32. bölüm · Karmalar

➕ 18 Sonrası Pt2

🎀 💗

Güneş İstanbulun üzerine henüz doğmaya başlamış, gökyüzü yavaş yavaş o uçuk pembe ve turuncu renklere bürünmüştü. Karslı Konağının etrafını saran o sabahın çiğ ve serin havası, ıhlamur ağaçlarının kokusunu her yere taşıyordu.
Konakta herkes derin bir uykudayken, yatağının başucundaki telefonun titremesiyle Kudret yavaşça gözlerini araladı.

Ekranda parlayan 'Vezir' ismini gördüğü an, o uyku sersemliği saniyeler içinde uçup gitti.
Dudaklarına o kocaman, aptal ve sırılsıklam aşık tebessüm yerleşti. Telefonu açıp kulağına götürdüğünde, kalbi çoktan o tanıdık, deli ritmine başlamıştı bile.

'Uyanabildin mi uykucu?' dedi Vezir, sesindeki o sabahın pürüzlü, derin ve insanın içini ısıtan tonuyla.
'Aşağıdayım ben gelsene.'

Kudret heyecanla yataktan fırladı.
'Geldin mi!!? Hemen kalkıyorum!'

Telefonu yatağın üzerine atıp, üzerindeki o incecik askılı, beyaz ipek geceliğiyle koşarak balkonun kapısını araladı. Sabahın serinliği çıplak omuzlarına çarpsa da zerre umursamadı. Trabzanlara yaslanıp aşağı, bahçeye doğru baktığında, bahçenin hemen iç tarafında dikilen adamı gördü.

Vezir, üzerinde siyah bir gömlek ve ceketle, elinde sardığı o sapsarı nergis buketiyle yukarı bakıyordu.

Ancak Kudreti o incecik, tenini adeta bir zar gibi saran ipek gecelikle, dağınık siyah saçları ve mahmur gözleriyle balkonda gördüğü an, Vezirin nutku kelimenin tam anlamıyla tutuldu. Adamın beyni bir anlığına durdu, nefes almayı unuttu. Okyanus yeşili gözleri kocaman açılmış, ayakları sanki yere çivilenmişti.
Gözlerini o muazzam manzaradan bir saniye bile ayıramadan öne doğru istemsiz bir adım attığında, ayağı bahçedeki o koca süs taşına feci şekilde takıldı.

Koca adam, o sarsılmaz sağ kol, kendi ayaklarına dolanıp az kalsın yere kapaklanıyordu. Dengesini son anda toparlarken, elinde sımsıkı tuttuğu nergisleri düşürmekten kıl payı kurtardı.

Kudret, adamın o büyülenmiş, sonra da taşa takılıp sendelemiş halini gördüğünde elleriyle ağzını kapatarak kıkırdadı.
Ancak hemen ardından rüzgar esip de ipek gecelik bedenine tamamen yapıştığında ve Vezirin o yutkunan, kararmış bakışlarını fark ettiğinde ne halde olduğunu anladı.
Sabahlığını giymeyi tamamen unutmuştu!

Yanakları anında alev alev yandı, omuzlarına kadar kızardığını hissetti. Kollarıyla hızla göğsünü kapatıp, utançla fısıldadı.

'Hemen geliyorum ben!'

Balkondan içeri adeta bir ok gibi fırladı. Sandalyenin üzerindeki sabahlığını panikle omuzlarına geçirip, kuşağını sımsıkı bağladı. Aynada kendine bile bakmadan, parmak uçlarında basarak, kimseyi uyandırmamaya özen gösterip merdivenleri hızla indi.

Bahçeye çıktığında, Vezir çardağın yanındaki ahşap bankın önüne geçmiş, hala az önceki o sersemliğini üzerinden atamamış bir halde bekliyordu.
Kudret, utangaç ama gözlerinin içi gülerek adama doğru yaklaştı.

Vezir, kadının geldiğini görünce boğazını temizledi. Ensesini kaşıyarak elindeki nergis buketini usulca ona doğru uzattı.

'Günaydın..' dedi Vezir, sesi hala biraz boğuktu.
'Şey.. Çiçekçi yeni açıyordu. Nergis seviyordun sen. Onları görünce, almak istedim.'

Kudret, adamın elinden o mis gibi kokan, sapsarı nergisleri alırken kalbi göğsüne sığmıyordu. Çiçekleri koklayıp yüzünü o sarı yapraklara gömdü.

