49. bölüm · Karmalar
Karsssss
Karsın o meşhur ayazı, ıssız ve karanlık sokaklarda amansızca esiyordu. Gökyüzü kapkara, yıldızsız ama bir o kadar da berraktı. Sokak lambalarının o cılız, titrek sarı ışıkları, kaldırımlarda birikmiş, henüz kimsenin basmadığı o taptaze beyaz kar örtüsünün üzerinde parlıyordu.
Vezir, konağın bir arka sokağında, o kör noktanın tam köşesinde dikiliyordu. Üzerinde simsiyah, kalın paltosu vardı. Paltosunun yakalarını kaldırmış, ellerini ceplerine derince sokmuştu ama nafile. Karsın soğuğu adamın iliklerine kadar işlemişti. Alışkın değildi soğuğa hiç. Burnunun ucu ve yanakları soğuktan hafifçe kızarmıştı, nefes verdikçe ağzından yoğun bir buhar bulutu çıkıyordu.
Adam, dakikalardır bu köşede bir heykel gibi dikilip duruyordu ve kelimenin tam anlamıyla buz tutmak üzereydi. Saatini kontrol etmek için kolunu bile kaldıramıyordu.
Derken, sokağın başındaki o dar yokuştan, karın üzerinde o aceleci ayak sesleri duyuldu.
Kudret, üzerinde o kalın, kum rengi kabanı ve boynuna doladığı bordo yün atkısıyla nefes nefese koşa koşa köşeyi döndü. Botları karda kaymasın diye dikkat etmeye çalışsa da, o heyecanlı adımlarına engel olamıyordu. Veziri o sokak lambasının altında, omuzları soğuktan hafifçe çökmüş bir halde gördüğünde dudaklarında kocaman, aydınlık bir tebessüm belirdi.
'Geldiiiim!' diye fısıldadı Kudret, nefes nefese adamın tam önünde durarak. Göğsü hızla inip kalkıyor, ağzından buharlar çıkıyordu. Gözlerinin içi gülüyordu.
Vezir, kadının o neşeli, o heyecanlı haline karşılık vermek yerine kaşlarını hafifçe çattı. Gözlerini bilerek biraz kıstı ve o serseri, o tripli maskesini takındı.
'Ben bir ağacım artık Kudret Hanım..' diye hırıldadı Vezir, sesi soğuktan gerçekten de biraz pürüzlü ve boğuk çıkıyordu. Elleri hala ceplerindeydi.
'Bak Karsın ortasında kök saldım buraya. Şu an seninle konuşamam, çünkü ağacım.'
Kudret, adamın bu tripli, bu huysuz ama bir o kadar da çocuksu haline karşılık kıkırdamasına engel olamadı. Onu böyle bekletmek elbette planında yoktu ama Karslı konağında gizlice evden çıkmak dünyanın en zor işlerinden biriydi.
Zerre kadar tereddüt etmeden, adamın o çatık kaşlarına ve o buz gibi duruşuna aldırmadan bir adım daha yaklaştı. Parmak uçlarında hafifçe yükselip, ellerini kendi ceplerinden bile çıkarmadan, dudaklarını Vezirin o soğuktan buz kesmiş yanağına uzun, sıcacık ve şefkat dolu bir şekilde bastırdı.
O sıcacık, o pamuk gibi öpücük adamın tenine değdiği an, Vezirin gözlerindeki bütün o buzlar, o sahte sinir ve o üşüme hissi saniyeler içinde eriyip gitti. Koca adamın bütün bedeni yumuşadı.
'Gülendamla uğraştım Vezir, ne yapayım..' diye fısıldadı Kudret, dudaklarını adamın yanağından yavaşça çekerken. Sesi o kadar tatlı, o kadar ikna ediciydi ki.
'Tutturdu gece gece rengim soluk benim, iyi değilim diye. Yok diyorum dinlemiyor. Mutfağa girdi, zorla ıhlamur kaynattırdı, zorla bana da içirdi. Ondan kaçana kadar, herkesin uyuduğundan emin olana kadar canım çıktı içeride. Yani yargısız infaz yapmayalım.'
