25. bölüm · Mavi ve Siyah
24. Bölüm
Unutulmaması gereken şeylerden birisi de: insanlar bencildir. İnsanlar hep kendini düşünür. Karşısında bulunan kişinin kalbinin kırılmasını, ne istediğini, nasıl hissettiğini zerre umursamazlar. Siz siz olun kendinizi sevin. Kimsenin sizi sevmesini beklemeyin. Siz siz olun kimseye güvenmeyin. İnsanlar bencil. Çıkarları için sizi anında yok sayarlar.
Bir güne daha açtım gözlerimi yorgunlukla kırptım. Kendini iyi hissetmeyen bedenimi zorla yataktan çıkardım. Yalnızdım, yalnızdık. Yalnız olmaya mahkumdum, mahkumduk.
Ayaklarımı sürüye sürüye odadan çıktım. Ev sessizdi, sessizlikten nefret ediyorum. Mutfağa girerek kendime büyük bir bardağa su doldurdum. Arkamda bulunan sandalyeye oturarak gözlerimi boş boş gezdirdim. Kattığım sudan büyük bir yudum aldım ve zorla yutkundum. Elimdeki bardağı masanın üzerine bırakarak ayaklandım. Banyoya geçerek soğuk suyla defalarca kez yüzümü yıkadım. Sağ tarafımda bulunan havluyu alarak ıslak yüzümü kuruladım.
Sudan yüzüme yapışmış olan saçlarımı elimin tersiyle geriye doğru itekledim.
Aynadaki yansımama baktım. Yorulmuş olan o kadının gözlerinin içerisine baktım. Yüzümde ki yaralara baktım. Berbat görünüyordu. Ruhum kadar olmasa da yüzümde yaralıydı ve berbat bir haldeydi. Elim istemsizce yüzüme giderken gözlerimi yumdum. Zordu, her şeye rağmen güçlü durmak zordu.
Yavaşça araladığım gözlerimle beraber elimi indirdim. İstemeyerek de olsa giyinme odasına geçtim. Elime gelen ilk şeyleri üzerime geçirdim. Dağılmış olan siyah saçlarımı bir arada tutan tokayı çıkararak bileğime taktım. Parmaklarımla bir süre saç diplerime masaj yaptım.
"Özlettin kendini be buzlar kraliçesi," Murat'a göz devirerek arkama yaslandım. "Yok vazgeçtim, hiç özlememişim."Murat burun kıvırarak başını başka tarafa çevirdi. "Valla sen ne dersen de Murat, biz onu çok özledik." Murat, Sevde'ye dönerek dil çıkardı. "İnsan bi' bende sizleri çok özledim canlarım falan derdi. Çok ayıp." Burak'tan gelen kınamayla birlikte bir kez daha usanmadan gözlerimi devirdim. "Aman Mavi, bir kere de gülsen ne olur?"
Sitemli Murat'a dönerek itici bir şekilde gülümsedim. Bu seferde Murat gözlerini devirerek önüne döndü.Oturduğum sandalyeyi geriye doğru itekleyerek ayaklandım. "Bugün gireceğimiz bir ameliyat var ve biz hâla burada oturuyoruz." Daha öncesinde masanın üzerine bıraktığım defterimi ve kalemimi aldım. Kalemi önlüğümün önündeki büyük cebe takarken, defterimi de koltuğumun altına sıkıştırdım.
Sevde ve Murat önlerinde bulunan kağıt yığınlarını hızla toparlayarak ayaklanırken, Burak da elinde bulunan çayını bitirmek için çabalıyordu. Onların bu komik görüntüsü üzerine sessizce güldüm."Hadi hemen yetişelim." Burak daha cümlesini bitirmeden kantinin kapısına koşmaya başlayan Murat ile hepimiz arkasından şaşkınca baktık. "Bu çocuk cidden deli." Sevde'nin cümlesi üzerine üçümüzde gülmeye başladık.
"Ya abi hayır anlamıyorum, hani bizde girecektik ameliyata?"
"Ne bekliyordun Muratcım?" Sevde'nin sorusu üzerine Murat kocaman sırıttı. "Ameliyata girmeyi."Murat'ın cevabı üzerine sanki anlaşmışız gibi üçümüz de aynı anda göz devirdik."İnsan bir çay kahve ikram ederdi. Çok cimriler."
