23. bölüm · Mavi ve Siyah

22. Bölüm

Amaya Xxxx

Küçük kız sokağın başına gelince yakın arkadaşına el salladı. "Görüşürüz!" Arkadaşıyla ayrıldıktan sonra küçük adımlarla kendi evinin yolunu tuttu. Bugün çok yorulmuştu. Bütün teneffüslerde arkadaşlarıyla oyunlar oynamış, sürekli koşmuştu.

Küçük kız sırtını ağrıtan çanta yüzünden suratını ekşitti. Şimdi eve gidecekti, üzerini değiştirecek annesinin onun için hazırladığı yemeğini yiyip ödevlerine oturacaktı. Her zaman olduğu gibi.

Evin merdivenlerini son kalan gücüyle çıktı. Sonunda kapıya ulaşınca parmak uçlarında yükselerek zile bastı. Kapının açılmasını bekledi ancak açan olmadı. O an aklıma gelen şey ile elini alnına vurdu. Annesi sabah okula gitmeden önce evde olmayacağını komşuya geçmesini söylemişti. Ama küçük kız evden çıkmadan önce anahtarlıktan bir anahtar alarak çantasına atmıştı. Komşuya gitmeyi sevmiyordu. O kadını sevmiyordu.

Sırtındaki çantayı çıkartarak yere koydu. Çantanın en önünde bulunan küçük gözü açarak anahtarı çıkardı.
Elindeki anahtarı daha önceden annesinin ona gösterdiği gibi deliğe soktu. Bütün gücüyle anahtarı çevirdi ve kapı açıldı.
Kapının açılmasıyla küçük kız sevinçle zıplayarak el çırptı. Yere bıraktığı çantasını zor bela kaldırarak tek omzuna taktı. Ayakkabılarını çıkartarak eve girdi. Ev çok sessizdi.

Arkasından kapıyı kapattı. Çantasını kapının yanında bulunan askılığa astı. Ellerini yıkamak için banyoya ilerlediği sırada gözüne aralık olan yatak odasının kapsının arkasında sallanan şey çarptı. Küçük kız çatılmış olan kaşlarıyla kapıya yaklaştı. Yavaşça kapıyı açtı. Kapı tamamen açıldığında gördüğü manzara karşısında kulakları sağır edecek bir çığlık attı. Hemen koşarak havada asılı olan annesinin yanına koştu. Bacaklarına sıkıca sarıldı.
"Anne! Ne oldu sana?" Annesinin bacaklarından ayrılarak annesinin yüzüne baktı. Annesini şiddetle sarstı. "Anne uyan! Anne korkuyorum! Şaka mı yapıyorsun? Şakanı sevmedim!" Annesinin elini tuttu. Ancak eline gelen soğukluk ile irkilerek geri bıraktı. "Anne çok soğuksun. Neden çok soğuksun anne? Sen hep sıcak olurdun, benim ellerimi ısıtırdın."

Gözlerimi araladığımda kendimi odamda buldum. Yattığım yerden doğrularken başımın arkasından giren sızıyla birlikte elim oraya giderken yüzümü buruşturmadan edemedim. Ayaklarımı yataktan sarkıtarak bir süre başımdaki acının geçmesini bekledim.
Hızla yataktan indim. Ancak başımın dönmesi ile elimi duvara koyarak durdum. Gözlerimi sımsıkı yumarak baş dönmesinin geçmesini beklemeye koyuldum. Başımda iğrenç bir ağrı vardı ve bunun üzerine bir de baş dönmesi eklenince çekilmiyordu. Boşta olan elimi başıma koydum.
Baş dönmem azalınca yavaş adımlarla odadan çıktım. Ev çok sessizdi. Sessizlikten nefret ediyorum. Mutfaktan gelen tıkırtı sesleri ile durdum. Kara olmalıydı. Yutkunarak acıyan boğazımı yumuşatmaya çalıştım. Ancak çabam boşa çıkmıştı. Mutfağa girdiğimde yanılmadığımı fark ettim. Kara sırtı bana dönük olacak şekilde bir şeylerle uğraşıyordu. "Günaydın Mavi Hanım," Benim geldiğimi nasıl anladığını bilmesem de bozuntuya vermedim. "Ne yapıyorsun?"
Arkasına dönmeden her ne ile uğraşıyorsa ona devam etti. "Ne oluyor Kara?"Sorum ile hızlıca arkasına döndü. Gözüm elindeki bıçağa takılı kalırken zorla gözlerine baktım. Sinirle elindeki bıçağı tezgaha bıraktı. "Evi yakmak nedir Mavi? Sabah seni kapının önünde baygın bir şekilde yanında bir notla buldum! Böyle bir şey nasıl oluyor?"