Vezir derin bir iç çekti. Gözlerini kapatıp kadının o sıcak nefesini içine çekti. Ona kızmak, ona küsmek bu dünyada yapabileceği en imkansız eylemdi zaten.
'Peki madem özrünüz bir şartla kabul edildi Kudret Hanım..' diye mırıldandı Vezir, sesindeki o trip tamamen yok olmuş, yerini o sarsılmaz aşka bırakmıştı. Diğer yanağını da çevirdi, başını uzattı Kudrete doğru.
Kudret gözlerini devirip kıkırdadı diğer yanağına da sımsıcak bir öpücük bıraktı.
'Hadi hadi yürü bakalım. Donmadan şu Kars sokaklarını bir turlayalım bari.'
Yan yana, aralarında o görünmez ama varlığı her hücrelerinde hissedilen o muazzam çekimle yürümeye başladılar. Omuzları ara sıra birbirine değiyor, her temasta Kudretin midesinde o tanıdık, o kelebekler havalanıyordu.
Sessizdiler.
Karın ayakları altında çıkardığı o tok 'kırt kırt' sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu.
Birkaç sokak geçtikten sonra, etrafta hiçbir evin ışığının yanmadığı, sadece eski taş duvarların olduğu tenha bir yola girdiler.
İşte tam o an, Vezir sağ elini paltosunun cebinden yavaşça çıkardı. Adımlarını zerre kadar yavaşlatmadan, yüzünde o her zamanki ciddi ifadeyi hiç bozmadan elini Kudrete doğru uzattı ve kadının soğuktan üşümüş olan sol elini usulca kavradı.
Kudretin nefesi saniyeler içinde boğazında düğümlendi.
Adımları anlık olarak tekledi.
Yirmi küsur yıllık o gizli sevdanın, o göz hapsindeki aşkın ardından ilk kez..
İlk kez sokak ortasında elleri birbirine değiyordu.
Vezir, o sımsıcak parmaklarını Kudretin o narin parmaklarının arasına geçirip ellerini sımsıkı kenetledi. Parmakları birbirine mühürlendiğinde, Vezirin o devasa, o koruyucu sıcaklığı Kudretin vücudundan içeri akıp saniyeler içinde bütün bedenini alev alev yaktı.
Karsın o eksi bilmem kaç derecelik ayazı, o saniye kelimenin tam anlamıyla buharlaşıp uçtu.
Kudret, kalbinin göğüs kafesini kıracakmış gibi gümbür gümbür attığını hissediyordu. Başını yavaşça kaldırıp adama baktı. Vezir hala önüne bakarak, o kendinden emin duruşuyla yürümeye devam ediyordu ama dudaklarının kenarında o serseri, belli belirsiz tebessümü vardı.
Kudret içindeki o sevda seline daha fazla karşı koyamadı. Zerre kadar düşünmeden, o kenetlenmiş ellerini adamın paltosunun koluna doğru çekti ve Vezirin o geniş, o dağ gibi koluna sımsıkı, bütün bedeniyle sokuldu. Başını adamın koluna hafifçe yaslayarak yürümeye devam etti.
'Böyle..' diye mırıldandı Kudret, yüzünde o dünyadaki en mutlu kadının tebessümüyle.
'Böyle çok daha sıcak oldu.'
Vezir, kadının bu tatlı, bu sığınan hamlesi karşısında başını hafifçe eğip, saçlarına, alnına uzun, sıcak bir öpücük kondurdu. Hiçbir şey söylemedi ama o sımsıkı tuttuğu eli, kelimelerin anlatabileceğinden çok daha fazlasını haykırıyordu.
Sokakları döne döne, Karsın o eski, tarihi binalarının olduğu, o büyüleyici mahallelerinden birine geldiler. Eski taş duvarlar, o kalın ahşap kapılar ve karla kaplı çatıların altında yürürken, Kudretin adımları uzun, yıpranmış ve üzeri yer yer dökülmüş bir taş duvarın önünde aniden durdu.
Kudret, kolunu Vezirden ayırmadan, boşta kalan sağ eliyle o soğuk taş duvara dokundu. Gözlerinde o eski yılların, o masum çocukluk günlerinin parıltısı belirmişti.
