67. bölüm / 76
KarmalarTezgah
Bölümler 76Şu an: Tezgah
- 1 36 Yaş - 1.Bölüm1.626 kelime
- 2 36 Yaş - 2.Bölüm1.614 kelime
- 3 36 Yaş - 3.Bölüm1.400 kelime
- 4 24 Yaş İş Kadını - 1.Bölüm1.234 kelime
- 5 24 Yaş İş Kadını - 2.Bölüm1.506 kelime
- 6 24 Yaş İş Kadını - 3.Bölüm1.354 kelime
- 7 24 Yaş İş Kadını - 4.Bölüm2.146 kelime
- 8 24 Yaş İş Kadını - 5.Bölüm1.690 kelime
- 9 Dirilme - 1.Bölüm2.041 kelime
- 10 Dirilme - 2.Bölüm1.917 kelime
- 11 Dirilme - 3.Bölüm2.397 kelime
- 12 Dirilme - 4.Bölüm2.653 kelime
- 13 ➕ Yaralı - Pansuman1.510 kelime
- 14 ➕ Teklif Sonrası1.688 kelime
- 15 ➕ Düğün Bacaktan Vurulma1.353 kelime
- 16 ➕ Kızlar Dağıtma2.367 kelime
- 17 ➕ Dörtlü Yemek2.085 kelime
- 18 ➕ Teyzenin Evinde Kalma2.626 kelime
- 19 ➕ Teyzenin Evinde Kalma 22.036 kelime
- 20 ➕ Otogar Gazozcu1.842 kelime
- 21 ➕ Arabanın Arkasından Bakış1.752 kelime
- 22 🔥 Düğüne Gidebilme2.251 kelime
- 23 🔥 Eski Eşya Odası - Ev2.557 kelime
- 24 🔥 Bungalov1.905 kelime
- 25 🔥 İlk - Çakır Keyif2.711 kelime
- 26 🔥 İlk - Çakır Keyif 21.742 kelime
- 27 ➕ İtalya Yolcusu Kalmasın 11.824 kelime
- 28 ➕ İtalya Yolcusu Kalmasın 21.994 kelime
- 29 ➕ İtalya Yolcusu Kalmasın 32.020 kelime
- 30 ➕ Kaptan-Pavyon2.072 kelime
- 31 ➕ 18 sonrası1.487 kelime
- 32 ➕ 18 Sonrası Pt21.695 kelime
- 33 🔪 1.Bölüm1.656 kelime
- 34 🔪 2.Bölüm1.487 kelime
- 35 🔪 3.Bölüm2.273 kelime
- 36 🔪 4.Bölüm1.931 kelime
- 37 ➕ 18 Sonrası Kıskançlık2.021 kelime
- 38 ➕ 7.Bölüm Gönül Alma2.027 kelime
- 39 ➕ 11 Ekstra - Part 11.804 kelime
- 40 ➕ 11 Ekstra - Part 22.105 kelime
- 41 ➕ 11 Ekstra - Part 32.681 kelime
- 42 11.613 kelime
- 43 22.509 kelime
- 44 32.543 kelime
- 45 Mazi2.368 kelime
- 46 Mazi 22.028 kelime
- 47 Nedim1.777 kelime
- 48 Kars2.816 kelime
- 49 Karsssss3.002 kelime
- 50 Karsssssss Devam2.604 kelime
- 51 EKSTRA | Kurabiye1.501 kelime
- 52 Kurabiye 21.035 kelime
- 53 Nesrin1.928 kelime
- 54 Nesrin 21.812 kelime
- 55 Evli2.038 kelime
- 56 88888882.080 kelime
- 57 88888888888888888888882.512 kelime
- 58 Asker 1.Bölüm1.503 kelime
- 59 Asker 2.Bölüm1.436 kelime
- 60 Asker 3.Bölüm1.871 kelime
- 61 Asker 4.Bölüm1.873 kelime
- 62 Asker 5.Bölüm2.043 kelime
- 63 Asker | Flashforward 2.Bölümden 1 ay önce1.580 kelime
- 64 Bölüm 81.454 kelime
- 65 Kış Günü2.357 kelime
- 66 Düğme2.076 kelime
- 67 Tezgah2.561 kelime · Okuduğun bölüm
- 68 Tezgah 22.107 kelime
- 69 Yeni Sezon 12.055 kelime
- 70 Yeni Sezon 21.720 kelime
- 71 Soft Bölüm2.553 kelime
- 72 32.777 kelime
- 73 42.030 kelime
- 74 SOFTTTTTT2.278 kelime
- 75 EK Soft1.919 kelime
- 76 Halı Saha1.253 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zihninin içinde sabahtan beri dönüp duran o tek bir cümle, o derin ve boğuk ses tonu Kudretin bütün dengesini altüst etmeye, gece boyu uykularını kaçırmaya yetmişti. Dün gece, konağın o loş koridorunda yan yana yürürken Vezir birdenbire durmuş, okyanus yeşili gözlerini onun kahverengi harelerine dikerek o aklını başından alan cümleyi kurmuştu.
