26. bölüm · Mavi ve Siyah

25. Bölüm

Amaya Xxxx

Hani derler ya her bitiş bir başlangıçtır diye. Her bitiş bir başlangıç falan değilmiş. Her bitiş gerçekten bir bitişmiş. Bittiği zaman bittiği yerde kalıyorsun. Bitişte ortaya çıkan enkazın altında ezilip kalıyorsun. Enkazın altından çıkmak için mücadele ederken tek bir insan bile sana elini uzatıp yardım etmeye tenezzül etmiyor. Her bitiş bir bitişmiş. Ben bitmiştim ve yeniden başlayamamıştım. Bittiğim o noktadaydım. Belki yeniden başlayabilirim umuduyla.
Gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım ve ciğerlerimi yavaş yavaş soğumaya başlayan havayla doldurdum. Saat neredeyse gecenin on ikisini bulmak üzereydi ve biz Kara'yla birlikte bir kafede sessizce oturuyorduk. Neden burada olduğumuzu sorduğumda sadece birisiyle acilen buluşması gerektiğini söylemiş ve başka bir açıklama yapma gereği duymamıştı. Bende Kara'nın daha fazla açıklama yapmamasının üzerine sessiz kalarak gelecek olan o kişiyi beklemeye başladım.
Yavaş yavaş bastıran yorgunlukla gözlerim kapanırken Kara'nın sesini duyarak hızla gözlerimi açtım. Kara ayaklanmış bir şekilde kafenin girişine bakıyordu. Zorla açık tuttuğum gözlerim Egemen'i görünce ardına kadar açıldı. Egemen ellerini pantolonun cebine yerleştirmiş yavaş adımlarla bize doğru geliyordu.
Gözlerimi art arda kırparak bir Kara'ya bir de bize doğru gelen Egemen'e baktım.
Egemen en sonunda yanımıza gelince bana baş selamı vererek Kara'ya döndü. Kara sessizliğini korumaya devam ederken mavi dosyayı uzattı. Burada neler döndüğü hakkında hiçbir fikrim yoktu. İki düşman karşı karşıyaydı. Egemen mavi dosyayı alarak Kara'ya gülümsedi. "Eyvallah,"
Kara ellerini arkasında bağlayarak duygusuz gözlerle Egemen'e bakmaya devam etti. "Bugün akşam Ceylan'ı gördüm," Kara'nın cümlesiyle birlikte Egemen'in kaşları havalandı ve gözleri beni buldu. "Onun hakkında ne biliyorsun Egemen?" Kara'nın sorusu üzerine Egemen gözlerini etrafta gezdirdi. "Tek bir soru soracağım Yenilmez, ona göre de cevabını alacaksın. Tanıştığın Ceylan'ın saç rengi neydi?" Egemen'in sorduğu sorunun saçmalığı üzerine kaşlarımı çattım. Saç rengi ne alakaydı?
"Sarı?"Kara'nın verdiği cevapla Egemen küçük çaplı bir kahkaha attı. Kara'nın omzuna vurarak başını olumsuz anlamda salladı."Çok körsün Yenilmez, Ceylan'ı yanlış yerde arıyorsun bilgine."Elindeki mavi dosyayı havaya kaldırarak salladı.
"Dosya için teşekkürler, iyi akşamlar Yenilmez." Egemen arkasını dönerek kafenin çıkışına ilerlerken ayakta durmaya devam eden Kara'ya baktım. Ceylan'ı yanlış yerde aramak? Mavi gözlü kadın Ceylan değil miydi? Egemen tam olarak ne demek istemişti? Ya bu da Egemen'in bir oyunuysa?
Bir süre daha ayakta durarak kafenin çıkışını seyrettikten sonra yanıma oturdu. "Doğru mu söylüyor?" Omuz silkti. "Bilmiyorum Mavi, Egemen her ne kadar düşmanım olsa da onu iyi tanıyorum yalan söylemekten nefret eder."
"Onun bir oyunu olabilir mi?" Tekrardan omuz silkerek arkasına yaslandı. "Bilmiyorum, zamanla öğreneceğiz."

