24. bölüm · Mavi ve Siyah
23. Bölüm
Saçlarının arasında gezen elle babasına gülümsedi küçük kız.
"Unutma Biriciğim, mavi bir başkadır."
Küçük kız babasının saçlarına bıraktığı öpücük sayesinde huzurla gözlerini yumdu ve kendini uykunun güvenli kollarına teslim etti.
Gözlerimi açtığım gibi yatakta doğruldum. Oturur pozisyona geldim. Terden alnıma yapışan saçlarımı geriye itekledim. Omzumdan aşağıya sarkan saçlarımı ellerimin arasına alarak sessizce seyrettim.
Bu saçlara defalarca kez babamın eli değmişti. Daha günler önce saçlarımı okşayıp, öpmüştü.
Üzerimdeki örtüyü bir kenara atarak yataktan indim. Odadan çıkarak karanlık koridorda dikkatle yürüdüm. Banyonun içerisinde uzun bir süre makas aradım.
En sonunda aradığım şeyi dolaplardan birisinde bulunca banyodan çıktım. Kara'nın odasının önüne gelince yavaşça kapıyı tıklattım.
İçeriden Kara'nın sesi gelince başta kaşlarım çatılsa da kapıyı açarak içeriye girdim. Kara yatağında oturur bir şekilde kitap okuyordu. Gözleri elimdeki makasla buluşunca elindeki kitabı kapatarak yanına koydu. "Mavi?" Karşısına oturarak makası uzattım. "Saçlarımı keser misin?"
Şaşkınlıkla havalanan kaşları ile uzattığım makası aldı. Sanki makası hayatı boyunca ilk defa görüyormuşçasına inceledi. "Ben bunu yapamam Mavi," Gözleri gözlerimle buluştuğunda yine ne hissettiğini anlayamadım. Ben Kara'nın ne hissettiğini bilmezken, o benim bir bakışımla her şeyimi anlayabiliyordu. "Lütfen Kara." Makası uzatarak olumsuz anlamda başını salladı. "Üzgünüm Mavi, hayatım boyunca bir de bunun sorumluluğu ile yaşamak istemiyorum."
Bileğini hafifçe ittirerek makası almayı reddettim ve sırtımı ona döndüm. Saçlarımı toplayarak sırtıma attım."Eğer sen şimdi kesmezsen ben eğri de olsa bir şekilde keseceğim."Birkaç hışırtı sesinin hemen ardından saçlarımın arasında sıcak ellerini hissettim. "Neden bunu kendine yapıyorsun?"
Sorduğu soru ile derince bir nefes aldım. "Her gece uyumadan önce babam saçlarımı okşar, öperdi. Ondan geriye bir şey kalmasını istemiyorum Kara. Bencilce belki bilmiyorum ama daha öncesinde bu saçlara elinin değdiğini hatırladıkça canım acıyor," Saçlarımın arasında gezinen eli yok oldu ancak hemen omzumun üzerinde belirdi.
Sessizce durmasına karşı gözlerimi yumdum. "Lütfen Kara, kes artık." Bir süre daha arkamda sessizce durduktan sonra elini omzumdan çekti. Yataktan kalkması ile omzumun üzerinden ona döndüm. Odanın içerisinde bulunan banyoya girdi, birkaç saniye sonra elinde bir tarak ve havluyla geri döndü. Aramızdaki sessizlik devam ederken tekrardan arkama oturdu.
Tarağın yavaşça saçlarımın arasında dolaşmaya başlaması ile gözlerimi yumdum. Saçları kısa olan kişilere dikkat edin. Onlar içlerinde en büyük acıları taşıyan insanlardır. Kendilerine kıyamadıkları için acıyı saçlarını keserek çıkarırlar.
Saçlarımın arasında dolaşan tarağın varlığının yok olmasının üzerine gözlerimi açtım. Tam karşımda bulunan boy aynasında ki görüntümüze baktım. Yirmi beş yılın verdiği yükün yorgunluğunu belirten gözlerimin altındaki kırmızılıklar ben buradayım diye bağırıyordu. Yüzümde kalan yara izleri beni olduğumdan daha farklı birine çevirmişti. Omuzlarım yorgunlukla çökmüştü.