"Daha sık gelin o zaman. Orada her zaman bir odanız, bir koltuğunuz var biliyorsunuz."
Bu sıradan gibi görünen ama altında yirmi yıllık bir sevdanın, gizli saklı bakışmaların ve asla dile dökülemeyen o devasa yangının yattığı davet, Vezirin ona güvenip inanması Kudreti sabahın erken saatlerinde aynanın karşısına dikmişti.
Aralarında resmiyeti aşan tek bir kelime, tek bir dokunuş bile olmamıştı bunca zaman. Sadece o ağır, o havayı nefes alınmaz hale getiren bakışlar, kalabalıklar içinde birbirini arayan gözler ve içten içe ikisini de yiyip bitiren o devasa arzu vardı.
Kudret, sevdiği adamın kendisine ilk defa bu kadar açık bir kapı bırakmasının heyecanıyla en güzel kıyafetlerini giymiş, hafif ama etkileyici bir makyaj yapmış ve şoföre doğrudan otogara gitmesini emretmişti.
Otogarın o bilindik, genzi yakan mazot kokusu, otobüslerin o ağır motor sesleri ve o bitmek bilmeyen insan seli Kudreti karşıladığında, topuklu ayakkabılarının çıkardığı ritmik seslerle adımları doğrudan idari binaya, Vezirin o geniş camlı ofisine doğru yöneldi. Kalbi göğüs kafesini kıracakmış gibi gümbür gümbür atıyordu.
Acaba onu görünce ne tepki verecekti? O çatık kaşları yumuşayacak, dudaklarının kenarında o serseri tebessüm belirecek miydi?
Tam merdivenlere doğru yöneleceği sırada, arkasından duyduğu o neşeli, gür ve fazlasıyla tanıdık ses adımlarını durdurmasına sebep oldu.
'Kudret? İnanmıyorum, Kudret Karslı sen misin?'
Kudret arkasını döndüğünde karşısında Erdalı buldu.
Babası Zaro Ağanın en eski, en köklü dostlarından birinin oğluydu Erdal. Yıllarını yurtdışında okuyarak geçirmiş, İstanbul cemiyet hayatının tanınan, oldukça yakışıklı, bakımlı ve varlıklı iş adamlarından biriydi.
Üzerindeki o pahalı, açık renk kaşmir palto, saçlarının o kusursuz kesimi ve yüzündeki o rahat, özgüvenli gülümsemeyle otogarın bu gri, tozlu ve sert havasına tamamen zıt bir tablo çiziyordu.
'Erdal?' dedi Kudret şaşkınlıkla gülümseyerek. O kadar uzun zaman olmuştu ki onu görmeyeli.
'Senin ne işin var burada?'
Erdal büyük bir neşeyle Kudrete yaklaşıp, zerre kadar çekinmeden uzanıp genç kadının iki elini birden kendi sıcak ellerinin arasına aldı.
'Babamın nakliye işleri için birkaç evrak imzalamam gerekiyordu, asıl senin ne işin var bu tozun toprağın içinde? Gerçi sen nerede olursan ol parlıyorsun. Hala çok güzelsin Kudret, yemin ederim yıllar seni hiç değiştirmemiş, aksine daha da güzelleştirmiş, bir tanrıça gibi olmuşsun.'
Tam o saniye, idari binanın o geniş camlı kapısı büyük bir gürültüyle, adeta menteşelerinden koparcasına dışarı doğru açıldı.
