3. bölüm · Karmalar
36 Yaş - 3.Bölüm
Kapının kilitlenme 'tık' sesi banyonun fayanslarında yankılandığı saniye, Vezir koca cüssesiyle Kudreti doğrudan kapının arkasına yasladı. Gözlerinde zerre kadar sabır kalmamıştı.
'Vezir..' dedi Kudret, dudaklarının arasından kaçan o neşeli, kıkırdayan sesle. Adamın elleri anında kadının belindeki bornozun kuşağına gitmişti bile.
'Şşşşş..' diye mırıldandı Vezir, burnunu kadının nemli, mis gibi kokan boynuna daldırırken.
'İçeride karşıma bu güzel bornozla çıktığın saniye benim için ipler kopmuş bulundu Kudret Hanım.'
Kudret, adamın göğsüne hafifçe vurup onu gülerek bir adım geriye itti.
'Suyu açmayı öğren bari sağ kolum! Boşa mı geldim buraya? Su bile akmıyor su nasıl duş bu!'
Vezir, kadının bu oyunbaz tavrıyla arsızca sırıttı.
'Doğru diyorsun güzellik. Tesisat önemli.'
Uzanıp duşakabinin cam kapısını hızla açtı. Musluğu sıcak tarafa çevirip suyu sonuna kadar açtığı an, şelale gibi akan suyun sesi banyoyu doldurdu. Vezir hiç beklemeden Kudreti belinden kavradığı gibi, üzerindeki önü tamamen açılmış bornoza zerre aldırmadan onu da kendisiyle birlikte doğrudan suyun altına çekti.
'Vezir! Ne yapıyorsun!' diye çığlık attı Kudret şaşkınlıkla.
'Bornozla soktun beni suyun altına! Sırılsıklam oldu, bir ton su tuttu hep!'
'Çıkaralım o zaman..' dedi Vezir, sesi suyun sesini bastıracak kadar gür ve tahrik ediciydi.
'Aramızda ağırlık yapmasın.'
Vezirin iri elleri saniyeler içinde bornozu Kudretin omuzlarından aşağı hızla sıyırıp, duşakabinin dışına, fayansların üzerine umursamazca fırlattı attı.
Kudret, akan sıcak suyun altında tamamen çıplak kaldığında nefes nefese adama baktı.
Adamın çıplak omuzlarından süzülen sıcak sular, siyah kumaş pantolonuna iniyor; kumaş adamın bacaklarına ikinci bir deri gibi sımsıkı yapışıyordu.
'Üstün başın sırılsıklam oldu!' dedi Kudret. Bir yandan kahkaha atıyor, bir yandan da akan suyu adamın yüzünden silmeye çalışıyordu.
'Pantolonla girdin duşa! Ne kadar sabırsızsın!'
'Sen benim aklımı başımdan alırken ben pantolonu nasıl düşüneceğim?' Vezir nefes nefese kadının boynuna ıslak dudaklarını bastırdı.
'Dur, bari çıkaralım.' dedi Kudret, sesindeki kışkırtıcı tonla.
Akan sıcak suyun altında ellerini adamın sırılsıklam olmuş beline doğru kaydırdı. İnce parmakları önce siyah deri kemerin metal tokasını buldu. Tokayı ağır ağır hareketlerle açıp kemeri gevşetti. Ardından ıslak kumaşın üzerinde gezinerek fermuarı yavaşça aşağı çektiğinde, Vezir başını boynundan çekmek zorunda kalmıştı.
Ama kumaşın ıslaklığı yüzünden pantolonun düğmesi ilikten bir türlü çıkmıyordu. Kudretin narin parmakları o tehlikeli bölgede, adamı kışkırtmak istercesine bilerek ve yavaşça oyalanırken, Vezirin sabrı saniyeler içinde tamamen tükendi.
Adam sabırsız bir ses çıkarıp, kumaşı sertçe kavradığı gibi inatçı düğmeyi yerinden büyük bir şiddetle kopardı. Kopan düğmenin fayansa çarpan tıkırtısı suyun sesine karışırken, deri kemerle birlikte ağırlaşmış pantolonu hırsla bacaklarından sıyırıp bornozun yanına fırlattı attı.
'Düğmeyi kopardın Vezir! Hayvan-..' cümleye devam edemedi utanıp yutkundu.
'Bazen çok kaba saba oluyorsun gerçekten!" Kudret bir yandan şen bir kahkaha atıyor, bir yandan da yüzüne çarpan suyu siliyordu.
Vezir, kadını ince belinden sımsıkı kavradığı gibi soğuk fayanslara doğru sertçe yasladı. İki alev alev yanan beden birbirine çarparken adamın gözleri arzudan kopkoyu olmuştu.
'Senin karşında medeni kalmak mümkün mü sence aşk kadın?'
