6. bölüm · Mavi ve Siyah

5. Bölüm

Amaya Xxxx

Yavaş yavaş kararan gökyüzüne baktım. Ay yükseliyordu. Hava her zamanki gibi değildi. Bu gece bulut yoktu. Her şey apaçık ortadaydı. Ayın gökyüzünün ortasında bütün ihtişamıyla duruyordu. Bugün dolunaydı. Ayın beyaz ışığı camdan içeriye sızıyor ve camı tam önünde bulunan bedenime dokunuyordu. Elimi çenemin altına koyarak kendime destek oluşturdum. Yine buradaydım, bu camın önündeydim. Her gece olduğu gibi.

Ellerimle gözlerimi ovcaladım. Saat daha dokuz buçuktu. Bugün hastaneye de uğrayamamıştım. Yarın Başhekimden güzel bir azar artı olarak nöbet cezası alacağım ortadaydı. Ancak kendisine durumu güzelce izah edip, bir hasta için gelemediğimi söylersem bu cezadan kurtulma olasılığım vardı.
Telefonuma gelen bildirim sesi ile cebimden çıkartarak ekrana baktım.

Şeyda:
Mavi bugün seni hiç görmedim?

Mavi:
Bugün nöbetim yoktu Şeyda

Şeyda:
Anladım. İyi akşamlar :)

Mavi:
İyi akşamlar :)

Mesajın sonuna koyduğum gülen yüze baktım. Mesajlaşırken duygularını ifade etmek daha kolaydı ya da saklamak. Ağlarken bile gülen yüz emojiyi atsan kimse fark etmezdi. Çok acı bir durumdu. Telefonun ekranını kapatarak cebime attım. Camın önünde kalkarak odamdan çıktım. Salondan televizyon sesi geliyordu. Salonu es geçerek mutfağa geçtim. Büyük bir bardağa su doldurarak yavaş yavaş içmeye başladım. Arkamda duyduğum kapı örtülme sesi ile yutkunamadım. Bardağı yavaşça tezgahın üzerine bırakarak arkama döndüm. Abim kızarmış gözleri ile hemen karşımdaydı. "Ne haltlar çeviriyorsun lan sen? Dün eve hiç uğramadın," Sesini kontrol etmeye çalışıyordu ancak bunda pek de başarılı olduğu söylenemezdi. Cevap vermemem üzerine dirseğimden tutarak sarstı. Yüzümü buruşturarak sorusunu cevaplamak zorunda kaldım. "Nöbetim uzadı,"

Kaşları alayla havalandı."Dün akşam hastaneye gittiğimde çoktan çıktığını söylediler bana," Gözlerimi yumarak sakin kalmaya çalıştım. "Cevap versene lan!" Dirseğimi elinden kurtarmaya çalıştım ancak öyle sıkı kavramıştı ki kurtaramadım. "O kadar hastaneye gidip olmadığımı öğrendiysen bir hasta için gittiğimi de öğrenmiş olman gerekiyor,"

"Çocuklar ne oluyor burada?"Kapıda duran babamı fark eden abim kolumu bırakarak babama kocaman bir gülümseme sundu.
"Abi kardeş öyle konuşuyoruz baba,"Abim kolunu omzuma atarak beni kendine doğru çekti. Onun bu hareketinden hoşlanmasamda babama karşı rol yapmak zorundaydım.
Babam bize bakarak gülümsedi. Öyle bir gülümsedi ki gözleri parladı, gülümsemesi gözlerine kadar çıktı. "Aferim evlatlarım benim, hadi ben yatıyorum iyi uykular." Babam gittikten sonra abimi iterek kendimden uzaklaştırdım. Abim bana sinirli bir bakış atarak mutfaktan çıktı. Bir elimle tezgahtan destek alırken diğer elimle de alnımı ovcalamaya başladım.

Ayaklarımı sürükleyerek mutfaktan çıktım. Salonun ışığı hala yanıyordu. Babam yattığına göre salonda oturan abim olmalıydı. Odama geçerek kapıyı ardımdan kilitledim. Duvarda asılı olan saate baktığımda çoktan yarım saatin geçtiğini akrebin onu vurduğunu fark ettim.