Vezir, üzerinde o simsiyah takımı, yüzünde o ölümcül, o karanlık ifadesiyle merdivenlerin başında belirmişti. Keskin gözleri, Kudretin o bembeyaz ellerini kendi ellerinin arasına almış, ona o rahat tavırlarla iltifatlar yağdıran o cilalı, o rahat adama kilitlenmişti.
Vezirin boynundaki damarlar saniyeler içinde belirginleşmiş, çenesi kaskatı kasılmıştı. O, yıllardır bu kadının gözünün içine bakmaya bile kıyamazken, ona dokunmayı aklının en ücra köşelerinde bile bir günah, bir hadsizlik gibi saklarken, elin adamı gelip ulu orta ellerini tutuyordu.
İçindeki o sağ kol maskesi, o saygılı adam saniyeler içinde kül olmuş, yerine dayak atmak için can atan, gözü dönmüş bir avcı gelmişti.
Vezir merdivenleri ağır, tok ve yeri titreten adımlarla inerek yanlarına yaklaştı. Varlığı o kadar ağır, o kadar tehlikeliydi ki, Erdal bile istemsizce Kudretin ellerini bırakıp bir adım geri çekilmek zorunda kaldı.
'Kudret Hanım.' dedi Vezir, sesi o kadar soğuk, o kadar pürüzlü çıkmıştı ki, Kudretin sırtından aşağı bir ürperti kaydı. Gözleri Kudrete değil, doğrudan Erdalın gözlerinin içine, meydan okurcasına bakıyordu.
'Bir sorun mu var? Misafirimiz yolu mu kaybetti yoksa size rahatsızlık mı veriyor?'
Kudret, Vezirin bu buz gibi, bu kıskançlıktan alev alev yanan halini gördüğünde midesindeki kelebeklerin deli gibi kanat çırptığını hissetti. Adamın onu böylesine sahiplenmesi, kıskançlıktan gözünün kararması inanılmaz derecede hoşuna gitmişti.
'Hayır Vezir.' dedi Kudret, sesini bilerek biraz yumuşak tutarak. 'Erdal Bey babamın çok eski bir aile dostunun oğlu. Tesadüfen karşılaştık, hasret gideriyorduk.'
Erdal, Vezirin o düşmanca tavrını pek umursamayarak, yüzündeki o kibar tebessümle yeniden Kudrete döndü. 'Kudretçiğim, bu akşamki o büyük vakıf yardım gecesine geliyorsun değil mi? Zaro Ağa kesin oradadır ama ben seninle gitmek isterim. Lütfen beni reddetme, uzun zaman oldu görüşmeyeli. Birlikte gidelim, eski günleri yad ederiz, sohbet ederiz.'
Kudretin gözleri saniyeler içinde Vezire kaydı. Adamın ellerini yumruk yaptığını, eklemlerinin sıkmaktan bembeyaz olduğunu çok net görebiliyordu. Ama Zaro Ağanın kızı olarak, cemiyetin ortasında böyle bir aile dostunu ulu orta reddetmek, ona kabalık yapmak gibi bir lüksü yoktu.
Üstelik Vezirin o kıskançlık krizini biraz daha körüklemek, yıllardır susan, adım atmaktan korkan bu adamın sınırlarını ne kadar zorlayabileceğini görmek isteyen o yaramaz Karslı inadı da devreye girmişti. Madem davet ediyordu, madem Vezir de henüz cesaret edemiyordu, o zaman biraz yanmalıydı.
'Tabii Erdal.' dedi Kudret, yüzüne o kibar ama mesafeli gülümsemesini yerleştirerek. 'Geliyorum. Olur, beraber geçebiliriz, bana uyar.'
Vezir yutkundu. Adem elması aşağı yukarı sertçe hareket ederken, okyanus yeşili gözlerinde kelimenin tam anlamıyla bir fırtına, devasa bir kasırga kopuyordu. Zerre kadar sesini çıkarmadı, sadece başını çok hafifçe, tehditkar bir şekilde sallayıp arkasını döndü ve geldiği gibi o sert, o tok adımlarla ofisine doğru yürüyüp kapıyı arkasından büyük bir gürültüyle kapatarak gözden kayboldu.