'İnanmıyorum..' diye fısıldadı Kudret, parmaklarını taşın üzerindeki o eski, kazınmış izlerin üzerinde gezdirirken.
'Hala duruyor.. Bunca yıla, onca kara kışa rağmen hala silinmemiş.'
Vezir merakla kadının baktığı yere doğru eğildi. Taş duvarın üzerinde, yıllar önce sivri bir taşla ya da çiviyle oldukça derin bir şekilde kazınmış, hafifçe yamuk yumuk harflerle yazılmış iki isim vardı.
Kudret & Evren
Vezirin okyanus yeşili gözleri, o taşa kazınmış 'Evren' ismini gördüğü an saniyeler içinde karardı.
Parmakları, Kudretin elinin etrafında istemsizce, biraz fazla sertleşti. Yüzündeki o huzurlu, o aşık ifade silinmiş, yerine o tehlikeli, o sert bakan adam geri gelmişti.
Çenesi kaskatı kasıldı, adem elması aşağı yukarı hareket etti.
'Bu da ne?' diye sordu Vezir. Sesi, Karsın ayazından bile daha soğuk, daha keskin çıkmıştı.
Kudret, adamın sesindeki o ani değişimi, o buz gibi tonu anında fark etti. Yan gözle Vezire baktığında, adamın o çatılmış kaşlarını, o gerilmiş boyun damarlarını gördü.
İçindeki o yaramaz kadın anında devreye girdi. Adamın, onu böyle bir duvardaki isimden bile kıskanması inanılmaz derecede hoşuna gitmişti.
Durumu bozmamaya, birazcık oyun oynamaya karar verdi.
'Hiiç..' dedi Kudret, omuz silkerek ve o ismin üzerini parmaklarıyla sevmeye devam ederek. Sesi bilerek hüzünlü ve nostaljik bir tona bürünmüştü.
'Çocukluğum işte. Evren.. O zamanlar birbirimizden hiç ayrılmazdık. Her gün bu sokaklarda koşar, oyunlar oynardık. Bana hep arka çıkardı, saçımı çekenleri hemen döver, beni korurdu. Çok özeldi benim için. O kadar seviyorduk ki birbirimizi, hiç ayrılmayalım, hep yan yana olalım diye gelip isimlerimizi bu duvara kazımıştık.'
Vezirin nefesi taş kesti.
'Evren..' diye tekrarladı.
'Her gün el ele gezerdiniz demek. Saçını çekenleri döverdi.. Pek bir seviyordunuz birbirinizi demek. Öyle mi?'
'Öyle..' dedi Kudret, içinden kahkahalar atmamak için dudaklarının içini kemirerek.
'Sonra işte büyüdük, yollarımız ayrıldı, taşındılar buralardan. Ama unutamadım tabii, baksana taşa bile kazımışız o günleri. Acaba şimdi nerede, ne yapıyordur kim bilir..'
Vezir daha fazla dayanamadı. Kudretin o sımsıkı tuttuğu, o sıcaklığını hissettiği elini yavaşça ama net bir hareketle bıraktı. Ellerini kendi paltosunun ceplerine sertçe soktu. Yeşil gözlerinden resmen alevler çıkıyordu.
O duvarı, o taşı elleriyle parçalayıp o ismi oradan kökünden sökmek istiyordu.
Koca adam, yirmi yıllık sevdasıyla, o konakta Kudretin gözünün içine bakmaya kıyamazken, Kudretin buralarda 'Evren' denen bir züppeyle, o çocukluk aşkıyla isimlerini duvarlara kazıdığını düşünmek beynine kan sıçratmıştı.
'Üşüdüm ben.' dedi Vezir, arkasını dönüp hızlı ve tok adımlarla, yeri titretecek gibi yürümeye başlayarak.
'Hadi dönelim Kudret. Senin o Evren Beyle olan anılarınıza daha sonra şahit oluruz. Saat geç oldu.'
Kudret, adamın bu kalın, bu tripli ve kıskançlıktan deliye dönmüş haline bakarken daha fazla dayanamayıp kıkırdadı. Vezir adımlarını daha da hızlandırmış, aradaki mesafeyi karda büyük adımlar atarak iyice açmaya başlamıştı.
