22. bölüm · Mavi ve Siyah
21. Bölüm
Vedalardan daha acı bir şey varsa o da veda edememektir. Ben babama veda edememiştim. Ona son kez sarılamamıştım, son kez baba diyememiştim, gözlerine bakamamıştım.
Tek sığınağım, tek huzur bulduğum kollar artık yoktu. Tek varlığımdan mahrum kalmıştım. Günden güne kendime geldiğimi, eski Mavi'ye dönüştüğümü, tekrardan hayat bulduğumu düşünürken babamın kaybı beni yerle bir etmişti.
Daha on yaşındayken annemin soğuk ölü bedeni ile hayatın acı tarafıyla tanışmıştım. Hayat hiçbir zaman bana acımamıştı. Her zaman acımadan büyük darbelerini indirmeye devam etmişti, devam da ediyordu.
On bir yaşımda annemi benim öldürdüğümle suçlayan abim tarafından şiddet görmeye başladım. İşte ben o gün öldüm. O gün, o küçük kız orada yediği ilk dayakta toprağa gömüldü. On beş yaşımda tanımadığım insanlar tarafından aşağılanmış, bir çok alaya maruz kalmıştım. İnsanların yargılamalarından, aşağılamalarından içine kapanık bir kıza dönüştüm. Ve yirmi beş yaşımda tek varlığım olan babamı kaybetmiştim. Bana her koşulda destek olan, başımı okşayan, saçlarımı öpen babamı bugün kaybetmiştim.
Ben Mavi Karaca, hayatın asla acımadığı Mavi Karaca. Ben Mavi Yenilmez, yeniden hayat bulmaya çalışan ancak hala hayattan büyük darbeler yiyen Mavi Yenilmez.
Oturduğum koltukta dizlerimi karnıma çektim ve kollarımı sıkıca bacaklarıma sararak gözlerimi kapattım. Üzerimde bir ağırlık varmış gibi hissediyordum. Yorgundum, hiç olmadığım kadar. Omuzlarıma konan ağırlık ile gözlerimi açtım. Yanıma oturan Kara sessizce elindeki kupalardan birisini uzattı. Gözlerimi kaçırarak uzattığı kupayı aldım ve ellerimin arasına hapsettim.
Ellerimin arasında duran kupa yavaş yavaş avuç içlerimi sıcaklığı ile acıtmaya başlamıştı ancak kalbimdeki acı buna daha ağır bastığı için neredeyse hissetmiyordum.
Kara sessizce kupasından bir yudum alırken onun konuşmayacağını anlayarak konuya giriş yaptım."Kendimi insanları kurtarmak için harcarken bugün kendi abimi öldürdüm," Kupayı yavaşça dudaklarından çekti, ilk önce gözleri yüzümü buldu sonra yavaşça bedenini çevirdi. Acıyla güldüm."Yirmi beş yıl boyunca bir sürü acı tattım. Ancak hiçbiri bu kadar canımı yakmamıştı." Derin bir nefes alarak ellerimin arasında bulunan kupadan bir yudum aldım. Boğazımdan mideme doğru akan sıcaklık ile gözlerimi yumdum. "Şöyle bir baktığımda artık yaşamak için bir sebep göremiyorum," Tebessüm ederek gözlerimi araladım. Mavi gözlerim bir çift endişeli siyah gözlerle kesişti. "Bakma bana öyle. Tabii ki kendime canıma kıymayacağım,"
Gözlerine gelen rahatlama ile omuzlarını düşürdü. Gülerek bir yudum daha aldım. "Bu gülüşler beni korkutuyor Mavi." Kara'nın cümlesi ile yüksek sesle güldüm. Kara'nın endişeli gözleri yüzümde dolaşırken dişlerimi alt dudağıma geçirdim. "Sende haklısın. Her zaman duvar gibi bir suratla gezdiğim için," Kara korkuyla bakarken gülmeye devam ettim.
Evin içerisini dolduran zil ile Kara'nın gözleri anında salonun kapısını buldu. Elindeki kupayı koltuğun koluna koyarak ayağa kalktı ve salondan çıkarak gözden kayboldu. Hafifçe başımı sallayarak gülmemi zorda olsa durdurdum. Bir anda yükselen sesler ile kaşlarım çatıldı. Elimdeki kupayı dikkat ederek koltuğa koyduktan sonra omuzlarımda bulunan örtüye sarılarak kapıya çıktım.
