20. bölüm · Karmalar

➕ Otogar Gazozcu

🎀 💗

6.Bölüm

İstanbul otogarının o bitmek bilmeyen, insanı yutan kaosu, havaya karışan ağır egzoz kokusu ve peronlardan yükselen o sağır edici motor sesleri arasında, zaman sanki bir anlığına asılı kalmıştı. Zaferin (Timurun) vurulmasının ardından otogara ayak basan aileyi karşılayan o telaşlı kalabalık, etrafta koşuşturan adamlar ve bitmek bilmeyen o gergin uğultu, Kudretin zihninde silik bir arka fon müziği gibiydi.

O, her zamanki gibi dik duruşuyla, etraftaki karmaşadan kafasını soyutlamış bir şekilde etrafı izliyordu. Üzerinde, o asil, koyu renkli uzun kabanı ve yürürken her iki yanından bacaklarını cüretkar bir şekilde açıkta bırakan o derin yırtmaçlı, koyu lacivert elbisesi vardı.
Ayaklarındaki siyah topuklularıyla beton zeminde dururken, yüzünde hiçbir duygu kırıntısı barındırmayan, o bilindik, ulaşılmaz Ağa kızı maskesi takılıydı.

Bir süre sonra Cenneti arama bahanesi ile yanlarından ayrıldı. Gözleri, etraftaki kalabalığı umursamadan otogarın o devasa, karmaşık dükkanlarının arasında bir şeyler, daha doğrusu bir yeri arıyordu.

Çok geçmeden, kalabalığı adeta bir bıçak gibi yararak, geniş omuzları, gri tonlarındaki takımı ve yüzündeki o karizmatik, saygılı sağ kol ifadesiyle Vezir belirdi. Adımları o kadar net, duruşu o kadar tavizsizdi ki, sadece görevini yapan, patronunun kızına sadakatle hizmet eden bir adamdan başka hiçbir şey yoktu davranışlarında.

Vezir, Kudretin tam karşısında, aralarında o görünmez, aşılmaz saygı sınırını koruyacak bir mesafede durdu.
Başını hafifçe, saygıyla öne eğdi.

'Kudret Hanım.' dedi Vezir. Sesi otogarın o gürültüsüne rağmen tok, net ve fazlasıyla resmi çıkmıştı.
Gözleri, kadının yüzünde sadece bir saniye oyalandıktan sonra hızla etrafa, koruma içgüdüsüyle sağa sola kaydı.
'Bir şey mi aramıştınız? Adamlara söyleyeyim, hemen halletsinler.'

Kudret, yüzündeki o soğuk, mesafeli ifadeyi zerre kadar bozmadan çenesini hafifçe dikleştirdi. Kollarını uzun kabanının içinde kavuştururken, gözlerini doğrudan Vezirin yeşil gözlerine dikti.

'Yok.' dedi Kudret, sesi son derece düz, adeta emir veren bir tondaydı.
'Sadece etrafa bakınıyordum. Birkaç zaman önce burada, şu köşede bir gazoz içtiğimiz yer vardı. Hatırladın mı? O dükkan taşındı mı diye bakıyordum, yerinde yeller esiyor.'

Vezirin o saygılı, dondurucu maskesinin altında, sadece Kudretin görebileceği, saniyelik bir şimşek çaktı. Gözleri doğrudan Kudretin gözlerinin içine kilitlendiğinde, aralarındaki o resmiyetin altında yatan gizli bağ görünmüştü.

'Burası satıldı Kudret Hanım.' dedi Vezir, sesini bir oktav daha düşürerek. Kelimelerinin altındaki o yoğun vurguyla.
'Kuyumcu oldu orası. Ama o dükkan arka tarafa, daha sakin bir koridora taşındı. İsterseniz.. Gidip bir bakalım. Hem yorgunluğunuzu atarsınız.'

Kudret, yüzündeki o ulaşılmaz ifadeyi koruyarak başını hafifçe salladı.
'İyi madem. Gidelim bakalım. Sen ısmarlıyorsun ama.'
Vezir gülümseyip başını eğdi.

Birlikte, kalabalığın arasından sıyrılıp otogarın o yoğun insan selini arkalarında bırakarak daha karanlık, daha sakin koridorlara doğru yürümeye başladılar. Koridorlar tenhalaştıkça, florasan ışıklarının cılızlaştığı, kepenkleri inik, tenhanın da tenhası olan o arka bölüme geldiler.

Kısa bir yürüyüşün ardından, ahşap çerçeveli, camlarında nostaljik yazılar olan eski bir dükkanın önünde durdular. Vezir kapıyı ittiğinde, tepedeki pirinç çan neşeyle çınladı. Dükkandan içeri adım attılar.

