2. bölüm · Mavi ve Siyah
1. Bölüm
Son yarım saattir yaptığım gibi ellerimin arasında bulunan soğumaya başlamış olan kahvemde ki köpükleri izlemeye devam ediyordum. Bulunduğum ortamdan soyutlanmış bir şekilde donuk ve buz gibi gözlerle ruhsuz bir şekilde duygusuzca duruyordum.
Aklımda dönen bir sürü şey...
Ben kimim mi? Ben ailesi olan ama aynı zamanda kimsesiz olan, içerisindeki küçük çocuğu yaşatmaya çalışan, ruhu küçük yaşta ölmüş olan bir kadınım. Hayatın attığı onca tekmelere rağmen sımsıkı bir şekilde hayata tutunmaya çalışan ruhsuz bir kadınım. Aile kavramını unutan, duyguları alınmış, gülmeyi ve mutlu olmayı uzun zaman önce bırakmış ruhsuz bir kadın. "Bir saat önce kaza yerine varan ambulanslar gelmek üzere, hemen kapıya!" Duyduğum cümle ile başımı aniden kahvemden kaldırdım. Elimdeki soğumaya başlayan kahveyi sertçe masanın üzerine bıraktım. Bardağın sertçe masaya çarpmasıyla birlikte içerisindeki soğuk kahveden birkaç damlası sıçrayarak masaya dökülmüştü. Sandalyeyi geriye doğru itekleyerek ayaklandım ve acilin kapısına doğru koşmaya başladım. Boynumda sallanan stetoskop düşmek üzereyken son anda yakalayarak düzelttim.
Acilin kapısına vardığımda bütün ekip toplanmıştı. Yavaş yavaş duyulmaya başlayan siren sesleri ile boynumdaki stetoskopu sertçe sıktım. Stresle sol bileğimde bulunan saate baktığımda henüz gece on ikiydi.
"Mavi ve Şeyda birinci ambulans! Sevde ve Murat ikinci, ben ve Burak da üçüncü ambulans!" Başhekimi onaylayarak birbirimize baktık.
Arka arkaya gelen ambulanslar ile hazırda bekliyorduk. En sonunda ambulansın kapılarının açılması ile içerisinden dikkatli bir şekilde sedyede yaralı halde yatan hastaları tek tek indirmeye başladılar.
Şeyda ile birinci ambulansın yanına giderek hastanın yanına koştuk. Sedyeyi dikkatli bir şekilde hastaneye doğru sürüklerken ambulansta hasta ile ilgilenen hemşire çoktan bize bilgi vermeye başlamıştı.
...
Uyuyan hastaya baktıktan sonra elimdeki deftere son notlarımı da yazdım. Oldukça yoğun bir gün geçirmiştim. Kolumdaki saate baktığımda gece yarısı olmak üzere olduğunu fark ettim. Nöbetim bitmişti. Ucu açık olan kalemin arkasına basarak önlüğümün önünde bulunan cebe attım. Elimdeki defterinde kapağını kapattıktan sonra hastayı rahatsız etmemesi için odanın ışıklarının bir kısmını kapatarak kapıya yöneldim. Sessiz adımlar ile hastanın odasından çıkarak yine aynı sessizlikle arkamdan kapıyı kapattım.
Soyunma odasına doğru ilerlerken koridorda karşılaştığım Şeyda'ya her zamanki sahte gülücüklerimden birisini sundum. O benim aksine oldukça samimi bir gülümseme ile karşıladı beni. Şeyda yanımda yerini alırken beraber yürümeye başladık.
"Eve geçiyorsun değil mi?" Başımı olumlu anlamda salladım. "Evet."
"Beraber çıkalım mı? Malum saat geç oldu?"
Tereddütle yüzüme bakarken tebessüm ettim. Tereddütlü gözleri benden aldığı olumlu cevap ile rahatlamıştı. Omuzları rahatlıkla düşerken şimdi gözlerinin içi parlıyordu. Elimi dağılmış olan saçlarımın içerisine daldırdım, düşünceli bir şekilde başımı kaşıdım "Olur. Önce üzerimi değiştirsem de öyle çıksak?" Sorum üzerine Şeyda başını olumlu anlamda salladı. "Ben seni kantinde bekliyorum."