"Amma çene varmış oğlum sende de. Tek derdin çay kahveyse ben sana ameliyat sonrasında ısmarlarım, yeter ki sus."Murat, Burak'a burun kıvırarak dizlerinin üzerin de bulunan defterine döndü. Sol bileğimde bulunan saate baktım. Çoktan bir saatlik boşluğum dolmuştu. Ameliyatın devamını izleyemeyecek olmanın verdiği üzüntü ile ayaklandım. Sessizce ameliyatı seyreden üçlüye veda ederek ameliyathaneden çıktım. Ameliyat esnasında aldığım notları gözden geçirmek için kantine doğru yol aldığım esnada kulaklarıma ulaşan ambulans sesiyle defteri koltuğumun altına sıkıştırdım ve sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Sedyenin başında duran Şeyda'nın yanında yerimi alarak onlarla beraber koşmaya başladım. "Durumu ne?"
"İki grup arasında çatışma çıkmış, çatışma esnasında göğsünün altına kurşun yemiş. Ambulansta durumu stabile alındı ama bu her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmez." Şeyda'ya sadece başımı sallamakla yetindim. Üzeri kanlar içerisinde olan adamın yüzüne baktım. Bir yerlerden tanıdık geliyordu. Ellili yaşlarda, beyaz tenli, siyah saçlı bir adamdı. Baygın olduğundan dolayı başı omzuna doğru düşmüş, dudakları kuru ve çatlaktı.
Kafamdaki düşünceleri bir kenara fırlatarak adamın yarasına odaklandım. Odaya girer gitmez adamı başka bir sedyeye alınırken hemen kapıyı kapatarak eldivenleri aldım.
Son durumlarını kontrol ettiğim yaşlı adamın bilginlerini dosyasının içerisine koyduğum sırada odanın kapısı açıldı. Sessizce içeriye giren Şeyda'ya baktım. Tedirgin bir şekilde elleriyle oynuyor her adımında arkasına dönüyordu. Kaşlarımı çatarak dosyayı kapattım ve yatağın ayak ucunda bulunan minik beyaz masanın üzerine bıraktım. Şeyda yanıma gelince bir kez daha arkasına dönerek kontrol etti. "Mavi?" Fısıltılı bir şekilde konuştu ve tekrardan arkasına döndü. "Şeyda?"
Bende onun gibi fısıltıyla konuştum ve arkasına baktım. Baş parmağı ile arkasını, odanın kapısını, işaret etti."Dışarıda seni bekleyen adamlar var,"Bir kez daha arkasına baktı ve bana döndü. "Sorun şu ki bunların hepsi simsiyah giyinmiş, korkunç ve bellerinde silah var." Kaşlarım mümkünmüş gibi daha da çatılırken bir kez daha Şeyda'nın arkasında yarım olan kapıya baktım. Yine bir şeyler dönüyordu. Sesli bir nefes vererek elimi Şeyda'nın omzuna koydum ve gülümsedim.
"Merak etme sen, ben şimdi bakarım." Hafifçe omzuna vurdum ve yanından geçerek odadan çıktım. Arkamdaki kapıyı sessizce kapatırken bir anda karşımda beliren adamlar ile boğazımı temizledim. "Buyurun beyler?" Bir adam öne çıkarak ellerini arkasında bağladı. "Mavi Hanım, Tarık Bey'in evine kadar bize eşlik etmeniz gerekiyor."
Arkamdan açılan kapı ile sağa doğru bir adım attım. Önümde duran adamın bakışları anlık olarak arkamı bulurken geri hemen beni buldu. Bundan kurtulamayacağını bildiğim için istemsizce üzerimdeki beyaz önlüğü çıkardım. Sol tarafımda duran Şeyda'ya dönerek önlüğü uzattım ve fısıldadım. "Beni merak etme, içini rahat tut." Ona son kez gülümsedikten sonra adamlara döndüm. "Gidebiliriz."
Adamlardan birisi sağıma, birisi soluma ve birisinin de önüme geçmesi ile gözlerimi devirdim. Sanki kaçmaya kalksam kaçabilecekmişim gibi davranıyorlardı. Bu hastanede nereye kaçabilirdim ki?
Hastaneden çıktıktan sonra önümde yürüyen adamın yönlendirmesinin üzerine siyah bir minibüse bindik. Araba hareket ettiği sırada cebimde titremeye başlayan telefonla elim cebime gitti. Telefonu çıkardığım sırada adamın konuşması üzerine durmak zorunda kaldım. "Bence o telefonu hemen cebinize koymalısınız, değilse biz gereken müdahaleyi yapmak zorunda kalacağız." Gözlerimi kısarak hafifçe öne doğdu eğildim ve karşımda oturan adama kötü kötü baktım. "Sen beni tehdit mi ettin?" Başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, sadece ufak bir uyarıydı."