Elime aldığım siyah bir tayt ile bol tişörtü üzerime geçirdim. Salık olan saçlarımı örerek sol omzuma attım. Bileğimdeki hafif kaymış olan saati düzelttikten sonra dolabın yanında duran askılıktan bir çanta alarak boynuma taktım.
Telefonumu ve anahtarımı çantanın içerisine atarken son kez aynada üzerime bir bakış attım. Odamın ışığını kapatarak yatağa oturdum. Kapının altından odanın içerisine yansıyan ışığın kapanması ile abimin de yattığına emin oldum. Yaklaşık yarım saat sonra oturduğum yerden kalkarak sessiz hareketlerle odanın kapısını açtım. İlk önce babamın odasının önüne gelerek kulağımı kapalı olan kapıya dayadım. Bir süre ses var mı diye dinledim ancak tık dahi çıkmayınca kapıdan uzaklaşarak abimin odasına yöneldim.

Abim her zaman kapısı açık uyurdu. Bu da benim işime gelmişti. Kapıdan içeriye başımı uzattığımda çoktan derin bir uykuya daldığını görünce rahat bir nefes vererek dış kapıya ilerledim. Ayakkabılarımı da alarak sessizce kapıyı açarak çıktım.
Yine aynı sessizlikle kapıyı arkamdan kapattıktan sonra hızlıca ayakkabılarımı ayağıma geçirerek merdivenlere yöneldim.

Fazlasıyla zaman kaybetmiştim. Yalın'ın geldiği yolları aklımda kaldığı kadarıyla ilerlemeye başladım. Yavaş yavaş binalardan uzaklaşıp etrafın sessizleşmesi ile içimdeki dürtü doğru yolda olduğumu belli edercesine bağırıyordu.

Az ilerimde yolun ortasında duran kapak ile rahatlayarak bir nefes verdim. Kapağın yanına gelince dizlerimin üzerine çökerek kapağın kulpunu kavradım. Bütün gücümle kapağı yukarıya doğru asılarak hareket etmesi için uğraştım. En sonunda kapağın sağa doğru kaymaya başlaması ile kapaktan biraz uzaklaştım. Kapak tamamen açıldıktan sonra karanlık oyuğa doğru eğildim. Doğru yerdeydim.

Ayaklarımı aşağıya doğru sarkıtarak merdivenin basamağını aradım. Ayağımı çarptığı basamağa hızlıca yerleştirerek bir iki basamak indim. Olduğum basamakta düşmemeye dikkat ederek kapağı geri çekerek kapattım. Kapağı kapattıktan sonra üzerinde yanmaya başlayan kırmızı ışık ile kaşlarım çatıldı. İçeriden şifreli miydi? Ne tuhaf sistemdi. Kapıyı düşünmeyi bırakarak geriye kalan basamakları da indim. İlk geldiğim zamandaki indiğim yere geldiğimi fark ederek etrafıma bakındım. Ellerimi birbirine vurarak çarptıktan sonra sessiz sokakta ilerlemeye başladım.

Nereye gideceğimi bilmiyordum. Kara'nın dövüşe çıkacağı yeri bulmalıydım. Karşımdaki binalara baktım. Şansımı renkli ışıkların yükseldiği binada kullanmak isteyerek o tarafa yöneldim.

Git gide kalabalıklaşmaya başlayan sokaklar oldukça rahatsız edici geliyordu. Sarhoş insanlar, kavga eden insanlar, birbirine yapışmış çiftler ve daha bunlar gibi bir çoğu. Renkli binanın kapısından içeriye girdiğimde beni oldukça gürültülü ve kalabalık bir ortam karşıladı. Sıkıntıyla burnumdan sert bir nefes vererek kalabalığın arasına karıştım. Kalabalık arasında son hız ilerlerken kolumun sert bir şeye çarpması ile durmak zorunda kaldım. Kolumun çarpmış olduğu o sert şeyi merak ederek o tarafa döndüğümde burnunu tutan ve kızgın gözlerle bana bakan bir adam ile karşılaşmayı beklemiyordum. "Önüne baksana lan!"

Sesten dolayı bağırarak konuşmuştu. Adamı umursamayarak gözlerimi devirdim ve ilerlemek için bir adım attım. Tam ikinci adımımı da atmak üzereyken dirseğimden yakalanmam ile durmak zorunda kaldım."Kime diyorum ben!" Dirseğimi sertçe sinirli olan adamın elinden kurtardım. "Kardeşim yoluna!" Karşılık vermem ile kaşları çatılırken diğer elinde duran bardağı sertçe yere fırlattı. Bakışlarım yere düşen bardağı takip ederken tekrar bağırması ile başımı yavaşça yerden kaldırdım. Bu sefer ne dediğini anlamamıştım.

