33. bölüm · Karmalar
🔪 1.Bölüm
Eski, rutubet kokan ve duvarlarındaki boyaları dökülmüş o terk edilmiş tuvaletin hemen dışındaki kırık dökük metal sandalyeye yığılıp kalmıştı Kudret.
Elleri, dizleri, hatta nefes aldıkça içine çektiği o ağır hava bile kan kokuyordu sanki. Gözleri yaşlar durmadan dökülürken boşluğa takılı kalmış, titreyen ellerine, parmak boğumlarına bulaşmış o koyu kırmızı sıvıya bakıyordu.
Vezirin kanı.
Sadece birkaç dakika önce, içindeki o koca Karslı öfkesiyle, günlerdir birikmiş ihanet olarak düşündüğü o karanlık hislerle bıçağı sevdiği adamın karnına doğru saplamıştı. Vezir karşı bile çıkmamış, kaçmamış, sadece okyanus yeşili gözleriyle ona bakarak o darbeyi adeta acıyla kabullenmişti.
Fakat şimdi, o kapının dışında tek başına otururken, omuzlarındaki o intikam örtüsü saniyeler içinde alev alıp kül olmuştu. Yerini, göğüs kafesini paramparça eden, nefes almasını engelleyen devasa bir vicdan azabı ve korkunç bir kaybetme korkusu almıştı.
"Yapamayacağım.." diye fısıldadı Kudret, kendi sesinden bile korkarak. Başını iki yana salladı. Gözyaşları yanaklarından süzülüp kanlı ellerine damlıyordu.
"Hayır.. Yapamam. Onsuz yaşayamam."
Ayağa fırladı. Sandalye büyük bir gürültüyle arkaya devrilirken, Kudret saniyeler önce arkasını dönüp çıktığı o loş tuvaletin kapısına doğru adeta uçtu. İçeri daldığında, gördüğü manzara kalbini yerinden sökecek gibiydi.
Vezir, soğuk fayansların üzerine yığılmış, sırtını duvara yaslamıştı. Sağ eliyle sol göğsünün hemen altındaki, hızla kanayan yarasına baskı yapıyor, gözleri yarı açık, kesik kesik nefes alıyordu.
Kudret, dizlerinin üzerine, o kan gölüne dönmeye başlayan zemine çöktü. Ellerini nereye koyacağını bilemeyerek adamın yüzüne, omuzlarına dokundu.
"Vezir.." diye hıçkırdı Kudret, adamın buz gibi olmuş yanaklarını avuçlarken.
"Yapamayacağım.. Seni çok seviyorum. Bırakma beni ne olur!"
Vezir, kadının bu çaresiz feryadını duyduğunda, dudaklarında acı ama huzurlu bir tebessüm belirdi. Gözlerini zar zor Kudretin yaşlı gözlerine odakladı. Kanlı elini usulca kaldırıp kadının bileğini tuttu.
"Medeni.." diye fısıldadı Vezir, sesi o kadar zayıf, o kadar cılızdı ki Kudret duymakta zorlandı.
"Medeni bekliyor.. Dışarıda."
Kudret adamın ne demek istediğini saniyeler içinde idrak etti. Onu buradan çıkarması, yaşatması gerekiyordu.
"Tamam, tamam, dayan ne olur Vezir tamam mı!" Kudret, bütün gücünü toplayarak kollarını Vezirin koltuk altlarından geçirdi. Adamın o koca, ağır gövdesini zorlukla yukarı doğru çekmeye çalıştı. Vezir, dişlerini sıkarak, acıdan inleyerek bacaklarından güç almaya çalıştı.
Kudret onu zar zor tuvaletin hemen dışındaki o sandalyeye kadar taşıyıp oturttu. Vezir, başı geriye düşmüş halde derin derin nefes almaya çalışırken, titreyen elini kaldırıp içeriyi, yerdeki o kanlı metali işaret etti.
"Bıçağı al.." diye hırıldadı Vezir. Gözleri kapanmak üzereydi ama zihni hala onu ve Kudreti korumaya çalışıyordu.
"Bıçağı al Kudret.. Orada kalmasın."
Kudret başını hızla salladı. Midesi bulanarak içeri koştu, yerde duran, kendi parmak izleriyle ve sevdiği adamın kanıyla kaplı bıçağı alıp hırkasının cebine sakladı. Sonra hiç vakit kaybetmeden dışarı, o ıssız sokağa fırladı.