Ayaklarımı sürüyerek yorgunlukla kendimi odama attım. Yorgun olan bedenimi yatağa attığım gibi gözlerimi kapattım. Hem ruhen hem bedenen çok yorulmuştum. Dinlenmek istiyordum. Ancak bana dinlenmek için minik bir zaman dilimi bile yoktu. Son birkaç ayda çok şey yaşamıştım; Kara'nın aniden hayatıma girişi, ani evlilik, Egemen, babamın ölümü, Ceylan, abim… Bunlar beni çok kısa sürede hiç yorulmadığım kadar yormuştu.
Üzerimi değiştirmek için doğrulduğum sırada komodinin üzerinde duran mavi kutuyla karşılaştım. Bir de bu vardı. Benden saklanan bir şey daha vardı, ortaya çıkması gereken bir şey daha. Sesli bir nefes verdim. Yorgunlukla odadan çıktım ve giyinme odasına girdim. Elime şortlu bir gecelik takımı alarak hızlıca odama geri döndüm. Elimdeki geceliği yatağın üzerine fırlatarak üzerimdekilerden kurtuldum. Hızlıca getirdiğim geceliği de giyindikten sonra ışığı kapatarak yatağın içerisine girdim ve gözlerimi yumdum.
Dakikalardır bir sağa bir sola dönerek uyumaya çalışıyordum. Nefesim daralıyordu. Sanki birisi ellerini boğazıma dolamıştı ve nefes almamı engelliyordu. Oflayarak yatakta doğruldum. Üzerimdeki örtüyü bir kenara atarak yataktan indim. Çıplak ayaklarım yere temas edince ürperdim. Azıcıkta olsa nefes alabilmek için perdeyi sıyırdım ve camı ardına kadar açtım. Kafamı dışarıya çıkartır çıkartmaz yüzüme düşen yağmur damlasıyla birlikte şaşkınlıkla duraksadım. Yanlarımda duran kollarımı da camdan dışarıya çıkartarak kocaman gülümsedim.
Kollarımı ve yüzümü hafiften ıslatan yağmur huzur vericiydi. Aklıma gelen fikirle beraber yüzümdeki gülümseme büyürken hızla camı kapatarak içeriye girdim. Sessiz ve koşar adımlarla giyinme odasına giderek bir hırka aldım. Giyinme odasından çıkarken bir yandan da sessiz olmaya çalışıyordum. Dış kapıya geldiğim sırada arkamda duyduğum ses ile duraksayarak yavaşça arkama döndüm. Arkamda, omzunu duvara yaslamış bir şekilde duran, Kara ile karşılaştım. Suç üstünde yakalan bir çocuk edasıyla dudaklarımı büzerek omuzlarımı düşürdüm. "Hayırdır gece gece kaçarcasına nereye böyle?"
"Şey," Gözlerini kısarak yaşlandığı duvardan uzaklaştı ve bana doğru bir adım yaklaştı. "Ne?" Baş parmağım ile arkamdaki kapıyı gösterdim. "Ben uyuyamadım, dışarıda da yağmur yağdığını görünce çıkmak istedim," Gözlerini kısarak bir adım daha attı. "Bu saatte?" Başımı hızlıca salladım. "Evet?"
Başını yukarıya doğru kaldırmak dilini damağına vurdu. "Çıkamazsın,"Beklediğim şey bu değildi. Dudaklarım hafif aralanırken kaşlarımı çattım. "Ama Kara-"İtiraz etmeme bile izin vermeyerek cümlemi yarıda kesti. "Aması falan yok Mavi Hanım, gecenin bu saatinde dışarıya çıkamazsın. Hasta olursun," Arkama geçerek omuzlarımdan tuttu ve hafifçe öne doğru itekledi. "Şimdi tıpış tıpış odana,uyumaya. İyi geceler."
Oflayarak geri odama döndüm. Arkamdan kapıyı kapattığım gibi kulağımı kapıya dayadım ve sesleri dinlemeye başladım. Duyduğum kapı sesiyle birlikte memnuniyetle gülümsedim. Şimdi yapmam gereken tek şey Kara'nın uykuya dalmasını beklemekti.