Gözlerimi kapatarak sakin kalmaya çalıştım. Bir kez daha dirseğimden tutulmam ile tekrardan dirseğimi adamdan kurtardım. Sinirle ellerimi adamın göğüslerine yerleştirerek tüm gücümle itekledim.

Sinirli adam iteklemem ile gerilerken arkasındaki bir grup gence çarptı. Gençler adamı düşmeden yakalarken hepsinin bakışı bana doğru döndü. Çatmıştık!
Sinirli adam hızla doğrularak gençlerin ellerinin arasından çıktı."Bana bak kızım seni mahvederim!"

İtici bir şekilde gülerek başımı hafifçe salladım. Elini hızla boğazıma doğru uzatması ile başımı yan tarafa çekerek kolunu tuttum ve kendime doğru çektim. Adam üstüme doğru gelirken bu seferde karnına en sağlam tekmelerimden birisini atarak geriye düşmesini sağladım. Arkasında duran gençlerin onu yakalaması ile düşmekten kurtulurken, genç grubun arasından dört-beş kişi öne doğru çıkarak bana doğru bakmaya başladılar. Şöyle bir onları süzdüğümde ve bulunduğum ortama baktığımda durumun oldukça aleyhime olduğunu fark ettim. Aklıma gelen ilk kaçış yöntemi olan koşmaya başvurarak son hız koşmaya başladım.

Son hız kalabalığın arasından insanlara çarpa çarpa koşarken bir ara arkama bakmak cesaret ederek başımı çevirdim. Peşimde gördüğüm en az yedi adamla dudaklarımı dişleyerek koşmaya devam ettim. Az ilerimde gördüğüm kadınlar tuvaleti ile o tarafa yöneldim. Tuvaletin önüne gelir gelmez hızlıca içeriye girdim. Girer girmez direkt olarak boş kabinlerden birisine girerek kapıyı kilitledim. Sessizce olduğum yerde dururken kapının açılması ile nefesimi tuttum.

"Haklısın canım." Gülüşme sesleri duymam ile tuttuğum nefesimi serbest bıraktım. Yüzümü sıvazlayarak küçük kabinin içerisinde volta atmaya başladım. "Duyduğuma göre Gölge bu akşam maça çıkacakmış?" Kadının sorduğu soru ile volta atmayı kestim. "Evet, bende duydum. Bu dün akşam ki maçta kendini yaralayan adam ile tekrar dövüşecekmiş," Maalesef ki öyleydi. Kendisi keçi inadına sahip olduğundan engelleyememiştik. "Ama çok yakışıklı değil mi?" Diğer kadının yönelttiği soru ile kaşlarım kendiliğinden havalandı. "Öyle valla. Tam bir Karanlıklar Prensi,"

"Ah hem de nasıl. Çok çekici,"Kadının değişmeye başlayan ses tonu cidden sinirimi bozmaya başlamıştı. Birisi hakkında böyle konuşmak ne kadar uygundu?

"Kendini çok gizliyor, tam bir saklı kutu. Burada kullandığı ismi dışında başka hiçbir şeyini bilmiyoruz. Gerçek adını bile."Daha fazla dayanamayarak arkamda klozetin sifonuna bastım. Kadınların sesleri kesilirken birkaç saniye bekledikten sonra kabinden çıktım.

Kadınlara kısa bir bakış attığımda sessiz bir şekilde bana bakıyorlardı. Kendimi bozmadan çeşmeyi açtım ve ellerimi bir güzel yıkadım. Yıkama işlemini bitirdikten sonra iki tane peçete alarak ellerimi kuruladım. Elimdeki nemli peçeteleri çöp kovasına atarken kadınlar dönerek itici bir gülümseme takındım."İyi eğleneceler."

Kadınların yüzü değişirken onları arkamda bırakarak tuvaletten çıktım. Arkamdan kapıyı kapatırken etrafıma bakınmaya başladım. Herhangi bir tehlike sezmeyerek dümdüz yürümeye başladım. Nelerle uğraşıyordum ben böyle?

