7. bölüm · Karmalar

24 Yaş İş Kadını - 4.Bölüm

🎀 💗

Yağmurlu gecenin üzerinden üç koca, zehir zemberek gün daha geçmişti.

Vezir için bu üç gün, otogarın yirmi yıllık tarihinde geçirdiği en ağır, en nefessiz, en cehennem gibi günlerdi.
Kudretin o buz gibi bakışları 'Benim sana da, senin vazifelerine de ihtiyacım yok.' diyip arkasına bile bakmadan gidişi, Vezirin kafasının içinde hiç susmayan bir yankı gibi dönüp duruyordu.

Kendi ördüğü o kalın 'şeref ve sadakat' duvarlarının altında paramparça olmuştu. Korumaya çalıştığı o 'mesafe', aslında ikisini de diri diri mezara gömmekten başka bir işe yaramamıştı.

Saat gece yarısına yaklaşıyordu. İstanbulun o nemli, ağır havası otogarın üzerine çökmüştü. Gişeler kapanmış, peronlardaki o bitmek bilmeyen uğultu yerini derin bir ıssızlığa bırakmıştı. Sadece birkaç şehirlerarası otobüsün çalışan motor sesi duyuluyordu.

Vezir, otogarın karanlık köşesinde durmuş, gözlerini bir an bile ayırmadan yazıhanelerin olduğu bloğun ikinci katındaki o tek aydınlık pencereye bakıyordu. Kudret yine oradaydı. O gece her şeyi kestirip attığından beri, Kudret mesailerini bilerek uzatıyor, herkes gittikten sonra bile o odada kalıp kendini hesaplara, dosyalara veriyordu. Belki de eve gidip yalnız kalmaktan, o sessizliğin içinde kendi kalbiyle yüzleşmekten kaçıyordu.

Vezir sigarasından son, derin bir nefes daha çekti. Dumanı geceye doğru üflerken, içindeki o son 'Zaro Ağanın sağ kolu' kırıntısını da ezip yere fırlattıği izmaritle birlikte yok etti.
Kurallar, sınırlar, o aptalca korkular..
Hepsi bitmişti. Kudretin o ölü, buz gibi gözlerini bir gün daha görmeye dayanamazdı. Gerekirse o duvarı devirecek, gerekirse o kadının ayaklarına kapanacak ama o aralarındaki uçurumu bu gece kendi elleriyle kapatacaktı.

Kararlı adımlarla merdivenleri tırmandı. Her bir basamakta kalbi göğüs kafesini kıracakmış gibi şiddetle atıyordu. Yazıhanenin ahşap kapısının önüne geldiğinde bu kez duraksamadı, kapıyı tıklatmadı. Saygılı ve boynu bükük sağ kol maskesi merdivenlerin dibinde kalmıştı.

Kapı kolunu sertçe indirip içeri adımını attı.

Kudret, masanın üzerinde bir yığın kağıdın arasına gömülmüştü. Saçları darmadağınıktı, elinde kırmızı bir kalemle bir şeyler çiziyordu. Kapının pat diye açılmasıyla irkilerek başını kaldırdı.
Veziri gördüğü an gözlerinde saniyelik bir şaşkınlık belirdi ama saniyeler içinde o şaşkınlık yerini, dondurucu bir resmiyete bıraktı.

'Kapı çalmayı da unutur oldun bakıyorum.' dedi Kudret, sesini buz gibi bir tona çekerek.
Gözlerini tekrar önündeki kağıtlara indirdi.
'Mesai çoktan bitti Vezir. Otogarda kimse kalmadı, gidip yatabilirsin. Benim işim var.'

Vezir hiçbir şey söylemedi. Adımını içeri attı, kapıyı yavaşça kapattı.
Ve sonra, Kudretin hiç beklemediği bir şey yaptı. Elini kapının kilidine attı ve o tok 'tık' sesinin yankılanmasına izin vererek kapıyı içeriden kilitledi.

Kilit sesini duyan Kudretin elleri durdu. Kırmızı kalem parmaklarının arasından kayıp masaya düştü. Başını yavaşça kaldırıp, gözlerini kısarak kapının önünde dikilen adama baktı.

'Ne yapıyorsun sen?!' dedi Kudret, sesindeki o otoriter ama hafiften titreyen tonla.
'Aç o kapıyı Vezir. Ve çık dışarı!'