Karşımda beliren iki tane polis memuru ile kalp atışlarım korkuyla atmaya başladı. Yüzümün az bir kısmı gözükecek şekilde Kara'nın arkasına geçtim. Polis memurlarının gözleri beni bulunca Kara'ya döndüler. "Lütfen, sadece ifadesi alınması gerekiyor. Zorluk çıkarmayın."
"Anlıyorum, işinizi yapıyorsunuz ancak eşim daha yeni babasını kaybetti. Daha kendine gelmiş değil." Polis memuru sıkıntılı bir nefes verdi. "Bizi de anlamanız gerekli," Polis memuru üzgün gözlerle bana gülümsedi. "Siz bugün içerisinde gelin lütfen. Gelmezseniz biz gelip kendisini zorla götürmek zorunda kalacağız." Polis memurlarının merdivenlere yönelmesi ile Kara kapıyı kapatarak arkasına döndü.
"Mavi bak ifade vermek zorunda değilsin. Ben konuşur bir şekilde hallederim," Başımı olumsuz anlamda sallayarak onu reddettim. "Gerek yok. Gidip ifademi vereceğim." Kara'yı arkamda bırakarak salona geçtim.
"Babanızın öldüğü gün neredeydiniz?"Polis memurunun sorusu ile yutkunarak acıyan boğazımı rahatlatmaya çalıştım.
"Nevşehir'de." Polis memuru önündeki dosyaya not alırken bu sefer ki soru yanında oturan Savcıdan geldi. "Neden eve gittiniz?" Arkama yaslanarak kuru sandalyenin üzerinde rahat oturmaya çalıştım. "O gün Nevşehir'den dönmüştük. Uzun zamandır babamla görüşmüyorduk, özlemiştim."
"Babanızı nasıl buldunuz?"
Baba!
Tam kalbinin üzerine saplanmış olan bıçakla beraber yerde hareketsizce yatan babamın yanına çöktüm.Baba!
Gözlerimi kapatarak titrek bir nefes verdim. "Zile bastım, kapı açılmadı. Anahtarım yanımdaydı. Eve girdim, ev sessizdi. İlk önce salona ardından da babamın odasına baktım. Her iki yerde de babamı bulamayınca son bir umutla mutfağa bakmak istedim. Mutfağa girdiğimde
babamı yerde o şekilde buldum."
"Şüphelendiğiniz bir isim var mı?"Polis memurunun sorusu ile duraksadım. "Abim,"
"Abiniz demişken,"Söze giren Savcıya döndüm.
"Dün olay yerini incelemeye giden ekip abinizin ölü cesediyle karşılaşmışlar." Dudaklarımı yerken kaşlarım havalandı. Yavaş yavaş hızlanan kalp atışlarıma rağmen sakin kalmaya devam ettim. "Üzülmediniz galiba?" Savcının sorusu ile tebessüm etmeye çalıştım. "Abim... Birbirimizi sevmeyiz. Ondan şiddet görüyordum. Nasıl üzülebilirim?"
Savcının kaşları çatılırken yanında oturan polis memuruna baktı.
"Nasıl şiddet görüyordunuz? Açar mısınız?" Başımı olumlu anlamda sallayarak masaya doğru eğildim. "Annemi çok küçük yaşta kaybettim. On yaşındaydım. Annemin ölümünden iki sene sonra abim annemin ölümü için beni sorumlu tuttu. Bu yüzden de şiddete başvurarak kendince beni cezalandırmak istedi," Başımı eğdim, masanın üzerine koyduğum parmaklarımla oynamaya başladım. "Anneniz neden vefat etmişti?" Savcının sorusuyla parmaklarımı oynamayı kestim. Yavaşça başımı ellerimde kaldırdım ve Savcıya baktım, gözleri ellerimdeydi. Ona baktığımı fark etmiş olacak ki başını kaldırdı ve gözlerini yüzüme dikti.
"İntihar."Cevabım ile odayı sessizlik kapladı. Savcının yanında oturan polis memuru yine kağıda bir şeyler not alırken arkama yaslandım. "Başınız sağ olsun. Peki babanız? Abiniz size şiddet uygularken o neredeydi?" Sesli bir nefes verdim. "Babam genelde işte olurdu. Babamın eve giriş-çıkış saatleri hep aynıydı."
Savcı başını hafifçe sallayarak polis memuruna döndü. Yazdığı şeye baktıktan sonra geri bana döndü."Teşekkür ederim Mavi. Herhangi bir gelişme olursa ben Kara'yı bilgilendiririm. İstediğin zaman çıkabilirsin."