Bir anda karşımda beliren bir adam durarak bana bakmaya başladı. Üzerime doğru hızlı adımlarla gelmeye başlaması ile gözlerin irileşirken geldiğim yönün tam tersine dönerek tüm hızımla koşmaya başladım. Adam arkamdaydı. İleride yol ikiye ayrılıyordu. Sağ tarafa saptım. Koridorun sonu gözükürken içimden küfürler etmeye başladım. Tek çare olarak koridorun sonundaki odaya girdim. Arkamdan kapıyı kapatırken hızlıca odayı taradım. Kimse yoktu. Odanın içerisinde bulunan kapı ile koşar adımlarla kapının yanına gittim. Kulpunu aşağıya doğru indirdim. Kapının açılması ile hemen kendimi içeriye atarak kapıyı üzerime kapattım.

Elimi koşmaktan yorulmuş olan kalbimin üzerine koyarak soluklanmaya çalıştım. Sırtımı soğuk mermere yaslayarak gözlerimi kapattım. Nefes alışverişlerim düzene girdikten sonra gözlerimi açarak girdiğim yere baktım. Burası küçük çaplı bir banyoydu. Çeşmenin altında bulunan çift kapaklı dolaba bir şeyler bulma umuduyla yöneldim. Bacaklarımı kırarak dolabın hizasına çöktüm. Tam dolabı açmak için elimi uzattığım sırada kapının arkasında duyduğum boğuk erkek sesleri ile olduğum yerde taş kesildim. Sesler git gide yaklaşırken çöktüğüm yerden kalkarak kapıdan uzaklaştım. Korkuyla kapıya bakarken bir anda kapının açılması ile kaçacak bir yerimin kalmadığını anladım.

...

"Delirdin mi sen Mavi?! Bu yaptığın çok tehlikeli!"
Yalın'ın bilmem kaçıncı azar çekişini dinlerken bakışlarım yanımda oturan Kara'ya kaydı. Kapkara gözlerini üzerime dikmiş duygusuzca beni izliyordu. Derin bir nefes vererek gözlerimi çektim. Yalın'ın daha fazla bağırışlarına dayanamayarak ayağa kalktım."Tamam Yalın. Ben aklı başında bir insanım. Ne yapmam gerektiğini biliyorum. Senin beni azarlamam bir şeyi değiştirmiyor bilmem farkında mısın? Senin beni azarlamanla zaman geriye akmayacak ve ben buraya gelmemiş olmayacağım. Şimdi birbirimizi kırmadan konuyu kapatalım."

Yalın gözlerini sımsıkı yumarak burun kemiğini sıktı."Tamam üzgünüm Mavi, sadece sana bir şey olacak diye korktum." Geri kalktığım yere otururken Yalın'ın arkasında bulunan küçük masanın üzerindeki silah dikkatimi çekti. Nereye baktığımı fark edem Yalın bakış alanımı kapattı. Başımı kaldırarak Yalın'a baktım "Sakın Mavi," Anlamaz gözlerle Yalın'a bakmayı sürdürdüm. "O bakışları tanıyorum. Sadece zor durumlar için var. Bulunduğumuz ortam çok iyi(!) bir ortam olduğu için ihtiyaç duyabiliyoruz." Yalın kendi kendine gülerken Kara ayaklandı. "Maç başlamak üzere."

Kara'nın arkasından odadan çıkarak dövüşün olacağı salona doğru yürümeye başladık.
Önümde yürüyen Kara'nın çıplak sırtıyla bakışırken stresle ellerimi birbirine sürttüm. Bu yaptığı akıl alır gibi değildi. Yanlıştı. Yavaş yavaş büyük kapıya doğru yaklaşırken çığlık ve bağırış sesleri artıyordu. Büyük kapının yanına yaklaştığımız sırada Yalın ile Kara'nın durması üzerine bende durmak zorunda kaldım. "Dikkatli ol kardeşim, her ne kadar bu yaptığın şey yanlış olsa da,"

Kara ile Yalın birbirlerine sarılarak sert bir şekilde sırtlarına vurdular. Birbirlerinden ayrıldıklarında sırıtarak göz kırptılar. Kara büyük kapının aksine, daha yeni fark ettiğim, küçük kapıdan içeriye girerek gözden kayboldu."Nereye gitti?" Gözlerimi küçük kapıdan çekemedim. "Maça çıkasıya kadar orada biraz ısınacak, daha sonra oradaki kapıdan ringe çıkacak." Yalın'a baktığımda bana gülümsüyordu. Elini belime koyarak beni yönlendirmeye başladı. "Gel bakalım bizde yerimize geçelim."