Vezir, Kudretin bu emrine itaat etmek yerine, omuzlarını dikleştirip masaya doğru ağır ağır adımlamaya başladı. Üzerindeki siyah ceket, yüzündeki o tehlikeli, hiçbir kuralı tanımayan karanlık ifade..
Bu adam, Kudretin aylardır karşısında gördüğü Vezir değildi. Bu, tamamen ipleri koparmış, aklını kaybetmenin eşiğine gelmiş, sırılsıklam aşık bir adamdı.

'Çıkmıyorum.' dedi Vezir, sesi o kadar tok, o kadar kararlı çıkmıştı ki, Kudret yutkunmak zorunda kaldı.
'Ben bu odadan kaçalı on gün oldu Kudret. On gün.. Bu kapıdan çıkıp gitmem hayatımda yaptığım en büyük ahmaklıktı.'

Kudret, kalbinin göğüs kafesinde delicesine çırpınmasına engel olamıyordu ama gardını düşürmemeye kararlıydı. 'Haddini aşıyorsun Vezir.' dedi ayağa kalkarak. Elleriyle masaya destek aldı.
'Senin ahmaklıkların benim umurumda değil. Bana ne dediğini çok çabuk unuttun herhalde! 'Ben size yakışmam' diyen sendin! 'Ben garibanım, benim sizle işim olamaz' diyen sendin! Şimdi ne yüzle o kapıyı kilitleyip karşıma geçiyorsun?'

Vezir masanın tam önüne kadar geldi. Aralarında sadece o geniş ahşap masa vardı. Okyanus yeşili gözleri, Kudretin o öfkeden dumanlanmış, kızarmış gözlerine kilitlenmişti.

'Çünkü korktum!' diye yükseldi Vezir aniden. Sesi odanın duvarlarına çarptı.
'Evet, yakıştıramadım kendimi! Sana baktığımda o kadar parlak, o kadar temiz, o kadar güzel bir kadın görüyorum ki.. Kendi ellerimdeki kana, kendi karanlığıma bakıp korktum! Seni kendimle bu bataklığa çekmekten, senin o güzel hayatını mahvetmekten ödüm koptu Kudret! Bu yüzden yıllardır.. Yıllardır kalbime kulağımı kapıyormuşum farkında olmadan. Ama Kudret ben artık kalbimi susturup ikimizi de bu cehenneme hapsetmeyeceğim. Seni o kadar çok seviyorum ki..'

Kudret nefes nefese kalmıştı. Vezirin ağzından çıkan o iki kelime, 'Seni seviyorum', kalbine saplanan bir ok gibiydi. Ama incinmişliği, gururu öyle kolay affedecek cinsten değildi.

'Bana zarar verecek olan şey senin karanlığın değildi!' diye kükredi Kudret, gözlerinden bir damla yaşın süzülmesine mani olamayarak.
'Bana zarar veren şey senin o aptal gururundu! Senin korkaklığındı! O kadınla gülerken hiç korkmuyordun ama! Bana gelince kuralların, ağalık masalların devreye girdi!'

'Çünkü o kadın benim için hiçbir şey!' dedi Vezir, masanın etrafından hızla dolanıp Kudretin tarafına geçerek. Kudret geri adım atmak istedi ama arkasındaki kitaplık buna engel oldu. İkisi o daracık alanda, nefesleri birbirine karışacak kadar yakın kalmışlardı.

'O kadın umurumda bile değil Kudret! Benim dünyamda bir tek sen varsın. Aklımda, fikrimde, rüyalarımda, uyanık olduğum her saniyede sadece sen varsın! Sen.. Benim o formüle takılıp kaldığımı söylemiştin ya hani? Haklıydın. Ben o sadakat formülüne, o kurallara o kadar körü körüne bağlandım ki.. Asıl çözümün, asıl nefesimin sen olduğunu göremedim.'

Kudretin çenesi titriyordu. Göğsü hızla inip kalkarken, karşısındaki adamın o devasa itirafları, gözlerindeki çaresiz yangın; bütün savunmasını yavaş yavaş eritiyordu.

'Şimdi mi görüyorsun?' diye fısıldadı Kudret, sesi paramparça çıkmıştı.
'Aylardır bana bir yabancı gibi davranırken, geçen gün gözlerime buz gibi bakarken şimdi mi görüyorsun Vezir?'