'Çok güzeller Vezir..' dedi Kudret, başını kaldırıp adama o sevgi dolu gözlerle bakarken.
'Senin gibi kokuyorlar sanki.'

Bu cümlenin verdiği o büyük mutlulukla ve Vezir böyle güzel gülümsediğinde, Kudret içinden gelen o deli heyecana engel olamadı. Hızlıca ayak uçlarında yükselip, dudaklarını adamın dudaklarına usulca ama bir o kadar da sıcak bir şekilde bastırdı.

Kısacık bir öpücüktü ama ikisinin de gününü aydınlatmaya yetmişti. Vezirin gözlerindeki o şaşkınlık yerini kocaman, aptal bir mutluluğa bırakırken, Kudret kıkırdayarak banka oturdu ve yanına, kendi dibine vurarak adama yer gösterdi.

Vezir hemen yanına oturdu.
İkisi de bu sabahın sessizliğinde, sadece birbirlerine ait olmanın o eşsiz huzurunu yaşıyordu. Kudret, rüzgarın dağıttığı saçlarını toparlamak için bileğindeki tokayı çıkardı. Kollarını kaldırıp saçlarını ensesinde toplamaya yeltendiği an, Vezir ona doğru usulca yaklaştı.

Adamın o koca, nasırlı ve sıcak eli Kudretin havaya kalkan ellerini nazikçe tuttu.

'Bağlama..' dedi Vezir fısıltıyla.
Sesi o kadar romantik, o kadar şefkatliydi ki Kudretin nefesi kesildi.

Vezir, kadının ellerini yavaşça aşağı indirdi ve diğer eliyle Kudretin o serbest kalan koyu kahve, ipek gibi saçlarının arasına parmaklarını daldırdı.
'Çok güzel böyle. Rüzgar estikçe kokun bana geliyor. Bırak dağınık kalsınlar.'

Kudret, adamın saçlarının arasında gezinen o sıcacık, narin parmaklarına karşı koyamadı. Yüzünde o huzurlu tebessümle, başını usulca Vezirin o büyük, güven veren elinin içine doğru yasladı. Gözlerini kapatıp bu anın tadını çıkardı.
Vezir, başparmağıyla kadının yanağını okşarken, dünyadaki en değerli şeyi tutuyormuş gibi dikkatliydi.

Ancak sabahın o çiğ serinliği yavaş yavaş Kudretin tenine işlemeye başlamıştı. Sabahlığının altındaki ince gecelik onu pek ısıtmıyordu. Kudret hafifçe ürperip omuzlarını içine çektiğinde, Vezir anında kaşlarını çattı.

'Üşüdün sen.' dedi Vezir endişeyle, ceketini çıkarmak için hareketlenerek.

Kudret, adamın elini sımsıkı tutarak onu durdurdu. Gözlerini açıp, o muzip ve biraz da tehlikeli ifadeyle Vezire baktı.

'Üşüdüm..' diye mırıldandı Kudret.
'Gel, herkes uyanana kadar içeri geçelim. Odama çıkalım.'

Vezir duyduğu şeyle olduğu yerde taş kesildi.
'O-odana mı?' diye kekeledi koca adam.
'Kudret, delirdin mi sen? Zaro Ağa uyanırsa, beni senin odanda görürse ikimizi de mahveder. Konağı başımıza yıkar!'

'Uyanmaz, daha saat çok erken.' dedi Kudret inatla. Vezirin o koca elinden tutup onu çekiştirerek ayağa kaldırdı.
'Hadi korkak sağ kolum, gel benimle.'

Vezir ne kadar itiraz etmek istese de, o küçük elin çekimine kapılıp kendini saniyeler içinde konağın arka kapısından içeri girerken buldu.
Parmak uçlarında, nefeslerini tutarak o uzun ahşap merdivenleri çıktılar.

Kudretin odasının kapısından içeri adım attıklarında, Vezir kapıyı arkasından usulca kapattı ve olduğu yerde sırtını kapıya yaslayarak dikildi.
İçerisi tamamen Kudret kokuyordu. Yoğun yasemin ve pudra kokusu..

Vezirin kalbi göğüs kafesini kıracak gibi atıyordu. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar mahrem bir alanda, sevdiği kadının yatak odasındaydı. Gözlerini nereye çevireceğini, ellerini nereye koyacağını bilemeden etrafa bakınıyordu. Koca adam o kadar heyecanlanmıştı ki, yanakları kızarmıştı.