Ringin yanında yerimizi alırken ne kadar izleyici olduğunu fark ettim. Yalın sandalyelerden birisine otururken ben ayakta durmuş bir şekilde etrafı inceliyordum.
Kolumdan çekilerek sandalyeye oturtulmam ile neye uğradığım şaşırdım."Sakin ol Mavi. Kara iyi dövüşçüdür."

Yalın'ın aksine ben hiç rahat değildim. Daha dün bir bugün iki. Yarası bile kapanmamıştı. Endişeyle arkama yaslandım.
Az sonra ışıkların kapatılması ile alkışlar arttı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken beyaz ışığın sağ kapıya tutulması ile o taraf baktım. "Karşınızda gecelerin sahibi Markus!"

Havada alkışlar ve çığlıklar uçarken ışığın altında bir adam belirdi. Ellerini havaya kaldırarak bir aşağı bir yukarı hareket ettirmeye başladı. Kendi etrafında dönerek yürümeye devam ederken kendi bölümüne geçerek ringin kenarında durdu.

Bu sefer beyaz ışığın sol kapıya tutulaması ile nefesimi tuttum.
"İşte bayanlar ve baylar! Gecenin asıl starı, asla yenilmeyen o kişi geliyor! Karşınızda Gölge!" Çok şiddetli bir şekilde kulaklarıma çarpan alkış sesleri ile rahatsız bir şekilde yüzümü buruşturdum. Işığın altında beliren Kara ile kısa bir an bakışlarımız kesişti. Bana güven verircesine göz kırparken sakince bize doğru yürüdü. Ringe çıktıktan sonra rakibine kısa bir bakış atarak kendi bölgesine geldi. Yalın'la birlikte ayaklanarak ringe yaklaştık.

Kara ellerindeki eldivenlerle uğraşırken Yalın elindeki şişeyi Kara'nın ağzına doğru tuttu. Kara şişeden büyük bir yudum alarak yutarken gözlerimi alamıyordum. Yalın Kara'dan uzaklaşırken, Kara'ya bana doğru eğilmesi için elimle işaret yaptım. Yavaşça üzerime doğru eğilirken bir elimle ağzımın kenarına duvar örerken sadece Kara'nın duyabileceği bir ses tonu ile konuştum. "Bu maçı almadan gelirsen seni diri diri dikerim." Ondan uzaklaşarak yüz ifadesine baktım. Gözleri ardına kadar irileşirken birkaç adım geriledi. Ağzını oynatarak 'sen psikopatsın' dedi. Gözlerimi kısarak kötü bakışlar attıktan sonra umursamaz bir şekilde omuz silktim.

Yalın aramıza girerek elindeki damaklıkları Kara'ya uzattı. Kara düzgün bir şekilde damaklıklarını taktıktan sonra bana doğru dönerek göz kırptı.

Ringin üzerinde birden fazla ışık yanmaya başlayınca Kara hakeme doğru döndü.
Hakem ortada durarak bir elini Kara'ya bir elini de Markus'a uzattı. Ellerini tuttuktan sonra ikisine de bir şeyler söyledi. Hakem son kez iki tarafa da baktıktan sonra ellerini bırakarak bir adım geriledi ve boynundaki düdüğünü ağzına götürerek çaldı. Kara olduğu yerde direk gibi dikilirken Markus olduğu yerde zıplayarak eldivenlerini birbirine vurdu. Kara'ya doğru bir yumruk savurması ile bir Kara bir adım gerileyerek yumruktan kaçtı. Bu sefer Markus yumruğunun boşluğa geçmesi ile hırsla bir yumruk daha gönderdi. Kara bundan da kaçarken geriledi.

Aynı şekilde ilerlerken Kara'nın ne yapmaya çalıştığını anlamıyordum. Yanımda dikilen Yalın'a baktığımda baştaki rahat tavırlarının kaybolduğunu fark ettim. Bu beni iyice ürpertirken tüm dikkatimi Kara'ya verdim. Kara en sonunda kaçacak bir yer bulamayarak ringin iplerine yaslandı. Sıkışmıştı. İsterse oradan rahatlıkla kurtulabileceğini düşünüyordum ancak Kara'nın amacını bilmiyordum. "Ne yapmaya çalışıyor bu?" Yalın'ın kendi kendine mırıldandığı şeyi duyarak ona döndüm. Yalın hızlıca ringe yaklaştı. "Gölge! Ne halt yiyorsun?!" Etrafta yer yer bağrışmalar artıyordu. Yalın Kara'ya bağırıyordu ancak Kara'nın onu duyduğu yoktu. Markus köşeye sıkıştırdığı Kara'ya ardı ardına yumruklarını indirirken, Kara kollarıyla yüzünü kapatmış bir şekilde sadece duruyordu.