Dudakları anında Kudretin dudaklarına kapandı. Su, ikisinin yüzünden, omuzlarından aşağı akarken öpüşmeleri buharın içinde giderek daha da vahşileşiyordu. Kudretin elleri adamın o ıslak, kaygan sırtında geziniyor, tırnaklarını hafifçe tenine geçiriyordu.
Vezir nefes nefese dudaklarını ayırdı.
'Ortam-.. Yanii su ayarı tam istediğim gibi oldu yalnız.. Ateş gibi..'
'Su değil, sen yanıyorsun Vezir Yılmaz.' dedi Kudret kıkırdayarak. Uzanıp duşakabinin rafındaki şampuan şişesini aldı. 'Madem su ayarı için buradayım, ve sırılsıklam oldum bari gerçekten bir işe yarayayım. Eğil azıcık bakayım.'
Vezir kaşlarını çattı ama dudaklarındaki o serseri sırıtış silinmemişti.
'Sırılsıklam ne anlamdaydı..' Kudret sertçe omzuna vurdu başını başka yöne çevirip.
Vezir gülerek sordu 'Ne yapacaksın?'
'Saçını yıkayacağım. Küçücük kaldım böyle topuklu olmadan, eğilmen lazım. Hadi.'
Vezir, itaatkar ama alaycı bir tavırla başını hafifçe öne eğildi.
Kudret şampuanı ellerinde köpürtüp adamın gür saçlarına daldırdı. Parmak uçlarıyla kafa derisine masaj yaparken, Vezirin ağzından halinden son derece memnun bir mırıldanma kaçtı.
'Gözlerini kapa, köpük kaçacak.' diye uyardı Kudret.
'Sana bakmadan duramıyorum.' dedi Vezir. Gözleri, suyun altında parlayan kadının yüzünde, dudaklarında ve vücudunda geziniyordu.
'Kapa dedim sana!' Kudret elindeki köpüğü adamın yüzüne doğru hafifçe sıçrattı.
'Tamam, tamam kapattım!' Vezir gülerek gözlerini yumdu.
'Ama ellerim görüyor haberin olsun.'
Adamın iri elleri anında Kudretin ıslak beline, oradan da kalçalarına doğru kaydığında Kudret nefesini tuttu.
'Ellerini uslu tut Vezir Yılmaz. Yıkanıyoruz şurada.'
'Yıkanmıyoruz Kudret. Sen beni delirtiyorsun şu an. O narin parmakların saçlarımda usul usul gezinirken benim uslu durmamı bekleme.' Vezir ellerini daha da yukarı, kadının bel kıvrımına doğru kaydırdı ve onu kendine doğru hızla çekti. Islak tenleri birbirine çarptı.
'Vezir..' diye gürledi Kudret, elindeki şampuan şişesi elinden kayarken. Şişe duşakabinin zeminine büyük bir gürültüyle düştü.
'Tüh gitti şampuan.' diye fısıldadı Vezir, gözleri hala kapalıyken dudaklarını kadının çenesine sürterken.
'Zaten köpürtme sırası bendeydi.'
Vezir gözlerini açtı, raftan duş jelini alıp kendi avuçlarına döktü. Gözlerini Kudretin gözlerine kilitleyip, jeli kadının omuzlarından aşağıya, köprücük kemiklerine ve göğsüne doğru yavaşça, adeta eziyet edercesine yaymaya başladı.
'Ne yapıyorsun?' dedi Kudret nefes nefese, adamın dokunuşlarıyla bedeni kaskatı kesilmişti.
'Seni yıkıyorum.' dedi Vezir gayet masum bir sesle ama gözlerinden ateş saçıyordu.
'Tertemiz olman lazım. Malum, cici olup kahvaltıya gideceğiz.'
'Senin bu arsızlıkların ne olacak?' Kudret adamın ellerini durdurmak için bileklerinden yakaladı ama Vezir o an asla dinlemezdi. Parmakları daha da aşağıya, kadının karnına doğru kaydı.
'Yılların acısını çıkarıyorum Kudret. Bana arsız deme, az bile yapıyorum.'
Vezir kadını yavaşça duşun fayansına iyice yapıştırıp, bir bacağını kadının bacaklarının arasına yerleştirdi. Suyu falan unuttular. Buhar banyonun her yerini kaplamış, göz gözü görmez olmuştu.
'Babamlar..' diye fısıldadı Kudret, aklı bir anlığına konağın geri kalanına kayarken.
'Hastaneden erken dönerlerse..'
'Dönmezler.' diyerek sözünü kesti Vezir. Dudakları kadının boynundaydı.
'Beyazıt abartmıştır yine. Serumu bitmeden bırakmaz doktor. En az iki saatimiz var.'
'İki saat demek..' Kudret muzipçe gülümsedi.
'Kahvaltıya gitmesek mi o zaman?'
Vezir duraksadı. Başını kaldırıp inanamayarak kadına baktı.
'Kahvaltıyı iptal edip burada, bu banyoda kalmayı mı teklif ediyorsun şu an bana?'
'Fena fikir mi?'
