19. bölüm · Mavi ve Siyah

18. Bölüm

Amaya Xxxx

Hayatınızdaki mavi kim? Mavi, bir yıldan daha az sürede tanıdığınız bir anda hayatınızın bütün düzenini değiştiren, sizin her zaman yanınızda olan, iyiliğinizi isteyen, her kötü anınızda yanınızda olan ve sizi her daim mutlu edebilen kişidir. Galiba bana bu soru sorulsa verebileceğim bir cevabım olamazdı.
Kapalı gözlerimin ardından oflayarak yatakta yan döndüm. Kolumu yan tarafa sertçe attığımda sert bir şeye çarpması ile kulaklarımı bir inilti doldurdu. Kolumu yavaşça kendime çektim ve gözlerimi araladım. Mavilerimle çakışan siyahları görmem ile çığlık attım. Anın şoku ile ne yaptığımı bilemeyerek ayaklarımla karnına vurmaya başladım. Darbelerimi beklemeyen Kara sesli bir şekilde yeri boylarken durdum.
Yatakta doğrularak Kara'nın düştüğü tarafa kaydım. Aşağıya eğilerek tereddütle Kara'ya baktım.
Kollarını başının altında bağlamış bir şekilde sessizce duruyordu. Siyah gözleri yavaşça mavilerime kaydı. Sessizce birbirimize bakarken bir anda kollarımdan tutarak beni aşağıya çekti. Sırtım sert tahta ile buluşurken acıyla yüzümü buruşturdum.
Dirseğimi sol tarafımda yatan Kara'nın karnına geçirdim. Kara'nın ağzından tuhaf bir ses çıkarken burnumdan sert bir nefes verdim. "Amaç ne?" Başımı yan çevirerek ona baktım. Acıdan değişen suratı ile omuz silkti. Ellerimi yan taraflarıma koyarak kendime destek oluşturdum. Ellerimden aldığım destekle düştüğüm yerden kalktım. Kara'yı orada bırakarak odanın içerisinde bulunan banyoya girdim.
Aynanın karşısına geçerek çeşmeyi açtım ve soğuk su ile yüzümü yıkadım. Sağ tarafımda bulunan temiz havluyu alarak yavaşça yüzümü kuruladım. Havluyu yerine bırakırken yüzümdeki yaralara baktım. Çoğu yaram kapanmış sayılırdı. Bazıları hemen iyileşirken bazıları daha olduğu yerde duruyordu. Görünen o ki iz de kalacaktı.
Uykudan yeni uyandığım için dağılan saçlarımı yeniden topladıktan sonra banyodan çıktım. Odaya geri döndüğümde çoktan Kara üzerini değiştirmiş hatta yatağı toplamış bir şekilde oturuyordu. Şaşkınlıkla Kara'ya baktım. Neden öyle baktığımı anlamamış olacak ki kaşlarını çattı. Sorarcasına göz kırpmasının üzerine sadece omuz silkmekle yetindim.
Giyinecek bir şeyler almak için dolabın yanında duran valizi aldım. Dün ki sinirle kıyafetlerimi gelişi güzel valize doldurmuştum. Oflayarak valizin fermuarını açtım ve içerisinden bir şort ile tişört aldım. "Ben iniyorum. Sende giyindikten sonra gelirsin Maviş." Kara'yı onaylayan bir iki cümle söyledikten sonra gözden kayboldu.
Tişörtümün eteklerini şortumun içerisine kattıktan sonra odadan çıktım. Asansörün yanına geldiğimde yanımda duran bedenin omzumu sertçe dürtmesi ile gözlerimi yavaşça o tarafa çevirdim. Karşımda duran Ahu ile kaşlarımı çattım. Ellerini beline yerleştirdi ve bana doğru bir adım attı. Tam karşımda durarak başını dikleştirdi ve yeşil gözlerini mavilerime dikti. "Gerçekten Kara'nın seni sevdiğini mi düşünüyorsun?" Dudak büzerek omuz silktim ve sessizliğimi korumaya devam ettim.
Histerik bir şekilde güldü ve işaret parmağını göğsüme dayadı. Başımı eğerek göğsüme koyduğu parmağına kısa bir bakış attım. Parmağını iyice bastırarak konuştu. "O seni sevmedi. O seni sevmeyecek. Hem de hiçbir zaman." Umursamaz bir tavırla göğsümün üzerindeki elini itekledim. Eli boşluğa doğru savrulurken dudağımın sağ tarafı yukarıya doğru kıvrıldı. "Seni mi sevecek?"