Aradan dakikalar geçmişti ancak Kara hala bir girişimde bulunmamıştı. Bir yumruk dahi atmamıştı. Yavaş yavaş Markus yoruluyordu. Markus yorgunlukla geriye doğru bir adım atarken bir anda Kara olduğu yerden hızla bir yumruğu Markus'un suratına geçirdi. Markus yediği yumrukla gerilerken Kara art arda yumruklarını indirmeye başladı. Her yumrukta Markus geriliyordu. Arada bir karşılık veriyordu ancak Kara bunları ustalıkla karşılayarak fazlasıyla iade ediyordu. Markus yediği bir diğer yumruk ile ring iplerine yapışırken Kara acımadan hırsla yumruklarını indirmeye devam ediyordu.

Markus yarı baygın gözlerle Kara'ya bakarken hakemin uyarısı ile Kara uzaklaşmak zorunda kaldı. Kara tam bir adım gerilemişti ki Markus beklenmedik bir anda Kara'nın üzerine atılarak tam da yarısının üzerine vurdu. Kara acıyla iki büklüm olurken şokla elimi ağzımın üzerine kapattım. Hakem Kara'nın yanına koşarak düdüğünü çaldı. Kara'yı bizim yanımıza kadar getirdikten sonra ringin öbür tarafında bulunan masanın yanına gitti. Kara'yı sandalyelerden birisinde oturttuktan sonra önünde eğilerek yarasına baktım. Bandajın bir kısmı açılmış ve kanı karnından aşağıya doğru süzülüyordu.

Hemen üzerimdeki tişörtü çıkararak Kara'nın yarasının üzerine bastırdım. Üzerimdeki sporcu atleti ile kalırken Kara'nın gözlerinin renginin git gide iyice koyulaştığını gördüm.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Kara dişlerinin arasından tıslarcasına konuşurken gözlerimle Yalın'ı aramaya koyuldum. Hakemle hararetli bir kavganın içerisinde olduğunu görünce geri Kara'ya döndüm. Yanıma gelen bir sağlık çalışanı beni Kara'dan uzaklaşırken hemen yarayla ilgilenmeye başladı. Bir şey demeden sağlık çalışanının hareketlerini takip etmeye başladım.

Kara'nın dikişleri patlamıştı ve maalesef böyle bir yerde yapılması gerekiyordu. Sağlık çalışanı açılmış olan yarayı görünce ayaklandı. Gitmek için arkasını döndüğünde hızlıca durdurdum."Ne oldu?" Gözleriyle yarayı işaret etti. "Bu kadarını yapmaya yetkim yok, acilen bir doktor bulmalıyım." Tekrar arkasını dönerken durdurdum. "Ben doktorum, gerekli malzemeleri verirsen halledebilirim." Sağlık çalışanının kaşları havalanırken inanmayan gözlerle baktı. Elimi ona doğru uzatarak avucumu açtım. "Hadi daha fazla durmadan işe koyulalım."

İğneyi Kara'nın derisine batırmadan önce başımı yarasından kaldırarak gözlerine baktım."Canını acıtacak, direnmen lazım," Kara yarım ağız gülerek başını salladı. "Demek seni diri diri dikerim derken ciddiydin ha Maviş?" Kara'nın sorusuna göz devirirken iğneyi derisine sapladım. "Çok konuşuyorsun bakıyorum da."

Kara acıyla inlerken yarasını dikmeye devam ettim. Son kez iğneyi derisinden geçirdikten sonra makasla ipi keserek dikişi kapattım.
Kara'ya baktığımda biraz daha rahatlamış duruyordu. Yalın yanımıza gelince hemen ona döndüm. "Odasına çıkaralım, dinlensin." Yalın beni onaylayarak Kara'nın kolunun altına girdi. Kara'nın diğer kolunun altında ben girerek destek verdim.

Odasının önüne gelince Yalın bir eliyle kapıyı açtı. Yalın odanın içerisinde her ne gördüyse sağlam bir küfür savurdu."Geçmiş olsun bize."
Kara da baygın bakışlarla odaya bakarken alayla sırıttı ve bende odaya doğru baktım. Arkasında ki orduyla karşımızda dikilen bu adamda kimdi?