İçerisi, dışarıdaki otogar kaosunun aksine inanılmaz derecede huzurlu, aydınlık ve serindi. Havada hafif, tatlı bir meyve esansı kokusu vardı. Duvarlarda eski gazoz markalarının afişleri asılıydı, kasanın arkasında ise kimse görünmüyordu. Kudret, omzunun üzerinden Vezire kısa, manalı bir bakış atıp hemen karşısındaki temiz ahşap masaya doğru usulca yürüdü. Vezir de onun arkasından içeri girip kapıyı yavaşça kapattı.

. . .

'Çok dağılmayalım Vezir.' diye fısıldadı Kudret, karanlık dükkanın içinde adamın o yanan, açlıktan kararmış gözlerine bakarken. Sesi, dışarıdaki o emreden kadından tamamen farklı; boğuk, titrek ve kışkırtıcı bir arzuyla doluydu.
'Toparlanamıyoruz sonra. Dışarıda bir ordu adam bekliyor.'

Ancak Vezirin toparlanmaya ya da uslu durmaya zerre kadar niyeti yoktu. Tamamen gazete kağıtlarıyla kaplı dışarıdan onları izole eden dükkanın kilidini iki kez çevirdi.
'Umrumda değil,' diye hırladı Vezir.
Dışarıdaki o sakin, başı eğik adam saniyeler içinde vahşi bir avcıya dönüşmüştü.

Tek bir adımda aralarındaki mesafeyi sıfırladı. Koca elleriyle Kudreti belinden kavradığı gibi, ayaklarını yerden kesti ve onu dükkanın tam ortasındaki o eski ahşap masanın üzerine sertçe, ama bir o kadar da sahiplenici bir şekilde oturttu.

Kudretin dudaklarından kaçan o küçük, boğuk inilti, Vezirin dudaklarının kadının boynuna, o şah damarının tam üzerine vahşice kapanmasıyla yutuldu.

Vezir, günlerdir kilitli kapılar ardında, o kalabalıkların içinde bu kadına sadece 'hanım' demek zorunda kalmanın, ona uzaktan bakmanın verdiği o korkunç açlıkla Kudretin boynunu adeta talan ediyordu. Dudakları kadının sıcak tenini ısırıyor, emiyor, o kusursuz ipek gibi tende kendi izini, kendi mülkiyetini bırakmak için delirmiş gibi hareket ediyordu.

Kudret, adamın bu vahşi, bu kontrolsüz açlığı karşısında geri çekilmek bir yana, kollarını anında Vezirin o geniş, kaslı omuzlarına doladı. Başını arkaya doğru atarak Vezirin dudaklarına daha fazla alan açarken, elleri çoktan adamın koyu gri, jilet gibi ütülü gömleğinin yakalarına gitmişti bile.

'Vezir..' diye inledi Kudret, parmakları adamın gömleğinin ilk üç düğmesini büyük bir aceleyle, adeta kumaşı yırtarcasına açarken.
'Aklımı kaçırtacaksın bana.. Dışarıda sana o kadar uzak durmak, yüzüne bakamamak..'

Düğmeler açıldığında, Kudretin ince, narin parmakları Vezirin o sıcak, sert göğüs kaslarının üzerinde gezinmeye başladı. Adamın teni alev alev yanıyordu. Kudretin tırnakları, o kaslı göğsün üzerinde hafifçe çizgiler bırakarak aşağıya doğru kayarken, Vezirin boğazından derin, hayvani bir hırıltı koptu.

Vezir başını kadının boynundan kaldırıp gözlerini doğrudan Kudretin o arzuyla dumanlanmış, yarı baygın kahverengi gözlerine dikti. Yüzü yüzüne o kadar yakındı ki, sıcak, kesik nefesleri birbirine karışıyordu.

'Bana emirler vermeni, bana o adamların yanında yabancı gibi bakmanı seviyorum.' diye fısıldadı Vezir, dudakları Kudretin dudaklarına teğet geçerken. Sesi o loş, izbe dükkanın içinde tehlikeli bir melodi gibi yankılanıyordu.
'Çünkü o ulaşılamaz, o kibirli Ağa kızının, bu kapalı kapılar ardında, bu masanın üzerinde benim kollarımda nasıl titrediğini, benimle nasıl eridiğini sadece ben biliyorum.'

Ve zerre kadar tereddüt etmeden dudaklarını kadının dudaklarına mühürledi.

