34. bölüm · Karmalar

🔪 2.Bölüm

🎀 💗

Makineden gelen o düzenli, huzur verici "bip... bip..." sesleri, ormanın içine saklanmış bu küçük taş evde sabaha kadar Kudretin tek ninnisi olmuştu. Saatlerdir Vezirin o geniş, sargılı göğsüne başını yaslamış, adamın her nefes alışında içinin nasıl titrediğini hissederek, yarı uyanık bir uykuya dalmıştı.

Güneş, kalın perdelerin arasından usulca sızıp odayı aydınlatmaya başladığında, Kudret yavaşça gözlerini araladı. Yüzünde, sevdiğinin hayatta olmasının verdiği o büyük şükranla harmanlanmış, yorgun ama huzurlu bir tebessüm vardı. Başını hafifçe kaldırıp Vezirin yüzüne bakmak istedi. Ancak yatağın o tarafı boştu.

Kudretin gözleri fal taşı gibi açıldı. Kalbi göğüs kafesinde adeta bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Makinenin kabloları yatağın üzerine gelişigüzel bırakılmıştı.
"Vezir?!" diye seslendi panikle. Sesi odanın içinde yankılandı ama cevap gelmedi.

Hızla yataktan fırladı, üzerine geçirdiği o bol, Vezire ait kazağın eteklerini çekiştirerek odadan çıktı. Holü koşarak geçtiğinde, onu salonun ortasında, pencerenin önünde buldu.

Vezir, üzerinde sadece bol bir eşofman altı ve yarısının üzerine dikkatlice sardığı temiz bir sargı beziyle ayakta duruyordu. Dışarıya, ormanın o sessiz derinliklerine doğru bakıyordu. Yüzü dünkü kan kaybından dolayı hala bembeyazdı, omuzları çökmüştü ama duruşunda o bilindik, sarsılmaz ciddiyeti geri dönmüştü.

"Vezir!" dedi Kudret, sesi hem rahatlamış hem de büyük bir öfkeyle doluydu. Hızla yanına adımladı.
"Ne yapıyorsun sen? Aklını mı kaçırdın! Doktor yarına kadar kalkmayacaksın, dinlenmen şart dedi. Dikişlerin var senin, nasıl ayaklanırsın!"

Vezir, kadının bu panik dolu, şefkatli yakarışını duyduğunda yüzündeki hiçbir mimiği oynatmadı. Gözlerini yavaşça Kudrete çevirdi. Bakışları o kadar soğuk, o kadar mesafeliydi ki, Kudret olduğu yerde çakılıp kaldı.
Bu, dün geceki o acı çeken, gözlerinde sevgi kırıntıları arayan adamın bakışı değildi. Bu, tamamen yabancı, aralarına koca bir duvar örmüş bir adamın bakışıydı.

"İyiyim ben." dedi Vezir, sesi düz, hissiz ve pürüzlüydü.
"Biraz başım döndü o kadar. Kalkıp yürüyebiliyorum."

"İyi falan değilsin!" diye atıldı Kudret, ellerini adamın kollarına uzatarak onu yeniden yatağa yönlendirmek istedi.
"Dün gece az kalsın kollarımda ölüyordun Vezir. Lütfen, inat etme. Hadi, gel yatalım."

Ancak Vezir, Kudretin o sıcak ellerinin kendi tenine değmesine izin vermedi. Yavaşça ama kesin bir hareketle bir adım geri çekildi. Kudretin havada kalan elleri titredi.

"Gerek yok Kudret Hanım." dedi Vezir.

Kudret Hanım..

Bu iki kelime, Kudretin göğsüne o bıçaktan çok daha sert bir şekilde saplandı.
Nefesi kesildi, gözleri anında doldu.

"Vezir.. Ne diyorsun?" diye fısıldadı çaresizce.
"Ne hanımı.. Ben.. Ben dün gece sana o bıçağı neden sapladığımı.."

"Dün gece!" diye sözünü kesti Vezir, gözlerini kaçırarak.
"Dün gece yapmanız gerekeni yaptınız. Babanızın kızı olarak, babanızı ve ailenizi korumak için gerekeni yaptınız. Ben sizi anlıyorum. Haklıydınız da."

Kudret, adamın bu hissiz, bu her şeyi kabullenmiş tavrı karşısında sarsıldı.
"Hayır! Hayır, haklı falan değildim! Ben kör olmuştum Vezir! İntikam hırsı gözümü o kadar kör etmişti ki.. Kardeşlerim.. Sen benim için, bizim için o kadar acı çekerken, ben sana o bıçağı.."
Hıçkırıkları boğazında düğümlendi, konuşamadı.

Vezir derin, acı dolu bir iç çekti.
"Kendinizi suçlamayın. Ben affı olabilen bir şey yapmadım. Ama ben bu karanlığa bizim için sürüklendim Kudret.. Hanım. Ama.. haklıydınız. Biz diye bir şey artık kalmadı. Ben karanlık taraftayım sen benim karşımdasın."