Onu onaylamak adına başımı hafifçe salladım. Şeyda yanımdan ayrılarak kantine yönelirken ben gelmiş olduğum soyunma odasına girdim. Kendi dolabımın bulunduğu tarafa giderek cebimden anahtarımı çıkardım. Anahtarı kilide sokarak acele etmeden yavaşça çevirdim. Açılan dolabın içerisindeki sabah giydiğim kıyafetleri alarak arkamdaki oturaklara bıraktım. Dolaptan çantamı da alarak cebimdeki telefonu ve elimdeki not defterimi de koyarak kıyafetlerimin yanına bıraktım.
Üzerimdeki beyaz doktor önlüğüm ve mavi formamdan kurtularak sabahki giydiğim sade beyaz tişörtümü ve lacivert kot pantolonumu giyerek üzerime siyah ceketimi geçirdim. Çıkardığım kıyafetleri düzgünce katlayarak dolabıma koyarak kilitledim. Anahtarı çantama atarken tepeden sıkıca topuz yapmış olduğum ancak şimdi dağılmış olan saçımı tokanın işkencesinden kurtararak özgürlüklerini ilan etmelerini sağladım. Saatlerdir bu şekilde olduğu için acımaya başlayan saç diplerime parmak uçlarım ile masaj yapmaya başladım. Parmaklarımı gece gibi siyah olan saçlarımın arasında gezdirirken soyunma odasından çıkarak kantine yöneldim. Kantinin kapısında beni bekleyen Şeyda ile göz göze gelince zorla gülümsedim. "Çıkalım mı?"
Şeyda'nın sorusunu onaylayan birkaç şey söyledikten sonra beraber hastaneden çıktık.
İkimizin de evleri birbirine yakın sayılırdı. Sadece Şeyde benim bir alt sokağımda oturuyordu. Yavaş yavaş sessizleşmeye başlayan sokaklar ile yanımda yürüyen Şeyda'ya gözümün kenarıyla baktım.
Maşayla dalgalandırdığı sarı saçları omuzlarından aşağıya sarkmış, soğuktan kızaran burnu ve yorgunlukla baygın baygın bakan ela gözleri ile göze oldukça masum gözüküyordu. Benim aksime.
Ben? Siyah hafif dalgalı olan saçlarım omuzlarımdan aşağıya düşmüş koyu mavi gözlerimin altında oluşmuş hafif kızarıklar, dudağımın kenarında saklamaya çalıştığım yara izi, ayaklarım yorgunluktan zonklarken ve yüzüme taktığım o maske ile oldukça itici ve samimiyetten uzak duruyordum. Benim aksime Şeyda oldukça eğlenceli, neşeli, pozitif, etrafına neşe saçan, masum ve güzel bir kızdı. Her erkeğin sahip olmak isteyeceği kadar güzel ve tatlı bir kızdı.
Sokağın başına gelince Şeyda yavaşlayarak bana döndü. Sokak lambasının aydınlattığı yüzüne oldukça canlı bakmaya çalıştım.
"İyi geceler Mavi. Buraya kadar bana eşlik ettiğin için çok teşekkür ederim," Yüzündeki gülümsemesi ona çok yakışırken sadece yüzüme samimi olmasını umduğum bir gülümseme takındım. "İyi geceler Şeyda." Elini havaya kaldırarak sallamaya başladı ve kocaman gülümsedi. "Yarın görüşürüz."
Başımı hafifçe salladım. Şeyda arkasını bana dönerek evine doğru yürümeye başlayınca kısa bir süre orada durarak evine girmesini bekledim. Şeyda'nın evine girdiğine emin olduktan sonra kendi evimin bulunduğu sokağa saptım. Her ne kadar ayaklarım geri geri gitmek istese de o eve gitmek zorundaydım. Babam için o eve gitmek ve mutlu rolü oynamak zorundaydım. Her zaman olduğu gibi... Başımı yere eğerek yürümeye devam ettim. Düşünceli bir şekilde yürürken ilerimde duyduğum sesler ile başımı yerden kaldırdım ve sesin geldiği yöne doğru baktım.
