4. bölüm · Mavi ve Siyah
3. Bölüm
Dizlerimi karnıma doğru çekerek başımı dizlerimin üzerine koydum.
İçimi yokluyordum. Bir yaşam belirtisi arıyordum. Bulamadığım her bir yaşam belirtisinde umutlarım sönüyordu. Tek tutunduğum şey umutken o da tükeniyordu. Dudaklarımın arasından çıkan sıkıntılı nefes ile gözlerimi yumdum. Kalkıp hazırlanmam gerekiyordu. İstemeyerek de olsa camın önünden kalkarak dolabıma yöneldim. Sade bir kot ile tişört alarak üzerime geçirdim. Saçlarıma uğraşmak istemediğim için parmaklarımla taramakla yetindim sadece.
Odamdan çıktığımda ev oldukça sessizdi. Babam daha uyuyor olmalıydı. Sessiz adımlar ile evden çıktım. Sabah ayazının yüzüme çarpması ile burnumu çektim. Sokağın başında beni bekleyen Şeyda ile hüzünle baktım. "Günaydın." Bu sefer ilk konuşanın ben olmam şoku ile Şeyda yüzüme bakarken bozuntuya vermemeye çalışarak gülümsedi. "Günaydın Mavi,"
Ellerimi kot pantolonumun cebine yerleştirerek tekrardan burnumu çektim. Yol boyunca yine ikimizden de ses çıkmadı. Hastaneye gelir gelmez ilk olarak soyunma odasına yönelerek formalarımız ve önlüklerimizi giyindik. Hazır olduğumuza emin olduktan sonra her sabah toplanıp hastaların durumunu konuştuğumuz odaya geçtik. Bizim ardımızdan birkaç dakika sonra Burak, Murat ve Sevde geldi. Hepsi yerlerine otururken Burak ile Murat gülüşüyorlardı. Onların her zamanki bu hallerini izlemekle yetindim. Yanıma oturan Sevde'ye göz ucuyla baktığımda gözlerimin kesişmesi ile zorunlulukla gülümsedim. Sevde'nin benim aksime samimi bir gülümseme yollaması ile istemsizce kendimi suçlu hissettim. "Saçmalama Burak!"
Murat'ın ani bağırışı ile yerimde sıçrayarak gülen ikiliye döndüm. Burak elindeki kahve bardağını uzun masaya bırakırken Murat'ın omzuna sertçe vurdu. Murat omzuna aldığı darbe karşısında birkaç adım sendelerken o da gülerek elindeki bardağını bıraktı ve Burak'ın koluna yumruk attı. Burak koluna yediği yumruk yüzünden yüzünü buruşturuyor diğer yandan da Murat'a söyleniyordu.
Odanın kapısının açılması ile hepimizin bakışları o tarafa doğru kayarken içeriye giren Şerif Hoca ile ayağa kalktık.
Şerif Hoca oturmamız için eliyle işaret etmesi ile geri yerlerimize oturduk. Karşımda oturan Murat ve Burak ikilisine baktığımda gülmeyi keserek ciddi bir hale büründüklerini fark ettim.
...
"Sonra işte ben önümdeki taşı görmeyeyim ayağım takılsın pat yerdeyim!"
Şeyda gülerek yaşadığı komik anısını anlatıyor ve ben dışındaki herkes gülüyordu. Ellerimin arasında bulunan boş karton bardağı çevirmeye devam ederken gözümün kenarıyla Şeyda'ya baktım.
Elindeki karton bardağı dudaklarına götürerek çayından bir yudum aldı. Benim ona baktığımı hissetmiş gibi bana baktı. Bardağı dudaklarından çekerek gülümsedi. Sahte bir gülümseme ile sadece beni kandırmaya çalıştı.
Ne kadar renkli olursan ol bir yanın hep siyahtır, demişti bir keresinde babam. O an ne demek istediğini tam olarak kavrayamamıştım belki de küçük olduğum içindi. Ancak şimdi Şeyda'yı görünce babamın ne demek istediğini daha iyi anlıyordum.
Ellerimin arasında duran karton bardağı ezerken ayaklandım. "Nereye Mavi?" Burak'ın yönelttiği soru ile durarak meraklı arkadaşıma baktım. "Son kez hastaların durumuna bakacağım, sonra da çıkarım."