'Vezir! Bekle!' diyerek arkasından koştu Kudret.
Vezir durmadı.
'Sen istersen dur. Evren beyle anılarınıza dön, ben engel olmayayım.'
Kudret, adamın bu haline daha fazla dayanamayarak koşar adımlarla Vezirin önüne geçti ve tam karşısına dikilip onu mecburen durdurdu. İki eliyle uzanıp, adamın o kalın paltosunun yakalarından sımsıkı tuttu. Yüzü Vezirin yüzüne sadece santimler kadar yakındı. Nefes nefese kalmıştı.
'Ne oldu koca adam?' diye sordu Kudret, gözlerinin içi gülerek.
'Bir şey mi oldu? Niye yüzün düştü birden? Niye ellerini çektin?'
Vezir başını yana çevirdi, gözlerini kadından inatla kaçırdı. Çenesi hala kaskatıydı.
'Bir şey olduğu yok. Hava soğudu, rüzgar çıktı dedim.'
'Kıskandın mı sen?' diye fısıldadı Kudret, parmak uçlarında biraz daha yükselip adamın yüzüne doğru eğilerek.
'Şu duvardaki isim yüzünden mi atıyorsun bana bu tribi?'
Vezir alaycı bir şekilde burnundan soludu. Gözleri alev alev kadına döndü.
'Ne kıskanacağım ben elin adamını Kudret?'
'Vezir..' dedi Kudret, artık o tuttuğu kahkahasını serbest bırakarak. Yakalarından tutup adamı kendine doğru hafifçe çekti.
'Kız o Vezir, kız!'
Vezir olduğu yerde kaskatı kesildi. Gözlerini hızla Kudretin o neşe dolu kahverengi gözlerine dikti.
'Ne?'
'Kız diyorum serseri, Evren kız!' diyerek büyük bir kahkaha attı Kudret.
Karsın o ıssız, karanlık sokağında, o tok ve şen kahkahası yankılandı.
'Evren benim ilkokuldaki en yakın kız arkadaşımdı! Hatta o kadar inatçı, o kadar cesur bir kızdı ki, o taşa isimlerimizi o sivri taşla kazımıştı. Saçımı çeken çocukları o kovalardı. İsim unisex olunca sen onu anında çocukluk aşkım falan yaptın değil mi kafanda? Benim sana olan sevdamdan, o yirmi yıldan sonra beni o duvardaki isimle mi kıskandın gerçekten?'
Vezir, duyduğu bu gerçekle birlikte omuzlarındaki o koca dağın saniyeler içinde eriyip yok olduğunu hissetti. Yüzündeki o çatık kaşlar gevşedi, o gergin çene kasları usulca yumuşadı. Gözlerini kapatıp başını gökyüzüne doğru kaldırarak derin, çok derin bir 'oh' çekti. Gülümsedi.
Başını eğip, yakalarından tutan kadının o aydınlık, o gülümseyen yüzüne baktı. Koca elleriyle uzanıp Kudretin o soğuktan pembeleşmiş yanaklarını avuçlarının içine aldı.
'Sen benim ömrümü yiyeceksin Kudret Karslı..' diye fısıldadı Vezir, alnını kadının alnına yaslayarak. Renkli gözlerinde o sonsuz aşk ve büyük bir rahatlama vardı.
'Benim aklımı başımdan alıyorsun. Kalbime iniyordu az kalsın.'
'Hak ettin..' diye kıkırdadı Kudret, kollarını adamın boynuna dolayarak. 'Senin o kıskançlıktan kararan gözlerini görmek, o asık suratını izlemek benim o kadar hoşuma gidiyor ki Vezir Yılmaz, anlatamam.'
Vezir, kadının burnunun ucuna sıcak bir öpücük kondurup geri çekildi. Yeniden, bu kez daha sımsıkı ve parmaklarını birbirine adeta kilitleyerek Kudretin elini tuttu.
'Hadi yürü bakalım başımın tatlı belası. O kızın, Denizin adını da aklıma yazdım. Kızımın adını da çalmış zaten.'