Aradan on beş dakika geçmişti ve ben hâla Kara'nın uyuduğundan emin olmak için odamda oturmuş bekliyordum. Sesler kesildiğinden beri artık uyuduğundan emin olmuştum. Yavaşça yatağın ayak ucundan kalktım ve sessizce odadan çıktım. Parmak uçlarımda koridordan geçtim. Dış kapıyı açtığım sırada arkamda duyduğum ses ile olduğum yerde taş kesildim. "Bende daha ne kadar dayanabileceksin diye bekliyordum." Elimi yavaşça kapıdan çekerek arkama döndüm. "Sen uyumuştun?" Kaşları havalandı.
"Ya da sen uyuduğumu sandın Mavi?"Dişlerimi alt dudağıma sertçe geçirdim.
"Çıkmama izin versen ne olur?" Bir şey demeden arkasını dönerek koridorda gözden kayboldu. Sesli bir nefes vererek yüzümü sıvazladım. "Çıkalım hadi," Hızla elimi yüzünden çekerek şaşkınlıkla ceketinin önünü kapatan Kara'ya baktım. "Ciddi misin?"
"İstediğin bu değil miydi?"Sorgularcasına yüzüme bakarken olumlu anlamda başımı salladım.
Dışarıya çıktığımızda durdum. Kollarımı iki yana açtım, başımı gökyüzüne çevirdim ve gözlerimi kapattım. Yağmuru hissettim. Yüzüme düşen her bir damlasını hissettim. Gülümseyerek gözlerim açtım ve yağmurdan dolayı yüzüme yapışan saçlarımı geriye doğru iteklerken yanımda duran Kara'ya döndüm. "Çok güzel değil mi? İnsana huzur veriyor."
Genç adam yanında ki bütün güzelliği ile gülümseyen kadına baktı. Uzun zaman sonra bütün içtenliği ile karşısında gülümsüyordu. Yüzünde oluşan tebessüm ile yağmurun altında duran mavi gözlü kadını seyretti. O çok güzeldi. Çok güzel bir kalbe sahipti. Aynı zamanda çok güçlüydü, hayatın ona sunduğu bütün sınavları başarıyla geçmiş ve hepsine sabretmişti.
Genç adam bir kez daha fark etti bu kadının ne kadar güzel olduğunu. Hızlanan kalp atışları ona bir şeyler söylüyordu. Kadının baş döndürücü güzelliği kalbinin hızlanmasına sebep oluyordu. Bu zamana kadar kimsenin başaramadığı şeyleri karşısında duran kadın bir bakışıyla başarmıştı.
Daha ilk karşılaştıkları gece genç adam gördüğü mavi gözlerde huzuru tatmıştı. İçine bir ferahlık çökmüştü. O gece hayatını kurtaran mavi gözlü kadın şimdi onun hayatıydı.
Her ne kadar mavi gözlü kadın bunlardan bir haber de olsa.

Son cümlemi de defterime yazdıktan sonra kalemi defterim arasına koyarak defteri kapattım. Ellerimi şakaklarına koyarak yavaş hareketlerle masaj yapmaya başladım. Karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle birlikte ellerimi başımdan indirerek oturan kişiye baktım. Şeyda ellerini masanın üzerinde birleştirerek dikkatle yüzüme baktı. Gözlerimi kısarak masanın üzerinden ona doğru eğildim ve fısıltıyla konuştum. "Dökül." Bu anı bekliyormuş gibi hızlıca konuşmaya başladı. "Daha öncesinde bir yalanını yakaladığın birisini affeder misin?" Dudaklarımı büzerek omuz silktim. "Söylediği şeye bağlı," Göz kırptım.
