52. bölüm · Karmalar

Kurabiye 2

🎀 💗

Ertesi sabah konaktaki o gergin ama bir o kadar da gösterişli kahvaltı sofrasında Kudretin iştahı zerre kadar yoktu. Dün gece o yastığı fırlattıktan sonra gözüne gram uyku girmemiş, uyusa da kalbindeki o anlamsız çarpıntıyla ve rüyasında Cemilenin o kurabiye dolu tabağıyla boğuşup durmuştu.
Çatalıyla tabağındaki peyniri ezerken, babası Zaro Ağanın gür, otoriter sesi duyuldu.

'Bekir!' diye seslendi Zaro Ağa çayından bir yudum alıp.
'Şu bizim evin fatura makbuzlarını Vezir halletti mi? Bu akşam dosyalansın onlar.'

Çayını tazeleyen Bekir Dayı 'Sabah halletti ağam, halletti.' dedi saygıyla başını eğerek.
'Kaşelenecekmiş sadece otogarda. Hatta bizim Cemile sabah Vezirle çıktı otogara. O makbuzları teslim alıp şoförlerle birlikte dönecek öğlene doğru.'

Kudretin elindeki çatal tabağa öyle bir çarptı ki, porselenden çıkan tiz ses masadakilerin kısa bir an ona dönmesine neden oldu.

Birlikte mi çıktılar? diye geçirdi içinden Kudret. Sinirleri anında tepesine çıkmış, kan beynine sıçramıştı. Zihni hızla bir plan yapmaya başladı.

'Baba..' dedi Kudret aniden, sesini toparlayarak.
'Bugün ben de otogara gelsem olur mu? Oradaki pasajdan alacaklarım vardı, birkaç mağazaya uğramam lazım.'

Zaro Ağa kızına bakıp başını salladı.
'Gel Kudret, hazırlan da çıkalım.'

Yarım saat sonra Karslı Konağının o siyah, janjanlı arabası otogarın girişine yanaştı. Kudret arabadan iner inmez babasına 'Benim dükkanlarda işim var baba, sen geç ofise.' deyip kalabalığın arasına karıştı.
Adımları hızlı ve öfkeliydi.

Peronların arasında dolanırken, köşede sigara içen Kaptanla göz göze geldi.
Kaptan her zamanki o fiyakalı duruşuyla sırıtıp ona doğru bir adım atmıştı ki, Kudret elini havaya kaldırıp onu durdurdu.

'Vezir buralarda mı, gördün mü?' diye sordu Kudret, adamın yüzüne bile bakmadan.

Kaptanın sırıtışı bozuldu, bozulmuş bir şekilde omuz silkti.
'Arka taraftaki gözlemeciye doğru gittiler yanındaki o kızla, az önce gördüm. Hayırdır bir yanlış mı yaptı?'

Kudret adama bir teşekkür bile etmeden onu cevapsız bırakarak topuklarını vura vura arka taraftaki çay bahçelerine doğru ilerledi. Ve çok geçmeden onları buldu.

Vezir ve Cemile, küçük bir tahta masada karşılıklı oturmuş kahvaltı ediyorlardı. Cemile yine bir şeyler anlatıyor, kıkırdıyor; Vezir ise elindeki çayı yudumlarken kızı dinliyordu.
Kudret, o manzarayı gördüğü an içindeki kıskançlık perisi tamamen kontrolü ele geçirdi.

Hışımla masaya yaklaştı.

'Afiyet olsun!' dedi Kudret, sesi o kadar yüksek ve alaycıydı ki, etraftaki birkaç masa bile onlara döndü.
'Kahvaltı keyfinizi bölmüyorum umarım?'

Vezir, Kudretin sesini duyduğu an refleksle ayağa fırladı. Gözlerinde büyük bir şaşkınlık vardı.
'Kudret Hanım? Sizin ne işiniz var burada?'

'Babamla geldim.' dedi Kudret çenesini dikleştirerek. Gözleriyle Cemileyi şöyle bir baştan aşağı süzdü.
'Benim alacaklarım var. Babam dedi ki, Vezir sana yardım etsin, ödemeleri falan da o yapsın şirket kartından. E hadi, kalk bakalım sağ kolum.'

Cemilenin yüzü biraz asılsa da, hemen toparlanıp masumca gülümsedi.
'İstersen ben de geleyim Kudret Hanım, size yardım ederim. Oradan da eve geçeriz.'

Kudretin amacı Cemileyi Vezirle baş başa bırakmamaktı, bu teklif onu etkilemezdi. Ama bunu kıza zehir etmeye de kararlıydı.
'İyi, gel madem. Peşimizden ayrılma.' deyip Vezire doğru yanaştı ve zerre çekinmeden koluna girdi.

Vezirin bütün bedeni o temasla kaskatı kesildi. Kudretin ince eli kolundaydı ve kızın o baş döndüren yasemin kokusu burnuna doluyordu. Koca adamın nutku tutulmuş, ne yapacağını bilemez bir halde yutkunmuştu.

Cemile ise arkalarında, ellerini önde birleştirmiş bir şekilde onları takip ediyordu.

Dükkan dükkan gezdiler.
Kudret, sırf Cemileye nispet yapmak için Vezire eziyet ediyordu.