Bu, dışarıdaki dünyaya inat, sırılsıklam, vahşi ve sınır tanımayan bir öpüşmeydi. Vezirin dudakları, kadının dudaklarını adeta esir almış, dilini onun ağzının içine arsızca yollamıştı. Kudret, adamın boynuna daha sıkı sarıldı, parmaklarını onun kalın, kırlaşmış saçlarının arasına geçirip onu kendine doğru daha da sertçe çekti. Nefesleri birbirine karışıyor, dilleri savaşıyor, dükkanın o tozlu, eski duvarları sadece onların o ıslak, soluksuz öpüşmelerinin çıkardığı seslerle yankılanıyordu.

Öpüşmeleri giderek daha da alevlenirken, Vezirin elleri boş durmadı.

İlk önce Kudretin tokasından kurtuldu saçlarını usulca okşamaya başladı. Sonra kudretin o koyu renkli, asil uzun kabanının önünü iki yana doğru itti. O koyu lacivert elbisenin, iki yanından üst bacağına kadar uzanan o derin, o cüretkar yırtmaçları Vezir için adeta bir davetiyeydi.

Koca, kaba ve sıcak elleri, elbisenin o yırtmaçlarından içeri daldı. Kumaşı acımasızca, tamamen yukarıya, kadının kalçalarına kadar sıyırdı. Kudretin o bembeyaz, pürüzsüz ve çıplak bacakları artık tamamen Vezirin insafına kalmıştı.

Vezir, soluk soluğa öpüşmeye devam ederken, ellerini kadının o çıplak, pürüzsüz bacaklarına yerleştirdi. Başparmakları Kudretin uyluklarının iç kısımlarında, o en hassas bölgelerde yavaşça, tenini yakarak gezinmeye başladı. Dışarıdaki havanın serinliğine inat, Vezirin elleri kor gibi yanıyordu ve dokunduğu her zerreyi de kendisiyle birlikte ateşe veriyordu.

Kudret, bacaklarında hissettiği bu cüretkar, bu sınır tanımayan dokunuşla birlikte Vezirin dudaklarının arasında boğuk bir çığlık kopardı. Uslu durmak onun doğasına aykırıydı. O da en az Vezir kadar aç, en az onun kadar bu yasak, gizli temasın bağımlısıydı.

Bacaklarını iki yana doğru açarak Vezirin o koca, heybetli gövdesini tamamen kendi bacaklarının arasına, o ahşap masanın kıyısına hapsetti. Ayaklarının ucuyla adamın bacaklarına tutunup onu kendine doğru daha da sertçe bastırdı. İkisinin bedenleri arasında zerre kadar boşluk kalmamıştı. Kudret, Vezirin o dizginlenemez duygularının kumaşın altından kendi ateşine sürtündüğünü hissettiğinde belini hafifçe kavislendirdi ve adama doğru bilerek, kışkırtıcı bir şekilde sürtündü.

'Vezir..' diye inledi Kudret, dudaklarını zorlukla adamın dudaklarından ayırarak. Göğüsleri hızla inip kalkıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Eli, adamın açıkta kalan göğsünden aşağıya, kasıklarına doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkmıştı.
'Senin bu ellerini.. O gözlerini dışarıda zapt etmek o kadar zor ki.. Herkesin ortasında öyle bir bakıyorsun ki üstüne atlamamak için kendimi zor tutuyorum.'

Vezir, kadının bu arsız itirafı ve bacaklarının arasındaki o kışkırtıcı hareketi karşısında aklını yitirecek gibi oldu. Gözlerini sıkıca kapattı, çenesi kasıldı, boynundaki damarlar belirginleşti.

'Delirtiyorsun beni ne yapayım..' diye hırladı Vezir. Ellerini Kudretin o çıplak bacaklarından yukarıya, kalçalarına doğru kaydırdı ve kadını o ahşap masanın üzerinde biraz daha kendine doğru çekerek, bedenini onun bedenine adeta çiviledi. 'Dışarıda o soğuk, o ulaşılamaz duruşun.. İçeride bana böyle davranman. Senin bu hallerin benim ecelim olacak Kudret.'

Vezir, dudaklarını yeniden kadının boynuna, oradan da elbisesinin açıkta bıraktığı omuz dekoltesine doğru indirdi. Islak, sert öpücükleri, ara ara tenine batan dişleri Kudreti kelimenin tam anlamıyla çıldırtıyordu. Kadının elleri adamın okyanus gibi dalgalanan siyah saçlarına karışmış, her öpücükte, her dokunuşta onu daha da derine, daha da tenine çekiyordu.

Ama bir sınır vardı. O lanet olası, dışarıdaki hayatın onlara koyduğu o görünmez duvar.