Kendimi incelemeyi bırakarak arkamda duran Kara'ya döndü bakışlarım. Dağılmış saçları, simsiyah gözleri ile çok farklıydı. Hüzün çökmüş olan gözleriyle siyah saçlarımı kesiyordu. Hayatım boyunca bir de bunun sorumluluğu ile yaşamak istemiyorum, demişti. Özür dilerim Kara. Bu zamana kadar kimseden özür dilemedim ama senden özür dilerim. Kısa saçlarımı her gördüğünde kendini suçlayacağın için özür dilerim. Senin kendini suçlamana sebep olduğum için özür dilerim.
"Bitti."Kara'nın kısık çıkan sesiyle birlikte yutkunarak elimi saçlarıma attım. Normalde neredeyse belime kadar gelen saçlarım göğsümün biraz üzerinde bitiyordu.
Saçlarımı incelemeyi bırakarak arkama döndüm. Kara'nın gözleri hâla saçlarımda dolaşıyorken kollarımı boynuna doladım."Teşekkür ederim," Ellerini belime yerleştirmesi üzerine başımı omzuna dayadım. "Özür dilerim."
Kollarımı çözerek yavaşça uzaklaştım. Elimi saçlarıma atarak güldüm. "Böyle daha çok sevdim. Her zaman kısa saçın daha kolay olduğunu söylerlerdi, haklılar bence."Gülerek ortamı yumuşatmaya çalışmama rağmen Kara'nın yüzünde tek bir mimik bile oynamamıştı. Yüzümde oluşan gülümseme silinirken sesli bir nefes verdim. Kara'nın büyük ellerini ellerimin arasına aldım.
"İçten içe kendini suçluyorsun şu an değil mi? Kendini suçlama Kara, bu benim kararım. Eğer sen yapmasaydın ben bir şekilde yapmış olacaktım," Hâla aynı şekilde bakıyor olması ile gözlerimi devirdim. "Hadi ama en azından çok güzel oldular. Yoksa sen beğenmedin mi?" Umutla bir cevap vermesini bekledim.
"Gözlerin çok güzel,"Beklediğim cevabın bu olmaması üzerine afalladım. Saçlarımın arasında dolaşan elim durdu, gözlerine dikkatle baktım.
"En güzel gözler en çok ağlamış olanlarınmış. Gözlerin çok güzel Mavi." Sessiz kaldım. Derin bir nefes alarak gözlerini kapatıp açtı. "Kendime kızıyorum. Neden daha önce karşıma çıkmadın? Keşke daha önce karşıma çıksaydın, elinden tuttuğum gibi seni o yaşadığını sandığın hayatın ortasından çekip alsaydım. Daha fazla
acı çekmene izin vermeseydim."
Yüzümde oluşan gülümseme ile elimi yüzüne götürdüm. "Tekrardan nefes almamı sağladın, düştüğüm zaman elimi tuttun. Bir anda karşıma çıktın ve o karanlık hayatın ortasından çekip çıkardın beni."
Dolan gözlerimi kaçırarak güldüm. "Ben en iyisi gidip uyuyayım." Yataktan indiğim gibi hızla odayı terk ettim. Kendi odama gelerek yatağı içerisine girdim. İçimde
anlamdıramadığım o kıpır kıpır hisle gözlerimi kapatarak kendimi uykunun karanlık kollarına teslim ettim.
...