Gözleri etrafı taradı ve sokağın köşesinde, siyah camlı arabanın içinde bekleyen Medeniyi gördü.
"Medeni! Medeni koş, yardım et!" diye avazı çıktığı kadar, boğazı yırtılırcasına bağırdı.
Medeni, Kudretin o perişan, kan içindeki halini gördüğü an arabadan fırladı. Koşarak yanına geldiğinde, tuvaletin kapısında sandalyeye yığılmış, bilincini kaybetmek üzere olan abisini gördüğünde neye uğradığını şaşırdı.
"Abi!" diye bağırdı Medeni, panikle Vezirin yanına çökerek.
"Ne oldu sana böyle? Kim yaptı bunu!"
"Soru sorma Medeni, tut! Arabaya taşımamız lazım, kan kaybediyor!" diye ağladı Kudret.
İkisi birlikte, Vezirin kollarından girerek onu omuzladılar. Vezirin ayakları yere sürtünürken, zar zor arabaya kadar ulaştılar. Medeni, arka kapıyı açıp adamı arka koltuğa yatırdı. Kudret de saniyesinde yanına, arka koltuğa atladı ve Vezirin başını dizlerinin üzerine aldı. Ellerini adamın kanayan yarasına bastırdı.
Medeni şoför koltuğuna atlayıp motoru çalıştırdı. Eli direksiyonda titriyordu. Dikiz aynasından arkaya, Kudrete baktı.
"Hastaneye mi Kudret Hanım? En yakındaki hastaneye sürüyorum!"
Vezir, gözleri kapalı olmasına rağmen bu kelimeyi duyduğu an yüzünü buruşturdu. Sağlam olan elini kaldırıp zayıfça itiraz etti.
"Yok.." diye fısıldadı Vezir, kesik nefeslerinin arasından.
"Olmaz.. Polisi karıştırırlar. Kudret.."
Kudret, adamın kendi can çekişirken bile hala onu düşünmesi karşısında aklını yitirecek gibi oldu. Gözyaşları Vezirin yüzüne damlıyordu.
"Vezir hayır!" diye feryat etti Kudret, elleriyle yaraya daha sert bastırırken.
"Kan kaybediyorsun! Öleceksin, hastaneye gitmemiz lazım!"
"Bir kere beni dinle Kudret.." diye mırıldandı Vezir, bilinci gidip gelirken.
"Medeni.. Şiledeki ev. Biliyorsun. Necip Doktoru ara."
Medeni dişlerini sıktı.
"Biliyorum abi. Biliyorum, tamam dayan."
Medeni gaza kökledi. Araba, İstanbulun o karmaşık sokaklarından hızla sıyrılıp Şile yönüne doğru uçarcasına ilerlemeye başladı.
Yolculuk Kudret için tam bir cehennem azabıydı. Ellerinin altındaki sıcak kan durmak bilmiyordu. Vezirin yüzü bembeyaz kesilmiş, dudakları morarmaya başlamıştı. Kudret adamın saçlarını okşuyor, yüzünü öpüyor "Benim için dayan, ne olur beni bırakma, affet.." diye kulağına fısıldayıp duruyordu.
Araba nihayet, ormanın içine gizlenmiş, etrafı ağaçlarla çevrili, Vezirin saklanmak için kullandığı o küçük, bahçeli taş evin önünde acı bir frenle durdu.
Medeni hızla inip arka kapıyı açtı.
"Kudret Hanım, yardım edin, içeri alalım."
Veziri omuzlayıp evin içine, yatak odasındaki o geniş yatağa yatırdılar. Vezir artık tamamen kendinden geçmişti.
"Doktor gelir birazdan, bizim kendi işlerimizde kullandığımız, güvenilir biri. Yakınlardaymış." dedi Medeni, hızla odadan çıktı.
Kudret yatağın başucuna çöktü. Adamın o kanlı, delinmiş kapüşonunu titreyen elleriyle yırtarcasına açtı. Yara derindi ama neyse ki kalbine veya hayati bir organına tam isabet etmemiş gibi görünüyordu; yine de çok fazla kan kaybetmişti. Kudret banyoya koşup temiz havlular getirdi, yaranın üzerine bastırarak kanı durdurmaya çalıştı.