Onların ayaklanması ile rahat bir nefes vererek bende ayaklandım. Odadan çıkar çıkmaz Kara ile karşılaştım. Kara arkamdan gelen Savcıya baktı. "Ilgaz?" Kara'nın yanında durarak Savcıya baktım. "Merak etme Kara, şu an Mavilik herhangi bir durum yok. Sadece ifadesini almamız gerekiyordu. Bir gelişme olursa sizi haberdar ederiz. Mavi ifadesini imzaladıktan sonra çıkabilirsiniz," Yanında duran polis memuruna döndü. "Ekin dosyayı benim odama bırakabilirsin. Sen kamera kayıtları ile ilgilen."
Polis memuru Savcıyı onaylayarak yanımızdan ayrıldı. Kara elini savcıya uzatarak gülümsedi."Teşekkür ederiz Ilgaz," Savcı gülerek Kara'nın elini sıktı.
"Ne demek Kara, her zaman buradayım." Savcının yanımızdan ayrılması ile koltuklara oturduk. "Kamera kayıtları," Kara'nın sessizce fısıldadığı şeyi duyarak ona baktım. Gözlerini karşısındaki duvara düşünceli bir şekilde dikmişti. Onun aksine oldukça rahat bir ifadeyle omuz silktim.
"Bizim o sokaktaki kamera kayıtları çalışmıyor. Sokaktaki serseriler sürekli kavga ettikleri için bir de kamera kayıtlarıyla uğraşmamak amacıyla o işi zamanında kökünden halletmişlerdi."
Kara yavaşça başını çevirdi, gözlerime baktı. Siyah gözleri ağır ağır kısıldı.
"Çok rahatsın Mavi, bu beni fazlasıyla korkutuyor." Omuz silkerek burun kıvırdım. "Telaşlı olsam ne fayda? Ancak kendimi şüpheli konumuna düşürürüm."
Araba tanıdık olduğum ancak bir o kadarda yabancılaştığım evin önünde durunca emniyet kemerimi açtım. Dudaklarımın arasından ılık nefesim firar ederken gözümün önüne düşen saç tutamını kulağımın arkasına sıkıştırarak indim. Ağır adımlarla merdivenleri çıktım. Kapının önüne gelince elimi cebime attım ve anahtarı çıkardım. Elimin arasında bulunan anahtarı sıkıca kavradım. Gözlerimi sımsıkı yumdum. Dönen başım ile demirliklere tutunarak merdivene oturdum.
Başımı soğuk olan demirliklere yasladım ve arabanın önünde bir şeylerle ilgilenen Kara'ya diktim gözlerimi. Hayat gerçekten çok garipti. Bir gece ansızın karşıma çıkan adam şu an tam karşımda duruyordu. Sadece hayatını kurtarmaya çalıştığım adam artık hayatımın bir parçası haline gelmişti.
Görüş alanıma giren bir kelebek ile gözlerimi Kara'dan ayırarak havada ahenkle süzülen kelebeğe çevirdim. Yavaş yavaş bana doğru yaklaştı, demirliklere kondu. Gözlerimi kıstım, yavaşça onu korkutmamaya çalışarak yaklaştım. Mavi kanatları ve maviliğin üzerinde bulunan siyah çizgileri ile kendine hayran bırakan bir güzelliği vardı.
Zorla yerden kalkarak pencerenin önünde bulunan beyaz tekli koltuğa oturdu küçük kız. Sırtındaki ve karnında bulunan yaraların acılarını unutmaya çalışarak açtı camı. Ellerinin tersi ile ıslak yanaklarını silerek burnunu çekti. Hava kararıyordu, babası gelmek üzereydi. Küçük kız titrek bir nefes alarak bir kez daha burnunu çekti. Ağaçların arasından ona doğru gelen kelebeği fark etti küçük kız. Gözlerini kıstı ve kelebeği daha iyi görmeye çalıştı. Çok kısa süre sonra kelebek daha yakınındaydı. Kelebeğin mavi kanatları ve mavi kanatlarının üzerinde bulunan siyah çizgileri vardı. Küçük kız hayran dolu gözlerini kelebeğe dikti. Kelebek küçük kıza yaklaştı... yaklaştı ve yaklaştı. En sonunda camın önünde bulunan beyaz mermerin üzerine kondu. Hafifçe kanatlarını açtı ve bir kez çırptı. Küçük kız minik ellerini çenesinin altında birleştirerek kelebeği izledi. Kelebek çok güzeldi.