Sorduğum soru ile anlık bir afalladı. "Ne bekliyorsun? Lise de bile senden kaçan adamın şimdi koşa koşa kollarına atlamasını falan mı? Üzgünüm tatlım bunlar boş hayaller. Hayal dünyasından çık, orası çok tehlikeli." Gözlerini kısarak bir adım daha attı. Şimdi ayaklarımız birbirine temas ediyordu. "Boşuna çırpınma canım. Kara senden nefret ediyor."
Kurduğu cümle üzerine gülmeye başladım. "Ha o yüzden nefret ettiği o kadın ile evlendi,"Gülmemi bir anda keserek ciddileştim. Bu sefer ben işaret parmağımı göğsüne dayadım ve yüzüne doğru eğildim. "Biliyor musun? Kara arkamdan çok koştu."
Omuz silkerek konuşmaya devam ettim."E bende dedim yeter bu kadar. Yazık bu adama da. Bir bakmışım evlenivermişiz." Sesimi kısarak yüzüne doğru iyice eğildim ve fısıldadım. "Aramızdan çekil, gölge yapıyorsun,"Yüzümü yüzünden uzaklaştırarak sahte bir şekilde gülümsedim. "Ayrıca bebeğimin babasını rahat bırakırsan çok mutlu olurum. Miniğimi üzmeni istemem."
Ahu'nun yüzünün ifadesi değişirken gözleri arkamda takılı kaldı. Yavaşça arkama dönerek baktığı her neyse merak ettim.Arkamda duran Kara'yı görünce dişlerimi alt dudağıma geçirdim. Boğazımı temizleyerek gülümsedim. Yavaş adımlarla Kara'nın yanına giderek koluna girdim. Asansörün açık duran kapısına doğru yürümeye başlamam ile Kara'da bana ayak uydurarak asansöre doğru ilerledi. Ahu'nun yanına gelince durdum. "Boşuna çırpınıyorsun, çok üzücü." Ahu'ya sinir edici bir şekilde göz kırptıktan sonra asansöre bindim.
Asansörün kapıları kapanınca rahat bir nefes vererek yanımda duran Kara'ya döndüm. Bir put misali hareketsizce duruyordu. Bir elimi havaya kaldırarak gözünün önünde salladım."Kara?" Gözlerini diktiği yerden zorlukla ayırarak yüzüme baktı. "Hı?" Tek kaşımı kaldırarak elimi indirdim. "İyi misin sen?" Başını hafifçe salladı. "Hı hı." Omuz silkerek önüme döndüm. "Bebek?" Kara'nın anlamsız sorusu ile tekrardan ona döndüm. "Ne bebeği?" Elini havaya kaldırdı sonra geri indirdi. Tekrar kaldırdı ve geri indirdi. "Ahu'ya dediğin bebek?"
"Ha sen onu diyorsun?"Başını olumlu anlamda sallayarak benden cevap beklemeye başladı. Dudaklarımı büzerek omuz silktim. "Onu sinir etmek için söyledim. Başka bir niyetim yoktu." Kara'nın rahat bir nefes vermesi ile kaşlarımı çattım. "Neden bu kadar korktun?" Rahatlayan yüz ifadesi ile omuz silkti. "Ben... bilmiyorum."
"İstemez miydin?"Dudaklarını birbirine bastırarak başını olumsuzca salladı. "Böyle bir şeyi kaldırabileceğimi zannetmiyorum."
"Anladım."Önüme dönerek asansörün kapalı olan kapılarını izlemeye koyuldum. Buna karışma hakkım yoktu ya da bir şey deme. "Kızdın mı sen?"Kara'nın sorusu ile alayla güldüm. "Ben mi? Neye kızacağım?" Ellerini ceplerine koyarak omuz silkti. "Bilemiyorum," Bana doğru dönerek yüzüme doğru eğildi. "Belki de bana aşık oldun." Gözlerini kısarak biraz daha eğildi. "Belki de benden-" Daha fazla devam etmesine müsaade etmeden omuzlarından itekledim. "Yuh!"
Kahkaha atmaya başlaması ile sinirli gözlerimi yüzüne diktim. "Bakıyorum da çok hayal kuruyorsun. Dikkat et de hayal kırıklığına uğrama. Mazallah üzüntüden yataklara falan düşersin." Ona meydan okurcasına parmak uçlarımda yükselerek yüzünün hizasına gelmeye çalıştım.Yüzündeki alaylı gülümseme devam ederken duyduğumuz öksürük sesi ile ikimizin de gözleri asansörün kapısına döndü. Karşımızda duran en az beş kişi ile tekrardan birbirimize döndük. Hızlı adımlarla asansörden çıkarak insanların arasından geçtim. Rezil de olmuştum. Ne kadar güzel bir gün (!)