Büyük bir grup kavgaya tutuşmuşlardı. Memnun olmayan bir surat ifadesi ile büyük direğin arkasına geçerek çantamdan telefonumu çıkardım ve daha öncesinde telefonuma indirdiğim sahte polis sirenini açarak sesini fulledim. Artık alışmıştım böyle kavgalara. Bende tek çare olarak kendime böyle bir yöntem geliştirmiştim.
Kavga eden grup yavaş yavaş kaçmaya başlayınca açtığım siren sesini kapattım. Herkes uzaklaşırken yerde yatan adamı fark etmem ile duraksadım. Onca kişi bir adama mı saldırmışlardı? Bu çok adiceydi!
Koşarak doğrulmaya çalışan adamın yanına çöktüm. Dengesini sağlayamayarak geri düşerken yavaş yavaş kapanan gözleri ile gözlerime baktı. Ancak aldığı darbelere daha fazla dayanamamış olacak ki başı omzuna doğru düştü. Geriye doğru düşeceğini fark edince hemen elimi ensesine koydum ve böylelikle başını kaldırım taşına çarpmasnı engellemiştim. Elimin altında bulunan kafasını hareket ettirmemeye çalışarak arkasına geçtim ve dikkat ederek başını dizlerimin üzerine koydum.
Elimin tersi ile yanağına hafifçe vurmaya başladım.
"Ayık kal. Benimle kalmalısın." Çoktan kendinden geçmiş adam ile çantamdan telefonumu çıkararak ambulansın numarasını tıkladım. Hızlıca telefonumu kulağıma götürürken baygın yatan adamın yüzünü inceledim. Karanlıktan dolayı yüzü net gözükmüyordu. Sadece biraz uzağımızda kalan sokak lambasının sarı ışığı yüzünün ancak yarsına kadar vuruyordu. Yüzünün görünen kısmı bile kanla kaplıydı, yüzü fazla seçilmiyordu.
Telefonun öbür ucundan gelen ses ile acele bir şekilde bulunduğumuz yerin konumunu ve yaralı adam hakkında gözlemlediğim şeyler hakkında bilgiler verdim. Telefonun ucunda bulunan kadın en kısa sürede burada olacaklarını söyledikten sonra telefon kapandı.
Aceleyle telefonu ceketimin cebine atarken baygın yatan adamın üzerine eğilerek kulağımı burnuna doğru dayadım. Kulağıma ılık ılık çarpan nefesi ile rahatlayarak geri çekildim ve bu seferde üzerinden eğilerek kulağımı tam kalbinin hizasına gelecek şekilde göğsünün üstüne koyarak atışlarını dinlemeye koyuldum. Bir yandan kalp atışlarını dinlerken diğer yandan da kolumdaki saate bakarak atışlarını kontrol ediyordum. Bir dakikanın sonunda kulağımı göğsünden çekerek yüzüne baktım. Kalp atışlarında herhangi kötü bir şey duymamıştım. Tabii ki bu olmayacağı anlamına gelmiyordu.
Hafif nemli olan saçları alnına düşerek gözlerine gölge oluştururken, kaşındaki yarıktan akan kan dudağına kadar ulaşmış ve dudağının kenarındaki kanla birleşerek çenesine doğru süzülüyordu. Ceketimin kolunu iyice sündürerek avucuma kadar çektim ve dikkatli bir şekilde çenesinden akmak üzere olan kanı yakaladım. Çenesine bulaşan kanları dikkatle silerken arkamda duyduğum siren sesleri ile yüzümde gerçek bir tebessüm oluşmuştu. Bu yaralı adam gerçekten şanslıydı.
Ambulans hızla yanımızda dururken başımı kaldırdım.. Ambulansın arka kapısı açıldı ve iki erkek bir kadın olmak üzere üç kişi inerek yaralı bir şekilde baygın yatan adama doğru koştular. Onlar adamın yanına çökerken bende onlara gözlemlediğim şeyleri tekrar etmeye koyuldum. Yanlarında getirdikleri boyunluğu dikkatle adamın boynuna takarken hala dizlerimim üzerindeydi.
