12. bölüm · Mavi ve Siyah

11. Bölüm

Amaya Xxxx

Kara'dan;

Ellerimin arasında bulunan telefonu sinirle sıktım. Dişlerimi etime geçirirken kendimisakin tutmak için fazladan çaba sarf ediyordum. Kendimi sıkıyordum. Eğerkendimi tutmazsam sonunun nasıl biteceğini çok iyi biliyordum. Hersinirlendiğimde bir şeyleri yıkıp döküyordum elimde olmadan. Bazen bir camıbazense bir kalbi. Gözlerimi kapatıp açarken burnumdan sert bir nefes verdim.Gözlerimi sağımda oturan Yalın'ın üzerine diktim. Anlatması gereken şeylervardı ancak çekiniyordu. Kendimi kaybetmemden korktuğunu biliyordum.Kaldıramayacağımdan korktuğunu da biliyordum. Onu tanıyordum, kendimi de."Hemşire öttü,"Susmasıüzerine dik dik bakmaya devam ettim. Devam etmek istemediğini belli ederekyanında oturan Can'a baktı. Can dudaklarını kemirirken istemeden de olsaYalın'dan lafı devraldı."Kara...hemşireye seni zehirlemesi için tehditeden kişi," Can'ın dasusması üzerine sinirle gözlerimi yumdum. Bu ikisinin dünyaya gönderiliş amacıkesinlikle beni sinir etmek içindi. Bunun başka bir açıklaması olamazdı. "Söyleyinartık yoksa ikinizin de boğazına yapışmama ramak kaldı,"Elimdekitelefonu daha fazla sıkmamla birlikte parmak boğumlarım beyazlamıştı. Sabrımtükeniyordu. Söylediğim bir etki yaratmış olacak, ki Can taramalı tüfekgibi hızlı konuşmaya başladı. "İşte bu hemşireyi tehdit eden kişibabanmış. Seni zehirlenmesini istemiş, hemşire böyle bir şey yapmayı reddedincede onu kardeşiyle vurmuş. Kızı sıkıştırmış işte," Can susarak derinbir nefes verdi.

Yalın dişlerini dudağına geçirirken Can'a bakıyordu. Can derin bir nefes verirkenrahatlayarak arkasından yaslandı. Üzerimdeki yük bir anda kayboldu ve daha ağırbir yük bindi. Boğazıma bir yumru oturdu, yutkunamadım. Güldüm, o an sadecegüldüm. Beklediğimkişiler arasında babamda vardı ancak buna ihtimal vermek istememiştim. Bu kadar ileriye gitmesini istememiştim. Beni şaşırtsın istedim. Hayatımda ilk defayanılmak, kaybetmek istedim belki de. Ama yanılmadım. Bazen en acı vericişeylerden birisi de buydu. Biz insanlar her konuda haklı çıkmak isteriz ancakbazen öyle zamanlar geliyor ki keşke diyorsun, keşke yanılmış olsam da o böylebir şey yapmamış olsaydı. Acıyla gözlerimi yumdum. Dilimi alt dudağımınüzerinde gezdirdim."Neyapacaksın?" Gözlerimiaralayarak soruyu yönelten Yalın'a baktım. Cevap vermeden baktım. Oturduğumsandalyeyi geriye sürükleyerek ayağa kalktım."Buişe son vermeli. Abartıyor." Benimle beraber Yalın ile Can'daoturdukları yerden kalktılar. Yalın'ın ofisinden çıkarak koridorda yürümeyebaşladım. Arkamda duyduğum adım sesleri ile bir anda durdum. Sırtımaçarpan şeyle kaşlarım havalanırken merakla arkama döndüm. Can, elleriyleburnunu tutmuş ağzının içerisinde bir şeylermırıldanıyordu. "Anlamadım kardeşim?" Can, elini burnundançekerek avucuna baktı. Temiz olduğunu görünce rahat bir nefes verdi.