Şeyda da ayaklanarak yanıma geldi. Gülümseyerek diğerlerine bir şeyler söyledikten sonra koluma girdi. Beraber kantinin çıkış kapısına doğru yürürken sağ tarafımda bulunan çöp kutusuna elimde ki karton bardağı attım."Nasıl hissediyorsun Mavi?"
Şeyda'nın bu anlamsız sorusu ile kaşlarım çatılırken anlamaz gözler ile ona döndüm.
Nasıl mı hissediyorum? Bir şeyler hissedebiliyor muydum? "Ölmüşüm ama yaşıyormuş numarası yapıyormuş gibi hissediyorum." Cevabım ile Şeyda'nın kolumdaki elinin yumruk olduğunu hissettim. Yüzümde ki hiçbir kas oynamazken soğuk olan sesim dudaklarımın arasından çıktı. "Sen nasıl hissediyorsun Şeyda?" Yüzündeki donuk ifadeden kurtulmaya çalışarak gülümsemeye çalıştı. "Bir siyah kadar yalnız."
Bir siyah kadar yalnız...
Siyah neydi? Siyah bir ah, bir ömür, bir savaştı.
İnsanların yarısından fazlasına 'siyah nedir?' diye bir soru yöneltilse çoğu; siyahın karanlık olduğunu, yalnızlık, korku, kötülük, yalan, ölüm, boşluk gibi daha bir çok şey sayardı.
Peki siyahın aslı neydi? Gerçekten sadece bunlardan mı ibaretti?
Siyah; en güzel aydınlık, yalnız insanları kucaklayan, kurtarıcı, aşktı. Aşk siyahtı. Aşk imkansızdı. Kanı kırmızı akan kalbin aralarına siyahın bulanmasıydı. İstesen de eski rengine gelmezdi artık.
...
Çoktan kontrol edeceğim hastaları kontrol etmiştim ve tekrardan kantine geri dönmüştüm. Şu anda çalıştığım hastane çok da büyük olmadığından gidebileceğimiz alanlar çokta fazla değildi. Masanın yanlarında bulunan boş sandalyeler baktım. Herkes işinin başındaydı. Parmaklarımı sıkıntıyla ritmik bir şekilde beyaz kaygan masanın üzerine vurdum. "Doktor!" Anlam veremediğim şey ile başımı kaldırarak kantinin girişine baktım. Siyah takım elbiseli bir grup adam bana doğru yürümeye başlayınca kaşlarım çatıldı. Bunlar ciddi ciddi bana doğru geliyorlardı.
Bana doğru gelen adamdan gözlerimi ayırmadan yanıma gelesiye kadar baktım. Adam masanın yanına geldiğinde sanki gözlerime bakmak istemiyor ama bakmak zorundaymış gibi baktı."Doktor musun sen?" Başımı kaldırmadan elimdeki kartın bardağı oynamaya devam ettim. "Evet?" Karon bardağı hareket ettirmeyi bırakarak başımı kaldırdım. Soğuk bakışlarımı adamın yüzüne çevirdim. "Bizimle geliyorsun." Derin bir nefes verdim ve oturduğum sandalyeyi geriye doğru itekleyerek ayaklandım. Ellerimi beyaz önlüğümün cebine koyarak karşımda benden oldukça uzun ve iri yapılı olan adamın gözlerinin içine baktım. "Nedenmiş o?"
"Bizimle gelmek zorundasın."Başımı ukala bir tavırla 'anladım' şeklinde salladım.
"Gelmiyorum, öyle bir zorunluluğum yok. Çok istiyorsan bir doktor bulursun, burası bir hastane değil mi? Benden daha iyilerini de bulursun." Ellerimi iki yana doğru açtım ve yüzüme hiçte samimi olmayan o gülümsemelerimden birisini takındım.
Adama arkamı dönerek sandalyeye oturmak için hareket ettiğim sırada dirseğimden tutulmam ile reflekse adamın elini kavrayarak büktüm ve dizine tekme attım. Adam beklemediği bu atağım karşısında acı ve şaşkınlıkla dizlerinin üzerine çöktü. Başka bir adamın üzerine doğru gelmesi ile bıkkınca nefes vererek adamı yakalarından kavradığım gibi kafamı yüzüne gömdüm. Duyduğum çıtırtı sesi ile yüzümü buruşturdum. Galiba burnu kırılmıştı. "Mavi!"