"Sakın bir daha böyle bir şeye kalkışma."Elimde çalmaya devam eden telefonun ekranına baktım.
Kara arıyor...
Sıkıntılı bir nefes vererek telefonun kapatma tuşuna iki kere bastım ve aramayı reddettim. Telefonumu geri cebime yerleştirerek arkama yaslandım. Araba sonunda o büyük evin önünde durunca kapı otomatik olarak açılmaya başladı. Oturduğum yerden kalktım ve dikkatli bir şekilde arabadan indim.
Zile basmaya gerek kalmadan kapı kendiliğinden açılmış ve beni oldukça güler yüzlü bir kadın karşılamıştı. Ancak gözler yanımda dikilen adamı bulduğunda yüzündeki gülümsemesi anında kaybolmuştu. "Merhaba,"
Kadının tekrardan bana dönmesi ile gülümsedim. Gülümsememe karşılık olarak gülümsedi ve içeriye girmem için eliyle işaret etti. İçeriye girdiğim anda kadının bir anda sertçe kapıyı kapatmasıyla olduğum yerde sıçradım. "Kusuruma bakma kızım,"
"Estağfurullah,"Tokalaşmak için elimi uzattım. "Ben Mavi." Kadın elimi tutmak yerine omuzlarımdan yakaladığı gibi kendine çekti ve sarıldı. Bu ani sarılma karşısında bir anda afallasam da hızlıca karşılık verdim. "Bende Sümbül güzel kızım, sen bana Sümbül Teyze diyebilirsin." Başımı olumlu anlamda salladım. "Memnun oldum Sümbül Teyze."
"Mavi Yenilmez ha?"Sümbül teyzenin arkasından gelen sesle ikimizinde gözleri oraya döndü. Kara'nın babası merdivenlerin başında durmuş, ellerini arkasında bağlamış bize bakıyordu. Stresten kaynaklı terleyen avuç içlerimi sertçe pantolonuma sildim. "Oğlunuzla evlendiğime göre?"
Samimi olmayan bir şekilde gülümsedim. Birkaç saniye daha yüzüme bakmaya devam ettikten sonra yanımda duran Sümbül Teyzeye baktı ve bir baş işareti yaptı. Sümbül Teyze yanımdan uzaklaşırken,"Yukarıya gel." demesiyle gözlerimi yumdum.
Adımımı atacağım sırada cebimde titremeye başlayan telefonum yüzünden durdum. Cebimden çıkararak arayan kişiye baktım.
Kara arıyor...
Aramasını görmezden gelerek reddettim ve telefonu geri cebime attım. Beni neyin beklediğini bilmeden merdivenleri tırmanmaya başladım. Bir şeylerden kaçmamın herhangi bir anlamı yoktu. Olacak olan şey seni her şekilde buluyordu. Merdivenlerin sonunda beni karşılayan Tarık Bey hızlıca önüne dönerek bir odaya girdi. Ciğerlerimi derin bir nefesle doldurarak arkasından girdiği odaya girdim.
Girdiğimiz oda bir yemek odasıydı. Odanın ortasında buluna uzun masanın ucunda Kara'nın annesi, Yasemin teyze, ve o gün davette bulunan mavi gözlere sahip olan kadın karşılıklı sessizce oturuyorlardı. "Mavi," Beni görünce ayaklanan Yasemin teyzeye gülümseyerek baş selamı verdim. "Hoş geldin."
"Hoş buldum Yasemin teyze."
"Oturun yerlerinize."Tarık Bey'in sert çıkan sesiyle birlikte ona döndüm. Bu adamın derdi neydi? Yasemin teyze gülümseyerek kolumu hafifçe sıktı ve geri yerine oturmak zorunda kaldı. Tarık Bey masanın en ucunda bulunan yerine oturduğunda ben hala ayaktaydım. Benim ayakta olduğumu fark edince kaşlarını çattı. Dirseklerini masaya dayadı, ellerini birbirine kenetledi. "Oturun derken buna sende dahildin."