"Sinirli sinirli nereye gittiğini öğrenebilir miyim acaba?" Burnumdan sert bir nefes vererek ona döndüm. "Öğrenmezsin!" Sessizce yanımda yürümeye devam etti. Nereye gittiğimi bilmeden otelden çıktım ve yürümeye devam ettim. Uzun bir süre daha yürümeye devam ettim. "Daha ne kadar yürümeyi düşünüyorsun?" Kara'nın sorusu ile durdum. "Bir sorun mu var?" Bir şey demeden bileğimden yakaladı ve yürümeye devam etti. "Madem buraya kadar geldik biraz gezelim." Bir şey demeden beni yönlendirmesine daha doğrusu peşinden sürüklemesine müsaade ettim.
Issız bir otobana geldiğimizde anlamsızca etrafıma bakındım. "Nereye gidiyoruz?"
"Görürsün şimdi."Sessiz kalarak ileriye doğru baktım. Az ilerimizde bir sürü arabalar, otobüsler ve insanlar bulunuyordu. "Sol tarafına bak." Kara'nın dediği ile başımı kaldırarak sol tarafıma baktım. Peri Bacaları'nı görmem ile gözlerim ardına kadar açıldı. "Sen ciddi misin?" Kara şaşkın yüz ifademe karşı gülmeye devam etti. Yönünü değiştirerek Peri Bacaları'na doğru yürümeye başladı. "Oraya mı çıkacağız?" Başıyla onayladı.
Kafamı kaldırarak baktım. Çok yüksekti. Nasıl çıkacaktık? "Oraya nasıl çıkmayı düşünüyorsun?"
"Diğer insanlar nasıl çıktıysa öyle."Kara'ya göz devirerek durdum. Kara'da benimle birlikte durdu. "Hadi ama Maviş, yükseklik korkun mu var yoksa?"Kara tek kaşını havaya kaldırarak baktı. "Hayır." Aldığı cevaptan memnun olan Kara Peri Bacaları'na çıkmak için tırmanmaya başladı. Oflayarak bende peşine takıldım. Çıktığımız yer çok dikti ve ayağımızın altı sırf kum olduğu için kayıp düşmemiz an meselesiydi.
İlerledikçe dikleşmeye başlayan yol ile dizlerimi kırarak hafifçe çöktüm ve yanlarıma tutunarak ilerlemeye devam ettim. Ben bir şekilde tırmanmaya devam ederken az ilerimde bulunan ve tırmanmaktan yorulan Kara olduğu yerde durarak arkasında kalan bana döndü. Beni gördüğü gibi gülmeye başlaması bir oldu. Memnuniyetsizce yüzümü buruşturdum ve Kara'ya yetişmeye çalıştım. "Hiç fotoğraflarda ki gibi değilmiş." Kara gülmesinin ardından zorlukla konuştu. "Senin dediğin o yer şehir merkezinde bulunuyor."
Her iki yanımda da bulunan sert kum yığınına ellerimi dayayarak tırmanmaya devam ettim. Ben Kara'ya yetişmeye çalışırken, Kara'nın sesli bir nefes vererek tekrardan kaldığı yerden tırmanmaya başladığını gördüm. Adımlarımı hızlandırdım. Sonunda ileride düzlük bir yerde Kara'nın durması ile derin bir nefes vererek az kalan yeri de tırmandım. Ayağa kalktığımda bacaklarımda kendini belli eden sızı ile yüzümü buruşturdum. Ellerimle bacaklarımı tutarken kendi eksenim etrafımda dönerek bulunduğumuz yere baktım. Oldukça yüksekteydik. Etraf farklı ülkelerden gelen insanlar ile doluydu.
"Nasıl?" Arkamdan konuşan Kara'ya döndüm. "Değişik." Sırıtarak aynı benim gibi etrafı inceledi. "Gerçekten farklı bir yer," Eliyle daha yüksek olan yeri işaret etti. "Oraya da çıkmak ister misin?" Hızlıca başımı olumsuz anlamda salladım. Daha bacağımdaki sızı şiddetli bir şekilde devam ederken oraya çıkma düşüncesi hiç de mantıklı gelmiyordu. "İnelim o zaman?"
"Tamam."Kara önüme geçerek geldiğimiz yoldan inmeye başladı. Oflayarak bacaklarımı sert kum yığınlarına dayadım ve bir penguen misali yavaş yavaş indim.
En sonunda indiğimizde Kara'nın yönlendirmesi ile hemen yolun öbür tarafında bulunan minik dükkanların olduğu yere ilerledik.