Kudret, o an koca bir dağı yerinden oynattığını, akşamın çok tehlikeli geçeceğini iliklerine kadar hissetmişti.
Saatler geçmiş, Karslı konağına o telaşlı, o şık akşam çökmüştü. Bütün ev halkı cemiyetin o büyük yardım gecesi için hazırlanıyordu.
Kudret odasında boy aynasının karşısındaydı. Üzerindeki o koyu lacivert, ipek kumaştan dikilmiş, vücudunun bütün hatlarını bir su gibi saran o zarif ama bir o kadar da iddialı elbiseye son kez baktı. Elbisenin askıları omuzlarını açıkta bırakıyor, sırtındaki o derin dekoltesi beline kadar iniyor ve bacağındaki o zarif yırtmacıyla kelimenin tam anlamıyla nefes kesici görünüyordu.
Saçlarını dalgalı bir şekilde omuzlarına dökülmesine izin vermiş, boynuna sadece ince, zarafetle parlayan bir elmas kolye takmıştı. Dudaklarındaki o koyu ruj, teninin pürüzsüz beyazlığını daha da ortaya çıkarıyordu.
Aşağıya, salonun olduğu kata indiğinde Zaro Ağa ve diğerleri kapıya doğru yönelmiş, paltolarını giyiyorlardı. Vezir, antrenin o loş köşesinde, kapıya yakın bir yerde duruyordu. Üzerinde jilet gibi ütülenmiş, kömür karası bir takım elbise, bembeyaz bir gömlek vardı.
Kravat takmamış, gömleğinin ilk iki düğmesini bilerek açık bırakmıştı. O koca, o heybetli bedeniyle o takım elbisenin içinde bir mafya tetikçisinden çok, karanlık ve tehlikeli bir prensi andırıyordu.
Kudreti merdivenlerin başında, o lacivert elbisenin içinde gördüğü an, gözleri saniyeler içinde koyulaştı. Adamın nefesi tekledi, bakışları kadının o çıplak omuzlarında, o kırmızı dudaklarında adeta yandı ama sağ kol maskesini hızla geri taktı.
Zaro Ağa kalın paltosunu giyerken Vezire döndü. 'Vezir, sen de bizimle geliyorsun değil mi?'
Vezir, gözlerini Kudretten bir an olsun ayırmadan, sesi son derece pürüzsüz ve sakin bir şekilde cevap verdi.
'Ağam, benim otogardan kalan birkaç acil evrak işim var. Siz önden geçin lütfen, ben onları halledip Kudret Hanıma ve Erdal Beye eşlik ederim. Onlarla birlikte, arkadan gelirim.'
Kudretin kaşları hafifçe havaya kalktı. Dudaklarının kenarında sinsi bir tebessüm belirdi. Vezir, evrak işi falan olmadığını, amacının sadece Kudretle Erdalı o arabada, o evde bir saniye bile yalnız bırakmamak olduğunu o kadar net belli ediyordu ki.
Zaro Ağa bu durumu hiç sorgulamadan onaylayıp evden çıktığında, koca konak tamamen o derin, o ağır sessizliğine büründü. Evde sadece Kudret ve Vezir kalmıştı. Erdalın onu almaya gelmesine daha yarım saat gibi bir süre vardı.
Kudret, içerideki o ağır, o oksijeni tüketen ve insanı nefessiz bırakan gerilimden kaçmak, kuruyan boğazını ıslatmak için yavaş, salınan adımlarla mutfağa doğru yöneldi. Topuklu ayakkabılarının sesi, konağın o boş ve sessiz koridorlarında ritmik bir şekilde yankılanıyordu. Mutfağın o loş sarı ışığını yaktı, tezgaha doğru yaklaşıp kendine kristal bir bardakta su doldurdu.
Suyu yudumlarken, arkasından gelen o sessiz ama bir o kadar da ağır, yeri titreten ayak seslerini duydu.
Vezir mutfağın kapısında duruyordu. Elleri takım elbisesinin kumaş pantolonunun ceplerindeydi. Gözleri Kudretin o lacivert ipek elbisesinin sardığı bedende, o çıplak pürüzsüz sırtında, o alev alev yanan kırmızı dudaklarında adeta yangın çıkarırcasına dolaşıyordu.