İleri gitmek yok kuralı, ikisinin de beyninin bir köşesinde, adeta bir saatli bomba gibi tik tak ediyordu. Dışarıda onları bekleyen ailesi, babasının adamları ve korunması gereken devasa bir sır vardı.
Dağılmış, üstü başı parçalanmış bir şekilde o dükkandan çıkamazlardı.

Vezirin elleri, elbisenin yırtmacından daha da tehlikeli yerlere, Kudretin iç çamaşırının kenarına doğru kaydığında, Kudret derin ve acı dolu bir nefes alarak adamın o koca bileklerini yakaladı.

'Dur..' dedi Kudret, sesi arzudan tamamen çatallanmış, gözleri yarı baygın bir şekilde. Nefes nefeseydi. Bedeni alev alev yanıyor, adamın dokunuşundan mahrum kalmak canını yakıyordu ama durmak zorundaydılar.

'Vezir.. Lütfen. İleri gidemeyiz. Dışarı çıkmamız lazım.. Babamlar şüphelenir, bizi aramaya başlarlar şimdi.'

Vezir, Kudretin bileklerini tutan elleri karşısında durdu. Gözleri, kadının yüzüne bakarken içindeki o vahşi arzuyu, o yarıda kesilmiş olmanın verdiği hüsranı avaz avaz bağırıyordu. Göğsü bir körük gibi, hızla inip kalkıyordu.

Başını usulca kadının alnına yasladı. Gözlerini kapattı ve derin, sarsıntılı bir nefes alarak kendi içindeki o fırtınayı dizginlemeye, o yirmi yıllık sabır taşına geri dönmeye çalıştı.

'Bir gün..' diye fısıldadı Vezir, ellerini yavaşça kadının o pürüzsüz bacaklarından çekip, elbisesinin yırtmaçlarını usulca aşağı, dizlerine doğru düzeltirken. Sesi hala boğuk, hala tehlikeliydi.
'Bir gün bu kilitli kapılara, bu gizli saklı köşelere ihtiyacımız kalmayacak. Bir gün, seni kucağıma alıp kendi yatağımıza götüreceğim. Ve o gün, bizi kimse durduramayacak.'

Kudret, adamın bu sözleri karşısında yutkundu. İçindeki o devasa aşk, o adama duyduğu tarifsiz tutku bir kez daha göğsüne sığmaz olmuştu. Titreyen parmaklarıyla uzanıp, Vezirin açtığı gömlek düğmelerini yavaşça, tek tek iliklemeye başladı.

'Biliyorum..' diye fısıldadı Kudret, son düğmeyi de ilikleyip adamın yakalarını düzeltirken. Gözlerinin içine o sarsılmaz, o inatçı Ağa kızı bakışıyla, ama sadece adama sakladığı o sırılsıklam sevdayla baktı.
'Ama.. O gün gelene kadar, bu izbe dükkanlarla idare etmemiz gerekecek maalesef..'

Vezir, kadının dudaklarına son, kısa ama bir o kadar da derin, mühür gibi bir öpücük bıraktı. Sonra geri çekildi. Üzerindeki o vahşi, o sınır tanımayan adam maskesini saniyeler içinde çıkarıp attı. Ceketini düzeltti, omuzlarını dikleştirdi.

Kudret de masadan yavaşça aşağı süzüldü. Uzun kabanını düzeltti, saçlarını elleriyle tarayarak o eski, ulaşılamaz, resmi topuzuna geri döndü. Sadece dudaklarındaki o hafif şişlik ve yanaklarındaki o tatlı kırmızılık, az önce bu dükkanda yaşanan o devasa yangının tek şahidiydi.

Vezir, dükkanın o paslı kilidini yavaşça açtı. Kapı kolunu tutarken, Kudrete son bir kez gözleriyle o derin, o karanlık ve sır dolu bakışını attı.

Kapı açıldığında ve otogarın o sağır edici gürültüsü, egzoz kokusu tekrar üzerlerine çöktüğünde...

'Haklıymışsınız Kudret Hanım.' dedi Vezir, sesi yine o dondurucu, o mesafeli ve saygılı sağ kol tonuna geri dönmüştü. Başını hafifçe öne eğdi.
'O eski gazozcu burada da yokmuş. Tamamen taşınmış.'

Kudret, topuklularının o tok sesiyle koridorda yürümeye başlarken, yüzündeki o soğuk, mesafeli tebessümle başını salladı.

'Sağlık olsun Vezir.' dedi Kudret, emir veren, asil sesiyle.
'Biz de başka zaman içeriz gazozumuzu.'

Ve ikisi, dünyanın en büyük, en ateşli ve en tehlikeli sırrını o gazetelerle kaplı dükkanda bırakarak, dışarıdaki o kaotik hayata, kendi maskelerine bürünerek geri döndüler.