Sonunda benim ona baktığımı fark ederek bakışları beni buldu. Dediğim şeyi daha yeni anlamış olacak ki gözlerini devirdi. "Aytamam benim suçum." Tekrardan önüme döndüğümde peşimden geldiklerinihatırlayarak durdum. Gene sırtıma bir şey çarpması ile hızla arkama döndüm. Canbu sefer alnını tutuyordu. "Ay yeter be!" Tek kaşımıkaldırarak Can'ı izlemeye koyuldum. Azarlamam için Can'ın kendine gelmesinibeklemeye koyuldum. O sırada gözlerim Can'ın yanında dikilen Yalın'akaydı. Endişeli ve yorgun gözlerini,alnını ovcalamakla uğraşan Can'a dikmiş öylece duruyordu. "Can seneve kızların yanına git," Can'ın bakışları anlık olarak bana dönse deyüzünü buruşturarak alnını ovmaya kaldığı yerden devam etti. İşaretparmağımı Yalın'a doğrulttum."Sende hemşireyle ilgilen. Babamınbulamayacağı bir yere mı yerleştirirsin, gerekli yardımı mı yaparsın artıkorası sana kalmış. Güvende olduklarından emin olmadan gelme," Yalındediklerimi başıyla onaylamakla yetindi. Son kez karşımda duran ikiliyebaktım. "Ben gidiyorum ve peşimden gelmiyorsunuz. "İkisine deson uyarımı yaptıktan sonra arkamda bırakarak spor salonundan çıktım. Otoparktabulunan Yalın'ın arabasına atlayarak yola çıktım. Kendi arabam evin önünde duruyordu. Yalın arabasını almamı sorun edeceğini düşünmüyorum. Ne de olsabirkaç saate geri yerine koymuş olacaktım. Stresle parmaklarımıdireksiyonunun üzerinde hareket ettirdim. Aylar sonra o eve gidecek olmak... Beni fazlasıyla strese sokuyordu. Unutma Kara, oraya gidince sakin oluyorsun.

Derin derin nefesler alarak kendimizi sakinleştiriyorduk. Annen içinKara. Unutma. Arabayıaylardır önünden bile geçmediğim o evin önüne park ettim. Çocukluğumun geçtiği,büyüdüğüm, defalarca kez düştüğümde canımın acısından dolayı ağladığım, mutluolduğumda kahkahalarımın yankılandığı o eve baktım. Baktım ama artık eskişeyleri göremedim. Sanki gözlerimin önüne bir perde inmiş ve her şeyi görmemişengelliyordu. Bir andakapının önünde beliren iki bedene baktım. Bu benim on yedi yaşımdaki halimdi.Karşımda ise babam vardı. Her zamanki gibi saçları ve sakalları toplu, ütülükıyafetleri üzerindeydi. On yedi yaşım başını önüne eğmiş babasınınbağırışlarını dinliyordu. Ağlamamak için kendini sıkıyordu. Peki babasıneden oğlunu azarlıyordu? Sadece bahçede top oynamak istediği içinazarlıyordu. Güldüğü için azarlıyordu. Gözümünönündeki bedenler buhar olarak kayboldular. Bu sefer on bir yaşım ve annem belirdi. Annem elindeki peçeteyle sarılı olan keki gülümseyecek uzattı. Onbir yaşım yüzünde oluşan kocaman gülümsemeyle annemin kendi elleriyle yaptığıkeki aldı. On bir yaşım keki büyük bir mutlulukla yemeye koyulurken annemhafif eğilerek on bir yaşımın başını okşamaya başladı. O sırada bahçeye girenaraba ile annem elini hızla on bir yaşımın saçlarından çekti. Gözlerimiacıyla yumdum. Sımsıkı yumdum. Kısa birsüre sonra gözlerimi açtığımda kapının önünde kimse yoktu. Ciğerlerimederin bir nefes çekerek arabadan indim. Kapının önüne gelince durdum.Kahverengi ahşap kapıya baktım. Kapının üzerine kazınmış olan K harfine baktım.Elimi harfe dokunmak için uzattığım sırada kapının açılması ile geri indirmek zorunda kaldım. Kapıyı açan Sümbül teyzeye gülümsemeyeçalıştım.