Bu söz, Kudretin kalbinde öyle büyük, öyle derin bir yere dokundu ki..
İçinde bir yerlerde, o imkansız sandıkları geleceğin aslında o kadar da uzak olmadığını hissetti. Gözleri sevgiyle dolarak adamın koluna tekrar sokuldu ve yürümeye devam ettiler.
Sokakları geçip daha da eski, Karsın o tarihi dokusunu en çok barındıran mahallelerden birine geldiklerinde, Kudretin adımları bu kez büyük, taş ama oldukça bakımsız kalmış, harabeye yüz tutmuş eski bir evin önünde yavaşladı.
Ev, o ahşap pencereleri, o geniş taş avlusu ve işlemeli dış cephesiyle zamanında çok görkemli olduğu her halinden belli olan ama yılların yorgunluğuna yenik düşmüş bir yapıydı. Duvarlarından taşlar dökülmüş, bahçe kapısı paslanmış ve yarı açık kalmıştı.
Kudret, o paslı demir kapının önünde durdu. Gözlerini o harabeye diktiğinde, yüzündeki o neşeli ifade yerini derin bir hüzne, o ulaşılamaz hayallerin verdiği sızılı bir tebessüme bıraktı.
'Biliyor musun Vezir..' diye fısıldadı Kudret, sesi gecenin o soğuk sessizliğine karışarak.
'Ben çocukken, bu sokaklardan her geçtiğimde hep bu evin önünde durur, uzun uzun izlerdim. O zamanlar biraz daha bakımlıydı tabii.'
Vezir, kadının o buğulu ses tonunu duyduğunda ona doğru döndü. Elini daha da sıkı kavradı. Bütün dikkatini kadının o dudaklarından dökülecek kelimelere verdi.
'Neden bu ev?' diye sordu usulca.
'Çünkü..' dedi Kudret, boşta kalan eliyle o kırık dökük cumbayı işaret ederek.
'Ben o devasa, o soğuk konakta büyürken, o korumaların, o silahlı adamların arasında nefes almaya çalışırken.. Hep böyle, sadece bana ait olan, dışarıdan bakıldığında sıradan ama içi sıcacık olan bir evim olsun isterdim. Zaro Ağanın kızı olmaktan, omuzlarımdaki o ağır soyadı taşımaktan yorulduğumda, sadece 'Kudret' olabileceğim bir yer.'
Kudret yutkundu, gözleri dolmuştu. Başını adamın omzuna yasladı.
'Hep hayal ederdim..' diye devam etti, sesi titreyerek. 'Şu arkadaki o boş, harabe alanı görüyor musun? Orayı kocaman bir bahçe yapacaktım. Kendi ellerimle çiçekler ekecektim, toprakla uğraşacaktım. O ahşap pencerenin önüne iki berjer koyup, kışın o lapa lapa yağan karı izleyerek sadece çay içecektim. Evimde korumalar değil, sadece çocuklarımın kahkahaları olacaktı. Silah sesleri değil, sadece huzur olacaktı. Çok mu büyük bir şey istemiştim Vezir? Çok mu imkansızdı benim için sadece o taş duvarların ardında, normal, sıradan bir eş veya anne olmak?'
Vezirin boğazına koca bir yumru oturdu. Bu kadının, o dışarıdan bakıldığında yenilmez, buz gibi ve kibirli görünen o Ağa kızının içindeki o yaralı, o kimsesiz ve huzura aç küçük kız çocuğunu görmek..
Koca adamın kalbini paramparça ediyordu.
Yıllardır onu uzaktan izlerken hissettiği o çaresizlik, şimdi elini tutarken yerini devasa bir yemine bıraktı.
Vezir, Kudrete doğru dönüp her iki eliyle kadının o buz gibi olmuş ellerini sımsıkı avuçlarının içine aldı. Gözleriyle doğrudan Kudretin o yaşlı, o umutsuz bakan gözlerinin ta içine baktı.
'Dinle beni Kudret..' dedi Vezir.
Sesi o taş duvarları titretecek kadar gür ve netti.