"Mavi gel bu işten yol yakınken vazgeç!"Kapının öbür tarafından gelen Kara'nın sitemli sesiyle kahkaha attım. Ördüğüm saçımı sıkıca bağladıktan sonra omzuma attım. "Mavi! Açsana kızım artık kapıyı!" Gözlerimi devirerek kapıyı açtım. Ancak açtığım gibi ayaklarımın ucuna Kara'nın serilmesi bir olmuştu. Kara yerde boylu boyunca yatarken kocaman bir kahkaha attım. Ben gülmeye devam ederken o ellerini yere koyarak destek aldı ve yavaşça ayağa kalktı. Siyah gözlerini bir ok misali bana yollaması üzerine anında gülmeyi kestim. Ellerimi teslim olduğumu belli edecek şekilde havaya kaldırdım. "Tamam, sustum."
Yüzü anından yumuşarken sitemli bir hâle döndü. Büyük bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattı, ellerini omuzlarıma koyarak yalvaran gözlerle bakmaya başladı."Mavi gitmeyelim. Yalvarırım."
"Neden bu kadar çok istemiyorsun?"Yüzünü buruşturdu. "O Can'ın çirkef sesini duymak istemediğim için olabilir mi?"
"Gitmeliyiz Kara, o kadar davet edildik."Oflayarak ellerini indirdi. "Ben niye sana karşı çıkamıyorum?"Gülerek omuz silktim. Pufun üzerinde duran çantamı alarak koluma taktım. Geri Kara'nın yanına geldiğimde koluna girdim.
"Gidelim artık." Kara'nın asık suratıyla beraber evden çıktık. Tüm yol boyunca yine asık suratıyla durmuş tek kelime etmemişti. Neden böyle davranıyordu hiçbir fikrim yoktu.
Araba sonunda bir evin önünde durunca emniyet kemerimi açarak indim. Kara yanımda belirince beraber binaya giriş yaptık. Kara'nın yönlendirmesi ile asansöre bindik. Bir dairenin önüne gelince zile bastım. Hemen bir-iki saniyenin ardından kapı açıldı ve karşımızda Cenk belirdi. Şaşkınlıkla karşımda duran Cenk'e bakarken o otuz iki diş sırıtıyordu.
Kara'nın hafifçe omzuma çarparak içeriye girmesiyle kendime geldim. "Senin burada ne işin var?" Sahte bir kırgınlıkla dudaklarını büzdü. "Ayıp ama Mavi, burası benim evim." Kaşlarım mümkünmüş gibi daha da havalandı. "Nasıl senin evin?" Verdiğim tepki ona kahkaha artırırken hemen arkasında Can belirdi. "Ay bizim mavi gözlü yeni gelin gelmiş," Omuzlarımdan tutarak kendine doğru çekti. Yanaklarını yanaklarıma değdirerek öptükten sonra uzaklaştı. "Hoş geldin şekerim."
Can'ın kolumdan çekiştirmesine izin vererek ilerledim. Salon olduğunu tahmin ettiğim yere girdiğimizde beni karşılayan Yalın, Duru ve Şeyda üçlüsüne baş selamı vererek Kara'nın yanına oturdum. "Ayol siz nasıl karı-kocasınız? Geldiğinizden beri bu bidonun yüzünden düşen bilmem kaç parça!" Tam karşımda oturan Can'ın bağırması sonucu yüzümü buruşturdum. Bu kadar enerjiyi nereden buluyordu? "Ayol siz yeni evlisiniz! Yeni evli-" Diye bağırmaya devam ederken Kara'nın ayaklanması ile susarak yanında oturan Cenk'in arkasına doğru saklandı.
Can'a doğru ilerleyen Kara'ya gözlerimi devirdim. Çocuk gibilerdi. Kara ile Can'ın arasında ki kötü enerjiyi sezen Yalın hızlıca oturduğu yerden kalkmış çoktan Kara'nın önünde belirmişti. "Yakışıklım! Yapma böyle!" Cenk'in arkasından bağırmaya devam eden Can'a şaşkınlıkla baktım. "Ulan! Seni elime alırsam fena olur!" Kara Can'a doğru atılmak üzere bir hamlede bulunduğu anda Yalın hızlıca Kara'nın omuzlarından tutarak onu engelledi. "Gel yiğidim! Ölümüm senin elinden
olsun!"