Tarık Bey'in söylediği şeyle birlikte gözlerimi kısarak ona doğru bir adım attım. Tam karşı çıkmak için ağzımı açtığım sırada belime dolanan kollarla başladığım cümle yarıda kaldı."Kusura bakmayın ama-"
"Üzgünüm Tarık Bey ama benim karım sizin emriniz altında çalışan o adamlardan değil."Belime doladığı koluyla beni kendine doğru çekerken şaşkın gözlerle onu izliyordum. Siyahın en güzel tonu olan gözleri yavaşça aşağıya doğru indi ve mavilerimle buluştu. "Seninle daha sonra konuşacağız Mavi Hanım,"
Siyahın en güzel tonuna sahiplik eden gözlerini mavilerimden ayırmasıyla zorla gözlerimi yüzünden çektim."Beni çağırmamışsınız Tarık Bey, çok kırıldım." Tarık Bey histerik bir şekilde gülerek arkasına yaslandı ve gözleriyle beni işaret etti. "Görünen o ki çağırmama gerek kalmadı, karın nerede sen oradasın oğlum," Kara'nın belimdeki eli sıkılaşırken sinirlendiğini anlamıştım.
Tarık Bey'in gözleri ilk önce sol tarafında oturan mavi gözlü kadına daha sonrasında beni buldu. Yüzünde oluşan itici gülümsemesiyle sarışın kadına bir baş işareti yaptı ve ardından Kara'ya döndü. "Hem seni tanıştırmak istediğim birisi var," Tarık Bey'in kuruduğu cümlenin üzerine mavi gözlü kadın oturduğu yerden kalktı ve bize doğru yürümeye başladı.
Bu o kadındı. Davet günü beni öldürmeye çalışan, ölüme terk eden mavi gözlü kadındı. Kadına bütün nefretimle bakarken, Kara anlamayan gözlerle bakıyordu. Elimi Kara'nın sırtına koyarak cimcikledim. Dudaklarının arasından kısık bir inleme kaçarken bana baktı."Gözlerini oyarım senin Kara." Gülerek yanağımdan makas aldı. "Kıskanma Maviş,"
Tam karşımızda duran kadınla birlikte son kez Kara'ya kötü bakışlarımı gönderdim. "Merhaba Kara,"Gülümseyerek elini Kara'ya uzattı. Kara çatılmış kaşlarıyla birlikte elini sıktı. Sanki yanlarında ben yokmuşum gibi davranıyordu. Çok rahattı. "Ben Ceylan, hatırladın mı?"
Şaşkınlıktan ardına kadar açılan gözlerimle Kara'ya döndüğümde siyahlarıyla karşılaştım. Ceylan'ın yaşadığını biliyorduk, Egemen sayesinde öğrenmiştik. Ama Ceylan'ın mavi gözlü kadın olması beklenmedik bir durumdu. Ceylan davet günü aramızdayken neden Kara'nın yanına gelmemişti de şimdi geliyordu? Neden bana zarar vermişti? Neden beni öldürme gereği duymuştu? Bunca zaman hayattaysa ve aramızdaysa neden şimdi çıkmıştı karşısına?
Aklımda dönüp duran bir sürü soru işaretiyle Ceylan'a baktım. "Sen beni öldü sanıyordun tabi,"Gülerek arkasına döndü ve Tarık Bey'e baktı. Gözlerim Yasemin teyzeyi bulduğunda rahatsız olduğunu belli edecek şekilde bize bakıyordu. Kesinlikle yolunda gitmeyen şeyler vardı. "Yaşadığını biliyordum Ceylan," Kara'nın cümlesi üzerine herkesin gözleri beni bulmuştu. Ceylan'ın gözlerinde kendini belli eden korkuyla içimde oluşan şüphe gittikçe büyüdü. Kesinlikle ortada dönen bir şeyler vardı. "Karşıma çıkman beni mutlu etti." Ceylan gözlerinde ki korkuyla bakmaya devam ederken gülümsedi ya da gülümsemeye çalıştı. Gözlerini bir an bile Kara'dan ayırmadan arkasında ki yemek masasını işaret etti. "Ayakta kaldınız böyle, lütfen oturmaz mısınız?"Ceylan'dan beklemediğim kibarlık karşısında şaşkınlığım artarken Kara'nın yürümeye başlamasıyla ona eşlik etmek zorunda kaldım.
Ceylan önde biz arkada masaya doğru yürürken iyice Kara'ya doğru yaklaştım ve fısıltılı bir şekilde konuştum."Bu davet günü beni öldürmeye çalışan kadın." Kara'nın siyahları şokla mavilerime baktı. Emin olamayan gözlerle önümüzde yürüyen Ceylan'a kısa bir bakış attı. "Emin misin?" Gözlerimi kısarak sırtını bir kez daha cimdirdim. Yüzünü buruşturarak önüne dönmesiyle gereken cevabı aldığını anlamış oldum.