'Ben o yetimhanenin soğukluğunda büyürken, hayatta hiçbir şeye sahip olmadım. Benim bir evim, bir soyadım, bir dikili ağacım bile olmadı. Ta ki sen bana o gözlerle bakana, bana o kalbini açana kadar. Sen benim bu dünyadaki tek servetim, tek yuvam, tek nefesimsin.'
Kudretin yanaklarından süzülen yaşlar, Kars’ın o soğuğunda buz kesiyordu ama Vezir o yaşları başparmaklarıyla şefkatle sildi.
'Sana yemin ediyorum..' diye devam etti Vezir, kadının ellerini dudaklarına götürüp derin, kavurucu bir öpücük bırakarak.
'Üzerime o ne tür bir karanlık çökse de yemin ederim sana bu hayatı vereceğim. Tam da istediğin gibi, o arkasında kocaman çiçekli bir bahçesi olan, o cumbalı penceresinden karı izleyeceğimiz o evi, o yuvanı sana kendi ellerimle kuracağım. O konağın bütün duvarlarını yıkıp, seni o kafesten çıkaracağım. Sadece Kudret olacaksın. Benim karım, benim her şeyim, belki sen de istersen Denizimizin annesi olacaksın. Söz veriyorum sana.'
Kudret, adamın bu ruhunu sarsan yeminleri karşısında hıçkırıklarına engel olamadı. O güçlü duruşu tamamen eriyip gitti. Tıpkı o hayallerindeki küçük kız çocuğu gibi, gözlerinde o saf, o muazzam bir umutla adama baktı.
'Olacak değil mi Vezir?' diye fısıldadı Kudret, sesi adeta bir çocuğun o çaresiz ama inanç dolu yakarışı gibiydi.
'O günleri göreceğiz değil mi? Bizi o karanlıktan çıkarıp alacaksın, bizim evimiz olacak değil mi?'
Vezir, koca kollarını kadının beline doladı ve onu göğsüne öyle bir sımsıkı, öyle bir koruyucu bir şekilde bastırdı ki, Kudret adamın kalp atışlarını içinde hissetti.
'Olacak güzelim..' diye hırıldadı Vezir, dudaklarını kadının alnına uzun, sıcak ve sarsılmaz bir öpücükle mühürleyerek.
'Olacak. Her akşam el ele birlikte gireceğiz kapısından içeri.'
Kudret kollarını adamın boynuna doladı ve Kars’ın o eski, o harabe evinin önünde, o buz gibi gecede dünyanın en büyük, en aydınlık umuduna sımsıkı sarıldı.
Bir süre sonra, ikisi de o donmak üzere olan bedenlerine rağmen içlerindeki o yangınla, konağın yolunu tuttular. Dönüş yolu, gidiş yolundan çok daha farklıydı. Artık adımları daha sağlam, omuzlarındaki o gizliliğin yükü biraz daha hafiflemişti. Geleceğe dair atılan o koca mühür, ikisini de görünmez bir zırh gibi sarmıştı.
Konağın o koca, demir kapısı uzaktan göründüğünde, ikisi de adımlarını istemsizce yavaşlattı. O gerçek dünyaya, o yalanlarla dolu, o gizli saklı köşelere geri dönme vakti gelmişti.
Vezir, kapıya yaklaşmadan önce yavaşça durdu ve Kudretin elini, o bir saattir sımsıkı tuttuğu parmakları usulca gevşetmeye başladı.
'Buradan sonrasını ayrı girmeliyiz kraliçem. Kimse görmesin.'
Fakat Kudret, adamın o parmaklarının kendi parmaklarından kayıp gitmesine izin vermedi. Aksine, Vezirin elini daha da şiddetle, daha da büyük bir inatla sıktı. O eli bırakmak istemiyordu. O eli bıraktığı an, o masalın bitip o Zaro Ağanın konağındaki o cehenneme geri döneceğini biliyordu.
'Bırakma..' diye fısıldadı Kudret, gözlerini adamın okyanus yeşili gözlerine dikerek.
'Kudret, yapma güzelim. Yakalanırsak o kurduğumuz hayallerin hepsini kendi ellerimizle yıkarız.' dedi Vezir, sesinde o korumacı, o endişeli ton vardı ama eli de kadının elinden kopamıyordu.
