7. bölüm · Mavi ve Siyah
6. Bölüm
Üçümüz de kapıda durmuş bir şekilde karşımızda dikilen adamlara bakıyorduk. Arkasındaki yığınla adamla birlikte karşımızda dikilen adamı hayatımda ilk defa görüyordum. Ancak benim verdiğim tepkinin aksine Yalın ile Kara'nın ilk görüşü değildi. Adamların önünde bulunan adam ellerini arkasında bağlamış oldukça rahat bir tavırla duruyordu. Sırayla üçümüz de süzdükten sonra sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattı.
"Gelsenize içeriye, siz misafirinizi böyle mi karşılıyorsunuz?"
Kara'nın öbür tarafında bulunan Yalın'a baktım. Ona baktığımı fark etmiş olacak ki başı bana döndü. Başıyla odayı işaret etti. Yalın'ın dediğine uydum.
Aynı anda hareket ederek Kara'yı odaya taşıdık. Adamları umursamadan Kara'yı yatağın ucuna oturttuk. Pek iyi gözükmüyordu. Yarası iyileşmemişti, üstüne birde darbe yemişti. Dikişleri fena bir şekilde patlamış ve onu, onun deyişiyle, diri diri dikmiştim. Yalın Kara'nın kolundan çıkarak en öndeki adamın karşısına geçti. "Ne istiyorsun Aka?" Kara bedenini geriye doğru atmak için harekete geçtiğinde hemen dizimi yatağın üzerine koydum, ona yardımcı olmak için sırtından destek verdim. Kara'yı istediği gibi, rahat edeceği şekilde yatırdıktan sonra yataktan indim. Bütün herkesin bakışları benim üzerimdeyken Yalın'ın yanına geçtim. Adamın bakışları bir süre daha yüzümde dolaştıktan sonra Yalın'a döndü. Yalın'ın sert çıkan sesine rağmen karşısında duran adamın ses tonu onun aksine alaycıl çıkmıştı. "Sadece geçmiş olsuna geldim Yalın,"
Yalın'ın kaşları havalanırken sinirli bakmaya devam ediyordu. Ortamdaki gergin hava tehlikeyi işaret ediyordu. Adamın bu seferde alay dolu gözleri bana döndü.
"Demek Kara'nın ki sensin," Kara'nın ki mi? Benden Kara'nın ki diye mi bahsetti? Beynim tehlike sinyalleri gönderiyordu. Ellerimi yumruk yaptım, hırsla tırnaklarımı avuç içime batırdım. Şaşkınlıkla gözlerimi art arda kırptım. Karşımdaki adam ukala gülümsemesi ile ellerini cebine koydu. Gözleriyle beni işaret ederek Yalın'a döndü. "Güzelmiş, adı ne?" Yalın sinirle öne atılarak adamın yakalarını kavradı. "Bana bak lan gebertirim seni!" Ukala adamın arkasında duran adamların aniden silahlarını çıkartarak bize yöneltmesi ile bir adım geriledim. Yatakta kendinde olmayan Kara'ya baktığımda yarı baygın gözlerle olanları anlamaya çalışıyordu.
Geri geri giderek küçük masanın önünde durdum. Elimi arkaya atarak masanın üzerinde gezdirmeye başladım. Elime değen soğuk metalle yutkunarak elime aldım. Ağırdı, tehlikeliydi. Bir canın yaşamına son verecek kadar çok tehlikeliydi. Silahın ağırlığı karşısında şaşırsam da çaktırmamaya çalışarak arkamda tutmaya devam ettim. Ukala adamın arkasındakiler bize silah doğrultmaya devam ederken daha fazla dayanamadım, sinirle arkamda ki elimi ortaya çıkararak ukala adama doğrulttum.
Adamın bakışları bana döndüğü an gözlerinin ardına kadar açıldığına şahit oldum. Arkası bana dönük olan Yalın merakla arkasına döndüğünde silah doğrultmuş olan beni görünce şaşkınlıkla adamın yakalarını bıraktı. Adamdan gözlerimi ayırmadan Yalın'a hitaben konuştum."Yalın yanıma gel," Sesimin soğukluğu beni bile ürpertirken Yalın dediğimi sorgulamadan yanıma geldi. "Mavi bu yanlış," Yalın'ı umursamadan sert gözlerle ukala adama bakmaya devam ettim. Yüzündeki korkmuş ifadeyi bir kenara bırakarak alayla omuz silkti. "Ne yapacaksın Kara'nın ki? Beni mi vuracaksın?" Ellerini iki yanına doğru açarak histerik bir şekilde güldü. "Hadi ama silah eğitimi aldın mı?" Beni çok hafife alıyordu. Yapılan en büyük hatalardan birisi; asla ve asla karşındaki insanı küçümseme. Hele de gözü dönmüş bir insanı. Dudaklarım yukarıya doğru kıvrılırken bir an bile düşünmeden tetiğe bastım. Odanın içerisinde silah sesinin yanında acı bir çığlık eşlik etti.