Masaya ulaştığımızda belimde duran Kara'nın eli yok oldu. Önümde duran sandalyeyi geriye doğru sürükleyerek oturmam için işaret etti. Gönülsüzce sandalyeye oturdum.
Bu gecenin bitişini sabırsızlıkla bekliyordum. Şu an tek isteğim hiçbir sorun yaşanmadan, ki bu oldukça imkansız gözüküyor, evime gitmek.
Kara'da yanımda yerini aldıktan sonra Ceylan, Kara'nın sol tarafında ki boş sandalyeye yerleşti. "Başın nasıl oldu Mavi? Daha iyi misin?" Tarık Bey'in sorusu üzerine gözlerimi kısarak gülümsedim. Bu gülümsemem kesinlikle içten bir gülümseme değildi. "Daha iyi," Önüme döndüğüm sırada aklıma düşen düşünceyle durdum. Kafama aldığım darbe. Evi yaktığım geceydi. Bilincimi kaybetmeden önce bir çift erkek ayakkabısı görmüştüm. Geç de olsa sonradan fark ettiğim şeyle Tarık Bey'e baktım. Yüzündeki tuhaf ifadesiyle beni izliyordu. "Sizdiniz?"
Birbirine kenetlediği ellerini çözerek düşük bir ritimde alkışladı.
"Aferin,"Kara'ya dönerek gözleriyle beni işaret etti. "Kendin gibi zeki birisini bulmuşsun oğlum, şanslısın." Kara gözlerini sıkıca yumarak başını benden tarafı çevirdi. Çenesi kasılmış, boynunda sinirlendiği zaman ortaya çıkan damarı belirginleşmişti.
Ortalık fena halde karışıyordu. Bizim şu anda sakin kalmamız ve işin çığrından çıkmamasını sağlamamız gerekiyordu. İşler çığrından çıkarsa hiç de iyi şeyler olmayacaktı. Kara burnundan sert bir nefes vererek gözlerini araladı ve sanki daha demin sinirli olan o değilmiş gibi kocaman gülümsedi."Sadece zekiliği değil, beni her halimle, her zerremi seven bir kadını bulduğum için şanslıyım,"
Kurduğu cümle yüzümde bir gülümseme oluşturdu. "O her şeyiyle harika bir kadın." Yüzündeki gülümsemesini silmeden babasına döndü. Yanaklarıma basan sıcaklıkla birlikte önüme döndüm. Önüme döndüğümde gözlerim Yasemin teyzenin gülen gözleriyle buluştu. Hayran olmuş gözlerle oğluna bakıyordu. Burukça gülümsedim. Anne sevgisi bir ayrıydı işte. Her ne kadar annemin sevgisinden erken yaşta mahrum kalmış olsam da her an o yanımdaymış gibi hissediyordum. "Nasılsın Karacığım epey uzun zamandır görüşmüyoruz?"
"İyiyim, sen nasılsın?"Ceylan kocaman gülümsedi. "Bende iyiyim," Kara'nın kaşları havalandı, yavaşça arkasına yaslandı, kollarını göğsünde bağladı. Simsiyah gözlerini Ceylan'ın yüzüne dikkatle dikti. "Bunca zamandır neredeydin?"
"Ben..."
"Yurtdışında,"Ceylan'ın cümlesini yarıda keserek araya giren Tarık Bey'e baktım. Gözlerini Ceylan'dan çekerek Kara'ya döndü. Kara başını hafifçe sallayarak Ceylan'a baktı. "Kendisi de cevap verebilirdi," Tekrardan babasına döndü ve itici bir şekilde güldü. "Değil mi?"
"Yağmurlu havaları sever misin Ceylan?"Kara'nın sorusuyla birlikte kaşlarımı çatarak dikkatle Ceylan'a baktım. Neden böyle bir soru sormuştu?
Ceylan yüzünü buruşturdu. "Yağmurdan nefret ederim Kara, nasıl unutursun?"
Yağmur... Yağmur çok farklı bir şeydi. Yağmur sanki bir insandı. Duyguları olan bir insandı o benim için. Üzüldüğü zaman ağlayan, çığlıklarını saklamayan bir insan.