"Lan!"Kara Yalın'ın ellerini sertçe iterek kurtulduğu anda hızla Can'ın üzerine atladı. Ancak Kara'nın bu hamlesini daha önceden tahmin eden Can çoktan koltuğun arka tarafına atlamıştı. Şaşkınlıkla karşımda olan biteni izliyordum. Bunların arasında ki sorun neydi? "Mavi kız boşa sen bunu! Valla bak avukatının parasını ben vereceğim! Yeter ki boşa!" Gözlerim şaşkınlıkla ardına kadar açılırken Can'ın söyledikleri üzerine gülmeye başladım. "Bana bak! Arkadaş falan demem alırım elime seni!"
"Ayol arkadaşım deme zaten! Aşkım de, canım de, hayatımın anlamı, ömrüm de!" Can cümleyi söylerken kendinden öyle bir geçmişti ki gülmemek elde değildi.
"Can! Kaç, yaşamak istiyorsan Kara'dan uzaklaş."
Can, Yalın'ın uyarısı üzerine yalnızca omuz silkmekte yetindi. Kara Can'ın üzerine atladığı anda Can koltuğun aramasından çıkarak balkona kaçtı. Biz arkalarından gülerek bakarken çalan zille beraber Cenk ayaklanarak salondan çıktı. "İlk defa böyle bir şeye şahit oldum."
Şeyda’nın konuşması üzerine ona döndüm. Hayret dolu gözlerle açık kalan balkon kapısına bakıyordu. "Katılıyorum." Şeyda'ya katılan Duru'nun da ondan kalır bir yanı yoktu. "Her zamanki halleri," Yalın sesli bir nefes vererek kendini sertçe koltuğa attı. Oturduğum yerde zıplarken daha demin yaşanan olayların şokundaydım. Kara ve Can'ın arasındaki ilişki gerçekten çok farklıydı. İlk defa bu tarzda bir arkadaşlık ilişkisiyle karşılaşmıştım. Tabii buna arkadaşlık mı denir düşmanlık mı?
"Kara!"Yanımda oturan Yalın'ın bir anda bağırması ile sıçrayarak ona döndüm. Salonun girişine bakarken hızlı bir şekilde oturduğu yerden ayaklandı. Kaşlarım Yalın'ın bu hareketi üzerine çatılırken kapıya baktım. Karşımda her zamanki ukala gülümsemesi ile dikilen Egemen'i görünce sertçe yutkundum. Burada ne işi vardı? Gözleri arkamda bir şeylere takılırken Şeyda'nın fısıltılı çıkan sesini işittim ancak her ne dediyse anlamadım. "Ne işin var burada? Yürek mi yedin?"
Kara ateş çıkan gözleriyle Egemen'in karşısında dururken gözlerim balkondan çıkan Can'a takıldı. Üzerinde tişörtün yakasında minik bir yırtık oluşmuş, itinayla taradığı kahverengi saçları dağılmış duruyordu.
"Bir konu var Yenilmez," Gözlerimi Can'ın üzerinden zorla çekerek karşımda duran tehlikeli ikiliye döndüm. Kara histerik bir şekilde güldü. "Hayırdır Egemen? Benden yardım istemeye mi geldin? Tüh bende hiç yardım edecek havamda değilim," Egemen'in dudakları alayla yukarıya kıvırılırken anlık bakışları beni buldu.
"Aksine sana yardıma geldim." Kara'nın kaşları şaşkınlıkla havalandı. Durum gittikçe tuhaflaşıyordu. "Benim bir konuda yardıma ihtiyacım var ve sende yardım etmeye geldin?" Egemen omuz silkerek güldü. "Ateşkes diyebiliriz bir nevi."
"Pekala seni dinliyorum."Egemen gözlerini diken üstünde duran bizlerin üzerinde gezdirdi. "Burada konuşmak istediğine emin misin Yenilmez?" Kara düşünmeden başını olumlu anlamda salladı. Egemen omuz silkerek konuşmaya başladı. "Babana elinde büyük bir kozun olduğunu söylemene rağmen elinde olmayan o kozu sana vermeye geldim."