Kudret, adamın bu şaşkın, ne yapacağını bilemez halini görünce gülümsedi.
'Gelsene Vezir, dikilme orada. Geç otur.' dedi Kudret, yatağının ucunu göstererek.

Vezir yavaşça ilerleyip yatağın kenarına ilişti. Yayların çıkardığı o hafif gıcırtı bile adamı irkiltmişti. Dizlerini birleştirmiş, ellerini dizlerinin üzerine koymuş, uslu bir çocuk gibi bekliyordu.

'Ben üzerimi değiştireyim.' dedi Kudret, dolabından askıda duran zarif bir elbise çıkarırken.
'Bekler misin beni?'

'Beklerim.' dedi Vezir, yutkunarak bakışlarını hemen duvardaki tabloya çevirirken.
'Sen rahat rahat değiştir.'

Kudret kıkırdayarak paravanın arkasına geçti. Birkaç dakika sonra, sabahlığını ve geceliğini çıkarmış, o koyu mavi elbiseyi üzerine geçirmiş bir halde paravanın arkasından çıktı. Ancak elbisenin sırtındaki o derin fermuarı çekememişti.

Kudret, sırtı dönük bir şekilde elleri arkasında fermuarla uğraşarak yatağın kenarında oturan adama doğru adımladı.
'Vezir..' diye fısıldadı Kudret, adama arkasını dönüp saçlarını tek eliyle boynunun bir tarafına toplarken.
'Fermuarıma yardım eder misin? Kapatamadım.'

Vezir, duyduğu bu cümleyle yerinden ağır ağır kalktı. Gözleri, Kudretin o bembeyaz, pürüzsüz ve çıplak sırtına kilitlenmişti. Adamın boğazı kurumuş, aldığı nefesler ciğerini yakmaya başlamıştı. Titreyen ama bir o kadar da kararlı elleriyle kadının arkasına geçti.

Vezirin o sıcak, iri parmakları Kudretin sırtına, fermuarın başlangıç noktasına değdiğinde ikisi de aynı anda titredi. Vezir, metal kopçayı usulca tuttu. Gözlerini kadının o çıplak teninden ayıramadan, fermuarı yukarı doğru alev alev yanan bir tutkuyla, yavaş yavaş çekmeye başladı.
Parmaklarının boğumları bilerek ve isteyerek Kudretin o sıcak sırtına sürtünüyor, kadının her nefes alışında teni adamın parmaklarına değiyordu.

Fermuar tamamen kapandığında, Vezir ellerini çekmedi.
Elleri usulca Kudretin beline yerleşti.
Hemen karşılarındaki boy aynasında göz göze geldiler. Aynanın yansımasında, Kudretin o zarif duruşu ve hemen arkasında, onu koca kollarıyla saran o heybetli, geniş omuzlu Vezir duruyordu.

Kudret, aynadaki o manzaraya bakarken gözleri hayranlıkla parladı. Başını hafifçe geriye, adamın göğsüne doğru yasladı.
'Vezir..' diye fısıldadı Kudret, gözlerini aynadaki Vezirin okyanus yeşili gözlerine kilitleyerek.
'Çok yakışıyoruz di mi?'

Vezirin dudaklarında, dünyadaki bütün dertleri silebilecek kadar güzel, sırılsıklam aşık bir tebessüm belirdi. Kollarını Kudretin vücuduna tamamen daha da sıkı doladı, başını yavaşça kadının boynuna, omuz girintisine doğru dayadı. Aynadaki o tablo, bir ömre bedeldi.

'Çok sevgilim, çok..' diye mırıldandı Vezir, sıcak nefesi Kudretin tenini okşarken.
Adamın o 'sevgilim' deyişi o kadar içten, o kadar kalpten gelmişti ki Kudretin içi eridi.

'Hem..' diye devam etti Vezir, burnunu kadının saçlarına sürterken.
'Senin gibi bir güzelliğin yanına yakışmamak imkansız olurdu zaten.'

Kudret bu sözlerin ağırlığı ve güzelliği altında utançla yanaklarının kızarmasına engel olamadı.
Gözlerini kaçırıp gülümsedi.
Vezir, kadının bu utangaç halini görünce ona biraz daha nefes aldırmak için kollarını usulca çözdü. Bir adım geri çekilip, ellerini ceplerine soktu.