Kara önden ben arkadan bir dükkana giriş yaptığımızda hayranlıkla dükkanda bulunan aksesuarları inceledim. Her biri birbirinden güzeldi. Gözüme takılan siyah kolye ile kendimi tutmayarak kendimi kolyenin bulunduğu tarafa attım. Yuvarlak bir kolye ucunun üzerine minik minik siyah doğal taşlarla dizilmiş harika bir kolyeydi. "Beğendin mi?" Arkamda duyduğum ses ile irkilerek kolyeyi bıraktım. Arkama döndüm. "Öylesine bakıyordum sadece."
Kara omzumun üzerinden kolunu uzatarak arkamdan bir şey aldı. Avucunun içerisine aldığı şey ile beni arkasında bırakarak az ilerimizde bulunan kadının yanına gitti. Bende Kara'yı beklerken etrafı inceleme işine kaldığım yerden devam ettim. Birbirinden güzel şeylerle doluydu. Çeşit çeşit takılar, aynalar, anahtarlıklar ve daha nicesi bulunuyordu. Hayranlıkla dükkanda gezmeye başladım.
Yavaş yavaş dükkanın içerisinin kalabalıklaşmaya başlaması ile kendimi zorla dışarıya attım. Karşımda tüm ihtişamıyla duran Peri Bacaları'na baktım. Çok güzellerdi. Çok farklılardı. Sanki bir sanatçının elinden fırlamış gibiydiler. Göz kamaştırıcı ancak bir o kadarda sadeydi. Değişik bir auraya sahipti. "Sırada ki durağımıza hazır mısın?" Hiçbir şey demeden sadece onaylamakla yetindim. Kara'nın yürümeye başlamış ilke hızlıca yanına geçtim ve ona ayak uydurdum. "Çok mu uzak?"
"Yürüyerek gidemeyeceğimiz kadar uzak."Düşünceli bir ifadeyle çenesini sıvazladı. Bir anda durarak bana döndü. "Burada bekle beni hemen geliyorum."
Daha bir şey dememe bile fırsat vermeden yanımdan uzaklaştı. Ne yapacağını anlamak için gözlerimi üzerinden ayırmadan arkasından izledim. Sadece biraz uzağımızda olan büyük gezi otobüslerinin olduğu yere gitti. Büyük otobüslerin arasında kaybolması ile oflayarak gözlerimi devirdim. Can sıkıntısıyla arkamda bulunan sokak lambasına sırtımı dayadım ve kollarımı göğsümde bağlayarak Kara Bey'i beklemeye kaldığım yerden devam ettim.
Aradan geçen birkaç dakikanın ardından görüş alanıma giren Kara ile ifadesizce yanıma gelmesini bekledim. Yanıma gelince karşımda durdu ve ellerini cebine koyarak keyifli bir ifade ile konuştu. "Hadi gidiyoruz." Kaşlarımı çatarak yaslandığım sokak lambasından uzaklaştım. Sorgulamak için ağzımı açtığım sırada konuşmama izin vermeyerek bileğimden yakaladı.
Peşinden sürükleyen Kara'ya göz devirerek sessiz kaldım. Büyük bir otobüsün yanına gelince durdu ve bileğimi serbest bıraktı. "Bin bakalım." Kaşlarım havalanırken ağzımı açtım ancak konuşmamı istemiyor olacak ki ellerini sırtıma yerleştirerek hafifçe otobüse doğru itekledi. Bu hareketini bir kenara yazarak otobüsün merdivenlerini tırmandım. Arkamdan otobüse binen Kara'nın yönlendirmesi ile ikili koltuklardan birisine oturduk.
Yaklaştık beş dakika kadar sonra otobüsün içerisinde insanlar yerini almaya başlamıştı.
Dudaklarımın arasından bir nefes vererek başımı yanımda oturan Kara'nın omzuna koydum ve gözlerimi kapattım.
Karnıma giren tatlı sancıya anlam veremiyordum. Neden hep Kara'nın yanında böyle oluyordu? Neden oluyordu? Hayatıma Kara girdiği günden beri uzun süredir hissetmediğim şeyleri hissediyor ve yaşıyordum. Kara benim tekrardan hayat bulmamı sağlamıştı. Yeniden kahkaha atmamı, yeniden birisi için endişelenmemi, yeniden birisinin omzuna başımı koyunca huzur bulmamı sağlamıştı. Bu hayatta tek bir kişi bağlı kalınmayacağını, her bir saniyenin ayrı bir önemi olduğunu bana öğretmişti. Kara hayatıma girdiği bu kısa zamanda bana çok şey öğretmişti, bana çok şey katmıştı.
