktan sonra ayakkabılarının boş sokakta çıkardığı sesler ile çoktan koşmaya başladığını anladım.
Adam birkaç adımda karşıma dikildi."Sen bana vurdun mu?"
İnanamayan gözlerle yüzümü inceledi. İğrenç bakışlarına karşılık olarak yüzümü buruşturdum."Çek o gözlerini üzerimden. Oyup eline vermek zorunda bıraktırma beni." Tehditkar çıkan sesimi umursamadan iğrenç bir şekilde gülümsedi. Beklemediğim bir anda kolumu kavrayarak kendine doğru çekti. Sinirle dişlerimi sıktım. Dizine tekme atarak birazda olsa benden uzaklaşmasını sağladım. Kolumu tutan elinin boşluğuna gelerek biraz gevşemesi ile kavradığım gibi ters çevirdim. Adamın acı bağırışı sokağı inletirken adama sırtım dönük bir şekilde durdum. Tuttuğum kolunu omzundan kavrayarak öne doğru çektim ve takla atarak yere düşmesini sağladım. Adam yerde acılar içerisinde kıvranırken tiksinerek tekme attım. "Bu burada bitmedi." Zor nefes almasına rağmen bütün çabalarıyla konuşması şaşırdım. Dediklerine karşın alayla güldüm. "Kesin bu burada bitmez."
Adamın üzerine basarak geçtim. Adamın çığlığı üzerine sokak tekrardan sesiyle inlerken arkama dahi dönmeden yürüdüm. Yalın çoktan aşağıya inmiştir. İndiğim kapının olduğu yere gittiğimde kimse yoktu başımı yukarıya doğru kaldırdım ancak kapı kapalı olmalıydı. Şansıma söverken arkamda beliren hareketlilik ile yavaşça döndüm. Karşımda iri yarı iki tane takım elbiseli adam görmeyi beklemiyordum elbette. "Bizimle gelmelisiniz. "Kaşlarım hayretle havalandı. "Oldu(!)" Takım elbiseli adamların yüzlerinde mimik bile oynamazken daha demin söylediği şeyi kalın sesiyle tekrar etti. "Bizimle gelmelisiniz."
Yine aynı şeyin tekrar edilmesi ile gözlerimi devirdim. Ellerimi isyankar bir şekilde iki yana açtım. "Gelmiyorum kardeşim, işinize gidebilirsiniz."Her ikisinin de üzerime yürümeye başlaması ile olduğum yerde durmaya devam ettim. Bana doğru yaklaştıkları esnada sol tarafta durana bir yumruk savurdum. Adam profesyonel bir şekilde yumruğumdan kaçarken bileğimden yakalayarak sırtımı göğsüne yasladı.
Her zaman işe yarayan taktiğimi kullandım. Tekmemi dizine geçirdim. Adam yerinden bile hareket etmemişti. Şaşkınlıkla karşımda benden oldukça uzun olan adama baktım.
"Bizimle gelmelisiniz." Oflayarak pes ettim. "Çok ısrar ettiniz, gidelim madem."Her ikisi de sanki bir suçluymuşum gibi kollarıma girerek yürümeye başladılar. Merakla onlara ayak uydurdum. Gerçekten nereye gidiyorduk? "Nereye gidiyoruz?"
Her ikisinden de ses gelmeyince başka bir soru sormadım.
Sonunda üç katlı bir binaya giriş yaparak asansör ile altıncı kata çıktık. Uzun koridorun sonunda bulunan büyük kapının önüne gelince kapının önünde duran koca adamlar kapıyı açtılar. İçeriye girdiğim anda gördüğüm tanıdık yüzler ile gülümsedim. Kollarımın serbesti kalması ile adamlara kötü bakışlar attım. Beni umursamadan odadan çıkarak kapıyı kapattılar. "Mavi!" Korkmuş gözlerle yanıma gelen Yalın'a gülümsedim. "Çok korktum. Bir şey yapmadılar değil mi sana?"
Başımı olumsuz anlamda sallamam ile Yalın rahatlayarak derin bir nefes verdi. Yalın'ın arkasında duran bir çift kara gözler ile karşılaşınca gözlerimi kıstım.
Yalın'ın yanından geçerek karşısına dikildim. Bir şey demeden gözlerimin içerisine baktı.
Dişlerimi alt dudağıma geçirirken bir an bile düşünmeden tokadı yüzüne yapıştırdım.