"Not mu?"Kaşlarımı çatarak anlamadığımı belirttim. "Benim sana sormam lazım Mavi!" Gözlerimi devirerek bir sandalye çektim. "Akşam bazı eşyaları topladım, yakıp kurtulmak için. Bir anlık evinde yaktım," "Bir anlık?"Kara tek kaşını havaya kaldırmış bir şekilde dururken beni anlamadığı hatta sorguladığı ortadaydı."Bakma öyle. Pişman falan değilim. Evin yanışını seyrederken başıma bir darbe aldım sonrasında bayılmışım Kara. Devamını bilmiyorum."

"Sana vuran kişiyi gördün mü?"Başımı olumsuz anlamda salladım. "Arkamdan vurdu Kara, nasıl görebilirim? Sadece bayılmadan önce bir çift erkek ayakkabısı gördüğümü hatırlıyorum."Oflayarak ayağa kalktım. Mutfaktan çıktığım sırada Kara'nın arkamdan bağırması ile durdum. "Nereye?" Omzumun üzerinden arkama baktım. "İzninle banyoya girmek istiyorum." Bir şey demeden birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra sırtını dönerek uğraştığı şeye döndü. Önüme dönerek yüzümü sıvazladım.

Banyoya girer girmez üzerimdeki kıyafetlerden kurtularak kendimi hızlıca sıcak suyun altına attım. Anında saçlarım ıslanarak çıplak sırtıma yapışırken, sırtımı soğuk mermer duvara yasladım. Başta bu soğuklukla irkilsem de kısa sürede alıştım.
İlk defa ağlamamak için direnmedim. Kendimi bıraktım ve gözyaşlarımın özgürce akmasına izin verdim. Bunca zaman her şeyi içimde tutmuştum. Ağlayamamıştım. Her defasında gözlerim dolmuş, boğazım düğüm düğüm olmuştu ve ben ağlayamamıştım. En kötüsü de buydu: ağlamak isteyip de ağlayamamak.
İyice temizlendikten sonra duşa kabinden çıkarak kendim için getirdiğim temiz kıyafetleri üzerime geçirdim. Islak saçlarımı bir havlu ile sararak başımın üzerinde tutturdum.

Kapıdan çıkmak üzere elimi attığım sırada durdum ve aynaya baktım. Suyun sıcaklığı yüzünden çıkan buharlardan dolayı buğulanmıştı. Sağ elimi kaldırarak avuç içimle aynanın üzerindeki buğuyu sildim ve görüntüme baktım. Suyun sıcaklığı yüzünden tenim kıpkırmızıydı. Yüzüme baktım. Solgun duruyordu, ne çok iyi ne de çok kötü gözüküyordum. Sonra gözlerime baktım.

Her aynanın karşısına geçtiğinde gözlerine iyi bak Mavi. Gözlerine bak ve annemin ölümüyle ilgili kendini suçla.
Kafamın içerisinde yankılanan abimin sesi ile sağ gözümden yanağıma doğru bir yaş süzüldü. Başımı kabullenemeyerek olumsuz anlamda salladım. "Annem benim yüzümden ölmedi."Kendi kendime fısıldadığım şeye inandım. Ben öldürmedim annemi. Ben bir şey yapmadım. Benim bir suçum yok.
Hepsi senin suçun Mavi. Annem senin yüzünden yok. Gözlerinin içine bak ve kabullen.

Kafamın içerisinde dönüp duran abimin sesi ile çığlık atarak aynaya yumruk attım. Ayna aynı kalbim gibi parçalara ayrılırken elimden bir-iki damla kan lavabonun içerisine damladı. Kapının sert bir şekilde açılıp Kara'nın varlığını yanımda hissetmem bir oldu. Kanlar içerisinde kalan elimi büyük avucuna alarak inceledi. "Niye kendine zarar veriyorsun böyle?" Onu duymamazlıktan gelerek karşımda paramparça olan aynaya bakmaya devam ettim. "Hayat kötü Kara. Hayat çok kötü. Hayat kimseye acımıyor,"

Baş parmağı avucumun içerisini okşarken paramparça olan aynadaki dağınık görüntümüzü seyrettim."Bana da acımadı. Ben ayağa kalkmak için çabalarken her defasında daha büyük darbelerle beni yerle bir etti. Kalkmak için izin bile vermedi." Susmam ile banyoyu sessizlik kaplarken Kara'nın sesli bir nefes verdiğini işittim. "Elin paramparça olmuş."