‘Ben o günden beri yaşamıyorum.’ dedi Vezir. Sesi o kadar içten, o kadar kırgın ve muhtaçtı ki..
Koca ellerini usulca havaya kaldırdı. Titreyen parmak uçlarıyla, Kudretin yanaklarına dökülen o asi saçları geriye, kulağının arkasına itti.

O ilk temas..
Vezirin teninin sıcaklığı, Kudretin yanağına değdiği an, odadaki hava tamamen alev aldı.
‘Bu kapıdan çıktığımdan beri ben nefes alamıyorum. Günlerdir buz gibi bakışların beni diri diri mezara gömdü Kudret. Beni affet.. Ne olursun affet bu korkak herifi.’

Kudret, adamın o sıcak, o nasırlı ellerine doğru istemsizce başını yasladı. Gözlerini kapattı. Bütün öfkesi, bütün gururu saniyeler içinde kül olup uçmuştu. Adamın kokusu aklını başından alıyordu.

‘Çok canımı yaktın..’ diye mırıldandı Kudret, gözünden süzülen sıcacık yaşlar Vezirin avucuna dökülürken.

‘Biliyorum.’ diye fısıldadı Vezir, eğilip alnını kadının alnına yaslayarak. İkisinin de nefesleri birbirine karışmış, dudakları arasında sadece milimetreler kalmıştı.
‘Kendi canımı yakarken, seninkini de yaktım. Ama bitti. Yemin ederim bitti. Baban duyarsa beni kurşuna dizermiş, otogardan sürülürmüşüm.. Hiçbiri umurumda değil artık.’

Vezirin elleri Kudretin yüzünden yavaşça boynuna, oradan da o ince beline doğru kaydı. Onu kendine öyle bir bastırdı ki, Kudret adamın göğüs kafesindeki o deli gibi atan kalbi kendi kalbinin üzerinde hissetti.

Kudret başını hafifçe kaldırıp yeşil gözlerin derinliklerine baktı. O gözlerde sadece ona ait olan, sırılsıklam bir tutku ve bitmek bilmeyen bir aşk vardı.

‘Benim şemsiyeye ihtiyacım yok demiştim sana.’ diye fısıldadı Kudret, ellerini Vezirin siyah ceketinin yakalarına sımsıkı dolarken. Dudaklarında o tehlikeli, kadınsı tebessüm yeniden belirmişti.
Ama başka şeylere ihtiyacım var.’

Vezirin son direniş kırıntısı da o cümleden sonra infilak etti.
‘Ben sana var ya kızım..’ diye fısıldadı. Ve saniyeler önce kurduğu o son cümlenin ateşiyle, dudaklarını büyük bir açlıkla, geri dönüşü olmayan bir vahşilikle Kudretin dudaklarına kapattı.

Bu, bir hafta önceki o korkak, yarım kalmış, vicdan azabıyla biten öpücük değildi. Bu; bütün zincirlerinden sıyrılmış, bütün sınırları yakıp yıkmış iki insanın birbirine olan susuzluğuydu.
Vezirin elleri Kudretin belinden sırtına tırmandı, onu kendine o kadar sert ve tutkulu bir şekilde çekti ki, Kudret nefes nefese kalarak adamın dudakları arasında inledi.

Vezir, Kudreti bir hamlede, hiçbir zorluk çekmeden havalandırdı ve arkalarındaki koca ahşap masanın üzerine oturttu. Masa üzerindeki dosyalar, kalemler, hesap kitap kağıtları saçıldı ama ikisinin de zerre umurunda değildi. Dünyanın sonu gelse, kıyamet kopsa o masanın üzerinden ayrılmayacaklardı.

Kudret, bacaklarını adamın beline dolarken, ellerini Vezirin saçlarının arasına geçirdi. Adamın ensesini sımsıkı kavrayıp, onu daha da derine, daha da sert öpmek için kendine çekti. Vezirin dudakları, kadının dudaklarını adeta talan ediyor, yıllardır bastırdığı o delice arzuyu her bir dokunuşta hissettiriyordu.

Öpücükleri Kudretin çenesine, oradan da boynunun o ince, hassas kıvrımına doğru kayarken Kudretin başı geriye düştü. Masanın soğuk ahşabı altında, Vezirin dudaklarının ateşi ise üzerindeydi.