Elleri, kolları, ruhu kan içindeydi. Kendi kendine "Bunu ben nasıl yaptım.. Kendi ellerimle yaptım." diye fısıldıyor, omuzları sarsılarak ağlıyordu.
On beş dakika sonra, evin kapısı hızla açıldı. Elinde büyük, siyah bir medikal çanta ve küçük bir soğutucu çantayla orta yaşlı, ciddi görünümlü bir doktor içeri daldı. Medeni onu hızla yatak odasına yönlendirdi.
Doktor, yatakta yatan Veziri ve başucunda perişan halde ağlayan Kudreti görünce hemen işe koyuldu.
"Lütfen biraz çekilin hanımefendi, müdahale etmem lazım." dedi doktor soğukkanlılıkla.
Kudret geri çekilmek istemedi ama Medeni onu omuzlarından tutup yatağın ayakucuna doğru çekti. Doktor çantasını açtı, yaranın etrafını hızla temizlemeye başladı.
"Çok kan kaybetmiş, tansiyonu yerlerde." dedi doktor kendi kendine konuşur gibi. Soğutucu çantadan iki ünite kan çıkardı.
"Neyse ki kan grubunu söylediniz, hazırlıklı geldim."
Doktor, Vezirin koluna hızla bir damaryolu açtı ve kan torbasını takıp yukarıya, portatif bir askıya astı. Koyu kırmızı sıvının borudan süzülüp Vezirin damarlarına karıştığını görmek, Kudretin dizlerinin bağını çözmüştü.
Olduğu yere, yatağın dibine çöktü. Başını yatağın kenarına yaslayıp, hıçkırıklarını bastırmak için elini ağzına kapattı.
Doktor yaranın içini temizledi, uyuşturucu bir iğne yaptıktan sonra dikkatlice dikiş atmaya başladı. Saatler gibi gelen ama aslında sadece kırk dakika süren o müdahalenin ardından doktor, yaranın üzerine kalın bir sargı bezi kapattı.
Çantasından çıkardığı dijital bir tansiyon aletini ve parmak ucuna takılan küçük bir nabız oksimetresini Vezire bağladı. Odanın sessizliğini, makineden gelen o düzenli "bip... bip... bip..." sesi böldü.
Bu ses, Kudret için dünyadaki en güzel melodiydi. Yaşıyordu. Kalbi atıyordu.
Doktor derin bir nefes alıp eldivenlerini çıkardı. Medeni ve Kudrete döndü.
"Yarayı hallettim. Derinmiş ama ucuz atlatmış. İç kanama riski hala dışlanmış değil. Takip edeceğiz." dedi doktor, reçete kağıdına bir şeyler karalarken.
"Kan nakli şu an devam ediyor. Onu uyuttum, acı çekmemesi ve vücudunun toparlanması lazım. Takip edeceğiz. Bu cihaz tansiyonuna ve nabzına bakacak sürekli."
Doktor, masanın üzerine reçeteyi bıraktı.
"Bu ilaçları kullanacak. Eğer makinedeki alarm öterse veya ateşi aniden yükselirse beni hemen arayın. Verdiğim anesteziyle yarına kadar biraz daha uyur, dinlenmesi şart."
Medeni minnetle başını salladı.
"Sağ ol hocam. Ben seni geçireyim."
Doktor ve Medeni odadan çıktığında, Kudret yatağın kenarında yavaşça doğruldu. Makineden gelen o ritmik sesi dinleyerek Vezire doğru yaklaştı. Yüzü kan nakliyle yavaş yavaş eski rengine dönmeye başlamıştı ama hala çok solgundu.
Kudret, banyoya gidip titreyen, kanlı ellerini dakikalarca yıkadı. Su kırmızıya boyanıp lavabodan akarken, Kudret aynadaki o perişan, gözleri şişmiş yüzüne baktı. Kendinden nefret etti. Sevdiği adamı ne hale getirmişti.
Ellerini kurulayıp tekrar yatak odasına döndü. O sırada Medeni kapının eşiğinde belirdi.
"Kudret Hanım.. Ben dışarıdayım, arabada bekleyeceğim. Bir şeye ihtiyacınız olursa seslenmeniz yeter." dedi usulca. Olan biteni sorgulamıyordu, sadece abisinin iyi olması umurundaydı.
