19. bölüm · Karmalar

➕ Teyzenin Evinde Kalma 2

🎀 💗

Sabahın ilk ışıkları, ahşap odanın küçük penceresinden süzülüp yatağa vurduğunda, fırtına çoktan dinmiş, yerini toprak kokulu, sakin bir sabaha bırakmıştı.

Kudret, yorganın o mayıştırıcı sıcaklığının içinde yavaşça bilincini geri kazanmaya başladı. Göz kapakları aralanmadan önce hissettiği ilk şey, bacağının üzerindeki korumacı ve inanılmaz derecede sıcak baskıydı. Gözlerini usulca açtığında, nefesi saniyesinde düğümlendi.

Vezirin iri eli, gece boyunca sınırları tamamen aşmış ve Kudretin bacağını dizinin hemen üzerinden sımsıkı, adeta ona aitmiş gibi kavramıştı. Ancak Kudreti asıl kaskatı kesen şey bu değildi. Başını milim oynattığında, Vezirin o huzurla uyuyan yüzünün kendi yüzüne milimetrelerce yakın olduğunu fark etti.

Adamın sıcak, düzenli nefesi doğrudan Kudretin dudaklarına çarpıyor; dudakları birbirine değiyordu.

Kudretin kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi atmaya başladı. Geri çekilmesi gerekiyordu. Hemen toparlanıp adama kızması, o eli bacağından atması gerekiyordu. Ama yapamadı. Vezirin o hafifçe kirli sakallı yüzünü, uzun kirpiklerini, uyurken huzurlu yüzünü bu kadar yakından izlemek onu adeta büyülemişti. Bacağındaki o elin sıcaklığı bütün bedenine yayılıyordu.

Tam o sırada, Vezirin nefes alışverişi değişti. Adamın uzun kirpikleri hafifçe titredi. Vezir gözlerini yavaşça açtığında, okyanus yeşili gözleri doğrudan Kudretin gözlerine kitlendi.

Vezir önce nerede olduğunu idrak edemedi. Uyku sersemliğiyle, bacağında hissettiği o sıcaklığın, burnuna dolan o yoğun yasemin kokusunun yıllardır gördüğü rüyalardan biri olduğunu sandı. Ama Kudretin gözleri tam karşısındaydı.
Gözleri şaşkınlıkla biraz daha açıldığında, elinin kadının bacağını nasıl pervasızca kavradığını, dudaklarının kadının dudaklarına ne kadar yakın olduğunu dehşetle fark etti.

Vezirin yutkunuşu duyuldu. Geri sıçraması gerekiyordu. Ama geri çekilmedi. Gözleri Kudretin gözlerinden kayıp, o hafifçe aralık, titreyen dudaklarına düştü. Kudret de kaçmıyordu.
Aralarındaki o yıllardır ördükleri duvar, Zaro Ağanın kuralları, konak, sınıf farkı..
Hepsi o sabah güneşinin altında buharlaşıp uçmuştu.

Vezirin bacağındaki eli yavaşça yukarı doğru, tehlikeli ve son derece cüretkar bir şekilde kayarak kadının belini buldu. Parmakları kumaşı sıkıca kavradığında, Kudret titreyen bir nefes verip gözlerini kapattı.
Bu, Vezir için beklediği tek işaretti.

Adamın dudakları, yılların açlığı ve o anın getirdiği akıl almaz bir uyuşmayla Kudretin dudaklarına kapandı.

Bu, geceki gibi sadece birbirine sarılmak değildi; bu, tamamen saf, birbirine yıllardır susamış iki insanın saklı feryadıydı. Vezir, Kudreti belinden kavrayıp kendine biraz daha çekerken, öpüşmeleri saniyeler içinde derinleşti. Kudretin elleri adamın göğsüne tutundu, parmakları Vezirin tişörtünü avuçlarken dudaklarından boğuk bir inilti koptu.
Vezir, kadının alt dudağını incitmekten korkarcasına ama bir o kadar da sınır tanımaz bir tutkuyla öperken, dünyadaki her şeyi, kendi ismini bile unutmuştu.

Ancak bu rüya, aşağıdan gelen ahşap merdiven gıcırtısı ve teyzenin 'Uyanmadınız mı daha!' diye bağıran sesiyle bıçak gibi kesildi.