‘Vezir..’ diye fısıldadı Kudret, sesi arzudan boğuk ve titrek çıkarken. Parmakları adamın gömleğinin yakalarını çekiştiriyordu.

‘Buradayım..’ diye fısıldadı Vezir, nefes nefese kalmış bir halde dudaklarını kadının boynundan ayırmadan. Burnunu saçlarının arasına gömdü, kokusunu ciğerlerinin en derinlerine kadar çekti.
‘Hep buradaydım.. Hep senindim.’

Kudret elleriyle Vezirin yüzünü kavrayıp onu tekrar kendi dudaklarına çekti. Dudakları yeniden buluştuğunda, bu kez öpücükleri daha yavaş, daha derin, birbirlerinin varlığını onaylamak istercesine uzun ve şefkatliydi.
Bütün o resmiyet, otogar, kurallar..
Hepsi o kilitli kapının dışında kalmıştı. O masanın üzerinde sadece birbirine delicesine aşık bir kadın ve bir erkek vardı.

Dudakları zorlukla birbirinden ayrıldığında, ikisinin de alınları birbirine yaslanmış, göğüsleri körük gibi inip kalkıyordu. Odanın içi sessizdi ama o sessizlik, kalplerinin ritmiyle doluydu.

Vezir, başparmağıyla Kudretin kızarmış dudaklarını usulca okşadı. Okyanus yeşili gözlerinde tarifsiz bir huzur ve çocuksu bir teslimiyet vardı.

‘Aklımı başımdan alıyorsun..’ diye fısıldadı Vezir, sesi hala o tutkunun ağırlığıyla boğuk çıkarken.
Burnunu tekrar kadının boynuna gömmek, o kokusunda kaybolmak için hafifçe öne eğildi.

Ancak Kudretin zihninde tam o an bir şimşek çaktı. O son günlerin buz gibi koridorları, Vezirin aylardır o mesafeli, yüzüne dahi bakmayan halleri,
‘Benim sana da şemsiyene de ihtiyacım yok’ derken kendi kalbinde hissettiği o devasa kırgınlık..
Gözyaşları içinde onu sevdiğini haykırdığı o ilk gece, bu adamın onu nasıl ittiği bir bir aklına hücum etti.

Evet, Vezir duvarlarını yıkmıştı.
Evet, ona sırılsıklam aşıktı.
Ama Kudret Karslı, öyle tek bir tutkulu öpücükle, bir itirafla her şeyi unutup kollarında eriyecek kadar kolay bir kadın değildi. Vezir bunu hak etmişti. Biraz bedelini ödemeliydi.

Kudret, kollarını usulca adamın boynundan çözdü. Bacaklarını Vezirin belinden yavaşça ayırıp, ellerini adamın o geniş, sert göğsüne koyarak onu hafifçe ama kararlı bir şekilde geriye doğru itti.

Vezirin kaşları anında çatıldı. Öne doğru eğilmiş bedeni duraksadı, boşlukta kalan elleriyle onu tekrar belinden yakalamak istedi.
‘Kudret? Ne oldu?!’

Kudret, adamın o şaşkın bakışları arasında masadan zarif, çevik bir hareketle aşağı atladı. Üzerindeki yukarı sıyrılmış eteğini ve ceketini elleriyle yavaşça düzeltti. Saçlarını tek bir savuruşla omuzlarından geriye atarken, gözleri hala nefes nefese olan, masanın kenarına yaslanmış adama kitlenmişti.

Gözlerinin içine baka baka, alt dudağını yavaşça, kışkırtıcı ama bir o kadar da intikam dolu bir edayla dişlerinin arasına alıp hafifçe ısırdı.

Vezirin yutkunma sesi o sessiz odada yankılandı. Adamın gözleri, kadının dişleri arasındaki o kızarmış dudaklara takılıp kalmıştı. Bütün bedeni ona doğru çekiliyordu, adeta görünmez bir iple bağlanmış gibiydi ama Kudretin o dik duruşu, aralarına çektiği o anlık mesafe onu olduğu yere çiviledi.

‘Ben eve gidiyorum.’ dedi Kudret, sesine o en tatlı, en umursamaz ama bir o kadar da tehlikeli tonu katarak.