"Uyuma uykucu," Omuz silkerek onu umursamamazlıktan geldim. Burnumun ucunun sıkıştırılması ile gözlerimi açarak başımı omzundan kaldırdım. Yüzümü buruşturarak burnumu tuttum.
"Acıdı." Sırıtarak bu seferde yanağımı sıktı. Acıyla gözlerimi yumarken eline vurdum. "Kara!"
"Efendim Maviş?"Kendimi kızmaya hazırlamışken masum çıkan sesi ile bütün sinirim bir bulut misali yok olup uçtu. Yüzümdeki sinirli ifade yok olurken gözlerimi açtım. Kara yüzünden hiç eksik olmayan sırıtması benden bir cevap bekliyordu. Sessizce yüzüne bakmaya devam ederken, benim bu halim onu ürkütmüş olacak ki yüzünde ki sırıtma yavaş yavaş silindi. "Mavi?" Gözlerimi kırpıştırarak yüzüne bakmaya devam ettim. Ben neden daha önceden yapabildiğim gibi ona kızamıyordum?
Bir elini havaya kaldırarak gözlerimin önünde salladı."Maviş! Tepki versene!" Başımı hafifçe sallayarak silkelendim. Kendine gel Mavi. "Yok bir şey." Kara kaşlarını hafifçe çatarak elinin tersini alnıma koydu. "Ateşin falan da yok ama?" Kendi kendine konuşurken alnımda bulunan elini hafifçe itekleyerek uzaklaştırdım. "İyiyim ben," Kara inanmaz bir şekilde yüzüme bakarken otobüsün içerisinde konuşmaya başlayan muavin ile bakışlarımız birbirinden ayrıldı.

Önümde bütün heybetiyle duran yapıya baktım. Gözlerimi ayırmadan yanımda duran Kara'ya hitaben konuştum. "Burası neresi oluyor?"
"Uçhisar Kalesi,"Gözlerimi yapıdan ayıramıyorum. Gerçekten harikaydı. Kara'nın yönlendirmesi ile kaleye giriş yaptık. Kalenin tepesine çıkmak için merdivenleri tırmanmaya başladığımızda Kara'nın konuşması ile ona döndüm. "Tamı tamına 275 basamak çıkacağız." Duyduğum rakam ile kaşlarım havalandı.
"Sorun olur mu?" Kara'nın sorduğu soru üzerine güldüm. "Kara ben bir doktorum ve bütün günüm oradan oraya koşmakla geçiyor," Kara'da bana katılarak gülmeye başladı. "Pardon bir an unuttum ben." Tepkisi üzerine gülmeye devam ettim. Umduğumdan daha kısa sürede kalenin tepsisine ulaştığımızda ayaklarımızın altına serilmiş olan muhteşem manzarayı izliyordum. "Poz ver." Kara'ya döndüğümde telefonunun ön kamerasını açmış ve sırıtarak kameraya bakıyordu. Yüzümdeki ifadeyi bozmadan kameraya baktım. Kara'nın fotoğrafı çekmesini beklerken Kara somurtarak telefonu indirdi. Bana dönerek baş parmaklarını dudaklarımın kenarına koydu ve yukarıya doğru itekledi. "Azıcık gülümsesen ölür müsün?"
Gözlerimi devirdim. Kara gülümsemeyeceğimi anlayarak hüzünle önüne döndü ve tekrardan kamerayı açarak telefonu havaya kaldırdı. Tam fotoğrafı çekmek için eli tuşa gittiği sırada yüzüme en içten gülümsememi yerleştirdim. Fotoğraf çekildiği an Kara şaşkınlıkla arkasına döndü. Ancak anında eski haline dönen yüz ifademi görünce afalladı.
Bir süre daha durduktan sonra çıktığımız merdivenleri geri inerek otelin yolunu tuttuk. Yorgunlukla kendimizi asansöre attık."Teşekkürler." Karşımda ki boş kapıdan gözümü ayırmadan Kara'dan bir tepki bekledim. Kısık sesle güldüğünü duydum. "Teşekkür etme."
Asansörün kapıları açılınca önde Kara arkasında ben çıktık. Kara cebinden oda kartını çıkartarak kapıyı açtı. İçeriye girince ışıkları açtı ve girince kapının önünde sessizce durduğunu gördüm. Arkamdaki kapıyı kapatarak Kara'nın kasılan sırtına baktım. Merakla Kara'nın yanına gittim ve baktığı şeye baktım.
"Bende sizi bekliyordum."