Bir mağazaya girip, dar kesim, zümrüt yeşili bir elbise denedi. Kabinden çıktığında aynanın önünde duran Vezirin doğrudan önüne geçti. Aynadan kendine değil, doğrudan çocuğun gözlerine bakıyordu.

'Nasıl durdu sence Vezir?' diye sordu Kudret, sesini bilerek biraz fısıltılı, cilveli bir tona büründürerek.
'Rengi açtı sanki he beni?'

Vezir yutkundu. Boğazı kurumuştu. Elbise kızın vücudunu kusursuzca sarmıştı ve Kudret kelimenin tam anlamıyla baş döndürücü görünüyordu.
'Güzel..' diye mırıldanabildi sadece Vezir.
'Baya.. Güzel durmuş.'

Kudret zafer kazanmış gibi gülümserken, arkadaki Cemilenin yüzü düşmüştü.
'Beğendiysen alalım o zaman.' diyip Vezire dönüp yalandan yakasından tozu silkeledi.

Vezir bu yakınlık karşısında nefes almayı unutmuştu sanırım. Kız keyifle kabine döndüğünde Vezir uzun bir süre öksürdü toparlanmak için.

Mağazadan çıkıp otogarın o geniş koridorunda yürürlerken, karşıdan gelen tanıdık bir sima Kudretin adımlarını durdurdu. Nergis Teyze! Yıllardır Kudretin annesinin en yakın arkadaşıydı.

'Aaa! Kudretçiğim, naber kızım!' diye bağırarak Kudrete sımsıkı sarıldı kadın.
'Ne kadar büyümüşsün, ne kadar güzelleşmişsin böyle!'

'İyiyim Nergis Teyze, sen nasılsın?' dedi Kudret de nezaketle gülümseyerek.

Nergis Teyzenin gözleri, Kudret’in hemen yanındaki o geniş omuzlu, heybetli gence, Vezire kaydı.
Gözleri parladı.

'Ee kızım, maşallah. Yanındaki de damat bey galiba? Çok yakışıyorsunuz. Ne işle meşgulsünüz evladım?'

Kudret, arkada duran Cemileye göz ucuyla bakıp, içindeki o şeytani zafer duygusuyla Vezirin kolunu hafifçe sıvazladı.

'Bizim şirketin tüm işlerine bakıyor Nergis Teyze. Bu otogarın beyni desek yerinde olur.' dedi Kudret, hiç bozuntuya vermeden, son derece tatlı bir sesle.
'Çok beceriklidir.'

Vezirin gözleri şaşkınlıkla açıldı. Kudretin bu yalanı, bu oyunu neden oynadığını, o neden damat olarak tanıtıdığı halde düzeltmediğini anlayamıyordu ama kalbi göğüs kafesinde gümbür gümbür heyecanla atmaya başlamıştı.
Yine de doğru olanı yapması gerektiğini biliyordu.

'Niye gerçeği söylemiyoruz Kudret Hanım?' dedi Vezir, kaşlarını hafifçe şaşırarak ve utanmış bir halde.

Kudret dudak büzerek adama döndü.
'İşlere bakmıyor musun Vezir?' diye cevapladı onu, gayet rahat bir tavırla.

Tam o sırada arkadan Cemile atıldı. Sesi ince ama fazlasıyla netti.

'Damat bey değil.' dedi Cemile, Kudrete inatla bakarak.
'Vezir, Zaro Ağanın sağ kolu. Çalışanı yani. Kudret Hanımla öyle bir alakaları yok. Yanlış anlaşılma oldu sanırım.'

Bu cümle, Kudretin beyninde şimşekler çaktırdı. Cemilenin o meydan okuyan, 'senin değil' der gibi bakan yüzü Kudreti kelimenin tam anlamıyla deli etmişti. Sinirden kan beynine sıçradı, elleri titremeye başladı.
Kızı orada, o otogarın ortasında saçından tutup yolmak istiyordu.

Tanıdıkları kadın uzaklaşırken Kudret sinirle Cemile bakıyordu burnundan soluyarak.

'Hadi gidelim!' dedi Kudret sinirle. Hışımla Vezirin elindeki alışveriş poşetlerini çekip aldı.
'Sana da ihtiyacım yok, ben kendim dönerim!'

Topuklarını mermer zemine vura vura, arkasına bile bakmadan yürüyüp gitti.

Vezir neye uğradığını şaşırmış bir halde kızın arkasından bakakaldı.
Kudretin bu hallerine, o öfke nöbetlerine zerre kadar anlam veremiyordu. Kaptana aşıkken kendisine söylenen damat beyi düzeltmeyip, sonra neden çıldırmıştı ki?

Cemile de hemen Kudretin peşinden gitmeye yeltenince, Vezir elini uzatıp kızı durdurdu.

'Dur Cemile.' dedi Vezir, derin bir nefes alıp başını iki yana sallayarak.
'Onunla gitme şimdi. Heyheyleri üzerinde yine, sana sarar yolda. Bizim çocuklar bırakır seni eve.'

Vezir, Kudretin arkasından bakarken içindeki o koca sevdanın üzerinde yeşeren bu anlamsız kaprislerin nedenini asla çözemeyeceğini düşünüyordu.
Oysa Karslı Konağının inatçı kızı, kendi kalbine ördüğü o kalın duvarların arasında çoktan Vezir Yılmaza esir düştüğünü kendine bile itiraf edemiyordu.