"Hayırdır?" Sorduğum soru üzerine sessiz kalarak omuz silkti. Başını önüne eğdi ve elleriyle oynamaya başladı. "Yani kafamı kurcalayan birkaç şey var,"

"Ne gibi?" Elini havada salladı. "Aman boş ver," Gözlerini kısarak iyice masaya yaklaştı. "Sen beni bırakta anlat bakayım, dün gelenler kimdi?" Sesli bir nefes verdim. Arkama yaslandım ve Şeyda'ya olan bitenleri hiçbir noktasını atlamadan anlattım. Şeyda güvenerek her şeyimi anlatabileceğim çok sayılı insanlardı. Ben olanları anlatırken yeri geldi Şeyda güldü, yeri geldi şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. "Böyle oldu işte,"

"Oha!" Şeyda gülerek sırtını yasladı. "Kızım biz senin hayatını yazsak roman olur," Aklında her ne canlandıysa gülmesi daha da arttı. Gözlerimi devirerek gülmesine sessiz kaldım. "Yalnız," Karnını tutarak elini dudaklarının üzerine kapattı ve yalandan öksürdü."Şu Ceylan, çok şüpheli. Seni öldürmek istemesi falan çok tuhaf. Aklıma bir ihtimal geliyor o da: Ceylan zamanında Kara'ya aşıktı ama yurtdışına çıkınca aşkını itiraf edemedi şimdide evlenince kıskançlıktan çatladı,"
Kaşlarımı çatarak Şeyda'nın dediği ihtimali düşünmeye başladım. Kara'nın anlattığına göre Ceylan o zamanlar altı yaşındaydı. Altı yaşındaki bir çocuk aşkın ne olduğunu bilebilir miydi? "Bak tamam, hiçbir kişinin bir insanı öldürmeye kalkması için mantıklı bir sebebi olmaz."
Kafam gittikçe daha çok karışıyordu. Gözlerimi kapatarak başımı geriye doğru attım. "Baksana, öğle arası oldu yeni bir kafe açılmış oraya gidelim mi?"
Gözlerimi açarak başımı olumsuz anlamda salladım.
Şeyda aldığı olumsuz cevap ile dudaklarını büktü. "Lütfen Mavi, bir kere. Orayı çok merak ediyorum," Gözlerim devirerek ayar kalktım. "Üzerimizi değiştirip çıkalım." Şeyda sevinçle ayağa kalkarak el çırptı. Onun bu çocuksu heyecanı yüzümde bir tebessüm oluşturmuştu. Kantinden çıkarak ilk önce soyunma odasına uğramış üzerimizi değiştirmiş ve oradan da Şeyda'nın gitmek istediği o kafeye giderek siparişlerimi vermiştik. Şimdi de sessizce siparişlerimizin gelmesini bekliyorduk.
Can sıkıntımı geçirmeyen telefonu kapatarak çantamın içerisine attım. Karşımda oturan Şeyda'ya baktım. Gözlerini arkamda bir noktaya dikmiş dikkatle oraya bakıyordu. Kaşlarım çatılırken arkama dönmek üzere bir hamlede bulundum. Ancak Şeyda benden önce davranarak kolumdan yakaladı ve arkamı dönmemi engelledi. Kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatıldı."Mavi,"
"Şeyda?" Kolumu bırakarak sessizce bir şeyler mırıldandı. "Bir şey diyeceğim ama sakin olacaksın tamam mı?"
"Tamam?" Gözleri kısa bir an arkamdaki noktaya değdi. "Kara burada," Şaşkınlıkla arkama dönmek için hareketlendiğim sırada Şeyda tekrardan kolumdan yakaladı ve beni bir kez daha engelledi. "Ama yanında bir kadın var." Cümleyi idrak edemeyerek durdum. Kara burada bir kadınla baş başaydı? Gözlerimi art arda kırparak karşımda korkuyla dudaklarını dişleyen Şeyda'ya baktım. İşaret parmağımla omzumun üzerinden arkayı işaret ettim. "Kara ve bir kadın baş başa burada?"
Şeyda hızlıca başını aşağı yukarı salladı. Gözlerimi yumarak derin bir nefes aldım. Hızlıca oturduğum yerden kalkarak Şeyda'nın yanındaki sandalyeye oturdum. Kara ve karşısında oturan kadına baktığımda kalbim duracakmış gibi oldu. Bir an nefes alamadığımı hissettim. Kara ve Ceylan baş başa yemek yiyorlardı.
