31. bölüm · Karmalar
➕ 18 sonrası
Mutfakta yaşanan o baş döndürücü, aralarındaki bütün duvarları yıkan yakınlaşmanın üzerinden saatler geçmişti. Evin üzerine çöken o koyu karanlık, odalardaki sessizliği daha da belirginleştirirken Kudretin odasında bambaşka, tatlı bir fırtına kopuyordu.
Kudret, yatağının ucuna oturmuş, dizlerini göğsüne çekmişti. Parmaklarının uçlarıyla hala Vezirin dudaklarının o eşsiz sıcaklığını taşıyan kendi dudaklarına dokunuyordu.
Babam içeride.. diye fısıldayıp kollarının arasından kaçtığı o an, zihninde usul usul başa sarıp duruyordu.
Utanmıştı, evet.
Hem de yanakları alev alev yanacak kadar..
Ama kalbinin göğüs kafesini kırarcasına atmasına neden olan şey utançtan çok daha öte bir şeydi. Bu, yıllardır, saklamaya çalıştığı ama Vezirin o gözü kara, o şefkatli teslimiyetiyle bir anda gün yüzüne daha da çıkan sevdasıydı.
O daracık mutfakta, adamın kolları arasında hissettiği o devasa aidiyet hissi Kudreti büyülemişti.
Saatlerdir odasından çıkmamış, Vezirle yüz yüze gelip o yoğun bakışların altında yeniden erimemek için köşesine saklanmıştı. Ancak şimdi, evin antresinden gelen o hafif tıkırtılar, ahşap zeminde usulca gıcırdayan adım sesleri ve dış kapının kilidiyle oynanan metalik sesler, Vezirin gitmek üzere olduğunu haber veriyordu.
Kudretin içi bir an cız etti.
Gidiyordu.
Sabaha kadar o güven veren, deniz gibi derin bakan yeşil gözlerini göremeyecekti. Aynı evin içinde dururlarken bile onsuzluğa dayanamazken, şimdi kapıdan çıkıp gitmesine, ona doğru düzgün, içinden geldiği gibi bir veda etmeden gitmesine izin veremezdi.
Hızla ayağa kalktı.
Üzerindeki o ince, ipek geceliğinin farkına varıp telaşla dolabına yöneldi. Omuzlarından dökülen uzun, saten sabahlığını üzerine geçirdi. Kuşağını ince beline sıkıca bağlarken derin, titrek bir nefes aldı.
Aynada kendine son bir kez baktı; yanakları hala al aldı, gözlerinde ise o ele avuca sığmaz, utangaç ama sevgi dolu parıltı duruyordu. Parmak uçlarında basarak, sessizce odasından çıktı.
Antre loştu.
Sadece sokak lambasının dış kapının camından sızan sarı, cılız ışığı içeriyi aydınlatıyordu.
Vezir, kapının önünde durmuş, siyah paltosunu omuzlarına yeni geçirmişti. Eli kapı kolundaydı ama kapıyı açmıyordu. Başını öne eğmiş, gözlerini kapatmıştı. Aklı hala mutfaktaki o kısacık ama ömrüne bedel andaydı.
Kudretin o telaşlı kaçışı, dudaklarının yumuşaklığı, gözlerindeki o savunmasız ifade..
Koca adamın kalbi, on dokuz yaşındaki o toy serseri gibi atıyordu. Kendi dudaklarına usulca dokundu, yüzünde sadece çok aşık bir adamın taşıyabileceği o saf, o huzurlu tebessüm vardı. Usulca kapıdan çıkıp arkasından kapası
Tam o sırada, arkasından gelen kapı açılma sesiyle birlikte o yumuşak, o narin sesi duydu.
'Gidiyor musun?'
Vezirin ayakları yerde çivili kaldı. Nefesi saniyeler içinde boğazında düğümlendi. Yavaşça, sanki gördüğü rüyanın bozulmasından korkar gibi arkasını döndü.
Kapı aralığında, o loş ışığın altında duran Kudreti gördü. Üzerine alelacele geçirdiği sabahlığı, omuzlarına dökülen dağınık saçları ve kapı pervazına hafifçe tutunmuş, biraz çekingen ama fazlasıyla güzel duruşuyla aklını başından alıyordu.
Vezir, bedeni ona doğru dönerken gözlerindeki o devasa hayranlığı ve aşkı saklamaya hiç çalışmadı. Onu izlerken yeşil gözleri adeta şefkatle parlıyordu. Ellerini yavaşça paltosunun ceplerine soktu, sesinin o titrek, o yumuşacık çıkmasına engel olamadı.
'Gidiyordum..' dedi Vezir, kelimeleri adeta kadının kalbini okşar gibiydi.
'Yani.. Gitmeye çalışıyordum diyelim. Aklımı, ruhumu mutfakta bırakıp bir insan ne kadar uzağa gidebilirse, o kadar gitmeye çalışıyordum.'