Kısa bir süre sonra adamı dikkatli bir şekilde dizimden kaldırarak sedyeyle taşıdılar. Dizlerimdeki sıcaklık kaybolurken bir anda kendimi boşluğa düşmüş gibi hissettim, bu afallamama neden olmuştu. Kaşlarım anlamsızca çatıldı. Sedye havalanırken adamın gözlerinin hafifçe açıldığını gördüm. Ancak açılan gözleri saniyesinde geri kapanırken başı omzuna doğru düştü.
Ambulansın kapıları kapanmak üzereyken hızlıca bende arkalarından bindim. Hemşire yaralı adama serum takarken bende hareketlerini izlemeye koyuldum. Şu anda yapabileceğim herhangi bir şey yoktu.
...
Yaralı adamın girdiği odaya girmekte olan Murat'ın arkasına takılarak bende girdim. Murat kapıyı kapatmak için arkasına döndüğünde beni görünce yarı şaşkın yarı korkmuş bir şekilde geriye doğru adım attı. Havalanmış kaşları ile olduğu yerde bana bakarken gözlerimi devirdim.
"Bakma öyle bende yardım edeceğim sana."
"Pekala Buzlar Kraliçesi şu an bir yardımı geri çeviremeyeceğim için bir şey demiyorum."
Tekrardan Murat'a göz devirirken ceketimi çıkartarak köşede bulunan koltuğun üzerine fırlattım. Bileğimdeki tokayı çıkararak saçlarımı tepeden sıkı bir şekilde bağladım.
"Ambulansta ki hemşirenin verdiği bilgiye göre hastanın kolunda bir kesik varmış ben o yarayı dikerken sende yaralarına pansuman yapabilirsin Buzlar Kraliçesi."
Murat'a herhangi bir cevap vermeden malzemelerin olduğu dolaba yönelerek ihtiyacım olan her şeyi kucağıma doldurarak geri döndüm. Yatağın baş ucundaki minik dolabın üzerine kucağımdakileri bırakırken Murat'a kısa bir bakış attım. O çoktan yaralı adamın yanına çökmüş koluyla ilgileniyordu. Derin bir nefes vererek koyduğum şeyler arasından bir pamuk aldım.
...
Yorgunlukla gözlerimi kapatarak başımı arkamdaki buz gibi duvara dayadım.
Ayak tabanlarım dayanılmayacak şekilde ağrıyordu, kollarımdan hiç bahsetmiyorum bile. Karşımdaki sandalyenin hareket etmesi ile tek gözümü açarak karşıma oturan kişiye baktım. Karşımda oturan yorgun Murat'ı görünce geri gözlerimi kapattım. "Çok yoruldum ya." Gözlerimi açmadan belli olmayacak şekilde gülümsedim. "Hak ettin."
"Nasıl hak ettim ya? Herkes şimdi evinde mışıl mışıl uyuyor, ben? Bende adam dikiyorum."
Murat'ın isyankar çıkan sesi ile dudaklarım yukarıya kıvrıldı. Yavaşça gözlerimi açarak durumundan memnun olmayan Murat'a baktım.
"Başhekime baş kaldırmanın sonuçları."
"Kabul et haklıydım." Göz kırparak parmaklarını şıklattı.
Gözlerimi geri kapatarak omuz silktim.
Öğlen saatlerinde bir hastanın durumu hakkında konuşmak için toplandığımızda her zamanki gibi başhekim ile Murat ağzı dalaşına girmişlerdi. Sözünü esirgemeyen Murat en sonunda başhekim tarafından cezaya çarptırılarak nöbet süresi uzatılmıştı. Sandalyenin yere sürüyerek çıkardığı ses sonucu yüzümü buruşturarak gözlerimi araladım. "Ben son kez hastaya bakmaya gidiyorum, oradan da eve."
Murat'ın yanımdan ayrılması ile cebimdeki telefonu çıkararak ekranına baktım. Abimden tek bir mesaj vardı. Yüzümde oluşan hüzünlü gülümseme ile ekranı kapatarak geri cebime koydum.