Cebimdeki telefonu çıkartarak rehbere girdim ve Kara'nın isminin üzerine tıkladım. Telefonu kulağıma dayayarak gözlerimi üç masa ilerimizde bulunan Kara'nın üzerine diktim. Kulağımda çalmaya başlayan telefonla eş zamanlı olarak Kara elini cebine attı ve telefonunu çıkardı. İşaret parmağını havaya kaldırarak Ceylan'dan izin istedi ve telefonun ekranına baktı. Bir süre ekrana baktıktan sonra telefonu ters çevirerek masanın üzerine koydu.
Hayal kırıklığı ile telefonu kulağımdan indirdim. Boğazıma oturan yumruyla birlikte gülümseyerek Şeyda'ya döndüm. Tüm nefretiyle karşımızda oturan ikiliyi izliyordu. "Tekrardan ara Mavi," Sorgulamadan tekrardan Kara'nın numarasını çevirdim. Bütün hayal kırıklığı ile telefonu kulağıma dayadım. Kara masanın üzerinde bulunan telefona uzandı, ekranda arayan isme baktı. Ceylan'a kısa bir şey söyledikten sonra telefonu açarak kulağında dayadı. "Efendim?"
"Neredesin Kara?"Sorum üzerine Kara kısa bir an sustu. "Yalın'ın yanındayım Mavi, bir sorun mu var?" Burukça gülümsedim. "Yok, sadece merak ettim."
"Yalın çağırıyor, evde görüşürüz." Telefonu kapatarak masanın üzerine bıraktım. Yanımda oturan Şeyda yan dönerek merakla yüzüme baktı."Yalın'ın yanındaymış," Şeyda'nın ağzı şaşkınlıkla aralanırken Kara ile Ceylan'ın oturduğu masaya baktı. "Ben bunu mahvederim!" Ayaklandığı sırada kolundan yakalayarak geri oturması için çekiştirdim. "Bırak Mavi ya! Enişte dedik bağrımıza bastık! Adamın yaptığına bak sen!"
"Şeyda otur lütfen,"Yüzüme kısa bir baktıktan sonra omuzlarını düşürerek yerine oturdu. "Yanındaki kadını hiç gördün mü?" Burnundan sert bir nefes verdi. "O kadın Ceylan," Şeyda'nın gözleri aniden beni buldu. Şaşkın gözleriyle ciddi olup olmadığımı ölçmek için yüzümü taradı. Ancak değişmeyen yüz ifadem ile yüzünde belli bir hayal kırıklığı yer edindi.
"Şaka yapmıyorsun," Başımı olumsuz anlamda salladım. "Burada böyle oturacak mıyız Mavi? Bu yaptıklarına göz mü yumacağız?" Sessiz kaldım."Sessiz kalma Mavi. Bir şeyler yapmalısın, o kadının karşısında oturan senin kocan."
Sahte kocam.
Diye içimden düzelttim. Yanımızdan geçmekte olan garsonu fark edince hızlıca elimi kaldırdım. "Bakar mısınız?" Garson başını hafifçe sallayarak yolunu değiştirdi ve bulunduğumuz masanın yanına geldi. "Buyurun?" Kara ve Ceylan'ın oturduğu masayı işaret ettim. "O masaya iki soğuk su götürür müsünüz, suları onların hesabına yazarsanız sevinirim." Garson başını olumlu anlamda sallayarak yanımızdan ayrıldı.
"Soğuk su?" Şeyda'nın sorusunu cevapsız bırakarak karşımda oturan ikiliye baktım. Ceylan bir şeyler anlatıyor Kara da bütün dikkatiyle onu dinliyordu. Burnumdan sert bir nefes alarak kendimi sakin tutmaya çalıştım.