Karşımda ki ukala adamın yüzündeki sırıtma bozulmuş yerine acı çeken bir ifade gelmişti. Acıyla vurduğum omzunu tutmaya başladı. Arkasındaki adamlar bize saldırmak üzere hareketlendiğinde elini havaya kaldırarak onları durdurdu. Nefretle kaynayan gözlerini duygusuz gözlerime dikti. Daha demin aklımın hayalimin ucundan geçmeyecek bir şey gerçekleştirmiştim. Bir doktor olarak insan vurmuştum, hem de gözümü kırpmadan. İçime doluşmaya başlayan suçluluk hissini yüzüme yansıtmamak için kendimle bir savaşa giriştim. "Bu burada kalmadı Kara'nın ki, elbet bir gün elime düşeceksin." Son kez yanımda duran Yalın'a bakış attıktan sonra hızlı adımlarla odayı terk etti. Onun ardından adamları da çıktıktan sonra üçümüz oda da yalnız kalmıştık.
Hala havada duran elimi yavaşça indirdim. Elimde duran silaha baktım. Omuzlarım düştü. İnsanları kurtarmak için söz vermişken bir insanı yaralamıştım. Bir doktor olarak, görevim insanları kurtarmakken ben daha yeni bir insanı vurmuştum. Hafiften titremeye başlayan elim ile silahı küçük masanın üzerine fırlattım. Silah gürültüyle masayla buluşmuştu.
Yarı baygın duran Kara'nın yanına gittim. Önüne çöktüm. Gözlerini zor açık tutuyordu. İşaret parmağımı göz hizasına getirerek takip etmesini söyledim. Kara dediğimi yaparak işaret parmağımı takip etti. Kara'nın önünden kalkarak Yalın'a döndüm. "Kara'yı yatırır mısın? Biraz dinlenmesi gerekiyor." Benim buradan kaçmam gerekiyor Yalın, içimdeki durmadan konuşan vicdanımın sesini susturmam gerekiyor. Yalnız kalmam gerekiyor. Çok basit gibi görünen cümlemin içerisinde bunlar saklıydı. Yalın ses çıkarmadan Kara'nın yanına gitti. Yavaşça Kara'yı kaldırdı ve yatağa girmesini sağladı. Kara gözlerini kapatarak derin bir uykuya dalarken Yalın birkaç adımda yanıma geldi. "Biraz çıkalım mı?"
Derin bir nefes verdim. Başımla onayladım. Yalın önüme geçerek odanın kapısını açtı ve çıkmam için yol verdi. Odadan çıktıktan sonra arkamdan Yalın çıktı. Arkasından sessizce kapıyı kapatırken başıyla kendisini takip etmemi işaret etti. Yalın'ın peşine takılarak gideceğimiz yeri anlamaya çalıştım. Sadece birkaç dakika sonra bir kapının önünde durarak cebinden bir anahtar çıkardı. Açtığı kapıdan geçerken arkasından ilerledim. Bizi karşılayan teras ile olduğum yerde durdum. Burası bütün Kafes'i ayaklar altına alan bir terastı. Demirliklere yaklaşarak aşağıya baktım. Çok yukarıda olduğumuz söylenemezdi. Resmen ayaklarımın altında minik bir şehir vardı. Yer altında bir şehir.
Arkamda duyduğum tuhaf ses ile zorda olsa bakışlarımı Kafes'ten çekerek arkama döndüm. Yalın elindeki sandalyeleri yan yana koyarak birisine oturdu. Diğerine de ben otururken aşağıda ki manzarayı seyretmeye devam ettim.
"Kara'nın durumu nasıl?" Yalın'ın yönelttiği soru ile derin bir nefes alarak omzumun üzerinden baktım. "İyi olacağını umut ediyorum Yalın," Yalın gözlerini üzerimden çekerek Kafes'e çevirdi. Bende başımı geri Kafes'e çevirirken yavaşça gözlerimi yumdum. "Umudun bir rengi olsaydı sence ne olurdu Mavi?" Yavaşça gözlerimi aralayarak karşımdaki küçük şehre baktım. Acıyla gülümsedim. "Umudun bir rengi olsaydı mavi olurdu," Yalın dediklerimi onaylar nitelikte tekrar etti. "Mavi olurdu,"
Aramızda bir sessizlik oluşurken Kafes'i izlemeye devam ettim.