Gerçeklik, ikisinin de üzerine devasa bir balyoz gibi indi.

Vezir, sanki ateşe dokunmuş gibi büyük bir şokla geri sıçradı. Yatağın öbür ucuna kadar savrulurken göğsü körük gibi inip kalkıyor, gözleri utançla Kudrete bakıyordu. Kudret de aynı hızla yatakta doğrulmuş, yorganı panikle göğsüne kadar çekmişti. Yanakları alev alev yanıyor, dudakları az önceki o tarifsiz tutkunun etkisiyle sızlıyordu.

'Kudret Hanım..' dedi Vezir, sesi panikten ve o anın utancından titriyordu. Ellerini saçlarının arasından geçirip başını iki yana salladı. Koca adam bir anda küçücük kalmıştı.
'Ben.. Ben ne yaptığımı bilmiyordum. Yemin ederim. Uyku sersemliği.. Aklım başımda değildi. Haddimi aştım, kurban olayım affedin.'

Kudretin mantığı hemen devreye girmek zorundaydı.
'Tamam Vezir..' dedi, sesini sabit tutmaya çalışarak, zorlukla yutkundu.
'Bir şey olmadı. İkimiz de yeni uyanmıştık. Anlık bir şeydi.. İkimiz de ne yaptığımızın, nerede olduğumuzun farkında değildik. Bir anlık heyecan.'

'Evet! Aynen!' diye atıldı Vezir çaresizce, bu bahaneye can havliyle sarılarak yataktan kalkarken.
'Anlık bir heyecan. Sadece o kadar. Hiç yaşanmadı sayıyoruz. Bir daha asla tekrarlanmayacak. Ben.. Ben böyle bir hata bir daha hayatta yapmam. Merak etmeyin.'

'Yapmazsın.' dedi Kudret, gözlerini kaçırarak ayağa kalkıp dünkü kıyafetlerini toplarken.

'Unutalım gitsin. İkimiz de bu odada olanları tamamen kafamızdan siliyoruz.'

İkisi de sözde birbirlerini ikna edip 'unuttuk' deseler de, o odanın içindeki hava artık geri dönülemez şekilde değişmişti. Yüz yüze bakamasalar da, kalplerinin gümbürtüsü bütün omuzlarındaki yüklerden daha ağırdı.

---

Eski ahşap kapı arkalarından kapanıp da teyzenin evinden ayrıldıklarında, dışarıda geceki o vahşi fırtınanın yerini ağır bir toprak kokusu ve güneşsiz, gri bir sabah almıştı. Ancak yokuş aşağı, halanın evine doğru inen toprak yol, geceki tufanın ardından kelimenin tam anlamıyla bir çamur bataklığına dönüşmüştü.

Kudret, ayağındaki o topuklu, şık deri ayakkabılara ve önlerindeki o geçilmez çamur deryasına bakıp çaresizlikle duraksadı.
Zaten sabahki o yatakta yaşanan yakınlaşmanın, o burun buruna uyanmanın utancıyla Vezirin yüzüne bakmakta zorlanıyordu. Şimdi bir de bu yol çıkmıştı karşılarına.

Vezir, yanındaki kadının o tedirgin duruşunu görünce boğazını temizledi. Sabahtan beri aralarına o kalın, aşılmaz 'ağa kızı ve sağ kol' duvarını yeniden örmek için insanüstü bir çaba sarf ediyordu. Gözlerini inatla Kudretin yüzünden kaçırarak, doğrudan yola bakarak konuştu.

'Bu yoldan o ayakkabılarla yürümeniz imkansız Kudret Hanım.' dedi Vezir, sesi son derece resmi, düz ve soğuktu.
'Bileğinizi burkarsınız, çamura batarsınız. Müsaade ederseniz.. Şey..'

Kudret ne olduğunu anlayamadan, Vezir bir adım öne çıktı. Koca kollarından birini kadının dizlerinin altından geçirdi, diğerini ise sırtına sıkıca sardı ve onu tek bir hamlede, sanki hiçbir ağırlığı yokmuş gibi kucaklayıp havalandırdı. Kudret refleksle küçük bir çığlık atıp, düşmemek için ellerini mecburen adamın geniş omuzlarına koydu.