Kulağıma ulaşan tanıdık ses ile kantinin kapısına baktım. Murat, Burak, Sevde ve Şeyda diğer insanlar gibi şaşkınlıkla bana bakıyordu. Önlüğümün yakasından geriye doğru çekilmem ile ensemdeki eli yakalayarak çevirdim. Bu hamlem adamda çok da bir etki yaratmazken hızlı karın boşluğuna dirseğimi geçirdim. Öne doğru acı ile eğilmesi ile bu seferde dirseğimi burnuna geçirdim. "Kesin!" Gür sesin kantinin içerisinde yankılanması ile adamlar oldukları yerde durdu. Yerde yatan adamlara baktığımda aslında durumlarının çokta kötü olmadığını fark ettim. "Doktor acil bizimle gelmen gerekiyor."
Tokamdan fırlayan saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken omuz silktim.
"Kibar bir şekilde istersen neden olmasın." Adam sesli bir nefes verdi. "Doktor Hanım rica ediyorum bizimle beraber gelir misiniz?"
"Tamam."Cevabımla şaşıran adamı es geçerek kantinin kapısında duran dörtleye dönerek yerdeki adamları işaret ettim."Siz bunları halledersiniz."
Yanımda duran adama beni takip etmesi için el hareketi yaparak kantinden çıktım.
Adam sessizce bana ayak uydururken her ihtimale karşı hazırda duran acil yardım çantalarından birisi aldım. Arkama dönerek adama baktım. "Gidebiliriz."
"Takip edin beni."Adam önde ben arkada hastaneden çıkarak siyah bir minibüse bindik. Kısa süreli yolculuğun sonunda arabanın siyah tek katlı bir evde durması ile adam arabadan inerek beni beklemeye başladı. Arabadan inerek adamın arkasına takıldım ve eve girdim. Adam büyük salon gibi bir yere girdiğinde duyduğum ses ile olduğum yerde durdum. "Getirdin mi Yavuz?"
Karşımda endişeli bir Yalın ile şaşkınlıkla bir Yalın'a bir de önümde dikilen adama baktım. Adam aniden kollarını arkasında birleştirdi."Getirdim abi."
"Çıkabilirsin Yavuz sağol, bundan sonrası bende."Adamın gözden kaybolması ile şaşkınlıkla Yalın'a bakmaya devam ettim."Neler oluyor Allah aşkına?!" Yalın eliyle 'gel' işareti yaparak yürümeye başlayınca merakla arkasına takıldım. Merdivenlerden üst kata çıktıktan sonra bir odanın önüne geldi ve kapıyı açarak içeriye girdi. Arkasından odaya girdiğimde yatakta yatan kişiyi görünce koşar adımlarla yanına gittim. Üzerindeki kanlı ince örtüyü kaldırırken Yalın'a döndüm. "Ne oldu ona?"
Yalın sıkıntılı bir nefes verirken kanlar içerisinde baygın bir şekilde yatan Kara'ya baktı.
"Bıçaklandı," Aldığım cevap karşısında soğuk kanlılığımı koruyarak üzerindeki tişörtün delinmiş olan kısmına doğru baktım. Tişörtte ki yırtık sayesinde yaranın yerini tespit ederken dikkatli bir şekilde tişörtü yukarıya doğru sıyırdım. Gördüğüm yara ile dudaklarımı birbirine bastırdım. Fazlasıyla kan kaybetmiş gibiydi. "Çantayı açıp içerisinden senden istediğim malzemeleri bana tek tek verir misin?"
Yalın ona yönelttiğim soru ile başını olumlu anlamda sallayarak işleve koyuldu ve çantayı açarak yatağın üzerine bıraktı."Neleri vermem gerekiyor?"