Gözümde canlanan anıyla birlikte burukça gülümsedim. Bir anda kelebeğin kanatlanıp uçmasıyla dudaklarımı büzerek başımı gökyüzüne kaldırdım. Mavilerim beklenmedik siyahlarla kesişince irkildim. Gözlerini gözlerimden ayırmadan yanıma oturdu.
Siyah gözlerini gözlerimden ayırarak mavi gökyüzüne çevirdi. "Mavi umut olmasaydı gökyüzü mavi olmazdı. Demek ki hala umut var. Her ne olursa olsun asla umudunu kaybetme." Kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Derin bir nefes aldı. "Hep kendin ol. Sen hep mavi kal olur mu?"
"Kara-"Cümlemi tamamlamama izin vermedi."Bana söz ver Mavi, her ne olursa olsun kendin olacaksın, asla umudunu yitirmeyeceksin, yoluna bakacaksın. Gerektiği zaman arkana dahi bakmadan gideceksin. Söz ver bana Mavi, ağzından duymak istiyorum."
"Kara neler oluyo-" Sağ elini arkama uzatmasıyla cümlem yarıda kaldı. Kaşlarım çatılırken ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Saçlarımı toplayan tokanın gevşeyip, saçlarımın omzuma düşmesi ile başımı eğerek omzuma dökülen siyah saçlarıma baktım. "Söz ver Mavi," Yavaşça başımı kaldırdım, gözlerine baktım. "Söz veriyorum Kara."
Gülümseyerek saçımı kulağımın arkasına attı. Hızlanan kalp atışlarım ile gözlerim yumdum. "Sana ihtiyacım olduğunu hissettin mi?" Saçlarımın arasında hareket eden eli durdu. Gözlerimi açtım hayran olduğum siyahlarına baktım. "Öyle bir zamanda girdin ki hayatıma..." Tebessüm ederek devam ettim. "Hep birisinin beni anlamasını, ben söylemeden gelip yaralarımı sarması için dua ederdim. Yanımda olduğun an anladım ki dualarım kabul olmuş," Dolan gözlerime tezatlıkla kocaman gülümsedim. "İlk defa babam dışında birisinin kollarında huzur buldum ben. Bir gece ansızın karşıma çıkan o yaralı adam bir bakmışım hayatımın büyük bir kısmına sahip olmuş. Yıllar sonra bana gerçekten yaşadığımı hissettirdin, uzun zaman sonra ilk defa içten bir kahkaha attım. Hepsi senin sayende. Teşekkür ederim."
Dişlerini gösterecek şekilde kocaman gülümserken omuzlarımdan tutarak kendine çekti. Başım göğsünü, elleri belimi bulurken gözlerimi kapattım. Saçlarımın üzerinde tüy kadar hafif gibi hareket eden eliyle iyice göğsüne sokuldum. "Sessizliği iyi dinle Mavi, sana diyecek çok
şeyi var."
Biz; maviye aşık siyah insanlardık.
Biz; her şeye rağmen ayakta durmaya çalışan insanlardık.
Biz; güçlü durmak zorunda kalan insanlardık.
Biz; sevilmeyi unutan insanlardık.
Başımda ki siyah şalı düzelterek diğer tabağı da tepsiye koydum.
"Ben alayım onu Mavi,"
Daha ne olduğunu anlamadan önümdeki tepsi havalandı ve Şeyda hazırladığım tepsiyi alarak mutfaktan çıktı. Kalçamı tezgaha yaslayarak gözlerimi yumdum. Ev üstüme üstüme geliyordu. Nefes alamıyordum. Boğuluyordum, kalbim sıkışıyordu. Bu evde bulunmak artık işkence gibiydi. Her adım atışımda babamla başka bir anımız canlanıyordu gözümde. Nereye baksam yüzü gözümün önüne geliyordu. "Mavi iyi misin?" Duru'nun sesiyle gözlerimi araladım. Gülümsemeye çalışarak başımı salladım. "İyiyim,"
Duru dirseğimden tutarak masanın yanında bulunan sandalyelerden birisine oturttu. "Durucum kolumu rahat bırakabilir misin? İyiyim ben," Duru beni dinlemeyerek arkasını döndü. Gözlerimi tavana dikerek sabır diledim. "İç bakalım şunu," Gözlerimi devirerek Duru'nun inatla uzattığı suyu alarak birkaç yudumda bitirdim. Boş bardağı ona uzattım. "Rahatladın mı?" Başını olumlu anlamda sallayarak bardağı tezgahın üzerine koydu. "Biraz hava alsam güzel olur." Dudaklarıma zorla koyduğum bir gülümseme ile Duru'nun yanından geçerek mutfaktan çıktım.
