4. bölüm · Karmalar

24 Yaş İş Kadını - 1.Bölüm

🎀 💗

Otogarın genzi yakan o keskin mazot kokusu ve bitmek bilmeyen gürültüsü, gece yarısına doğru yerini nihayet ağır, yorgun bir sessizliğe bırakmıştı. Yazıhanenin camına vuran cılız sokak lambasının ışığı, içerideki toz zerrelerini aydınlatırken, Kudret masanın üzerindeki kalın matematik kitaplarını ve test fasiküllerini dizmekle meşguldü.

Yirmi dört yaşındaydı. Başarılı bir üniversite hayatının ardından yüksek lisansını dereceyle tamamlamış, zehir gibi çalışan aklına ve aldığı o üst düzey eğitime rağmen kendini babasının otogarındaki bu eski püskü masada bulmuştu. Çocukluğundan beri kendisini hayal ettiği tek yer bu dünyaydı çünkü.

Ama bu gece, kalın hesap defterleri için değil, çok daha gizli, kalbini güm güm attıran bambaşka bir sebep için buradaydı.

'Mesaiye kalmam gerekiyor baba, hesaplar yarına kalsın istemiyorum.' demişti telefonda sadece birkaç saat önce.
Sesi o kadar olağan, o kadar inandırıcı çıkmıştı ki, babası zerre şüphelenmemişti.

Oysa Kudretin mesaisi, yirmi beş yaşında, hayatı boyunca kitaplardan çok sokakların ve kaba kuvvetin dünyasında var olmuş, babasının en güvendiği sağ kolu Vezirleydi.

Vezir..
Otogarın ciddi duruşlu, herkesi titreten, sadakatiyle nam salmış adamı.
Kudretin haftalarca dil döküp 'Senin bu pratik zekan sadece adam hırpalamaya mı yetiyor? Neden okuyup diplomanı eline almıyorsun?' diyerek gaza getirdiği gizli öğrencisi.
Ve Kudretin kendine bile itiraf etmekten çoğu zaman kaçındığı, her gördüğünde nefesini kesen o genç adam.

Aralarındaki 'ağa kızı' ve 'sadık sağ kol' duvarı o kadar kalın ve aşılmaz duruyordu ki, Kudret bu duvarı yumruklamaktan bitap düşmüştü. Vezir ona bir kadın gibi değil, kutsal bir emanet gibi bakıyordu.
Zaro Ağaya olan o hastalıklı sadakati ve sarsılmaz saygısı, Vezirin gözlerine adeta kalın bir perde çekmişti. Kudretin ona olan ilgisini, kaçamak bakışlarını, sesindeki o titremeyi göremeyecek kadar kördü.

Bu körlük Kudreti bazen öylesine delirtiyordu ki, adamın dudaklarına kapanıp 'Bana eşyaymışım gibi bakmayı kes!' diye bağırmak istiyordu.

Koridordan gelen o tok ve tanıdık ayak seslerini duyduğunda Kudretin kalbi göğüs kafesine şiddetli bir tekme attı.
Hızla boğazını temizledi, saçlarını düzeltip el aynasından hızlıca kendine baktı.

Yazıhanenin kapısı usulca aralandı. Vezir, üzerindeki siyah takımıyla içeri adım attı.
Yüzünde bütün günün yorgunluğu vardı ama duruşu her zamanki gibi jilet gibiydi. Üstelik bu gece eli boş gelmemişti. Elinde bir kağıt poşet tutuyordu ve poşetten odaya anında taze, erimiş kaşar kokusu yayılmıştı.

'İyi akşamlar Kudret Hanım.' dedi Vezir, kapıyı arkasından usulca kapatıp başını hafifçe eğerek.
'Kusura bakmayın, peronlarda bir mevzu vardı, onu halletmeden gelemedim. Beklettim sizi.'

'Sorun değil.' dedi Kudret, dudaklarındaki o sımsıcak tebessümü saklayamayarak. Gözleri Vezirin elindeki poşete takıldı.
'Elindeki ne?'