"Sus!" diye bağırdı Kudret, gözyaşları yanaklarından süzülürken.
"Sus ne olur! Benim karanlığım da sensin, aydınlığım da sensin! Ben sensiz bir hiçim, anlamıyor musun? O bıçağı sana sapladığım an, kendi kalbimi söktüm ben!"

Vezirin çenesi kaskatı kesildi. Gözlerindeki o soğuk maske saniyelik bir an için çatladı, içindeki o devasa, kanayan aşk dışarı sızdı ama anında kendini toparladı.
Yeniden o duvarları ördü.

"Siz vicdan azabı çekiyorsunuz Kudret Hanım." dedi Vezir, sesi buz gibiydi.
"Birini kendi ellerinizle öldürdüğünüzü düşündüğünüz için, şimdi hayatta olduğunu görünce omuzlarınızdaki o yükten kurtulmaya çalışıyorsunuz. Ama buna gerek yok. Vicdanınız rahat olsun. Ben yaşıyorum."

Kudret başını iki yana salladı, adama doğru bir adım daha attı. "Sen biri değilsin! Bu da vicdan azabı değil Vezir! Aşk bu! Ben seni seviyorum! Yıllardır o konakta, o kahrolası kuralların içinde sırf seni uzaktan bir saniye daha fazla görebilmek için yaşadım ben! Dün gece seni kaybedeceğimi anladığımda, dünyanın benim için bittiğini hissettim. Bu yüzden vazgeçtim. Lütfen.. Vazgeçme benden.."

Vezir, kadının bu çaresiz, bu paramparça itirafı karşısında yutkundu. Boğazına oturan o koca düğüm yüzünden nefes almakta zorlanıyordu. Ama kararı kesindi. Kudreti o kanlı geçmişe, o karanlık dünyaya bir daha asla ortak etmeyecekti. Kudret kendi de istemezdi zaten. Onu kendinden uzaklaştırmanın tek yolu buydu.

"Bizim artık bir şansımız kalmadı Kudret." dedi Vezir, gözlerini kadının o yaşlı, okyanus gibi derin kahverengi gözlerinden ayırarak pencereden dışarıya dikti.
"O bıçak, sadece benim bedenimi değil, aramızdaki o görünmez bağı da kesti. Bitti."

Kudretin dizlerinin bağı çözüldü. Bu kelimeler, dünkü bıçak yarasından çok daha fazla kanatıyordu ruhunu.

"Senin için.. Bizden vazgeçmek bu kadar kolay mı yani?" diye fısıldadı Kudret, sesi bir inilti gibiydi.
"Yıllarımızı, anılarımızı, o birbirimize baktığımızda dünyayı unuttuğumuz anları tek bir kalemde silecek misin?"

"Benim bize inanmak için bir sebebim yok artık." diye devam etti Vezir, kadının sözlerini duymazdan gelerek. O her cümlede kendi kalbini de paramparça ediyordu ama duramazdı.
"Medeniye söyledim. Kardeşlerinize, Timura beni öldürdüğünüzü söyleyin. Cesedimi denize attığınızı, her şeyin bittiğini söyleyin. Onlar için de, sizin için de öldüm zaten ben. Ben de kalmam zatan bu ülkede. Bırakın böyle olsun."

"Ne diyorsun sen Vezir!" Kudret öfkeyle adamın karşısına geçti. Gözlerinden ateş çıkıyordu.
"Ne ölmesi! Ne cesedi! Sen buradasın, yaşıyorsun! Ben seninle birlikte yeni bir hayat kurmak isterken, sen nasıl böyle bencilce çekip gitmekten bahsedersin!"

"Bencilce olan dün..! Neyse.." diye kükredi Vezir, aniden patlayarak. Sesi, yarasını sızlatacak kadar gür çıkmıştı. "Kudret bu dünya üzerinde en son kırmak isteyeceğim kişi sensin. Daha fazla konuşmak istemiyorum. Yurt dışına gideceğim. İzimi kaybettireceğim. Kendime temiz, belasız bir hayat kuracağım. Sizin de öyle yapmanız lazım!"

"İstemiyorum!" diye bağırdı Kudret, ellerini yumruk yaparak adamın sağlam omzuna vurdu.
"Yeni bir hayat istemiyorum ben! Ben sadece seni istiyorum! Bizim bir hayatımız olsun istiyorum sadece..! Ben senin yanında olmak istiyorum Vezir!"

Vezir, kadının o zayıf yumruklarına hiç tepki vermedi. Sadece gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. İçindeki o deli aşık, Kudreti kollarına alıp "Hiçbir yere gitmiyorum, sevgilim.." diye haykırmak istiyordu ama mantığı, iradesi buna izin vermedi.