"Buyur evladım kime bakmıştın?" Sümbül teyzenin kurduğu cümle gerçek bir tebessüm etmemi sağladı. "O kadar değişmiş miyim be Sümbül Sultan?" Sümbül teyzenin gözleri irileşirken ellerinidudaklarının üzerine hızla kapadı. "Deli oğlan sen misin?" Gözlerimi kısarak göğsümü kabarttım. "Ta kendisi," Sümbül teyze ellerini dudaklarının üzerinden indirerek gülümsemesini saklamadı."Oy benim deli oğlanım nasıl da özlemişim," Sümbül teyze yanaklarımısıkıştırırken kulaklarıma ulaşan topuk sesleri ile gözlerim Sümbül teyzenin arkasına kaydı. Sümbül teyze de topuk seslerini duymuş olacak ki ışıkhızıyla benden uzaklaştı. Sümbül teyzenin arkasında beliren annem beni fark etmesiyle şaşkınlıkla olduğu yerde durdu. Bir kapının önünde dikilenbana bir de önünde duran Sümbül teyzeye baktı. "Sümbül ben doğru mugörüyorum?" Sümbül teyze yüzündeki kocaman gülümsemesi ile başını salladı. "Doğru görüyorsunuz," Annem şaşkın gözlerini Sümbül teyzeye çevirdi. "Hadiama Yasemin Sultan o kadar geldim," En gerçekçi gülümsemem ile anneme kollarımı açtım. Annemin yüzündeki gülümseme iyice büyürken açtığım kollarımınarasına girdi. Kollarımı annemin beline sararak başımı omzuna gömdüm.Saçlarımın arasında hissettiğim parmaklar ile huzurla gözlerimikapattım. "Gelinim na-" "Kimlerigörüyorum?"Annemin cümlesini bölen o kalın ses ile gözlerim anında açıldı.Başımı annemin omzundan kaldırarak annemin yüzüne baktım. Annem korkmuş birşekilde yüzüme bakarken gülümsememi bozmadım.

Kollarımı yavaşça annemin belinden uzaklaştırdım. Her zaman duygularımı saklamama yardımcı olan o ukala sırıtmamı takınarak merdivenlerinbaşında duran babama baktım. "Beklemiyordun değil mi? Üzgünüm Tarık Bey, ancak vermeniz gereken bir hesap var," Babamın yüzü değişirkenyanımda duran anneme baktı. Annem anında bakışlarını babamdan çekerek Sümbülteyzenin yanına geçti. Sümbül teyzenin koluna girerek mutfağa girdiler. Şu anonların orada bulunması daha iyiydi. Kapattıkları kapıdan gözlerimiayırarak babama baktım. "Odama geçelim," Benden herhangibir cevap beklemeden arkasını dönerek gözden kayboldu. Gözlerimi devirerekpeşinden ilerledim. Açık olankapıdan girerek masanın önünde bulunan tekli siyah deri koltuklardan birisineoturdum. Arkama yaslanarak rahat bir ifadeyle ellerini kucağımda kenetledim.Babam tip tip oturuşuma bakarken bakışlarını umursamadım.

Sandalyesindearkaya yaslandı. "Neymiş o hesap?" Dudaklarım yavaşçayukarıya kıvrıldı. "Beni zehirleyerek eline geçecekti?" Sorum iledudakları alayla kıvrıldı.Masanın üzerinde eğilerek sırıttı."Zekisin,bunu da biliyorsundur sen. Beni yormana gerek yok,"Arkasına yaslanaraksırıtmaya devam etti."Aslında, biliyor musun? Senin bu akıllı halleriniseviyorum. En azından beni yormuyorsun," Başımı hafifçesalladım. "Elimde büyük bir koz var Tarık Bey. Kullanırsam neolur?" Babamın aniden değişen yüzüne baktım. Gülmemek içindudaklarımı birbirine bastırdım. Alaylı ifadesi toz olmuştu. Şu an karşımda çokciddi bir adam vardı. Açıkçası bu kadar çabuk tuzağıma düşeceğini beklemezdim.Elimde bir koz falan yoktu. Babamın tuzağıma düşmesinin verdiği keyiflegenişçe sırıttım. "Ne biliyorsun?" Gözlerimikısarak düşünür gibi yaptım."Dur bakalım ne biliyorum?"İşaretparmağımı çeneme vurarak gözlerimi odada gezdirdim.