"Başına büyük bir bela aldın Mavi, Egemen ateşin ta kendisidir,"
Alayla gülerek Yalın'a baktım. Omuz silkerek arkama yaslandım.
"Ateş olsa bana ne yazar kibriti bile yakamayınca," Yalın bir şey demeden sessizce yüzüme baktı. Yerimde rahatsızca kıpırdanarak küçük şehre döndüm. "Burası tahmin ettiğimden daha büyükmüş,"
"Öyle,"Sessiz kalmaya devam ederken sol kolumdaki saate baktım; sabahın beşi olmak üzereydi. Hayretle kaşlarım havalanırken oturduğum yerden kalktım. Direkt aklıma gelen ilk şey hastane olmuştu. Gitmem gerekiyordu, mesaimin başlamasına yalnızca saatler kalmıştı."Benim gitmem gerekiyor nöbetime az bir zaman kaldı ona yetişmeliyim." Yalın'da oturduğu yerden kalkarak yanıma geldi. "Tamam o zaman ben seni evine kadar bırakayım," Gerek olduğunu belirtmek amacıyla başımı olumsuz anlamda salladım. "Yok hiç gerek yok, zaten buradan direkt olarak hastaneye geçeceğim,"
Elini koluma koyarak kaşlarımı çattı."Saçmalama Mavi arabayla bırakırım seni hem daha çabuk varırsın. Bunca şeyin üstüne birde otobüs çekebilecek misin?" Yalın dediklerinde haklıydı. Bunca şeyin üstüne bir de otobüs yolculuğu gerçekten zor olurdu. Pes ederek omuzlarımı düşürdüm. "Pekala Yalın, senin dediğin gibi olsun." Yalın aldığı cevaptan memnun olurken kocaman sırıttı. Gözlerimi devirerek çıkış kapısına ilerledim.
...
Yorgunlukla gözlerimi kapatarak arkama yaslandım. Uykusuzdum. Azıcıkta olsa uyumak umuduyla yummuştum gözlerimi. Koltuğun yan tarafının çökmesi ile gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim. Duyduğum burun çekme sesi ile gözlerimi hızlıca açtım.
Sol tarafımda oturan gözleri dolu olan Şeyda ile afalladım. Ona baktığımı fark ederek bana döndü. Beklemediğim bir anda kollarını belime dolayarak başını omzuma gömdü. Yan taraflarımda sarkan ellerimi kaldırarak yavaşça beline doladım. Belimde hissettiğim kollar ile bedenim yay gibi gerilmişti. Her zaman karşı karşıya kaldığım bir durum değildi bu.
Yutkunmaya çalışırken kollarımın arasındaki bedenin sarsılmaya başlaması ile acıyla gözlerimi kapattım. Bir elimi zorla saçlarına çıkardım. Parmaklarımı yavaşça sarı saçlarının arasında gezdirmeye başladım. Yumuşacıklardı.
Bir süre daha Şeyda'nın saçlarını okşamaya devam ettim. Şeyda yavaşça kollarımın arasından çıkarak elinin tersi ile ıslak yanaklarını sildi. Gözlerinin üzerine düşen saçlarını kulağının arkasına koyarak gözlerini yere dikti.
"Seni her zaman dinlerim Şeyda, gerekirse konuşmam bile ama rahatlayacaksan konuş," Yerdeki ela gözleri yavaşça yüzüme tırmandı. Gözleri ağlamaktan kızarmış, ela gözleri ağlamanın etkisiyle yeşile dönmüştü. "Yoruldum Mavi, her şey çok fazla üst üste geliyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Konuşup akıl danışabileceğim kimsem yok. Korkuyorum Mavi, korkuyorum. Aklım çıkıyor. Bir canımdan olmadığım kaldı, yakında o da olacak diye aklım çıkıyor. Ben ne yapacağım Mavi?" Karşımda çaresiz bir şekilde korkulu gözleri ile yüzüme bakan Şeyda'yı anlamaya çalışıyordum. "Kimde-"
Cümlemi yarıda kesen kapı sesi ile ikimizde giren kişiye baktık. Sevde kapıdan içeriye başını uzatmış gülümseyerek bize bakıyordu."Şerif Hoca kantinde toplanmamızı istedi." Başımla Sevde'yi onaylayarak ayaklandım. Hala koltukta oturan Şeyda'nın önünde diz çöktüm. Baş parmaklarımı yanaklarına koyarak ıslak yanaklarını sildim. "Sana bir anne şefkati ile yaklaşamam ama sana bir abla, bir kardeş olabilirim. Bir gün seninle karşılıklı oturup konuşmak istiyorum."