"Sen bunu nereden biliyorsun?"Egemen küçük çaplı bir kahkaha atarak Kara'nın omzuna vurdu. Kara başını hafifçe eğerek omzunda duran ele baktı. İşler kızışıyordu. Şu an Kara'nın kendini zor tuttuğunu söyleyebilirim ama kanıtlayamam. "Ben her şeyi bilirim Yenilmez. Tıpkı Ceylan'ın yaşadığını bildiğim gibi," Duyduğum şeyle gözlerim anından Kara'nın gözleriyle buluştu. Egemen dediği şeyde ciddi olamazdı. Kara'nın öldü sandığı Ceylan gerçekten yaşıyor olabilir miydi? Gözlerinin önünde ölen bir kişinin şu an yaşıyor olduğu düşüncesi tüyler ürperticiydi. "Yoksa sen bilmiyor muydun?" Egemen'in sorusu üzerine Kara gözlerini zorla benden çekti.
"Ne için geldin buraya Egemen?" Egemen Kara'nın aksine keyifli bir ifadeyle Kara'yı süzdü. "Her neyse Yenilmez, Ceylan konusuna sonra geliriz seninle. Şu an konumuz ortak düşmanımız olan baban. Sana onu bitirmek için bir fırsat sunuyorum. Yoksa elinin tersiyle geri mi çevireceksin?"
Gittikçe kafam karışmaya başlamıştı. Sanki beynim durmuş ve işlevini yitirmişti. Egemen'in kurduğu hiçbir cümleyi algılayamıyordum, Ceylan'la ilgili söylediği şeyden sonra. "Benimle oynama Egemen, açık ol."
"Yakında eline bir zarf geçecek, her ne kadar zarfın içerisinde yazan şeyi okuduktan sonra başıma silah dayanacağına emin olsam da beni öldürmezsin Yenilmez." Kara alayla güldü. "Nereden biliyorsun kafana dayadığım o silahın tetiğini bir gün çekmeyeceğimi?" Egemen'in yüzünde ki gülümseme yavaş yavaş kayboldu ve derin bir nefes aldı. "Bunu kendin istediğin için yapmayacaksın Yenilmez. Asıl o tetiği bana karşı değil babana karşı çekmek istediğinde anlayacaksın. Zarfı içinde yazanı okuduktan sonra istediğini yapmakta özgürsün," Hepimize kısa bir bakış attı ve hafifçe başını eğerek selam verdi. "İyi akşamlar."
Evin içerisinde yankılanan kapı sesinin arasından Can dahil kimseden çıt çıkmazken Kara kendini koltuklardan birisine oturdu. Sıkıntılı bir nefes vererek yüzünü sıvazladı. Yalın Kara'nın yanına oturdu ve elini omzuna attı. Ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemiyor gibiydi. Onunda en az Kara'nın kadar kafası karıştığı ortadaydı. Ellerimi sertçe saçlarımın arasından geçirerek arkamda bulunan tekli koltuğa oturdum.
Nasıl bir şeyin ortasındaydık biz böyle? Hayat bizi nelerle sınıyordu böyle? Bizi her an bir yerden vurmaya çalışıyordu. Kimimizi sevgisizlikle, kimimizi yalnızlıkla, ailesiyle vuruyordu. Bizi biz olmaktan çıkarıyordu. Hayatın vurduğu her bir darbeyle bir yaş daha alıyorduk.
Gözlerimi sessizce oturan hayatın acımadığı insanların üzerinde gezdirdim bir kez daha.
Hepimiz ruhu çocukken ölmüş insanlardık. Hepimiz bu acıya mahkumduk. Öyle ya da böyle bir şekilde yaşamaya çalışıyorduk. Azıcıksa olsa yaşayabilmek için bütün gücümüzle ayakta durmaya çalışıyorduk.