Bahçeye çıkarak evin arka tarafına gittim. Sırtımı evin tırtıklı duvarın yasladım. Elimi daralan kalbimin üzerine koydum.
"Kara'nınki?" Duyduğum ses ile irkilerek sesin sahibi olan Egemen'e baktım. Onu burada görmenin verdiği şokla gözlerim irileşirken istem dışı geriye doğru bir adım attım. "Sen?"
Hafifçe tebessüm ederek yanıma geldi. Elini cebine atarak bir sigara paketi çıkardı. Paketi açarak bana uzattı. Başımı olumsuz anlamda sallayarak reddettim. "Sen kaybedersin," Paketten bir dal alarak dudaklarının arasına koydu ve diğer cebinden çıkardığı çakmak ile ucunu yaktı. Derin bir nefes çekti. "Neden buradasın?" Yönelttiği soru ile omuz silktim. "Nefes almak istedim." Gülerek sigarasından bir nefes çekti. "Anladım,"
Gözlerimi kısarak karşısına geçtim."Neden buradasın Egemen?" Dudaklarının arasından dumanı havaya üfledi. "Baş sağlığına geldim," Histerik bir şekilde güldüm. Şaka falan yapıyor olmalıydı. "En son tebrik etmeye geldiğinde neler yaptığını gördüm. Sıradaki ne Egemen?"
"O zaman bir uyarı için gelmiştim Kara'nınki," Tek kaşımı havaya kaldırarak ona doğru bir adım attım. Meydan okurcasına başımı dik tuttum. Şu an yaptığım ölüme yürümekten farklı değildi. İstese belindeki silahı çıkartıp beni vurabilirdi. Şu an onu engelleyecek hiç kimse yoktu.
"Çok cesursun Kara'nınki,"Sigarasından bir nefes daha çektikten sonra yere atarak üzerine bastı."Kara ile alıp veremediğin şey ne Egemen? Gerçekten çok merak ediyorum."
Bu sorumu beklemiyor olacak ki gözleri anında gözlerimi buldu. "Yakında öğreneceksiniz."Arkasını dönerek sola döndü ve kayboldu.
Oflayarak dudaklarımı birbirine bastırdım. Delicesine çığlık atmak istiyordum. Deliler gibi bağırıp ağlamak istiyordum. Yorulmuştum artık. Ben artık acıdan değil mutluluktan gülmek istiyorum. Çok bir şey istemiyorum. Sadece mutlu olmak istiyorum.
Saatler sonra baş sağlığına gelen kişilerin çoğu gitmişti. Salonda ben, Kara, Şeyda, Duru, Yalın ve Can sessizce oturuyorduk. Saat gece yarısını vurmak üzereydi. Çalan zille birlikte hepsinin bakışları beni bulurken sessizce ayağa kalkarak salondan çıktım. Kapıyı açtığımda etrafta kimsecikler yoktu. Bir adım kapının dışına çıkarak etrafa bakındım. Hiç kimsenin olmaması üzerine kaşlarım çatılırken içeriye gireceğim
sırada ayağıma çarpan sert bir cisimle irkilerek durdum.
Yere eğilerek ayağıma çarpan oldukça büyük olan mavi kutuyu kucağıma aldım. Son bir kez daha etrafıma bakındıktan sonra kapıyı kapatarak
salona geçtim. Salona girdiğimde herkesin bakışları önce beni sonra da kucağımda bulunan mavi kutuyu buldu. "Kız o ne öyle mavi mavi?" Can'a omuz silkerek koltuğa oturdum. Kutuyu kucağıma koyarak kapağını kaldırdım. Gördüğüm ayıcık, küçük bir kutu, siyah bir poşet, mavi bir zarf ile karşılaşmam üzerine hızla geri kapattım.
Yutkunarak kucağımdaki kutuyu sağ tarafımda oturan Kara'nın kucağına bıraktım. Kara şaşkınlıkla bir kucağındaki kutuya bir de bana baktı. "Şimdilik sende dursa?" Başını olumlu anlamda salladı. "Hadi saat geç oldu herkes evine!" Yalın'ın bir anda ayaklanmasıyla sanki herkes bu anı bekliyormuş gibi bir anda ayaklanmıştı. Sırayla herkesi geçirdikten sonra kapıyı kapatarak arkamda duran Kara'ya döndüm. "Ben burada
kalmak istiyorum."