Şeyda hipnoz olmuş bir şekilde gözlerime bakarken ayağa kalkarak elimi uzattım. Anlamaz bir şekilde ilk önce elime sonra da yüzüme baktı."Şimdi elimi tut ve ilk adımımızı atalım." Şeyda bir süre daha yüzüme baktıktan sonra elimi tutarak ayağa kalktı. Yüzüme gerçek bir gülümseme yerleştirdim. Şeyda'nın koluna girmem ile beraber kapıya doğru adımladık.
...
Masanın üzerine düşen gölge ile başımı defterimden kaldırarak gölgenin sahibine baktım. Karşımda gördüğüm yaklaşık benim yaşlarımda olan genç hemşire ile kaşlarım çatıldı."Bir sorun mu var?" Genç hemşire arkasındaki çıkış kapısını işaret ederek konuştu. "Dışarıda sizi bekleyen birisi varmış Doktor Hanım," Gözlerim çıkış kapısına kısa bir an kayarken geri genç hemşireye döndüm. "Kimmiş o?"
"Bilmiyorum, sadece durumun acil olduğunu ve hemen gelmenizin gerektiğini söyledi."
Başımı sallayarak hemşireye teşekkür ettim. Hemşire yanımdan ayrıldıktan sonra defterimi kapatarak ayaklandım. Defteri bir elimi alırken çıkış kapısına yöneldim. Beni hastaneye görmeye gelen kişi de kimdi? Hem de acil bir durum olduğunu söylemiş. Bahçeye çıktığımda olduğum yerde durarak beni çağıran kişiyi aranmaya başladım. "Maviş!" Sol tarafımdan gelen ses ile irkilerek sesin geldiği yöne doğru döndüm. Karşımda gördüğüm Kara ile gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Senin burada yaralı bir şekilde ne halin var?"
Kara omuz silkerek sırıttı.
"Bir şeyim yok benim," Boşta olan elimi yumruk yaparak yarasına doğru savurdum. Ani bir şekilde geriye doğru kaçarak yumruğumdan kurtuldu. Şaşkınlıkla irileşmiş olan gözlerini mavi gözlerime dikti. "Kızım sen manyak mısın? Ne yaşıyorsun?" Omuz silktim. "Sadece iyileşmiş mi diye bakmak istemiştim," Gözlerimi kısarak Kara'ya doğru bir adım attım. O korkuyla gerilerken alayla sırıttım. "Görünen o ki iyileşmemiş."
Kara gözlerini devirerek ellerini cebine yerleştirdi. "Seninle uğraşmayı çok isterdim tatlı kız ama acil bir konu hakkında konuşmalıyız," Sahte bir üzüntüyle dudaklarımı büzdüm, omuz silktim. "Üzgünüm Kara Bey şu an çalışma saatleri içerisinde bulunduğum için size vakit ayıramam," Kara'ya sırtımı dönerek hastaneye doğru yürümeye başladım. Anında yanımda beliren Kara ile gözlerimi devirdim. "Biraz da mı vaktin yok?" Yalvaran gözlerle bakan adamı arkamda bırakarak hastaneye girdim. Daha demin kalktığım masanın hala boş olduğunu görünce geri oraya oturarak defterimi açtım.
"Mavi!"Yanıma koşarak gelen telaşlı Sevde ile başımı defterden kaldırdım.
"Acilde bir hasta var bakman gerekiyor." Ayağa kalkarak defteri kapattım ve Sevde'ye uzattım. "Benim dolabımın olduğu tarafa bırakabilir misin?" Sevde beni başıyla onaylarken koşar adımlarla acile gittim. Acilden giriş yapar yapmaz karşıma çıkan hemşireye hangi hasta olduğunu sorarak hastanın kabin numarasını öğrendim. Dört numaralı kabine girerek sedye de yatan hastaya baktım.