'Vezir! Ne yapıyorsun! Yani.. Çamurun içinde kayıp düşeceksin, belin falan ağrır!' dedi Kudret, sesi panikten ve aniden bu kadar yakınlaşmalarının verdiği o heyecandan dolayı titriyordu.

Vezir, ayağındaki botlarla çamurlu yola sağlam, sarsılmaz bir adım atarken konuştu.
'Merak etmeyin Kudret Hanım. Sizi düşürmem. Siz sadece biraz sıkı tutunun, yol biraz uzun.'

Adamın kucağında, çamurlu yolda yavaş yavaş ilerlerlerken, Kudretin bütün dünyası altüst oluyordu.
Sabahki o 'anlık bir hataydı, unutalım' bakışmalarına rağmen, şimdi adamın koca kollarının arasında, doğrudan geniş göğsüne yaslanmıştı.

Vezirin kalbinin o gümbür gümbür, düzensiz ritmini kendi göğsünde hissediyordu. Boyu adamın yüz hizasında olduğu için, Vezirin o kirli sakallı çenesi, yutkundukça hareket eden Adem elması ve o sıcak nefesi Kudretin yüzüne çok yakındı.

Kudret, adamın gözlerini inatla yoldan ayırmadığını, boynundaki damarların nasıl gerildiğini görebiliyordu. Vezir kaskatı kesilmişti. Her adımda bacakları Kudretin bedenine çarpıyor, adamın gömleğinden yayılan kokusu Kudretin başını döndürüyordu.

İçindeki o mesafeli, gururlu kadın o an çamurlu yolun ortasında tamamen sustu. Kudret, adamın omzundaki ellerinden birini usulca Vezirin ensesindeki kısa, siyah saçlarına daldırdı. Diğer elini adamın çenesine, kirli sakallı yanağına koydu ve başını yoldan çevirip kendine bakmasını sağladı.

Vezir, 'Kudret Hanım, ne yap-..' demeye kalmadan, Kudret dudaklarını adamın dudaklarına sert, acımasız ve hiçbir kural tanımayan devasa bir tutkuyla bastırdı.

Vezirin adımları çamurun tam ortasında çivilenip kaldı. Bütün dünyası infilak etti. Geri çekilmesi gerekiyordu. Ama iradesi saniyeler içinde un ufak oldu. Yılların açlığı, o sabahki yarım kalan heves ve kollarındaki muazzam kadının kendi isteğiyle ona teslim oluşu adamın bütün kurallarını yaktı.

Vezir kollarını Kudrete daha da sıkı sardı. Başını eğip öpücüğe vahşi, kontrolsüz ve feci bir açlıkla karşılık verdi. Kudret adamın boynuna biraz daha asıldı, parmakları Vezirin saçlarını çekiştirirken dudaklarından haz dolu bir mırıltı kaçtı. İkisi de bu öpüşmenin içinde, o ıslak çamurlu yolun ortasında, aklını yitirmiş gibi birbirlerinin dudaklarında kayboldular.
Vezirin kalbi o kadar şiddetli çarpıyordu ki..

Nefessiz kaldıklarında, Vezir geri çekilmek zorunda kaldı. Göğsü körük gibi inip kalkıyor, gözleri dehşet ve devasa bir arzuyla yanıyordu. Hızlı, telaşlı adımlarla yolun sonundaki halanın evinin verandasındaki o kuru tahta zemine ulaştı ve Kudreti usulca ayaklarının üzerine, yere bıraktı.

Kudret ayakları yere basar basmaz bir adım geriye sendeledi. Elleri titreyerek yüzüne, az önce adamın dudaklarıyla şişmiş dudaklarına gitti. Göğsü hızla inip kalkıyordu.

Vezir ise ellerini hızla yanlarına indirdi, terleyen avuçlarını kumaş pantolonuna sildi. Gözlerinde büyük bir korku vardı.

'Ben..' diye fısıldadı Vezir, elleriyle yüzünü sıvazlayıp çaresizce başını iki yana sallayarak.
'Kudret Hanım.. Yemin ederim aklımı kaçırdım galiba ben. Benim aramızdaki o çizgiyi korumam gerekiyordu. Nasıl haddimi böyle aşabildim inanın bilmiyorum.'