Kudretin yanaklarına hücum eden o sıcaklık, ortamın loşluğunda bile belli oluyordu. Adamın bu filtresiz, bu kadar içten ve romantik itirafı karşısında bakışlarını kaçırdı. Parmaklarıyla sabahlığının kuşağını utangaç bir şekilde çekiştirmeye başladı.
Bu narin hali, Vezirin içini eritiyordu. O koskoca, dünyalara kafa tutan Kudret Hanım, şimdi sevdiği adamın karşısında yanakları kızaran, kirpiklerini titreten küçük, masum bir kıza dönüşmüştü.
'Babam uyudu..' diye mırıldandı Kudret, konuyu dağıtmaya çalışarak ama sesi o kadar cılız çıkmıştı ki, kendi bile zor duydu. Sonra, içindeki o cilveli, ona çekilen kadının hislerine yenik düşerek bakışlarını yavaşça kaldırıp Vezirin gözlerinin içine dikti.
Pervaza biraz daha sokulup, başını hafifçe yana eğdi.
'Yani.. Uyumasaydı da seni yolcu etmeden bırakmazdım zaten.'
Vezir, aralarındaki o birkaç adımlık mesafeyi yavaş, sanki kırılgan bir mucizeye yaklaşıyormuş gibi dikkatli adımlarla kapattı. Tam önünde durduğunda, aralarında sadece bir nefeslik mesafe kalmıştı.
Vezirin o hafif odunsu, tertemiz kokusu Kudretin başını döndürdü.
Adamın sıcaklığı, o serin havada Kudreti adeta sarıp sarmalıyordu.
'Beni yolcu etmeye mi geldin?' diye sordu Vezir, sesindeki o romantik, o kalbi eriten tınıyla. Başını hafifçe eğip, kadının o utangaç gözlerinin içine en derinden baktı.
'Yoksa.. Benim gibi sen de bu gece nasıl uyuyacağını mı düşünüyordun?'
Kudret, yüzüne vuran sıcaklıkla iyice mayışsa da, içindeki o küçük, tatlı inadı korumaya çalıştı. Omuzlarını hafifçe silkip, dudaklarını birbirine bastırdı.
'Yarın..' dedi Kudret, sesindeki o özlemi artık saklayamayarak.
'Yarın ne zaman gelirsin?'
Bu soru, dudaklarından döküldüğü an Kudretin gözleri biraz daha irileşti. Onu şimdiden bu kadar çok özlediği, yarını iple çektiği sesindeki o titremeye fazlasıyla yansımıştı.
Vezirin dudakları, duyduğu bu masum, bu sevda yüklü soruyla iki yana usulca kıvrıldı. İçinde fırtınalar kopuyordu.
Kudretin bu tatlı telaşı, onu olduğundan daha da savunmasız, daha da tapılası kılıyordu.
Adamın gözleri, o an dünyadaki en değerli hazineye bakar gibi yumuşadı. O romantik çapkınlığı, sadece kadınına olan zaafından geliyordu.
'Hayırdır güzelim..' dedi Vezir fısıltıyla, sesinde zerre kadar kibir yoktu, sadece sonsuz bir sevgi vardı.
'Daha kapıdan çıkmadan özledin mi yoksa beni? Ben de şimdiden yarın sabahı nasıl edeceğimi kara kara düşünüyorum.. Sen de benim gibi saatleri mi sayacaksın?'
Kudretin kalbi teklemişti.
'Ne münasebet!' diye fısıldadı hemen, ama yanakları iyice kızarmış, dudaklarındaki o sıcacık tebessüm onu ele vermişti.
Vezirin bu sevgi dolu, bu kalbini titreten hali onu hem büyülüyor hem de onu adamın karşısında tamamen eritiyordu.
'Sadece.. İşler için sordum. Babam yarın erken kalkar, sorarsa diye.'
Vezir kıkırdadı. Bu öyle içten, öyle derinden gelen, sevgi dolu bir kıkırdamaydı ki Kudretin karnında binlerce kelebek uçuşmasına neden oldu.
'Tabii, mutlaka Kudret. Ağa sorar.' dedi Vezir, gözlerindeki o parıltıyla ona bakarken.
'Sen hiç merak etme. He Ağam merak etmesin. Güneş doğmadan damlarım kapıya. Ben artık seni görmeden, senin o güzel sesini duymadan nefes alamıyorum ki.. Nasıl geç kalırım?'
Kudret, Vezirin o kelimelerinin ağırlığı ve güzelliği altında adeta büyülendi. Utanç, yerini devasa bir sevince, o aidiyet hissine bırakmıştı. Hem ona olan hislerini belli etmek istiyor hem de bu romantik, bu güzel adamın karşısında daha fazla eriyip bayılmamak için kaçmak istiyordu.
Aniden, içinde kopan o deli heyecanla parmak uçlarında yükseldi. Vezir ne olduğunu anlayamadan, Kudret dudaklarını adamın o yumuşacık, sıcacık yanağına bastırdı.
Hızlı, telaşlı ama bir o kadar da içten, bütün sevgisini akıttığı yumuşacık bir öpücüktü bu.