Vezir masaya doğru ağır ağır yaklaşıp elindeki poşeti Kudretin önündeki kitaplarının yanına bıraktı.
'Rıza Usta'dan. Baktım sabahtan beri koşturuyorsunuz otogarın içinde, mesaiye kalacağınızı da duyunca midenize doğru dürüst bir şey girmemiştir dedim. Sizin sevdiğinizden yaptırdım, bol kaşarlı, tereyağlı.'

Kudretin gözlerinin içi öyle bir parladı ki, Vezirin o an göğüs kafesinde tuhaf, anlamsız bir sızı belirdi.
Kalbi bir saniyeliğine hızlandı ama bu sızıyı anında attı içinden; patronuna yemek getirmiş bir çalışanın sıradan bir hissiyatıydı bu ona göre, başka hiçbir şey olamazdı.

Kudret için ise durum bambaşkaydı. Bu küçük, basit tost, Vezirin onu izlediğinin, neyi sevdiğini bildiğinin en büyük kanıtıydı.
'Vezir süpersin. Gerçekten açlıktan bayılmak üzereydim, çok teşekkür ederim.' dedi poşeti hevesle açarken.
O sert patron gitmiş, yerine mutlu bir kız çocuğu gelmişti.

'Afiyet olsun.' dedi Vezir, masanın diğer ucundaki sandalyeyi çekip her zamanki gibi aralarına saygılı bir mesafe koyarak otururken.
'Siz yemeğinizi yiyin, ben beklerim. Zaten şu integral dedikleri illete ne kadar geç başlarsak benim için o kadar iyi.'

Kudret, tostundan bir ısırık alırken sandalyeyi hafifçe adama doğru kaydırdı. Aralarındaki mesafeyi kapatmaktan hiç çekinmiyordu.
'Kaçışın yok Vezir. Üniversite sınavında çok puan getiren, en can yakan yerlerden burası. Bugün o temel kuralları senin kafana sokacağız.'

Tost bittiğinde, Kudret ellerini peçeteyle silip derin bir nefes aldı. Gözlerindeki o muzip parıltı yerini ciddiyete bıraktı.
Kitapları Vezirin önüne doğru itti ve adamın tam yanına, sadece birkaç santim uzağına yerleşti. Bedenleri birbirine o kadar yakındı ki, Vezirin kokusu doğrudan Kudretin burnuna doluyordu.

'Bak şimdi..' diye fısıldadı Kudret. Sesi yumuşacık çıkıyordu.
'İntegral, gözünde büyüttüğün kadar korkunç bir şey değil. Türevin tersi işlemidir. En temel kuralımız şu.'

Kudret eline kurşun kalemi alıp boş bir kağıdın üzerine hızla bir şeyler yazdı.

'Gördün mü?' dedi Kudret, kalemin ucuyla formülü göstererek.
'Üssü bir artırıyorsun, bulduğun o yeni üsse sayıyı bölüyorsun. Bir de sonuna her zaman o belirsizliği ifade eden c sabitini ekliyorsun. Tek yapman gereken bu.'

Vezir derin bir iç çekti. Koca elleriyle kağıttaki o garip 'S' işaretine, x'lere bakarken kaşları çatılmıştı.
'Kudret Hanım, yemin ediyorum bana diyin ki 'Gel bütün yıllık hesapları topla', gözümü kırpmam. Ama şu yılan gibi kıvrılan işareti görünce benim beynim duruyor.'

'Durmayacak artıkk.' dedi Kudret gülümseyerek.
'Şimdi sana bir örnek yazıyorum. Bunu sen çözeceksin.'

Kağıdın alt kısmına yeni bir denklem yazdı.

Kudret kalemi yavaşça Vezirin eline doğru uzattı.
O kısacık sıcak temas, Kudretin parmak uçlarından bütün bedenine yayılan bir elektrik akımı oluşturmuştu.
Kalbi öyle şiddetli atmaya başladı ki, sesinin duyulacağından korktu. Vezir ise o teması hissettiğinde parmakları istemsizce seğirdi ama yüzündeki o ciddi, saygılı ifadeyi asla bozmadı.

Vezir kalemi kavradı, gözlerini kağıda dikti.
'Şimdiii.. Üssü bir artırıyoruz dediniz.' diye mırıldandı kendi kendine.