'Çok güzel olmuşsunuz Kudret Hanım..' dedi Vezir, sesi o loş mutfakta, yankılanan bir gök gürültüsü gibi derin ve tehlikeliydi.
Kelimelerin arasından o zehir gibi kıskançlık, o bastırılmış öfke sızıyordu.
'O beyefendi için epey özenmişsiniz galiba. Erdal Bey kapıdan girip bu manzarayı görünce muhtemelen aklını kaybedebilir. Gerçi siz onun aklını sabah otogarda ulu orta ellerini tutarken çoktan almıştınız.'
Kudret kristal su bardağını tezgaha yavaşça bıraktı. Arkasını dönüp kalçalarını mermer tezgaha hafifçe yasladı. Kollarını göğsünde kavuşturdu ve yüzüne o son derece kışkırtıcı, o adamı çileden çıkaran meydan okuyan gülümsemeyi yerleştirdi.
Adamın bu kıskançlıktan deliren, kudurmuş hali onu inanılmaz derecede tahrik ediyordu. Düz bir cevap vermek yerine onu yakmaya, o yıllardır ördüğü duvarları yıkmaya karar verdi.
'Ne yalan söyleyeyim Vezir..' dedi Kudret, sesini bilerek kısık, bilerek nazlı ve hülyalı tutarak. Gözlerini tavana dikip iç geçirdi.
'Erdal gerçekten çok zarif, çok kibar bir adam. Yıllar onu çok güzel olgunlaştırmış. Sabah otogarda ellerimi tuttuğunda bana o kadar güzel, o kadar içten ve hayranlıkla baktı ki.. İnsan bir kadın olarak böyle hissetmeyi, böyle el üstünde tutulmayı özlüyor gerçekten.'
Vezirin çenesi öyle bir kasıldı ki, kemiklerinin çatırdama sesi mutfakta duyulacak sandı. Adem elması sertçe yutkundu. Gözlerindeki yeşillik tamamen kaybolmuş, zifiri bir karanlığa bürünmüştü.
Kudret durmadı, adamın o yanan ateşine bir kova daha benzin döktü. Gözlerini yeniden Vezire dikip fısıldadı.
'Belki de bu gece.. Diğer erkeklerin o aşılmaz duvarlarının, o bitmek bilmeyen havalarının, o korkak gölgenin altından çıkıp bana gerçekten kadın olduğumu, arzulanabilir olduğumu hissettirecek cesur biriyle dans etmeliyimdir. Belki de Erdal, benim o kapalı, o kimsenin giremediği dünyamın kilidini açacak adamdır.. Sence de öyle midir Vezir?'
Vezirin nefesi sıklaştı, göğsü bir körük gibi inip kalkmaya başladı. O koca elleri pantolonunun ceplerinden çıkıp iki yanına düştüğünde yumruk halini almıştı.
'Demek senin dünyanının kilidini o züppe açacakmış he?' diye hırıldadı Vezir, sesi adeta yaralı bir hayvanın inlemesi gibiydi.
Kudret, kollarını çözüp tezgaha tutunarak adama doğru çok hafifçe, kışkırtıcı bir şekilde eğildi.
'Açamaz mı? Olamaz mı Vezir?'
Vezir bir koca adım atarak aralarındaki mesafeyi yarıya indirdi.
'Olamaz. Bunları beni delirtmek için söylüyorsun.'
'Öyle mi?' dedi Kudret, kaşlarını havaya kaldırıp alaycı bir şekilde.
'Öyle.' dedi Vezir, sesi bu kez çok daha tok, çok daha tehlikeliydi.
'Öyle mi Vezir Yılmaz?' diye fısıldadı Kudret, dudaklarına bakarak o kışkırtıcı ve meydan okuyan ses tonuyla.
'O kadar eminsin yani sana olan hislerimden?'
Vezirin sabır taşı o an, o saniye tuzla buz oldu. İçinde yıllardır tuttuğu, o kilit vurduğu, zincirlere bağladığı o devasa canavar, o bastırılmış sevda saniyeler içinde bütün duvarlarını yıktı geçti.
'Eminim hem de her şeyden daha çok!' diye kükredi Vezir.