Öpücüğün hemen ardından, o utangaç ama mutlu haliyle hızla arkasını dönüp içeriye doğru, eve kaçmaya yeltendi.
Ama Vezir, bu kadar kolay pes edecek, bu güzel anı bu kadar çabuk bitirecek bir adam değildi.
Kudret daha ilk adımını atamadan, Vezirin o büyük, sıcacık eli onun incecik kolunu incitmekten korkarcasına, usulca kavradı. Tek bir yumuşak hareketle, onu kendi etrafında döndürüp yeniden göğsüne doğru çekti.
Kudretin sabahlığının etekleri hafifçe savrulurken, doğrudan Vezirin o koca, güvenli göğsüne yaslandı. Adam onu kendi kollarıyla, dünyadaki bütün kötülüklerden korur gibi sarmalamıştı.
Kudretin nefesi boğazında düğümlendi. Gözleri şaşkınlık ve heyecanla aralanmış, dudakları hafifçe aralık kalmıştı. Vezirin bakışlarındaki o şefkat, o eşsiz romantizm şimdi çok daha yoğun, çok daha yakıcı bir şeye dönüşmüştü.
Vezirin boşta kalan eli, yavaşça ve titreyerek Kudretin yüzüne uzandı. Parmakları kadının saçlarının arasına usulca karışırken, başparmağı Kudretin o telaşla aralık kalmış, titreyen alt dudağının üzerinde tüy gibi hafif bir dokunuşla gezindi. Kudret gözlerini kapatmamak için direniyor, ama Vezirin o naif dokunuşuyla dizlerinin bağı çözülüyordu.
Vezir yavaşça, adeta zamanı durdurmak istercesine eğildi. Nefesi kadının nefesine karışırken, dudakları Kudretin alt dudağına teğet geçti. Sonra, hiç acele etmeden, dünyanın en nadide çiçeğini öper gibi, Kudretin o titreyen alt dudağına yumuşacık, derin ve sarsıcı, minik bir buse kondurdu.
Kudretin elleri istemsizce Vezirin paltosunun yakalarına tutundu. Öpücük kısaydı, nazikti ama etkisi bir ateş gibi bütün hücrelerine yayılmış, kalbini yerinden sökmüştü. Vezir yavaşça geri çekildiğinde, alınlarını birbirine yasladı. Gözleri hala o öptüğü, doyamadığı dudaklardaydı.
Yüzünde o bilindik ama bu kez sadece aşktan, sevdadan sırılsıklam olmuş o güzel, o serseri gülümsemesiyle fısıldadı.
'Ben artık bunun tadını bilirken..' dedi Vezir, sesi gecenin sessizliğinde kalplere dokunan bir melodi gibiydi.
'Yanak beni kesmez.'
Kudretin gözleri şaşkınlık ve mutlulukla irileşti. Gözbebekleri büyümüş, nefesi iyice hızlanmıştı. Adamın bu romantik, bu kalbini çalan cüretkarlığına inanamıyor, içten içe bu hisse deli gibi bayılıyordu.
Paltosunun yakalarını tutan ellerini hızla çekip, utançla ama sevgiyle Vezirin göğsüne hafifçe vurdu.
'Arsız..' diye mırıldandı, sesine yansıyan o tatlı kıkırdamayı ve o büyük aşkı engelleyemeyerek.
Yanakları alev alev yanıyor, gözlerinin içi gülüyordu.
Vezir, onun bu tatlı, utangaç isyanına karşılık sıcacık bir tebessüm etti ve kollarının arasından usulca sıyrılmasına izin verdi. Kudret, adamın büyüsünden serbest kalır kalmaz sanki peşinden atlı kovalıyormuş gibi, kıkırdayarak dış kapıya doğru koştu. Hızla kapı koluna asılıp kapıyı araladı ve dışarıdaki serin havanın yanan yüzüne çarpmasına izin verdi.
Kudret, kapıyı kapatmadan hemen önce aralıktan başını uzattı. Vezir tam karşısında durmuş, elleri cebinde, yüzünde o dünyaları fethetmiş, huzur dolu ve sırılsıklam aşık sırıtışıyla ona bakıyordu.
Gözlerindeki o sonsuz, şefkatli ifadeyi görmek, Kudretin ruhundaki bütün yaraları iyileştiriyordu.
Kudret, o utangaç ama artık sevildiğinden ve sevdiğinden sonuna kadar emin olan bir edayla, gözlerinin içi ışıl ışıl parlayarak mırıldandı.
'Hadi git..'
Sesi öyle tatlı, öyle içten çıkmıştı ki Vezirin kalbi bir kez daha teklemişti. Adam başını hafifçe eğerek, ona kalbinden kopan bir selam verdi ve gecenin serinliğine doğru adımını attı.
Kudret, kapıyı yavaşça kapatırken sırtını soğuk tahtaya yasladı. Yüzündeki o kocaman, aptal gülümsemeye engel olamıyor, kalbinin o çılgın ritmini eliyle yatıştırmaya çalışıyordu.
Yarın.. Yarın hayatının en güzel sabahı olacaktı.