Çok kısa süre sonra Kara ile Ceylan'ı izlerken görüş açıma suları taşıyan garson girdi. Garson tepsideki suları bıraktıktan sonra gitmek için arkasını dönmüştü ki Kara garsonu kolundan yakalayarak durdurdu. Kara garsona bir şeyler söyledikten sonra garson bizim bulunduğumuz masaya döndü ve gözleriyle beni işaret etti. Kara'nın gözleri mavilerimle kesişince el salladım. Gözleri şaşkınlıkla büyürken garsona bir şey dedi ve hemen ardından bana doğru yürümeye başladı. Hızlıca oturduğum yerden ayaklanarak masanın üzerinde duran telefonumu alarak Şeyda'ya döndüm.
"Hadi çıkalım." Şeyda da benimle birlikte ayaklanırken hızlı adımlarla kafeyi terk ettik. "Mavi!" Arkamda duyduğum o sesle birlikte durdum. Şeyda da benimle birlikte olduğu yerde durdu. "Mavi!" Şeyda'ya dönmeden konuştum. "Gidelim." Bir-iki adım atmıştım ki kolumdan yakalanmamla durdum. Tutan kişiyi bilmeme rağmen arkamı dönmedim. "Bırak kolumu."
Uyarımı dikkate almayarak kolumu tutmaya devam etti. "Sana bırak dedi!" Şeyda'nın araya girmesiyle birlikte arkamı dönmek zorunda kaldım. Şeyda tam Kara'nın üzerine atlamak için hazırlanıyordu ki son anda onu yakalayarak engelledim. "Şeyda,"
"Bırak Mavi ya! Sen bir şey yapmıyorsun bari ben yapayım! Şunun yaptığına bak!"
"Gidelim Şeyda,"Kara'ya baktım. Gözleri ona baktığımı fark etmiş olacak ki benimle buluştu. Yüz ifadesi çok farklıydı. Gözleri farklı bakıyordu. Dili susmuş gözleri konuşuyordu. Onun aksine gülümsedim. "Teşekkür ederim." Bakışları değişirken Şeyda'nın kolunu kavrayarak yürümeye başladım.

Can sıkıntısıyla kucağımdaki kumandayı alarak kanalı değiştirdim. Sıkıntıdan ölmek üzereydim. Bugün nöbetim yoktu ve üstüne eve erkenden gelmiştim. Çoktan güzel bir duş almış, kendime yemek hazırlayarak karnımı doyurmuştum. Şimdide can sıkıntımı geçirmek için televizyona bakınıyordum. Ancak doğru düzgün hiçbir şey yoktu.
Can sıkıntısıyla kanallarda gezmeye devam ederken evin içerisinde yankılanan kapı sesiyle duraksadım. Kumandayı tutan elim havada kalırken seslere kulak kesildim. Anahtar askıya asıldı, montun fermuarlı açıldı, adım sesleri yaklaştı ve sesler kesildi. Televizyonu kapatarak kumandayı koltuğun üzerine bıraktım ve salondan çıkarak mutfak balkonuna çıktım. Arkamdan kapıyı kapatarak rastgele bir yere oturdum.
Oturduğum yerde dizlerimi kırarak karnıma doğru çektim, kollarımı dizlerime sararak başımı üzerine koydum ve gökyüzünde bütün ihtişamıyla duran yıldızlara baktım. Benim hayat arkadaşlarıma baktım. Bunca zaman dertlerimi dinleyen, beni yalnız bırakmayan arkadaşlarım.
Duyduğum kapı sesiyle birlikte başımı çevirerek gözlerimi yumdum.
Bugün ki yaşanan olayı hâla kabullenebilmiş değildim. En beklenmedik kişiden en beklemediğim şeyi yaşamıştım. En nefret ettiğim şeylerden birisini yapmış ve yalan söylemişti. Sadece tek bir yalanla bende ki bütün güvenini yerle bir etmişti.
Bugün bir kez daha kimseye güvenmem gerektiğini büyük bir hayal kırıklığı ile öğrenmiş oldum. "Bir şey demeyecek misin?" Kulağa melodi gibi gelen sesiyle birlikte içime bir nefes çektim. Gözlerimi açtım. Sustum. "Susma Mavi, gerekirse bağır ama susma. Susman daha çok canımı yakıyor."