'Kudret, sınama beni bak. Kapıyı kilitler, baban gelse açmam yemin ediyorum.'
Kudret kahkaha atarak onu göğsünden itti.
'Şaka yapıyorum şaka! Açım ben. Zaten dün geceden beri bütün enerjimi sömürdün. Midem kazınıyor.'
Vezir güldü, uzanıp duş başlığını yerinden aldı. Suyu Kudretin üzerinde gezdirerek üzerindeki köpükleri hızla arındırdı.
'Tamam o zaman. Hızlıca durulanıyoruz, giyiniyoruz ve çıkıyoruz. Yoksa bu banyodan akşama kadar çıkartamayacaksın beni haberin olsun.'
'Sonunda mantıklı konuşan bir Vezir Yılmaz!'
Suyu kapattıklarında banyoya ani bir sessizlik çöktü. Sadece yere damlayan suyun sesi duyuluyordu. Vezir kabinin kapısını açıp dışarı uzandı ve askıdaki iki büyük havluyu aldı. Birini Kudretin etrafına sımsıkı sardı, diğerini kendi beline doladı.
Buharla tamamen kaplanmış aynanın karşısına geçtiklerinde Kudret eliyle aynadaki buğuyu sildi. Kendi yanakları al al olmuş, saçları sırılsıklam omzuna dökülmüştü. Aynadan arkasında duran adama baktı.
Ayağının altında rahatsız edici bir sertlik vardı ayağını kaldırıp baktı.
'Şuna bak! Düğmelerin kopmuş çıkarırken.' dedi banyoya sıçrayan birkaç gömlek düğmesine gözü kayarken.
'Bu gömleğin umarım benim sana hediye aldığım değildi.' dedi Kudret sahtece kaşlarını çatarak.
Vezir kadının arkasından omuzlarına bir öpücük kondurdu.
'Saçmalama onu balayımıza saklıyorum ben.'
'Ne! Vezir off! Şaka yapıyorsun herhalde. Abart.'
'Abartmıyorum. Görürsün o gün geldiğinde.' Vezir elindeki küçük havluyla kadının saçlarındaki fazla suyu usulca aldı.
'Hadi, odaya geçelim. Sen giyin. Ben de odama geçip üzerime bir şeyler geçireyim, hemen geliyorum.'
Kudret kilidi açıp banyodan çıktığında yatak odasına serin bir hava doldu.
'Vezir, çabuk ol. Bak gerçekten birileri gelirse açıklayamayız evde olmayışımızı.'
'İki dakikaya buradayım yavrum!'
Vezir kapıdan sıvışıp kendi odasına geçti. Kudret hızla dolabına yöneldi. Vezirin çok sevdiğini bildiği mavi bluzu ve siyah kalem eteğini giyindi. Saçlarını hızlıca havluyla kurutup ensesinde dağınık bir topuz yaptı. Tam parfümünü sıkıyordu ki kapı tıklandı ve Vezir içeri daldı.
Üzerinde temiz, lacivert bir tişört ve siyah pantolon vardı. Saçları hala hafif nemliydi.
'Vayy.. Gömlek gitmiş. Çok mu yakışıklı olmuşsun ne böyle.' dedi Kudret gözlerini kısarak.
Vezir sırıttı.
'Senin yanına yakışmak için uğraşıyoruz hanımefendi. Hazır mısın?' diyip hızlıca arkasına geçip yanağından öptü.
Bir süre aynadaki yansımalarıyla bakıştılar. İkisinin de aklından geçen tek şey gerçekten birbirlerinin diğer yarısı olduklarını; uzaktan bile bu kadar belli etmeleriydi.
Kudret çantasını yatağın üzerinden aldı. 'Hazırız. Ama arka kapıdan çıkıyoruz.'
'Nasıl istersen.'
Vezir kapıya doğru yöneldiğinde durdu ve arkasına dönüp Kudrete baktı.
'Yalnız bir şeyi unuttuk.'
'Neyi?' Kudret etrafına bakındı.
'Çantamı aldım, telefonum yanımda.'
'Onu demiyorum.' Vezir adımlarını geri çevirip kadının tam dibinde durdu.
Elini Kudretin beline atıp onu kendine çekti. 'Şu banyoda yarım kalan su ayarı meselesi.. Akşam devam edeceğiz, değil mi?'
Kudret adamın göğsüne hafifçe vurup onu kapıya doğru itti.
'Yürü Vezir Yılmaz, yürü! Açlıktan bayılacağım diyorum şimdi!'
Vezir kahkaha atarak kapıyı açtı. İkisi de konağın sessiz koridorlarına adım atarken, gözlerinde az önceki o buharlı dakikaların ve birbirlerine ait olmanın verdiği o mutlu tebessüm vardı. Konağın geri kalanı hastane koridorlarında panik yaşarken, onlar arka kapıdan süzülüp İstanbulun sabahına, sadece ikisine ait olan o saklı, özgür saatlere doğru karışıp gittiler.