Yarım ağız gülerek ona döndüm. Endişeli gözleriyle yaralı elimi seyrediyordu. Bana gerçekten önem veriyordu. Birinin gerçekten benim için endişelenmesi... kulağa imkansız geliyordu."Elim paramparça olsa ne, benim kalbim paramparça. Hayat acımadan kalbimi parçalara ayırdı. Yetmezmiş gibi kalbimin parçalarını daha çok kırarak yine parçalara ayırdı, ayırmaya devam da ediyor. Nereye kadar gidecek bu? Kalbim yok olasıya kadar mı? Ben kalbimin yok olmasını istemiyorum Kara. Ben hayatın güzel yanını yaşamak istiyorum, gülmek istiyorum. Kalpsiz olmak istemiyorum."

Dolu gözlerimi siyahlarına diktim. Başını hafifçe omzuna doğru yatırdı, elini kafamın arkasına koyarak göğsüne çekti.
Eli ahenkle saçlarımın üzerinde hareket ederken gözlerimi kapatarak küçük bir kız çocuğu gibi göğsüne saklandım, ona sığındım.
Aradan ne kadar süre geçti bilmiyorum ama Kara'nın yavaşça uzaklaşması ile ondan ayrıldım."Eline bakmamız gerekiyor." Başımı olumlu anlamda sallayarak burnumu çektim. Kara yüzündeki o sıcak ifadeyle yanağımı okşadı. Peşinden nazikçe beni de sürükleyerek banyodan çıkardı. Salona girerek beni koltuğuna oturttu ve kendisi salondan çıkarak kayboldu.

Hafiften acıyan elimi göz hizama kaldırarak incelemeye başladım. Çok kötü bir halde olduğu söylenemezdi. Ama berbat gözüküyordu. Yer yer kurumuş kanlar ve kanamaya devam eden çizikler bunalıyordu. Derin bir iç çekerek elimi dikkatle dizimin üzerine koydum.
Odaya girerek direkt olarak yatağımın üzerine oturdum. Kara'ya benim için odaya koymasını istediğim o mavi kutuyu komodinin üzerinden alarak önüme koydum. Sargılı elime dikkat ederek kutunun kapağını kaldırdım.

İlk önce içerisinde ki ayıcığı çıkartarak yanıma koydum. Titremeye başlayan ellerimi yok sayarak siyah poşeti aldım. Poşetin üzerinden içerisinde ne olduğunu anlamak için elimi bastırdım. Elime gelen yumuşaklık ile kaşlarım çatıldı. Hafifçe poşetin ağzını aralayarak elimi soktum. Elime değen şeyin ne olduğunu tam kestiremeyerek poşetten çıkardım. Görüş açıma giren minik bir bebek yeleği ile durdum. Yeleğin yakalarından tutarak havaya kaldırdım.

"Senin mi?"Sol tarafımdan gelen sesle irkilerek kapıya döndüm. Kara hafif aralık bir şekilde olan kapının arasından başını çıkartmış elimdeki yeleğe bakıyordu. "Galiba," Gözlerimle yatağın boş tarafını gösterdim. "Gelsene, durma kapıda." Kapıyı ardına kadar açtıktan sonra odaya girdi ve gösterdiğim yere oturdu. İlk önce önümde duran kutuya ardından yanımdaki ayıcığa baktı. Gözlerinden ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini seçemiyordum. Duygularını çok iyi gizliyordu.
İç çekerek elimdeki yeleği ayıcığın yanına bıraktım. Geriye kalanlardan olan küçük kutuyu aldım. Kutu siyah ahşaptan yapılmış avucumun içerisi kadardı. Önündeki kilidini kaldırarak kapağını açtım.

Kutunun içerisinden çıkan gümüş anahtarla duraksadım. Gözlerimi dikerek anahtara odaklandım. Bir anahtar daha mı?
"Ne çıktı?" Kara'nın sorusuna sessiz kalarak kutuyu ona çevirdim. Çattığı kaşlarından aynı benim gibi anlamadığı ortadaydı. "Anahtar mı?" Gözlerime bakarak bir cevap beklemeye koyuldu. "Evet. Ama neyin anahtarı?"

Kutuyu kapatarak kucağıma bıraktım ve son olarak mavi zarfı aldım. Ön tarafında el yazısıyla Biriciğime yazıyordu. Zarfı açmadan Kara'ya uzattım. Kara elimdeki zarfı alarak durmaya devam etti."Sen okur musun?"