Kara aldığı cevapla birlikte bana döndü. Hafifçe gülümseyerek babasına baktı. Bir şeyler düşünüyordu. Ama her zamanki gibi ifadesi yüz ifadesi ile duygularını ve düşüncelerini usta bir şekilde saklamayı başarıyordu.
Baş parmaklarımı şakaklarındaki dayayarak oval hareketler ile masaj yapmaya başladım. "Mavi?"Soluma dönerek seslenen Kara'ya baktım. Burunlarımızın birbirine değmesiyle birlikte durdum. Ellerimi şakaklarımdan indirerek boğazımı temizledim ve biraz uzaklaştım. En sağlıklısı buydu, kalbim için. Gözleriyle aşağıyı işaret edince başımı eğdim. Elindeki telefonu kucağıma bırakarak benimle ilgilenmiyormuş gibi davranmaya başladı.
Ekranı açık bir şekilde kucağımda duran telefonu ellerimin arasına aldım. Açık olan ekranda bir yazı bulunuyordu.
Tuvalet bahanesiyle buradan ayrıl. Bulunduğumuz katta koridorun sonunda sondan bir önceki odaya gir. Bir çalışma odasıyla karşılaşacaksın. Büyük masanın altında gizli bir bölme var. Bölmenin şifresi; 173490. İçerisinde ki mavi dosyayı kap gel.
Telefonda okuduklarımı bitirdikten sonra Kara'nın kucağına bıraktım. Sesli bir şekilde boğazımı temizleyerek ayağa kalktım. Herkesin gözü benim üzerindeyken gülümsemeye çalıştım."Lavaboya kadar gideceğim izninizle."
"Tabi kızım."Yasemin teyzeye gülümseyerek yemek odasından çıktım. Kara'nın dediğine göre koridorun sonunda bulunan ikinci oda. Adımlarımı hızlandırarak denilen odayı bulmak için hareketlendim. Odayı bulmaya çalışırken diğer yandan da şifreyi içimden tekrar ediyordum. Koridorun sonuna geldiğimde olduğum yerde durdum ve odalara bakındım. Hemen sondan ikinci olan odaya girerek hızlıca arkamdan kapıyı kapattım. Direkt olarak görüş açıma giren büyük masanın yanına koştum. Ne kadar hızlı o kadar iyi.
Büyük masanın yanına çökerek altında ki gizli kasayı bulmaya çalıştım. Elimi masanın altında gezdirmeye başladığım sırada temas ettiğim soğuk şeyle gülümsedim. Defalarca kez içimden tekrar ettiğim şifreyi girdim. Kısık bir tonda açılan kapakla birlikte hızlıca içerisini kurcalayarak mavi dosyayı aramaya başladım. Kırmızı dostların arasından beni selamlayan mavi dosyayı kaparak, gizli bölmenin kapağını kapattım. Üzerimdeki tişörtü sıyırarak dosyayı karnımın üzerine koydum ve pantolonumla düşmemesi için sabitledim. Dosyanın düşmeyeceğine emin olduktan sonra tişörtü geri indirdim.
Çöktüğüm yerden ayaklanarak odadan çıktım. Yemek odasına girdiğim esnada karşımda gördüğüm manzarayla koşarak Kara'nın yanına gittim ve kollarından tuttum. "O küçük çocuğun yüzünü unutma Tarık Bey! O çocuk senden çok büyük intikam alacak!" Kara'nın kollarından çekiştirerek sakinleştirmeye çalıştım ancak benden daha güçlüydü. Hızlı bir hareketle ellerimden kurtuldu. İşaret parmağını havaya kaldırarak sertçe salladı. "Az kaldı Tarık Yenilmez, çöküşünü zevkle izleyeceğim."
Elini bir kelepçe misali bileğime doladı."Gidelim." Beni peşinden çekiştirmeye başladı esnada hareket etmedim. Durmama bir anlama veremeyerek durdu ve arkasında kalan bana baktı.
İşaret ve baş parmağımı birbirine yaklaştırdım. "Küçük bir işim var, bir saniye." Kara'ya bir şey deme fırsatı vermeden hızlı adımlarla Ceylan'ın yanına gittim. Her bir adımımda içimdeki sinir kendini belli ederken Ceylan'ın kaşları anlamsızca çatılıyordu. Elimi ensesine dolayarak kafasını sertçe masaya geçirdim. Büyük bir gürültüyle Ceylan'ın kafası masayla buluşmuştu.
Ceylan'ın kafası masanın üzerinde dururken ellerimi birbirine vurarak gülümsedim.
"Şimdi gidebiliriz."