Aklıma bir şey gelmiş gibi yaparak hızlıca babama döndüm."Ah buldum!" Geri kaşlarımıçattım."Sanabunu neden söyleyeyim ki? Böyle gazete manşetlerinde büyük harflerle görmenvarken," "Elindehiçbir şey yok," Yüz ifadesi gittikçe değişiyordu ve bu beni daha çokkeyiflenmemi sağlıyordu.Omuz silkerek dudaklarımı büktüm."Senkendini kandırmaya devam edebilirsin. Yakında kendini gazetede görmeyehazırlansan iyi olur," Ellerimi koltuğa vurarakayaklandım. "Eğer bir daha bana karşı bir hamle yapmaya kalkarsandaha akıllıca davranmanı tavsiye ederim. Bunlar hiç zevkvermiyor," Elimi başıma götürerek asker selamıverdim. "Kötü günler!" Babamıarkamda bırakarak odasından çıktım. Merdivenin son basamağını da inmek üzereyken arkamda duyduğum kalın sesile durdum."Akşam davet veriyorum. Senin ve gelinim için biricik(!) oğlum.Sakın geç kalma." Sırtım onadönük dururken gözlerimi kapattım. Sessizce derin bir nefes vererek gözlerimiaçtım. Zordu. Her şeye rağmen burada olmak, babama karşı olmak zordu.Duygularımı saklamaya çalışmak ise en zoruydu. Yüzümün aksine sesimi keyiflituttum. "Bunu asla kaçırmam." Başka birşey demeden evden çıktım. Evin önünde bulunan arabaya bindim.Gazabasarak hızla evin önünden çıktım. Sahile gelincearabayı uygun bir yere bırakarak kayalıklara yöneldim. En uçta bulunan kayalığaoturarak karşımdaki hırçın denize baktım. Denizin maviliği bana Mavi'ningözlerini anımsatmıştı. Derin mavi gözlerini. İnsanın kendisini kaybolmasınısağlayan o mavi gözlerini. Gözlerimi yumarak denizin kokusunu içimeçektim. ...

18 yılönce;

"Anne bak üç kere sektirebildim!"Elimdeki topu kucağıma basarak olduğum yerde zıplamaya başladım. Mutfağın canımdan annemin başı gözüktü. Annem gülümseyerek elimdeki topa baktı."Aferimbenim akıllı oğluma!" Annemin kurduğu cümle karşısında yüzümdeki gülümseme kocaman oldu. "Bak bir daha yapacağım!" Annemdirseklerini camın önünde bulunan mermere yaslayarak beni seyretmeye koyuldu.Kucağımdaki topu ayak ucuma atarak sektirmeye başladım. Taşlarıezen tekerlek sesi ile top sektirmeye bıraktım. Annemin korku dolu gözleribahçeye giren arabaya döndü. Gelen kişinin babam olduğunu anlayınca aceleylebana baktı."Karaçabuk eve annem!"