Vezir şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Aklı durmuştu.
‘Nasıl yani? Şimdi mi? Böyle iken mi?’ diye sordu, sesindeki o inanamazlık ve hayal kırıklığı her halinden okunuyordu. İçi gidiyordu, o masanın üzerinde tattığı o cennetten sonra onu böyle bırakıp gitmesine inanamıyordu.

‘Evet, böyle iken. dedi Kudret, çantasını masanın üzerinden yavaşça alıp omzuna asarken. Dudaklarındaki o sinsi, zafer dolu tebessümü saklamaya bile gerek duymadı.
‘Sen o kapıyı yüzüme kapattın Vezir Bey. O gece gözlerimin içine bile bakmadın, beni görünmez saydın.’

‘Kudret, ama konuştuk, anlattım işte..’ diye araya girmek istedi Vezir, çaresizce ona doğru bir adım atarak.

‘Şşşt..’ dedi Kudret, işaret parmağını adamın dudaklarına götürerek onu susturdu.
‘Anlattın evet. Duvarlarını da yıktın, onu da gördüm. Ama öyle kapıyı kilitleyip, iki güzel laf edip, aklımı başımdan alacak bir öpücükle o yaptıklarını saniyeler içinde sileceğini falan sanmadın herhalde?’

Vezir ellerini beline koydu, başını hafifçe öne eğip dudaklarını birbirine bastırdı. Kadının haklı olduğunu o kadar iyi biliyordu ki..
İçten içe, bu dikbaşlı, bu zeki ve sınırlarını çizen kadına bir kez daha, daha derin bir aşkla hayran kaldı.

‘Daha çok uğraşman gerekecek Vezir.’ dedi Kudret, kapıya doğru adımlarken. Kilide uzanmadan önce başını omzunun üzerinden geriye, adama doğru çevirdi. Gözleri, loş ışıkta adeta parlıyordu.
‘Beni o karanlığın içinde yapayalnız bıraktığın her bir gün için, o buz gibi bakışların için.. Bu bedelden o kadar kolay kurtulamayacaksın.’

‘Uğraşırım.’ dedi Vezir.
Sesi artık şaşkın değil; aksine, o meydan okumayı kabul etmiş, son derece tehlikeli ve tutkulu bir adamın sesiydi.
Gözlerini kadının o kışkırtıcı bakışlarından bir an bile ayırmadı.

‘Sen yeter ki bana şöyle bak.. Ben ömrümün sonuna kadar uğraşırım.’

Kudretin dudaklarındaki gülümseme daha da büyüdü. İçinde kelebekler değil, adeta kuş sürüleri uçuşuyordu ama o dik duruşunu zerre bozmadı.

‘Göreceğiz.’ dedi usulca.

Kapının kilidini çevirdi, o tok ses odada yankılandı. Kapıyı aralayıp dışarı çıkmadan önce, son bir kez Vezire baktı. Adam, masanın kenarına yaslanmış, kollarını göğsünde bağlamış, yüzünde o serseri ve sırılsıklam alık tebessümle onu izliyordu.

Kudret kapıyı arkasından usulca çekti, otogarın o boş koridorunda topuklu ayakkabılarının sesi yankılanmaya başladı. Yüzünde, aylardır taşıdığı o ağır yükün kalkmış olmasının verdiği tarifsiz bir hafiflik vardı. İstediğini almıştı, o yıkılmaz zannedilen kaleyi içten fethetmişti.

İçeride kalan Vezir ise, kapanan kapının ardından derin bir nefes aldı. Masanın üzerinde dağılan kâğıtlara, Kudretin yere düşürdüğü kırmızı kaleme baktı. Eli istemsizce kendi dudaklarına gitti, kadının bıraktığı o sıcaklığı hissetti.

Yüzündeki gülümseme yavaşça bir kahkahaya dönüştü. Hayatında ilk defa, bir savaşın içinde mağlup olmaktan, birine bu kadar çaresizce yenilmekten böylesine büyük bir zevk alıyordu.

Aşk gerçekten de o kitaplardaki formüllere benzemiyordu; sınır tanımıyor, en ağır adamı bile bir kadının tek bir bakışıyla, tek bir öpücükle o odanın içinde yakıp kavurabiliyordu.
Aşk bir cezaydı. Ama Vezir, bu cezayı sonuna kadar çekmeye çoktan razıydı.