'Dur, sana bir bakayım.' dedi Vezir, gözleriyle Kudreti baştan aşağı süzerken.
'Çok yakışmış bu elbise.'
Kudret etrafında hafifçe döndü.
'Teşekkür ederim. Bugün bütün gün evdeyim gerçi ama..'

Vezir boğazını temizledi. Sabahtan beri aklında olan ama sormaya bir türlü cesaret edemediği o cümleyi, biraz çekinerek dile getirdi.
'Sen bugün.. Öğlen gibi otogara mı gelsen Kudret? Yani işin yoksa tabii. Beraber öğlen yemeği yesek seninle.. Olur mu?'

Kudret, daha önce her defasında 'Babam anlar, konaktan çıkamam, tehlikeli..' diyerek reddettiği bu teklife bu kez hiç düşünmeden, omuz silkerek gülümsedi.
'Olur,' dedi Kudret.
'Gelirim. Yemek yeriz.'

Vezirin gözleri duyduğu bu net ve itirazsız cevap karşısında şaşkınlıkla kocaman açıldı. Hep reddedilmeye alışık olan adam, Kudretin bu kez 'olmaz' dememesine o kadar şaşırmıştı ki, saniyeler içinde o şaşkınlık devasa bir sevince, pervasız bir arzuya dönüştü.

'Gelir misin gerçekten?' diye sordu Vezir, adımlarını hızla kadına doğru atarken.
'Gelirim tabii, neden gelmeyey-..'

Kudret cümlesini tamamlayamadan, Vezir koca elleriyle kadının belinden tuttuğu gibi onu hafifçe geriye, arkasındaki makyaj masasına doğru yasladı. Kudretin elleri refleksle masanın kenarına tutunurken, Vezir hiç beklemeden başını eğip dudaklarını kadının dudaklarına alev ateş, dizginlenemez bir tutkuyla gömdü.

Bu, banktaki o masum öpücüğe hiç benzemiyordu. Vezir, kadının o teslimiyeti ve verdiği söz karşısında aklını yitirmişti. Dudaklarını adeta yiyor, Kudretin alt dudağını hafifçe, acıtmadan dişleri arasına alıp ısırıyordu.
Kudret, adamın boynuna sarılıp bu vahşi, bu nefes kesen öpücüğe karşılık verirken kalbi göğüs kafesini kıracak gibi atıyordu. Makyaj masasının üzerindeki birkaç fırça, onların bu telaşlı çarpışmasıyla yere düştü ama ikisinin de umurunda bile değildi.

Nefessiz kalıp birbirlerinden ayrıldıklarında, ikisinin de göğsü hızla inip kalkıyordu.
Kudretin o özenle sürdüğü ruju dağılmış, Vezirin o minik ısırıkları yüzünden dudakları hafifçe şişmiş, çok daha kışkırtıcı bir hale gelmişti.

Vezirin dudaklarının kenarlarına bulaşan vişne rengi ruju gördüğünde Kudret kıkırdadı. Eliyle uzanıp, başparmağıyla adamın dudaklarının kenarındaki o ruj izini usulca, şefkatle sildi.

'Hadi gidelim off..' dedi Kudret, yanakları utançtan ve az önceki o feci ateşten dolayı domates gibi kızarmış bir halde başını eğerek.
'Babam uyanacak şimdi, rezil olacağız.'

Vezir, kadının o utangaç haline sırıtırken hala onun etkisinden çıkamamıştı. Gözleri bulutluydu arzudan hala.

'Benim için hava hoş. Zaro Ağam gelsin bizi böyle bulsun, ben dünden razıyım. Belki hemen evlendirir he.' dedi çapkın bir şekilde göz kırparak.

'Vezirrr! Delirme hadi yürü!' diye Kudret adamın göğsüne hafifçe vurup onu kapıya doğru itekledi arkasından.

İkisi de kıkırdayarak, parmak uçlarında Kudretin odasından çıktılar. Merdivenleri kimseye görünmeden büyük bir gizlilik içinde inip, mutfağa doğru ayrıldıklarında ikisinin de yüzünde o bütün gün silinmeyecek olan, dünyaları aydınlatan aşık tebessümü vardı.
Evin içine sessizce dağıldılar ama ruhları çoktan birbirine mühürlenmiş bir saniye bile ayrılmıyordu.