Zerre kadar beklemedi. Koca adımlarla mutfağın ortasını saniyeler içinde aşıp kadının tam önüne geldi. Koca, sıcak elleriyle Kudretin o incecik, o lacivert ipeğin sardığı belini vahşice kavradığı gibi onu tek bir sert hamlede havada kaldırdı ve mutfağın o soğuk mermer tezgahının üzerine oturttu.
Kudretin ağzından o sürpriz dolu, nefes kesici ufak çığlık daha çıkamadan, Vezir iki koca kolunu kadının bacaklarının iki yanından tezgaha dayadı. Onu tamamen kendi devasa bedeniyle mermer arasına hapsetti.
Yüzünü kadının yüzüne hizaladı ve dudaklarını, Kudretin o kırmızı boyalı dudaklarına büyük bir açlıkla, devasa bir hınçla ve yirmi yıllık bir açlıkla bastırdı.
Bu sabahki kıskançlığın, o ulaşılamazlığın ve o kışkırtıcı sözlerin alev alev patlamasıydı. Vezirin dudakları kadınınkileri adeta talan ediyor, alt dudağını ısırıyor, emiyor, onu nefessiz bırakana kadar öpüyordu.
Vezir kadını tezgahın üzerinde adeta kendi bedenine mühürlemişti. Artık o saygılı, o çekingen adam yoktu. Sadece birbirine aç, birbirine deli gibi muhtaç iki aşık vardı.
Kudret, adamın bu vahşi, bu sınır tanımaz hamlesi karşısında saniyeler içinde eridi. Kolları refleks olarak adamın boynuna sımsıkı dolandı, elleri o jilet gibi ütülü beyaz gömleğin yakalarını, o siyah gür saçları sımsıkı kavradı. Adamı kendine daha da sert, daha da acımasızca çekiyordu.
Vezirin o sıcak elleri kadının belinden bacaklarına, o lacivert elbisenin yırtmacından içeri sızarak o çıplak, pürüzsüz tenine dokunduğunda Kudret hazdan titreyerek inledi.
'Sana..' diye hırıldadı Vezir, nefes nefese kadının dudaklarından ayrılıp o ince boynuna, o elmas kolyenin olduğu yere doğru ıslak, kavurucu öpücükler bırakarak inerken.
'Sana başka bir adamın dokunmasına tahammül bile edemiyorum. Benim aklımı mı kaçırmamı istiyorsun sen?'
'Kaçır..' diye inledi Kudret, başını geriye atarak o eşsiz boynunu adama tamamen sunarken.
Tırnaklarını adamın takım elbiseli omuzlarına geçirmişti. 'Benim için delirdiğini, benim için aklını kaçırdığını görmek istiyorum sağ kol.'
Vezir başını kaldırıp, o kararmış gözleriyle doğrudan Kudretin gözlerinin içine baktı ve yeniden, bu kez daha derin, daha ıslak, daha cezalandırıcı bir şekilde kadının dudaklarına kapandı.
Mutfağın o loş ışığı altında, o mermer tezgahın üzerinde birbirlerini kelimenin tam anlamıyla tüketiyor, yılların acısını, o söylenemeyen sözlerin ağırlığını o dudaklardan çıkarıyorlardı. Vezirin gövdesi kadının aralanmış bacaklarının arasındaydı ve ikisi de bu temasın getirdiği o devasa yangınla cayır cayır kavruluyordu.
Tam o nefes kesen, o dünyayı unuttukları, alev alev yandıkları o saniyede..
Konağın o devasa dış kapısının zili, mutfağın o ağır sessizliğini ve o ıslak öpüşme seslerini bıçak gibi keserek keskin bir şekilde çaldı.
İkisi de aynı anda, nefes nefese ve irkilerek birbirlerinden ayrıldılar. Alınları birbirine yaslıydı. Kudretin o özenle sürdüğü kırmızı ruju tamamen dağılmış, dudakları Vezirin o sert öpücüklerinden dolayı şişmiş ve hafifçe kızarmıştı.
Göğsü hızla, bir kuş gibi inip kalkıyordu. Vezirin saçları darmadağın olmuş, o jilet gibi beyaz gömleği yakalarından kırışmıştı. Onun da dudakları ruj dolmuştu.