'Sokakta yürürken..' diye mırıldandı Kudret, gözleri dolarak ve adamın o sıcak elini iki eliyle birden kavrayarak kendi göğsüne, kalbinin üzerine bastırdı.
'Sokakta elini tuttuğum an.. Hayatımda hiç hissetmediğim kadar güçlü hissediyordum kendimi Vezir. Sanki bütün dünyaya kafa tutabilirmişim gibi. O yirmi yıllık bekleyişim, o korkularım hepsi o parmaklarının arasında yok olup gitmişti.'
Kudret derin bir iç çekti, omuzları hafifçe düştü. O Karslı inadı yerini o çıplak, o çaresiz aşka bırakmıştı.
'Ve şimdi..' diye fısıldadı Kudret, sesi o rüzgarın uğultusu kadar hüzünlüydü.
'Şimdi üşüyorum Vezir. Senin elini tutmayınca, o sıcaklığından kopunca ben dondurucu bir soğuğun içinde yapayalnız hissediyorum. Bırakmak istemiyorum o gücü.'
Vezir, kadının bu sözleri karşısında yutkundu. Boğazı düğüm düğüm oldu. Kendi canından, kendi hayatından bile sakındığı kadının, sadece onun elini tuttuğu için kendini güçlü hissetmesi..
Bu koca adamın o bütün kuralları yıkmasına yeter de artardı bile.
Vezir okyanus yeşili gözlerini kısıp, o karanlık konağın kapısına, o korumaların durduğu gölgelere doğru sert, ölümcül bir bakış attı. Sonra bakışlarını tekrar Kudrete, o üşüdüğünü söyleyen titreyen kadına çevirdi. Dudaklarının kenarında o serseri, o her şeyi yakıp yıkmaya hazır tebessümü belirdi.
'Üşüyorsun demek..' diye mırıldandı Vezir.
Sesinde o tehlikeli, o itiraz kabul etmeyen, arzudan kararmış tını vardı.
Zerre kadar beklemedi. Kudretin o sımsıkı tuttuğu elini bırakmak yerine, onu tek bir sert ve pürüzsüz hamleyle kendine doğru çekti. Kudret, adamın o geniş, o sıcak göğsüne çarptığında neye uğradığını şaşırdı.
'Madem benim elimi bırakınca üşüyorsun..' diye fısıldadı Vezir, dudaklarını kadının o buz gibi olmuş kulağına doğru yaklaştırarak.
'O zaman bu gece sabaha kadar o soğuğu unutturmak benim boynumun borcu olsun.'
Vezir, Kudrete başka bir şey söyleme fırsatı tanımadan, kadının kolundan tutup onu konağın o büyük demir kapısının gölgesine, oradan da korumaların görüş açısından ustalıkla, adeta bir hayalet gibi sıyrılarak o arka kapıdan içeri soktu.
Konağın o loş, sessiz koridorlarından geçerken Vezirin adımları o kadar kararlı, o kadar seriydi ki, Kudret adamın peşinden sürüklenirken sadece o koca elin sıcaklığına tutunuyordu.
Vezirin tek kaldığı odasının kapısına geldiklerinde, Vezir kapıyı hızla açtı, kadını içeriye çektiği gibi o ağır ahşap kapıyı arkalarından büyük, tok bir sesle kapattı ve kilidi iki kez çevirdi.
Odanın o karanlık, sadece şömineden yansıyan kızıl ışığının altında, Vezir okyanus yeşili gözleriyle alev alev yanarak kadına baktı.
'Şimdi kraliçem..' diye fısıldadı Vezir, elleriyle Kudret’in o kalın kabanının düğmelerini yavaşça çözmeye başlarken.
'Söyle bakalım.. Hala üşüyor musun?'
Kudret, adamın o sıcak dokunuşları altında bütün bedeninin alev aldığını hissederken, kollarını adamın boynuna sımsıkı doladı ve o zafer dolu tebessümüyle cevap verdi.
'Sen böyle yanımdayken Vezir Yılmaz.. Ben bir daha ömrüm boyunca üşümem.'