Sırıtarak yüzüme bakan Kara ile olduğum yerde durdum.Kara?" Konuşmak için ağzını açtığı sırada acıyla yüzünü buruşturdu ve elini dudağının kenarındaki yaraya götürdü. Yüzü yara içindeydi. Birkaç adımda aramızdaki mesafeyi kapatarak yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Yüzündeki yaralara dikkatle bakarken elimin üzerine elini koyarak elimi yüzünden çekti. "Artık konuşabilir miyiz Doktor Hanım?" Sorduğu soruyu umursamadım. "Ne oldu sana böyle?" Omuz silkerek alayla sırıttı. "Sen çalışma saatleri içerisinde konuşamam dedin bende geldim,"
Kaşlarım havalanırken aklıma gelen şeyi yapmamış olmasını diledim.
"Bana kavgaya karışmadım de," Umutla gözlerine bakarken başını olumsuz anlamda salladı. Rahat bir nefes verirken duyduğum cümle karşısında gözlerim irileşti. "Kavgaya karışmadım, kavga çıkardım," Dediği şeyi bir an algılayamadım. Başımı öne doğru uzattım. "Ne yaptım ne yaptım dedin?"
"Adamın birisi koluma çarptı ama,"Ciddi mi diye yüz ifadesini ölçtüm ve gerçekten ciddi olduğunu fark ettim.
"Manyaksın sen," Şaşkın ve inanamayan gözlerle karşımda oturan adama baktım. İnanamıyordum, aklım almıyordu. "Senin kadar olmasam da var bende de bir çatlaklık," Gözlerimi kısarak kötü bakışlar attım. Gözlerimi yüzünden ayırarak elime bir pamuk aldım.
Kaşının üzerindeki yaranın işi bittikten sonra son kalan yarasına, dudağının kenarına, geçtim. Elimdeki pamuğu bilmem kaçıncı defa sinirle yarasına bastırdım. Kara acıyla inlerken bir kez daha yarasına bastırdım. "Oh olsun sana,"
"Ama Maviş gerçekten önemli bir konu,"Bıkkınca pamuğu yarasının üzerinden çektim. Kenarda duran plastik tabağın içerisine atarak ellerimi belime koydum.
"Konuş hadi dinliyorum," Kara hevesle sedyenin üzerinde öne doğru kaydı. "Bak biliyorum belki senin gözünde saçma gözükebilir ama ciddi bir tehlike içerisindesin," Tek kaşım sorgular bir şekilde havalandı. "Ne tehlikesiymiş bu?"
Sorduğun soru üzerine yüzü ciddileşti, kaşları çatıldı."Egemen... Adi herif. Peşini bırakmayacak senin," Vurduğum adamdan bahsediyordu. "Sorun değil, bir şekilde başımın çaresine bakarım," Kollarını bana doğru uzatması ile bir adım gerileyecekken çoktan ellerimi tutması ile olduğum yerde kaldım. "Olmaz Mavi, her saniye gölgen gibi yanında olmam lazım,"
"Buna gerek yok Kara. Kendim hallederim,"Ellerimi ellerinin arasından kurtardım. "Benim aklımda bir fikir var-" Daha fazla devam etmesine izin vermeyerek elimi havaya kaldırdım."Gerek yok." Kara sinirle sedyeden indi. Burnundan sert bir nefes vererek git gide iyice siyaha çalmaya başlayan gözlerini üzerime dikti. "Pekala Mavi Hanım, siz beni dinlemiyorsunuz bende o zaman istemeyerek de olsa başka bir yola başvuracağım. Ve bu yapacağım şeyin tek sorumlusu da sensin, unutma."
...
Ayakkabılarımın bağcıklarını bağladıktan sonra dikelerek tişörtümün eteklerini düzelttim. Yorucu bir gün geçirmiştim. En son ne zaman düzgün bir uyku çektiğimi hatırlamıyordum.Şeyda ile birlikte hastaneden çıkarak her zamanki yolumuza koyulduk. Evlerimizin ayrıldığı sokağın başına gelince Şeyda bana el sallayarak evine geçti.Bende kendi yoluma devam ettim. Evin önüne gelince yorgun gözlerle çantamın içerisinden anahtarı aradım. Uzun uğraşlarım sonucunda anahtarı bularak deliğe soktum.
Kapıyı açtıktan sonra içeriye girerek ayakkabılarımı çıkardım. Işığı açık olan salon dikkatimi çekerken kulaklarıma babamın sesi ulaştı.
"Mavi! Kızım bir gelebilir misin?!"Yorgunluktan ağrıyan ayaklarımı zorla hareket ettirerek salona ilerledim. Salonun kapısına gelince başımı içeriye uzattım. Babamın karşısında oturan kişiyi görünce ağzım açık kaldı."Senin ne işin var burada?"