Ama Kudretin gözleri kağıtta değildi. Başını hafifçe sağa çevirmiş, Vezirin profilini izliyordu.
Adamın keskin çene hatları, kalemi tutarken gerilen parmakları, düşünürken çatılan kaşları..

Kudret o kadar yakınındaydı ki, Vezirin boynundaki hafif damar atışını bile görebiliyordu. Odadaki hava yavaş yavaş tükeniyor gibiydi onun için.
Aklı, kağıttaki sayılardan, integrallerden o kadar uzaklaşmıştı ki, Vezirin kendisi onu tamamen esir almıştı.

'Bu üçü dört yapıyoruz, sonra da dörde bölüyoruz.' Vezir konuşuyor ama Kudret onun ne dediğini duymuyordu.

Kudretin tek düşündüğü; Neden göremiyordu? Neden ona sadece patronu gibi bakıyordu? İçindeki isyankar kadın, odanın sıcaklığıyla birleşip Kudretin nefesini daraltmaya başladı. Yanaklarına hücum eden sıcaklığı hissedebiliyordu.

'Doğru mu Kudret Hanım?'

Vezir başını çevirip Kudrete baktığında, kadının ona dalıp gittiğini, yanaklarının al al olduğunu ve nefes alışverişlerinin yavaşladığını fark etti.
Kudretin kahverengi gözleri o kadar dumanlı, o kadar farklı bakıyordu ki, Vezir bir an için ne yapacağını bilemedi. İçinde bir şeyler yerinden hareketlendi, kalbi tekledi ama o bu hissin üzerini derhal 'endişe' adı altında örttü.

'Kudret Hanım?' dedi Vezir, sesinde bariz bir telaşla. Kalemi masaya bıraktı.
'İyi misiniz siz?'

Kudret irkilerek kendine geldi, gözlerini hızla kaçırdı.
'B-.. Ben.. İyiyim. Doğru çözmüşsün, evet.'

'Emin misiniz?' Vezir sandalyesini hafifçe kadına doğru çevirdi.
Gözlerindeki o saf, korumacı endişe Kudreti daha da köşeye sıkıştırıyordu.

'Yüzünüz kıpkırmızı olmuş. Nefesiniz de daralıyor gibi.'
'İyiyim Vezir, sadece içerisi biraz sıcak oldu sanki.' diye geveledi Kudret, elleriyle yüzüne yelpaze yaparak.

Ama Vezir ikna olmamıştı. Onun gözbebeği emanetiydi Kudret.
'Bütün gün otogarın pis havasını soluyorsunuz, cereyanda falan mı kaldınız acaba?' dedi Vezir ve Kudretin hiçbir itirazına fırsat vermeden, o büyük, sıcacık sağ elini usulca uzatıp Kudretin alnına koydu.

Kudretin dünyası o saniye durdu.
Vezirin teni, onun tenine değdiği an Kudret nefes almayı tamamen unuttu. Adamın elinin o şefkatli dokunuşu, alnından başlayıp bütün sinir uçlarını ateşe verdi.

Kalbi artık göğüs kafesini adeta parçalayıp kanatlanmak istiyordu. Gözleri şaşkınlıkla açılmış bir halde, alnındaki o ele ve hemen karşısındaki adama bakakaldı.

Vezir ise durumun ne kadar tehlikeli, ne kadar sınır ihlali olduğunun zerresinin bile farkında değildi.
O sadece hastalanmasından korktuğu kadının ateşini ölçüyordu.

'Ateşiniz yok gibi.' diye mırıldandı Vezir, parmakları Kudretin alnında birkaç saniye daha oyalanırken. Sonra elini yavaşça geri çekti.
'Ama yüzünüz yanıyor. Yanaklarınız.. Ben camı aralayayım, size de bir bardak soğuk su getireyim en iyisi.'

Vezir ayaklanıp camı açmaya giderken, Kudret masada donakalmış bir halde arkasından bakıyordu. O dokunuşun etkisi hala tenindeydi. Gözlerini kapattı, derin ama zorlu bir nefes aldı.
Bu adamın bu kadar kör ve bu kadar ulaşılmaz olması..
Onu her şeyden çok daha fazla zorluyordu. Ve Kudret, hayatının merkezindeki bu denklemi nasıl çözeceğini hiç bilmiyordu.