Gözlerimi art arda kırparak anneme baktım. Annem yüzündeki korku dolu ifadeyle öylece duran bana baktı. Yerde duran topumualarak eve doğru koşmaya başladım. Kapıya varmak üzereyken ayaklarımınyerden kesilmesiyle çırpınmaya başladım. "Bırakbeni!" Kapıyı açan Sümbül teyze başını yerden kaldırmadan kapınınkenarında duruyordu. "Sümbül teyze kurtar beni canavardan!" "Canavarha?!"Duyduğumkalın ses ile gözlerim doldu."Bırakbeni kötü korkunç canavar!" Canavarın elleri arasında çırpınırkenayaklarımın yere değmesi ile koşmaya yeltendim. Ancak canavarın tutması ilekaçamadım. "Bana bak bücür seni mahvederim! Duyuyor musunbeni?!" Omuzlarımdan şiddetle sarsması ile ağlamayabaşladım. "Kes zırlamayı! Kes!" "Kötüsün sen! Sen neden diğer çocukların babası gibi değilsin?!" Yüzümetiksinerek baktı ve omzumdan itekledi. "Sümbül Hanım! Çıkart şunuodasına gözüm görmesin! Bugün su dahi verme!" Canavar eve girerekgittikten sonra Sümbül teyze yanıma gelerek beni kucağına aldı. YüzümüSümbül teyzenin omzuna koyarak hıçkırdım. "Ben bir şey yapmadımSümbül teyze. O çok kötü," Sümbülteyze merdivenlerden çıkarken saçlarımı oynamaya başladı."Biliyorumkuzum sen bir şey yapmadın,"Sesi boğuk geliyordu. Ağlamam yavaşlamıştı. Burnumu çekerek başımı Sümbül teyzeninomzundan kaldırdım. Onun dolu gözleriyle karşılaştım."Benyarına kadar aç mı kalacağım?" Sümbülteyze benim odama gelince beni kucağında indirerek yatağıma oturttu.Yatağauzanmamı sağladı. Elini saçlarıma çıkararak terden alnıma yapışan saçlarımıparmaklarıyla taradı."Hayırkuzum benim, sen şimdi biraz uyu ben sana getireceğim," Burnumuçektim. "Ama canavar görürse bağırır," Sümbül teyzegülümsedi. "Merak etme sen, gizlice getiririm ben. Canavar görmeztamam mı?" Başımıolumlu anlamda salladım.Sümbülteyze yanımdan kalktı. Dolaptan bir tane örtü alarak yanıma geldi. Örtüyüüzerime örttükten sonra alnıma bir öpücük kondurdu."Şimdiyum bakalım gözlerini. Uyandığında yanında olmuş olacağım," "Gerçekten olacak mısın?"Sümbülteyze başını olumlu anlamda salladı.Gülümseyerek gözlerimi kapattım. ...

Şimdikizaman;

Yanağımadoğru süzülen yaşı hızlıca elimin tersi ile sildim. Gözlerimi açarak gökyüzünediktim. Bir gün bunların hepsinin bedelini ödetecektim. İçimdeki o ateş gündengüne daha çok harlanıyordu. Babam kendi elleriyle yaktığı o ateşi, kendielleriyle harlıyordu. Sonunda ortaya çıkardığı bu ateşten yanacak olan tek kişiise yine oydu. Hiçbir şey karşılıksız kalmazdı. Aklımagelen Mavi ile cebimden telefonumu çıkartarak numarasına tıkladım ve kulağımadayadım. Üçüncü çalışta telefon açıldı ve Mavi'nin sesiduyuldu. "Alo?" Yüzümde oluşan tebessümle birlikte sesimiolabildiğince iyi tutmaya çalıştım.

"Maviş? N'aber?" Derinbir nefes verdi ve birkaç hışırtı duydum. "Oturuyorum Kara," "AnladımMaviş,"Sol bileğimde takılı olan saate baktım. Saat yediye geliyordu. "Sekizdeseni almaya geleceğim, hazırlan bakalım," "Nehazırlanması? Nereye?"Meraklı ses tonuna karşı yüzümdeki tebessümbüyüdü."Bugece davet varmış. E davet ettiler bir gidelim bakalım," Bir süresessiz kaldı. Şu an bir şeyler düşündüğüne eminim. "Pekala,kapatıyorum ben. Hazırlanayım o zaman," "Tamamdır Maviş, saat sekizde bak," "Tamam Kara anladım. Görüşürüz."Telefonun kapanması ile kulağımdan indirdim.Elimde kapalı bir şekilde duran telefonun ekranına baktım.Bana neler oluyorduböyle? Neden Mavi'nin sesini duyunca rahatladım ve huzurlu hissettim?Kaşlarımı çatarak gözlerimi art arda kırptım.Kendine gel Kara! Kendine gel!

————

Eğer buraya kadar yazım hataları yüzünden sinir olmadan okuyabildiyseniz tebrik ederim :,) nedenini anlayamadığım bir şekilde bazı kelimeler birleşmiş. Elimden geldiği kadarını düzenledim. Gözümden kaçan kısımlar olduysa, kusuruma bakmayınız lütfen :))