İkisi de gözlerini kapatıp derin, titrek nefesler alarak gerçeğe dönmeye, o zilin sesini zihinlerinde idrak etmeye çalıştılar.
Gelen Erdaldı. Onu almaya, o geceye kol kola götürmeye gelmişti.
Vezirin çenesi anında kaskatı kasıldı. Gözleri kapıya doğru kaydığında içindeki o avcı tekrar uyandı. Elleri Kudretin belini daha da sıkı, adeta parmak izlerini bırakacak kadar sert bir şekilde kavradı. Onu bırakmaya, onu o tezgahtan indirip o züppenin kollarına yollamaya zerre kadar niyeti yoktu.
Kudret, adamın o kararmış, o 'gidersen dünyayı yakarım, onu da yakarım.' diyen tehlikeli gözlerine baktı. Yüzünde o kocaman, o muazzam ve aşık tebessüm belirdi. Onun bu delice sahiplenişi Kudreti mest etmişti.
Zerre kadar tereddüt etmedi. Uzanıp tezgahın üzerindeki telefonunu aldı. Parmakları ekranın üzerinde hızla dolaştı. Erdalı aradı, telefonu kulağına götürürken diğer boştaki eliyle Vezirin saçlarını okşamaya, onu sakinleştirmeye devam ediyordu.
'Çok mu kıskandın..' diye fısıldadı telefona cevap verilmesini beklerken, göz kırparak. Vezir ise olduğu yerden milim kıpırdamıyordu.
'Erdal?' dedi Kudret, telefon açıldığında sesini olabildiğince normal, sakin ve mahcup tutmaya çalışarak ama nefesi hala kesik kesikti.
'Erdal, kusura bakma lütfen. Benim çok acil, evde halletmem gereken çok hayati bir işim çıktı. Ben bu gece o davete katılamayacağım. Sen kapıdaysan lütfen beni bekleme, sen geç. Çok özür dilerim, sonra telafi edeceğim söz.'
Karşı tarafın cevabını bile beklemeden, o kibar itirazları dinlemeye lüzum görmeden telefonu hızla kapatıp tezgahın üzerine ters bir şekilde fırlattı.
Kudret, o şişmiş kırmızı dudakları, o aşktan ve arzudan parlayan kahverengi gözleriyle kollarının arasındaki adama, Vezire baktı. Kollarını yeniden adamın boynuna sımsıkı doladı, bacaklarını adamın beline biraz daha sardı.
'Gidecek miyiz o sıkıcı yere?' diye sordu Kudret, sesindeki o kışkırtıcı, o cilveli tonla yardım gecesini kastederek.
Vezir, kadının bu muazzam hamlesi, o züppeyi kapıdan geri çevirip bu loş mutfakta kalmayı, onu seçişi karşısında derin bir nefes aldı.
Yüzündeki o bütün öfke, o kıskançlık saniyeler içinde eriyip yok oldu. Yerini o sınırsız, o tehlikeli ve karanlık arzu aldı. Koca ellerini kadının o pürüzsüz bacaklarından yukarı, kalçalarına doğru kaydırıp onu kendine daha da sert, daha da tahrik edici bir şekilde bastırdı.
'Bence..' diye fısıldadı Vezir, dudaklarını kadının o şişmiş, onu bekleyen o kırmızı dudaklarına santimler kala durdurarak. Sesindeki o serseri, o ateşli ton bütün mutfağı doldurmuş, Kudretin tüylerini diken diken etmişti.
'Bence bizim yokluğumuzu bu gece kimse fark etmez güzelim. O bahsettiğim evrak işleri anlaşılan bu gece sabaha kadar bitmeyecek.'
Ve Vezir, kadının o kışkırtıcı, o zafer dolu gülümsemesini kendi dudaklarıyla mühürleyerek ona bir kez daha, bu sefer sabaha kadar sürecek olan, hiçbir zilin, hiçbir kapı sesinin ve hiçbir insanın bölemeyeceği o devasa, o sınır tanımaz tutkuyla yumuldu. O gece o loş mutfak, yirmi yıllık bir hasretin en güzel, en ateşli ve geri dönüşü olmayan başlangıcına şahitlik ediyordu.
Bölüm etkileşimi