"Sağ ol Medeni. Sen git istersen." diye fısıldadı Kudret.
"Bir şey olursa doktoru ararım ben. Dinlen sen de."
Medeni kadına itiraz etmeyi düşündü ama yapamazdı. Kapıyı kapatıp çıktığında, odada sadeceKudretle Vezir kalmıştı.
Kudret, üzerindeki o ağır, kan lekeleri olan ceketi yavaşça çıkarıp sandalyenin üzerine bıraktı. Elbisesi de kan olmuştu. Acıyla onu da çıkarıp üzerine dolaptan Vezirin kıyafetlerinden bir şeyler geçirdi.
Adımlarını yatağa doğru attı. Yatağın örtüsünü dikkatlice kaldırıp, Vezirin sol tarafına, sargılı yarasına en ufak bir baskı yapmamaya özen göstererek yavaşça uzandı.
Yatak soğuktu ama Vezirin teninden yayılan o tanıdık, güven veren sıcaklık hala oradaydı. Kudret, başını adamın o geniş, yara almamış sağ omzuna usulca yasladı. Sol elini, Vezirin göğsünün üzerinden geçirip adamın beline hafifçe doladı. Onu incitmekten ölesiye korkuyordu.
Makineden gelen "bip.. bip.." sesi, Kudret'in kendi kalp atışlarıyla senkronize olmuştu sanki.
Vezirin o düzenli, derin nefes alışverişlerini dinlerken, gözlerinden süzülen yaşlar adamın boynuna doğru akıyordu. Parmaklarını yavaşça kaldırıp Vezirin o dağınık, alnına düşmüş saçlarının arasına daldırdı. Saçlarını usul usul, şefkatle okşamaya başladı.
"Beni affet.." diye fısıldadı karanlık odaya doğru. Sesindeki acı, odayı dolduracak kadar büyüktü.
"Beni ne olur affet Vezir. Ben ne yaptığımı bilmiyordum. İntikam hırsının beni böyle kör etmesine nasıl izin verdim.."
Hafifçe doğrulup yüzünü adamın yüzüne yaklaştırdı. Vezirin o güzel, huzurla uyuyan yüzüne baktı. Eğilip önce o solgun yanağına, uzun ve titrek bir öpücük kondurdu. Dudakları adamın teninde saniyelerce asılı kaldı. Sonra yavaşça kayarak, Vezirin o kuru, hafif aralık dudaklarına kendi dudaklarını usulca, büyük bir minnetle bastırdı.
Bu öpücükte bir ihtiras yoktu; sadece hayatta kalmasına duyulan derin bir şükran ve sınırsız bir aşk vardı.
Dudaklarını yavaşça geri çekti. Gözünden düşen bir damla yaş, Vezirin yanağına damladı.
Kudret tekrar başını adamın sağ omzuna yasladı. Kollarını ona biraz daha sıkı sardı, sanki onu bu dünyadaki tüm kötülüklerden, hatta kendinden bile korumak ister gibiydi.
"İyileş.." diye fısıldadı Kudret, sesi uykuya dalmak üzere olan bir çocuğun yakarışı gibi masumdu.
"İyileş ne olur sevgilim. Ben sensiz yapamam. Sen iyileş, ben senin yaralarını ömrümün sonuna kadar kendi ellerimle saracağım."
Vezir, aldığı anestezinin etkisiyle derin uykusunda hiçbir tepki vermese de, bilinçaltında o tanıdık kokuyu, o sıcaklığı hissetmiş gibi başını hafifçe Kudrete doğru çevirdi.
Kudret, adamın bu küçük refleksine gülümseyerek gözlerini kapattı. Burnunu Vezirin boynuna gömdü, onun kokusunu derin derin ciğerlerine çekti.
Dışarıda ormanın sessizliği, içeride ise hayata yeniden tutunan bir adamın kalp atışları vardı. Kudret, hayatında ilk defa silahların, yalanların, mafya savaşlarının ve o ağır Karslı soyadının yükünden uzak, sadece sevdiği adamın göğsünde, onun nefesiyle huzur bularak o küçük yatakta derin, yorgun ama umut dolu bir uykuya daldı.