Zorla yutkunarak boğazımdaki acı tattan kurtulmaya çalışırken ayaklanarak kantinden çıktım. Yavaş ve yorgun adımlarla yaralı adamın odasının önüne geldim. Sessiz olmaya dikkat ederek kapıyı açtım ve başımı içeriye uzattım. Murat'ı göremeyince kaşlarım çatıldı. Bu kadar hızlı mıydı? Ayaklarımı yere sürüyerek yatağın yanındaki koltuğa oturdum. Kollarımı göğsümde bağlayarak ilaçların etkisiyle uyuyan adama baktım.
Yüzü berbat bir haldeydi. Sayılamayacak kadar çok morluklar vardı. Üzerinde ki kirlenmiş olan kısa kolunun açıkta bıraktığı kollarda ise bir sürü kesik doluydu. Bu daha görünen kısmıydı. Uyandığı zaman vücudunda baş gösterecek olan ağrıyı düşünce istemsizce yüzümü ekşittim. Yavaşça esnerken elimin tersini dudaklarımın üzerine kapadım. Göz kapaklarıma çöken ağırlık ile yavaş yavaş gözlerimi kapattım.
...
Kulağımı sağır edecek kadar sert çarpan kapak sesleri ile huzursuzca gözlerimi araladım. Karşımda gördüğüm manzara ile şoka girerken oturduğum yerde şaşkınca karşımdaki adamı izliyordum. Sırtı bana dönük olacak bir şekilde kapakları açık olan dolabın içerisine bakındı ancak istediğini bulamamış olacak ki oflayarak geri kapattı. Karnını tutarak arkasını döndüğü anda göz göze gelmemiz ile olduğu yerde durarak siyah gözlerini yüzüme kilitledi. Uyandığımı fark edince bir anlık afalladı. Gözleri hızlıca odanın içerisinde dolaştı. Ne yapacağını bilemiyor gibiydi. Yüzüne samimi olup olmadığını anlayamadığım bir gülümseme yerleştirerek el salladı. "Günaydın Maviş. "Şaşkınca havada salladığı ele bakarken Maviş kelimesi ile yüzümü buruşturdum. "Ne yapıyorsun sen? Ayağa kalkmaman gerekiyordu."
Oturduğum yerden sinirle ayaklanarak yanına gittim.
Ben ona sinirle bakarken alayla gözlerini devirdi.
"Endişelenme benim için Maviş, benim bünyem bunlara alışık."
Cümlesinin sonunda sinir bozucu bir şekilde göz kırpması ile sinirle gözlerimi yumdum.
Derin bir nefes vererek kendimi sakinleştirmeye çalışırken yumduğum gözlerimi açarak karşımdaki adama baktım. İşaret ve baş parmağımı alnıma dayadım. Daha dün gece bu adam kendinde değildi. O zamanlar daha iyiydi.
"Bak senin için endişelendiğim falan yok tamam mı? Ben bir doktor olarak sadece işimi yapıyorum,"
İşaret parmağım ile bozulmuş olan yatağı gösterdim.
"Şimdi yerine geç ve uslu bir çocuk gibi yat." Bir süre yüzüme baktıktan sonra omuz silkerek yatağa yattı ve ayak ucundaki örtüyü göğsüne kadar çekti. Dediğim şeyi ikiletmeden yerine getirmesiyle kaşlarım havalandı. Kollarını örtünün altından çıkarttı. "Üzerimi de örttüm oldu mu Doktor Hanım?"
Gözlerimi devirmemek için bir iç savaş verirken bu savaşı kaybederek gözlerimi devirdim. İşaret parmağımı havaya kaldırarak tehlikeli bir şekilde salladım.
"Uslu uslu yat. Ben elimi yüzümü yıkayıp geleceğim. Sonra da seni kontrol edeceğim. Ha çok gitmek istiyorsan ona ben karar veririm." Bu seferde göz devirme sırası ona geçmişti. Ancak yüzündeki, hala samimi olup olmadığını anlamadığım o gülümsemesi yerindeydi. Gözlerini kapatmış bir şekilde yatan adamı oda da bırakarak bulunduğumuz kattaki lavaboya girdim. Çeşmeyi açarak soğuk suyu yüzüme çarpmaya başladım. Birkaç defa daha yüzüme su çarptıktan sonra kafamı kaldırarak aynadaki yansımam ile bakışırken akmakta olan suyu kapatarak kızarmış gözlerime baktım.