Kafası yan tarafa düşerken tokadın sesi büyük oda da yankılandı."Bu beni korkuttuğun içindi, hak ettin."
Eliyle tokat attığım yeri ovalayarak yüzüme baktı. "Tamam hak ettik anladık ama az insaflı davransaydın be zalımın kızı. Gavura vurur gibi vurdun." Kara'yı umursamayarak Yalın'a döndüm. "Neden buradayız?"
Yalın kesici bakışlarını Kara'ya dikti. Eğer şu anda bakışları bir silah olsaydı Kara an itibariyle bir ölüydü. "Birileri uyanır uyanmaz burayı basmış,"Yalın'ın gözleri yavaş yavaş kısılırken Kara'ya baktım. Hiç pişman gibi durmuyordu.
"Bizi de kapattılar buraya. Sercan gelecek birazdan." Yalın'ın dediği yabancı isimle anlamadığımı belli edecek bir ifade oluştu yüzümde. "Sercan?"
"Buranın sahibi oluyor."Kara'nın araya girmesi ile Yalın burnundan soludu.
"Bence sen fazla konuşma kardeşim." Yalın ve Kara ikilisi büyük bir tartışmaya tutuşurken odanın kapısını gürültüyle açılması ile sustular. Odaya giriş yapan takım elbiseli adam sırıtarak bize baktı. "Oo kimler gelmiş," Kara yüzünü buruşturdu. "Ecelin gelmiş," Tahminimce Sercan olduğunu tahmin ettiğim adam sahte bir şekilde dudaklarını büktü. Yüzümü buruşturdum. Neyin içindeydik biz böyle? "Gözümüz yollarda kalmıştı Kara,"
Kara tek kaşını havaya kaldırarak Sercan'a güldü."Sorma bende çok özlemişim ya,"
Sercan gülerek masanın etrafında dolandı ve sandalyesine oturdu. Masanın önünde bulunan koltukları işaret etti."E otursanıza ayakta kaldınız," Yalın ile Kara'nın koltuklara oturması ile ikisinin arasında boş kalan yere oturdum. "Ne ikram edeyim size? Panzehiri olmayan zehir?" Kara samimi olmayan bir kahkaha attı. "Kendin içeceksen neden olmasın?"
Şu an konuşulanları anlamıyordum. "Siz ne istersiniz küçük hanım?" Bana yöneltilen soru ile Sercan'a baktım. "Hiçbir şey." Sercan gülerek arkasına yaslandı. "Atarlıyız diyorsun."
"Uzatma Sercan! Dün akşamki olayın hesabını ver!"Yalın'ın sert çıkan sesine zıtlıkla Sercan büyük bir kahkaha attı."Valla Yalın kardeş olan olmuş,"Arkasına yaslanarak ellerini kucağında topladı."Ne yapmamı beklersin? Adam bir daha dövüşe çıkamayacak, sizin için yeterli mi?"
"Değil."Kara'nın ani çıkışı ile hepimiz ona döndük. Bunun amacı neydi?
"Ne istiyorsun Kara?" Kara öne doğru eğilerek sinirden git gide koyulaşan gözlerini Sercan'a dikti. "O adamla bir daha dövüşmek istiyorum." Kara'nın net çıkan sesi tüyler ürperticiydi. Yalın'ın gözleri de aynı benimkiler gibi irileşirken başıyla reddetti. "Böyle bir şey yapamazsın Kara,"
Kara Yalın'ın dediklerini umursamadan Sercan'a bakmaya devam etti. Sercan düşünceli bir şekilde çenesini sıvazladı. "Bir düşün derim Sercan. Bu olay duyulursa ne olur sence?" Sercan histerik bir şekilde güldü. "Bana hiçbir şey olmaz Kara, sorumlusu ben değilim." Kara 'emin misin' dercesine tek kaşını havaya kaldırarak sırıttı. "Sorumlusu sensin Sercan, kendini kandırmayı bırakmalısın. O adamın üzeri dikkatli bir şekilde aranmalıydı," Kara'nın cümleleri ile Sercan'ın rahat tavrı kaybolurken Kara'nın keyfi yerine geliyordu. "Ayrıca böyle bir adamı dövüşe çıkarttığın duyulursa gerisini sen düşün. Senin hayal gücüne bırakıyorum."
Kara rahatça arkasına yaslandı. Sercan'ın korktuğu şey neydi? Böyle bir adamın bunu kolayca kapatması gerekirken Kara'dan korkuyordu."Peki, bugün akşam uygun mu?"