Kudret, adamın bu çırpınışı ve o saygılı 'siz' dilinden asla vazgeçmeyişi karşısında yutkundu. Boğazına bir yumru oturmuştu.

'Vezir, ben öptüm seni..' dedi Kudret, sesinin titremesini durduramayarak.
'Bu sefer hata benim ödeştik diyelim olur mu?'

'Hayır!' dedi Vezir boğuk bir sesle, bir adım geri çekilerek.
'Sizin hiçbir hatanız yok Kudret Hanım. İradeli olması gereken, yerini bilmesi gereken bendim. Ama kollarımda öyle dururken.. Kokunuz aklımı başımdan alırken kendime hakim olamadım. Affedin. Yalvarırım affedin ve evet evet bunu unutalım. Bir daha asla, yemin olsun asla o kadar yaklaşmayacağım size.'

İkisi de o verandanın üzerinde, birbirlerine bir nefes kadar yakın ama dağlar kadar uzak bir sessizliğe gömüldüler. Ta ki halanın içeriden gelen, cılız ve hastalıklı öksürük sesini duyana kadar.

Vezir hemen yüzünü toparladı, derin bir nefes alıp kapıya yöneldi. Kapıyı açtıklarında karşılaştıkları manzara ikisinin de o utanç dolu gerilimini bir anlığına unutturdu. Hala hastalıktan bitkin düşmüş, ateşi çıkmış ve yatağında sayıklıyordu. Geceki fırtına evdeki sobanın tütmesine, her yerin is olmasına neden olmuştu. Ortalık savaş alanı gibiydi.

'Hala!' dedi Kudret panikle kadının yanına diz çöküp alnına elini koyarken.
'Ateşi çok yüksek Vezir! Yanıyor.'

Vezir ise anında o bilindik, iş bitirici sağ kol kimliğine büründü. O karmaşık duygulardan, az önceki o feci öpüşmeden kaçmak için işe sarılmak onun tek sığınağıydı.

'Siz halanızın yanında durun Kudret Hanım, ıslak bezle ateşini düşürelim. Üstünü değiştirin.' dedi Vezir, ceketini çıkarıp bir sandalyenin üzerine atarken. Beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvadı.
'Ben dışarıdan temiz odun getirip şu sobayı baştan yakayım, evi ısıtalım. Sonra da mutfağa geçip ona sıcak bir çorba kaynatırım. Güzel yaparım korkmayın. Siz hiç merak etmeyin, toparlayacağız.'

Sonraki iki saat, ikisi için de tam bir sınır harbine dönüştü. Halanın evi eski, eşyaları çok, odalar ve mutfak ise kelimenin tam anlamıyla iki kişinin zor sığacağı kadar daracıktı.

Vezir dışarıdan kucak dolusu odun getirip salondaki sobayı yakarken, Kudret halasının üzerini değiştirmiş, kirli çarşafları toplamıştı.
'Vezir, şu temiz yorganı sermeme yardım eder misin?' diye seslendi Kudret yatak odasından.

Vezir ellerini yıkayıp odaya girdi. Yatak iki duvarın arasına sıkışmış, daracık bir alandaydı. Kudret yorganın bir ucundan tutmuştu. Vezir diğer ucundan tuttu. Yorganı çarşafın üzerine sermek için aynı anda hareket ettiklerinde yüz yüze geldiler.

Vezirin gözleri anında Kudretin şişmiş, kendi dudaklarının izini taşıyan dudaklarına kaydı. Adem elması sertçe yutkunurken aşağı yukarı hareket etti. Gözlerini hızla kaçırıp yorganı çekerek
'Olud! Evet oldu Kudret Hanım.' diyip odadan adeta kaçarcasına çıktı.

Hala biraz daha rahatlayıp uykuya daldığında, Kudret mutfağa yöneldi. Mutfak, salondan bile daha küçüktü. Vezir ocağın başında soğan doğramaya, tencerede suyu kaynatmaya çalışırken, koca cüssesiyle tezgahın neredeyse tamamını kaplıyordu. Bıçağı kesme tahtasına vururken bütün öfkesini, çamurlu yoldaki iradesizliğine olan kızgınlığını o soğanlardan çıkarıyordu.