Yorulmuştum. Sırtımda yirmi beş senenin yükü vardı. Omuzlarım yorgunluktan çökmüş ve sırtım bu ağırlığa dayanamayarak kamburlaşmıştı. Avuç içlerimi soğuk mermere lavabo tezgahına dayadım. Öne doğru eğilirken dudaklarımın arasından ılık bir nefesi dışarıya doğru üfledim. Yüzümden akmaya devam eden su damlaları ile gözlerimi araladım. Sol tarafımda bulunan peçetelerden birkaç tane alarak elimi ve yüzümü iyice kuruladım. Elimdeki nemli peçeteleri bir top haline getirerek çöp kovasının içerisine attım. Sudan dolayı yüzüme yapışmış olan saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırırken lavabodan çıktım. Geldiğim yolu geri gittim ve daha birkaç dakika önce çıktığım o odanın öne geldim. Hafif aralık olan kapıdan içeriye girdim. "Şimdi-" Beni karşılayan boş yatak ile cümlem yarıda kalmıştı. Sinirle ayağımı yere vurarak odadan çıktım ve az ileride bulunan danışmaya gittim. "724 numaralı odadaki hastayı gördünüz mü?"
Danışmadaki kadın başını kaldırarak gözlerime baktı. Eliyle arka tarafındaki koridoru işaret etti.
"Birkaç dakika önce o taraf doğru gitti."
Sinirle kaşlarımı çatarken danışmadaki kadına teşekkür ederek odaya geri döndüm ve ceketimi alarak geri çıktım.
Kim bilir o yaralı haliyle nasıl durumdaydı? Canı çok acıyor olmalıydı. Bir anda olduğum yerde durarak başımı hafifçe sallayarak silkelendim. Bana ne ki? Vücut onun vücuduydu. Acıyı çekecek olan da oydu. Beni alakadar etmiyordu.
...
Kapının önüne gelince çantamdan anahtarımı çıkararak anahtarı deliğe soktum. Sessizce anahtarı çevirdim ve kapıyı açarak içeriye girdim. Ev sessizdi. Belli ki evde kimse yoktu. Arkamdan kapıyı kapattıktan sonra derin bir nefes vererek odama yöneldim. Ürkütücü sessizlikte olan evin içerisinde attığım adım sesleri yankılanmıştı. Her ne kadar parmak uçlarımda yürüyor olsam da, tahta zemine her basışımda bir gıcırtı sesi yükseliyordu. Tam odamın kapısının önüne geldiğim sırada arkamda duyduğum ses ile irkilerek arkama döndüm. "Hayırdır nereye böyle kaçar gibi?" Karşımda duran abim ile istemsizce elim kalbime gitti. Hızlı hızlı inip kalkan göğsümü durdurmaya çalışıyordum ancak çabalarım boşa gibiydi. "Odama geçiyordum sadece."
Abim alaylı bir şekilde gülerek başını 'anladım' şeklinde salladı. Bir anda yüzündeki o alaylı ifade kayboldu ve yerini ciddi bir ifadeye bıraktı.
"Gece gelmedin? Neredeydin?" Tek kaşı sorgulayıcı bir şekilde havalanmıştı. Sonlara doğru artan ses tonu ile elimi yumruk yaptım. "Son anda bir hasta geldi çıkamadım." Açıklama yaptığım için içten içe kendime kızmıştım. Beni zerre umursamayan birisine neden bir açıklama yapıyordum ki? Gerçekten umurunda mıydım da? Benim için küçükte olsa endişelenmediğine oldukça emindim.
Kaşları iyiden iyiye çatılırken burnundan sert bir nefes aldı.
"Kimmiş bu hasta da bu kadar uzun sürüyor?"
"Bilmiyorum, ağır yaralıydı." Abim konuşmak için ağzını açtığı sırada zilin çalması ile açmış olduğu ağzını kapatarak işaret parmağını yüzüme doğru salladı. "Bu iş burada bitmedi bilesin." Abim arkasını dönerek kapıya doğru ilerleyince derin bir nefes vererek arkamdaki kapıya yaslandım. Şimdilik bir şekilde sıyırtmıştım. Sadece şimdilik...