Başımı dizlerimden kaldırarak sessizce yüzüne bakmaya devam ettim. Yüzünde pişman olmuş gibi bir ifade vardı. Her şey olup bittikten sonra pişman olmak işe yarar mıydı? "Emin olmam gereken bazı şeyler vardı Mavi, o yüzden buluştuk."
"Tamam."ve ruhsuz çıkan sesime karşı afalladı. Ayağa kalkarak onu balkonda kendi başına bıraktım. Yalan söylemenin mantıklı bir açıklaması olamazdı.
Odama girerek ayağımla kapıyı itekledim."Mavi," Arkamda duyduğum Kara ile sakin kalmaya çalışarak ona döndüm."Neden bir şey demiyorsun?" Gülerek ellerimi iki yana açtım."Ne dememi bekliyorsun Kara? Bravo tebrik ederim çok güzel yalan söyledin! Orada olmasaydım bu yalanı yiyecektim! Ağzına sağlık mı diyeyim? Ne diyeyim?"Sinirimi çıkarmak istercesine sertçe saçlarımı karıştırdım. "Neden yalan söyledin Kara? Neden bir kez daha kimseye inanmamam gerektiğini gösterdin bana? Neden bunu yaptın bana?"
Ellerini uzatarak adım atmasıyla eş zamanlı olarak geriye adımladım."Sana güveniyordum ben! Kimseye güvenmediğim kadar güvenmiştim! Sorun Ceylan'la buluşman değil! Sorun bana kolayca yalan söylemen! Yalan söylemek bu kadar basit mi?"
"Mavi yemin ederim kötü bir amacım yoktu. Sadece kendim halletmek istedim, seni bu işe karıştırmadan halledip kaldırmak istedim. Seni yormak istemedim." Küçük çaplı bir kahkaha attım. "Güvenimi yıktın Kara! Ya en azından aradığımda yalan söylemek yerine küçük bir açıklama yapabilirdin!" Ellerimi bir kez daha saçlarımın arasından geçirdim. Onları yolmak istercesine tüm gücümle asıldım. "Ne geçti eline? Halledebildin mi işini?"
Sessiz kalması üzerine yüzümü sıvazladım. İşaret parmağımla odanın kapsını gösterdim. "Çıkar mısın?" İtiraz etmek için harekete geçtiği sırada onu engelledim. "Çık!" Geri geri adımlayarak odadan çıktı ve sessizce kapıyı kapattı. Sinirle çığlık attım. Kimin ne düşüneceğini umursamadan özgürce bağırdım. Etrafımda ne bulduysam elime gelen her şeyi rastgele fırlatmaya başladım. "Yeter artık! Bıktım!"
Belime dolanan kollarla birlikte hareketlerim kısıtlanmıştı. Belimdeki kollardan kurtulmak için çırpınmaya başladım."Bırak beni! İstemiyorum seni! Sende bana yalan söyledin! Neden kimseye güvenemiyorum ben? Neden üzülen hep ben oluyorum? Bıktım artık!"
Gözlerimden akmaya başlayan yaşlarla hareket etmeyi kestim. Çaresizce ağlamaya başladım. Dizlerimde bulamadığım güçle yere düştüm. Sırtımı benimle birlikte yere oturan Kara'nın göğsüne dayadım. "Neden kimse beni umursamıyor? Neden hep en sonunda üzülen kişi ben oluyorum? Benimde bir kalbim var, insanım ben. Her şeyi kaldıramam ki."
"Özür dilerim, özür dilerim. Hata yaptım, özür dilerim." Saçlarımın üzerinde hissettiğim dudaklarıyla birlikte gözlerimi yumdum. Saatlerce o şekilde orada oturmaya devam ettik. Ben kendi içimde hayatı sorgularken, Kara benden defalarca kez özür diledi.
Yine üzülen ben olmuştum. Mutlu olmak için adım attığım her seferde hayat bana çelme takarak yere yapıştırmıştı.