Başımı Kara'nın yarasından kaldırarak çantanın içerisine baktım. Gözlerimle pamuk ve cam şişe içerisinde bulunan temiz suyu işaret ettim.Yalın istediklerimi bana uzatırken merakıma yenik düşerek sordum."Nasıl oldu bu?" Yalın kararsız bir şekilde etrafına bakındıktan sonra sıkıntılı bir nefes vererek yatağın ayak ucuna oturdu. Pamuğa suyu dökerken Yalın'dan gelecek olan cevabı beklemeye başladım. "Sana güvenebileceğimi biliyorum Mavi,"
Pamuğu yaranın üzerinde hareket ettiren elim yavaşlarken Yalın'ın bu cümlesine bir anlam veremedim."Kara bir Dövüşçü. Ama yeraltında dövüşüyor yani kaçak dövüş. Bugünde bir maçı vardı, rakibi çok dişli bir rakip değildi. Maçın son dakikalarında rakibi şortuna sakladığı bıçağı Kara'ya sapladı. Nasıl bu kadar güvenliği ihlal ederler anlamıyorum!" Duyduklarım karşısında büyük bir şoka uğramamıştım. O günkü uğradığı saldırı da Yalın'ın bu anlattıklarını destekler nitelikteydi. Cevap vermeden Kara'nın yarasını temizlemeye devam ettim. Kanla kirlenen pamuğu yatağın kenarına bırakarak bir pamuk daha aldım bu sefer pamuğa tentürdiyot dökerek yaranın üzerinde hareket ettirdim. "Bir şey demeyecek misin Mavi?"
Çaprazımda duran Yalın'a kısa bir bakış attıktan sonra geri Kara'ya döndüm.
"Bu konu hakkında yorum yapma hakkım olduğunu düşünmüyorum Yalın. Kim olarak bir şey deme hakkına sahibim?" Sorum üzerine Yalın'dan cevap gelmeyince yapmacık bir şekilde gülümsedim.
"Seni de böyle getirmek istemezdim. Aklıma gelen ilk doktor da sensin. Bizim çocukların bir kusuru olduysa affeyle," Hastanede olan olaylar çözümde canlanınca kıkırdadım. "Adamlarına söyle bundan sonra karşısındaki bir kadına kibar davranması gerektiğini iyi bilsin," Yalın'ın yüz ifadesi değişirken kaşları çatıldı. "Bir kusurları mı oldu sana karşı? Onlara gerekeni yaparım ben."
"Bence sana gerek kalmadı,"Kurduğum cümle ile ilk önce Yalın'ın kaşları havalandı sonra kaşları çatıldı daha sonra yüz ifadesi yumuşadı ellerini birbirine vurarak gülmeye başladı."Hakladın değil mi onları?"
"Biraz öyle oldu." Yalın gülmeye devam ederken ben çoktan yarayı dikme işine başlamıştım.
...
Suyla beraber akan kana dalgın gözlerle bakmayı keserek suyun altından elimi çekerek çeşmeyi kapattım. Sol tarafımda duran havluyla ellerimi kuruladıktan sonra aynadaki tipime baktım. Alnıma düşen terden hafif nemlenmiş olan saçlarımı kulağımın aramasına sıkıştırarak banyodan çıktım. Yatakta baygın bir şekilde yatan Kara'nın yanına giderek serumunu kontrol ettim. "Ne zaman uyanır?"
Arkamdan gelen Yalın ile irkilerek ona döndüm. Kara'nın üzerindeki endişeli bakışlarını bana çevirerek bir cevap beklemeye başladı."Ağrı kesici verdim,"
Sol bileğimde takımı olan saate baktım. Saat çoktan gece yarısını geçmişti.
"Sabaha kadar rahat bir şekilde uyur. Öğlene doğru ayılır diye umuyorum." Yalın başını olumlu anlamda salladı. "Gel sana kalacağın odayı göstereyim,"
"Kalacağım oda mı?"
"Burada kalmayacak mısın? Ben kalırsın diye düşünmüştüm."Yalın mahcup bir şekilde ensesini kaşırken uyuyan Kara'ya baktım. Yatağın yanında duran küçük koltuğu işaret ettim."Burada kalırım, gece boyunca yanında durup durumunu kontrol etmem lazım."
Yalın tereddütlü bir şekilde bir yatakta yatan Kara'ya bir koltuğu baktı. En sonunda gözleri beni bulduğunda hafifçe gülümsedi."Peki, rahatsız olursan bulursun beni." Bir şey demeden başımı sallamakla yetindim. Yalın odadan çıktıktan sonra Kara'nın yanına giderek elimi alnına koydum ateşi yoktu. Şu an her şey normal gidiyordu.