Emin olmak istercesine gözlerime bakmaya devam etti. Gözlerimi dikmiş bir şekilde onu beklememle kendimden emin olduğumu fark edince derin bir nefes alarak zarfı açtı. İçerisinden dörde katlanmış olan beyaz kağıdı çıkardı ve açtı.

"Biriciğim, bu mektubu okuduğuna göre yanında değilim. Üzgünüm Biriciğim, yanında olamadığım için. En güzel gülüş en derin acıyı saklar derler, senin yüzünde tüm dünyanın en güzel gülüşü saklı Biriciğim. Bunca zaman her şeyin farkındaydım, ancak elimden hiçbir şey gelmedi, engelleyemedim. Affet beni Biriciğim. Bende böyle olsun istemezdim.
Küçük kutunun içerisinde bir anahtar var. Eminim o anahtarı görünce ne anlama geldiğini anlamadın. Haklısın Biriciğim. Sana hiç bahsetmedim. Sana yıllar önce saklaman için bir kutu ve kutunun anahtarını vermiştim. O kutuyu aç, içinde siyah bir kutu bulacaksın. Kutunun içerisinde bir tane adres yazılı kağıt ve fotoğraf var. Adrese git ve oradaki adama o fotoğrafı göster. Gerçekleri öğrenince bana kızma olur mu Biriciğim. Her şeyi senin için yaptık. Affet bizi.
Unutma mavi bir başkadır..."

Kara'nın okuduğu son cümle ile gözyaşlarımı serbest bıraktım.

Mavi bir başkadır...

Babam her gece kulağıma bu cümleyi fısıldardı. Herkesten farklı, herkesten ayrı olduğumu söylerdi her zaman. Bana kendim olmamı, kimseyi umursamamı, hayatı yaşamayı söylerdi. Her zaman gülmemi isterdi. Ama onun istediği gibi gülemedim, hayatı yaşayamadım. Omuzlarımdan çekilmem ile hıçkırarak ağlamaya başladım. Kara kollarını omzuma sardı. Tişörtünü avucumun içerisine hapsederek sıktım. "Kara neden bıraktı beni? Çok özledim onu. Ne yapacağım ben?"

"Şşştt... Beraber atlatacağız bunu. Ben senin yanındayım. Son nefesimi verene kadar her zaman yanındayım. Eğer bir gün gitmemi istesen bile seni bırakmayacağım Mavi." Başımı göğsünden kaldırarak kollarının arasından çıktım. "Ölmek yok Kara, sende beni bırakma. Nefes alamam, yaşayamam." Ellerini yüzüme çıkarttı. Avuç içlerini yanaklarıma koyarak yüzümü avuçladı. "Yaşayacaksın Mavi, eğer bir gün ölürsem yaşayacaksın. Nefes almasını öğreneceksin," Başımı olumsuz anlamda sallayarak gözlerim kaçırdım. Kafamı ona doğru bakmam için hafifçe çevirdi. "Gözlerime bak Mavi. Sana nefes aldığım her an yanında olma sözü verebilirim ama ölmeme sözü veremem. Bizler insanız Mavi, hepimize biçilen bir süre var, unutma."

Hızla omuzlarına sarıldım. Şu an küçük bir kız çocuğu gibi davranıyordum. Sevgiye muhtaç bir kız çocuğu vardı içimde. "Beni bırakma Kara. Sende gidersen bir ölüden farkım kalmaz, sadece nefes alıyor olurum." Kara'nın öldüğü düşüncesi içimde bir yerlerin ağrımasına sebep oluyordu. "Gitme Kara, beni bir başıma bırakma."

Eğer bir gün Kara yanımda olmazsa bu hayatta yaşamak için bir amacım kalmıyordu. Hayata sıkı sıkı tutunmamı sağlayan insanlar yanımda olmadığı sürece nefes almam mümkün değildi.
Babam gitmişti. Beni bu acı dünyada bir başıma bırakıp gitmişti. Her gözlerimi kapattığımda aklıma düşen siyah gözlerle şükrediyorum. O yanımda olduğu için. Beni yalnız bırakmadığı için, hayata tekrardan tutunmamı sağladığı için. Düştüğüm zaman elimden tutup kalkmamı sağladığı için. İlk defa şans yüzüme gülerek karşıma onu çıkardı.
O iyi ki vardı, iyi ki benim yanımdaydı. O iyi ki'ydi. Hayatımın keşkelerini iyi ki'lere çeviren adama minnettarım.