"Uygun," Sercan'ın bakışları bana doğru kayarken keyfi yerine gelmiş olacak ki kocaman sırıttı. "Bakıyorum da Kara bana yeni bir dövüşçü getirmişsin, hiç bahsetmemiştin." Kara ile Yalın'ın bakışları bana dönerken yerimde huzursuzca kıpırdandım. "Ne diyorsun Sercan?" Yalın'ın sorusu üzerine Sercan yüzündeki sırıtmasını bozmadan bilgisayara döndü. Birkaç tuşa bastıktan sonra bilgisayarı bize doğru çevirdi. Kara ve Yalın dikkatli bir şekilde bilgisayara odaklandığı sırada gördüğüm yüz ile dudaklarımı birbirine bastırdım.
Bilgisayarın ekranındaki kişi bendim. Aşağıya indikten sonra duyduğum bir şeyin peşine takılıyorum ve gerisi ortada. Sercan'ın açtıkları kamera kayıtları olmalıydı. Gözlerimi yumdum. "Mavi?" Yalın'ın seslenişi ile tek gözümü açarak ona baktım. "Ne yaptın sen?" Fısıldadığı şeyi sadece Kara ile ben duymuştum. "Şimdi yanınızdaki küçük hanımında dövüşe çıkmasını istiyorum,"
Sercan'ın dediği ile üçümüzün de başı aynı anda şaşkınlıkla ona döndü.
Kara hızla ayağa kalkarak Sercan'ın yanına gitti. Sercan'ın yakalarından tutarak oturduğu yerden kaldırdı ve duvara yapıştırdı. Yalın oturduğu yerden sadece Kara'ya bakıyordu."Bana bak! Mavi bu işlerden uzak duracak,"
"Hadi ama Kara sadece bir dövüş," Kara Sercan'ı kendine doğru çekti ve sertçe duvara bir kez daha yapıştırdı. Sercan yüzünü acıyla buruştururken Kara iyice üzerine doğru eğildi. "Hayır dedim Sercan,"
"Kara elimdeki bombayı unutuyorsun ama,"Kara sinirle Sercan'ın yakalarını serbest bıraktı. Sercan'dan uzaklaşarak odanın içerisinde volta atmaya başladı. Sinirle saçlarını karıştırırken göz göze geldik. Oturduğum yerden kalkarak derin bir nefes verdim.
"Tamam, sadece bir dövüş." Sol tarafımdaki Yalın ayaklanarak karşıma geçti. "Mavi sen ne dediğinin farkında mısın?" Başımı olumlu anlamda salladım. "Farkındayım Yalın," Kara son kez bana sinirli bir bakış attıktan sonra kapıyı çarparak odadan çıktı. Gözlerimi yumarak omuzlarımı düşürdüm. "Tamam o zaman ben size gününü haber ederim." Yalın masanın arkasında duran Sercan'a döndü. "Başına büyük bela aldın Sercan ama farkında değilsin."
Sercan omuz silkerek yerine oturdu. Yalın'la birlikte büyük odadan çıktık.
"Seni evine bırakayım Mavi," Başımı olumlu anlamda salladım. Binadan çıktıktan sonra boş sokakta ilerlerken karşımızda bir adamın belirmesi ile Yalın olduğu yerde durdu. Adam yanımıza gelerek Yalın'a sarıldı. "N'aber Yalın?"
"İyidir Talha. Sen nasılsın görüşmeyeli?" Talha gülerek Yalın'ın omzuna vurdu ve birbirlerinden ayrıldılar. Beni fark edince gülümseyecek başını salladı. "Gölge nasıl?" Gölge? Kaşlarımı çatarak anlamaz gözler ile Yalın'a baktım. Yalın gülerek Talha'ya bakıyordu. "Gayet iyi uyanır uyanmaz Sercan'ın binasını basmış," Talha'nın kaşları şaşkınlıkla havalanırken gülmeye başladı.
Yalın'ın verdiği cevap üzerine anladığım Gölge'nin Kara olmasıydı. Biraz daha Yalın ile Talha sohbet ettikten sonra Kafes'ten çıktık. "Akşam kaçta?"
"Maç mı?"Yalın'ın sorusuna cevap olarak başımı olumlu anlamda salladım.
"Gece on iki gibi. Kötü bir durum olursa sana haber ederim." Araba evin önünde durunca Yalın'a teşekkür ederek arabadan indim. Merak etme kötü bir durum olduğunda zaten orada olmuş olacağım Yalın.