Üzerimdeki beyaz önlüğü çıkararak yatağın ayak ucuna koydum. Üzerimde doktor formamın olduğunu hatırlayınca memnun olmayan bir tavırla yüzümü buruşturdum. Galiba rahat kıyafetler için Yalın'a uğramam gerekiyordu. Oflayarak odadan çıktım. Evde öyle küçük bir evde değildi ki Yalın'ı kolay bulabileyim. Salona girerek etrafıma bakındım ancak Yalın burada da yoktu. "Bir şey mi istemiştin yenge?" Arkamda duyduğum ses ile sıçrarken konulan kişiye döndüm. "Yalın nerede?"
"O odasındadır yenge." Yenge lafıyla kaşlarım çatıldı. Yenge mi? Kimin yengesi? İşaret parmağım ile kendimi gösterdim. "Yenge diye bana mı dedin?" Adam gözlerini salonda dolaştırdı. "Bir kusurum olduysa affola yenge." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Galiba bir yanlış anlaşılma vardı. "Yanlış anladın galiba, bana yenge demene gerek yok,"
Adam dediğimi reddederek başını olumsuz anlamda salladı."Estağfurullah yenge," Dayanamayarak gülmeye başladım. Zorla gülmemi durdurarak yalandan öksürdüm. "Yalın'ın odası nerede?"
"Bir isteğin mi vardı yenge?" Yenge demesini umursamadan üzerimdeki kıyafetleri gösterdim. "Rahat kıyafetlere ihtiyacım var,"
"Ben hemen bizimkilere söyler sana bir şeyler aldırtırım yenge."
Adamın beni beklemeden çıkması ile arkasından şaşkınca bakakaldım.Ne tuhaf bir adamdı öyle.Gülmemek için kendimi sıkarken geri odaya döndüm.
Çok kısa bir süre sonra odanın kapısı açılmıştı ve bu sefer farklı bir adam gelerek bana büyük bir poşet uzatmıştı. Poşeti alarak içerisine baktığımda daha yeni olduğunu belli eden etiketli kıyafetlerle karşılaşmıştım. Bu yeni kıyafetler her ne kadar hoşuma gitmese de odanın içerinde bulunan banyoya girerek poşetteki kıyafetleri tek tek çıkardım.
Siyah bir şort, siyah kısa bir askılı ve kareli mavi bir gömlek çıkmıştı. Gecenin bu saatinde bu kıyafetleri nerede bulmuşlardı?
Aklımdaki soruyu es geçerek üzerimdeki formadan kurtuldum. Askılıyı ve şortu giyindikten sonra gömleği belime bağladım. Formayı güzelce katlayarak poşete koyduktan sonra saçıma bağladığım tokayı çıkararak saçlarımın omzumdan aşağıya düşmesine izin verdim. Rahatlayarak banyodan çıktım. Elimdeki poşeti koltuğun kenarın koyduktan sonra Kara'nın yanına giderek serumunu değiştirdim.
İşim bittikten sonra yorgunlukla kendimi koltuğa attım. Poşetin içerisinden yükselen telefon sesi ile kaşlarım çatılırken poşetin içerisine elimi daldırdım.
Zorda olsa bulduğum telefonum ile ekrana baktım. Abim arıyordu. Yutkunmaya çalışarak aramasını açtım. "Efendim abi?"
"Neredesin sen bu saatte? Eve gelmedin?" Olduğum yerde huzursuzca kıpırdandım. "Nöbetim uzadı."
"Nöbetin uzadığı için bir şey demiyorum Mavi ama başka bir iş çeviriyorsun elimden çok çekersin." Donuk bir yüz ifadesi ile karşımdaki duvara bakarken kulağımda kapandığını belli eden telefon ile ofladım. Telefonu sessize alarak cebime attıktan sonra arkama yaslanarak gözlerimi kapattım.
...
"Mavi!"Yattığım yerde sarsılmam ile korkuyla gözlerimi açtım.
Gözlerim bir çift endişeli kahve gözler ile kesişince afalladım.
"Ne oluyor?" Yalın benden uzaklaşarak boş yatağı gösterdi. Bir dakika! Yatak boş!