'Çorba ne alemde?' diye sordu Kudret, mutfağın kapısında durarak.

'Hazırlıyorum Kudret Hanım. Beş dakikası kaldı.' dedi Vezir kaskatı durarak.

Kudret, adama yardım etmek için içeri adım attı.
'Ben de halama ilaçları ezeyim, tepsiyi hazırlayayım.'

Kudret, üst raflardan birinde duran küçük bir porselen kaseyi almak için tezgaha doğru yöneldi. Ancak rafa uzanmak için mecburen Vezirin hemen yanından, onun koca gövdesiyle tezgah arasına girerek uzanması gerekiyordu.

'Pardon.' dedi Kudret kısık bir sesle.
'Kaseyi almam lazım.'

Vezir kadının sesini duyunca irkildi. Geri çekilmek istedi ama arkasında buzdolabı vardı. Gidecek yeri yoktu. Kudret araya girip rafa doğru uzandığında, vücudu ister istemez Vezirin vücuduna sürtündü.

O küçücük temas, ikisini de elektrik çarpmış gibi dondurdu.

Vezirin elindeki tahta kaşık tencerenin kenarına çarptı. Adam nefesini tuttu, gözlerini sımsıkı kapattı. 'Affedersiniz..' diye kekeledi Vezir, sesi feci halde pürüzlü ve boğuk çıkmıştı. Kendini mutfak dolabına olabildiğince yapıştırarak aralarındaki o tehlikeli mesafeyi açmaya çalıştı.
'Kusuruma bakmayın Kudret Hanım.. Mutfak çok dar. Rahatsızlık verdim. Lütfen.. Siz geçin.'

Kudret kaseyi eline almıştı ama geri çekilmedi. O dar alanda, aralarında on santim bile yokken yüzünü usulca adama çevirdi. 'Rahatsızlık vermiyorsun Vezir.'

'Kudret Hanım.' dedi Vezir, dişlerini sıkarak. Başını öne eğmiş, gözlerini fayanslara dikmişti. Elleri iki yanında yumruk halindeydi.
'Lütfen.. Yaklaşmayın.'

'Yaklaşırsam ne olur?' diye fısıldadı Kudret. İçindeki o inatçı damar, adamın bu çırpınışını gördükçe daha da kabarıyordu. Bir adım daha attı, şimdi vücutları birbirine değiyordu.

Vezir acıyla, başını hızla tavana doğru kaldırdı.
'Bana işkence ediyorsunuz Kudret Hanım.' dedi, sesi adeta bir yalvarıştı.

'Dudaklarınızın tadını zihnimden silmek için sabahtan beri kendi kendimi yiyorum. Benim de bir dayanma sınırım var. Ben de etten kemikten bir adamım. Yalvarırım, beni şu daracık mutfakta o sınırı aşmaya zorlamayın.'

'Sınırın o çamurlu yolda sanırım aşıldı Vezir.' dedi Kudret, sesindeki o tehlikeli fısıltıyla.

Vezir gözlerini hızla indirip kadının gözlerine kitlendi.

Kudret, adamın o kararmış yeşil gözlerinde dönen fırtınayı, kendine dokunmamak için verdiği o devasa savaşı görebiliyordu. Eli uzansa, dudaklarını bir kez daha uzatsa Vezirin bütün o yeminlerini bir saniyede yakıp yıkacağını çok iyi biliyordu.

Kudret yutkundu, gözlerini kaçırıp kaseyi tezgaha bıraktı. Tepsiyi hızla hazırladı. 'Çorbayı getirirsin. O zaman.' diye fısıldadı imalı bir şekilde Kudret, hızla mutfaktan çıkarken.

Vezir, mutfakta yalnız kaldığı an ellerini mermer tezgaha dayayıp derin, titrek bir nefes verdi. Sınırlarını korumak için verdiği bu savaş onu kelimenin tam anlamıyla bitiriyordu. Fakat her ne kadar dirense de, ikisinin de aklının o yakıcı öpücüklerde kaldığı inkar edilemez bir gerçekti.