"Tamam, kalırız."Tek kaşımı havaya kaldırdım. "Tek başıma kalmak istiyorum Kara."
"Mavi-"İtiraz edeceğini bildiğim için hızla cümlesini yarıda kestim. "Lütfen Kara. Son kez burada kalmak istiyorum." Tereddütlü gözlerle yüzümü inceledi. "Telefonun hep açık olacak." Hızlıca başımı salladım. Gözlerimle kucağındaki mavi kutuyu işaret ettim. "Onu benim odama koyabilir misin?"
"Koyarım. İyi geceler Maviş."Gülümseyerek kapıyı açtı.
Kara'yı da geçirdikten sonra odama geçtim. Giysi dolabını açarak içerisinden orta büyüklükte bir sırt çantası çıkardım. Hemen giysi dolabımın yanında bulunan takı dolabımı açarak babamın bugüne kadar benim için aldığı bütün takıları içerisine attım.
Sırt çantasını giysi dolabının kenarına koyarak bu seferde küçük bir sırt çantası aldım. Küçük sırt çantasının içerisine her zaman yatağımın kenarında duran annemin, babamın ve benim bulunduğum fotoğraf çerçevesini attım. İkili komodini açarak elimi üstteki boşluğa attım. Elime değen soğuk metali sertçe çektim. Aldığım anahtarı da çantaya attıktan sonra küçük sırt çantasını sırtıma taktım. Kenara koyduğum diğer sırt çantasını da elime alarak odaya baktım. Giysi dolabının yanına düşmüş olan kırmızı bandananın dikkatimi çekmesi ile sesli bir nefes verdim. Yere çökerek bandanayı elime aldım. Annemin bandanasıydı. O öldükten sonra atmaya kıyamamıştım. Kırmızı bandanayı da sırtımdaki çantaya attıktan sonra odadan çıktım.
Salona girerek elimdeki sırt çantasını koltuğun üzerine bıraktığım gibi televizyon dolabına yöneldim. Orada bulunan bütün fotoğraflarımızı aldım. Sadece annemin, babamın ve benim bulunduğum fotoğrafları sırtımdaki çantaya atarken diğer fotoğrafları öbür sırt çantasına attım. Her zaman kullandığım ve yanımdan ayırmadığım kulaklığımı da sırtımdaki çantaya atarak salondan çıktım.
Babamın odasına girdiğim gibi bütün kıyafetlerini diğer çantaya doldurdum. Odanın köşesinde bulunan küçük masanın üzerinde duran, babamın kolundan eksik etmediği saatini, babamın canı gibi koruduğu annemin kolyesini de alarak çantama attım.
Son olarak telefonumu da alarak evden çıktım. Elimdeki sırt çantasını bahçenin ortasına attım. Evin arka tarafına giderek bir bidon dolusu benzini alarak geri döndüm. Benzinin bir kısmını çantanın üzerine döktüm. Cebimden çıkardığım çakmağı açarak ucunu çantaya değdirdim.
Çanta hızla alev alırken hemen uzaklaştım.
Yanan çantanın ateşin sıcaklığı yüzüme vururken birkaç adım geriledim. Karşımda duran eve baktım. Kendimi bildim bileli bütün her şeyim bu evde geçmişti. Bu evde doğdum, bu evde öldüm.
Elimde duran benzin bidonuna baktım. Aklıma gelen fikirle dudağımın kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Seri adımlarla eve yaklaştım. Benzin dolu bidonu evin etrafına dökmeye başladım. Evin her yerine benzin döktüğüme emin olduktan sonra evden uzaklaşarak çakmağı yaktım ve bir an bile düşünmeden fırlattım.
Ev anında alevlerle kaplanırken bahçeden çıktım. Yanan eve baktım. Artık her şey bitmişti. Çocukluğum gibi ruhum gibi bu evde yok olmuştu. Bu gece burada kendi mezarımı yakmıştım. Acı dolu geçen yirmi beş yılımı küle çevirmiştim. Yanan evi seyrederken pişmanlık duymuyordum. Aksine rahatladığımı, sırtımdaki yükün hafiflediğini hissediyordum.
Karşımda yerle bir olan evi seyrederken kafama aldığım darbe ile elim kafama gitti. Gözlerim kararırken yere düştüm. Kısık gözlerimin arasından yanan eve baktım. Görüş açıma giren bir çift erkek ayakkabılarıyla gözlerimi kapatarak kendimi karanlığa teslim ettim.