Gözlerini açtığında, okyanus yeşili hareleri tamamen hissiz, tamamen bomboştu.

"Siz beni gerçekten anlamıyorsunuz Kudret Hanım." dedi Vezir, sesi o kadar soğuk, o kadar düzdü ki Kudret titredi.
"Ben sizi istemiyorum. Sizin gözlerinizdeki o Karslı kibrinizi, o intikam hırsınızı, o her fırsatta beni köşeye sıkıştıran şüphelerinizi istemiyorum artık. Yorgunum ben. Sizin o gelgitli ruh halinizden, bir gün beni sevip ertesi gün beni kendi ellerinizle bıçaklayabilme ihtimalinizle yaşayamam."

Kudret, duyduğu bu kelimelerle adeta taş kesti. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu cümleler, Vezirin ağzından çıkamazdı. Bu, onun Veziri olamazdı.

"Yalan söylüyorsun.." diye fısıldadı Kudret, başını iki yana sallayarak.
"Sen beni benden daha iyi tanıyorsun. Sen benim o kibri, o hırsı sadece ailemi korumak istediğim zaman giydiğimi biliyorsun. Sen.. Sen beni seviyorsun Vezir."

"Sevgi yetmiyor Kudret." dedi Vezir acımasızca. Arkasını dönüp pencereye doğru yürüdü.
"Aileni korumaya devam et o zaman Kudret. Benden uzak dur! Şimdi lütfen.. Kıyafetlerinizi giyin. Medeni dışarıda bekliyor, sizi evinize, ailenizin yanına bırakacak. Onlara dediğim gibi, beni öldürdüğünüzü söyleyin. Bu hikaye burada bitsin."

Kudret, adamın o geniş, yaralı ama sarsılmaz sırtına bakarken, içindeki o son umut kırıntısının da tuzla buz olduğunu hissetti. Vezir, onu gerçekten gözden çıkarmıştı. O bıçak yarası sadece bedenini değil, aralarındaki o son, incecik köprüyü de koparmıştı.

Gözlerinden yaşlar sessizce süzülmeye başladı.

''Medeni!'' diye bağırdı Vezir, sesi odayı inletecek kadar gür ama bir o kadar da çaresiz çıkmıştı.
''Medeni, gel buraya!''

Holde bekleyen Medeni hızla içeri daldı.
''Buyur abi?''

''Kudret Hanımı İstanbula, evine götür.'' dedi Vezir, gözlerini Kudretten ayırmadan ama ona bakmamaya çalışarak.
''Hemen şimdi.''

Medeni başını eğip Kudrete baktı. Kudret itiraz etmedi. Bağırmadı, çağırmadı, o beklenen büyük isyanı sergilemedi. Sadece Vezirin o gergin, acı çeken yüzüne baktı uzun uzun. Adımlarını yavaşça adama doğru attı. Vezir bir adım geri çekilmek istedi ama bedeni ona itaat etmedi.

Kudret, elini usulca kaldırdı ve adamın o soğuk terler döken, solgun yanağına avucunu yasladı. Vezir gözlerini sımsıkı kapattı, o dokunuşta erimemek için insanüstü bir çaba sarf etti.

''Eğer bensiz daha iyi olacaksan..'' diye fısıldadı Kudret, sesi titriyor ama içinde devasa bir şefkat barındırıyordu.
''Eğer benden vazgeçmek, omuzlarındaki bu yükü hafifletecekse, seni o karanlıktan çıkarıp vicdanını rahatlatacaksa.. Peki Vezir.''

Vezirin kapalı gözlerinden tek bir damla yaş süzülüp Kudretin avucuna düştü.

''Ama şunu bil..'' diye devam etti Kudret, parmak ucuyla adamın gözyaşını usulca silerken.
''Ben dün o tuvalette kalbimi senin o yaralı göğsüne bıraktım. Sen beni ne kadar uzağa itersen it, ne kadar yalan söylersen söyle, ben o kalbi oradan geri almayacağım.''

Kudret yavaşça elini çekti. Sandalyenin üzerinde duran o kanlı ceketini koluna aldı. Aynadaki o perişan yüzüne bakmadan, başı öne eğik ama kalbi hala o odadaki adamda kalarak kapıya doğru yürüdü.

''Gidelim Medeni.'' dedi usulca.

Araba o taş evden uzaklaşırken, Kudret başını cama yasladı. Gözyaşları sessizce akıyordu. Eve döndüğünde, o koca yatağa girdiğinde her saniye onu düşüneceğini, kalbinin sadece o adam için atmaya devam edeceğini biliyordu. Vazgeçmemişti, sadece sevdiği adamın kendi yaralarını sarması için ona o zoraki alanı bırakmıştı.

İçeride ise Vezir, arabanın o uzaklaşan motor sesini duyduğunda olduğu yere, pencerenin dibine çöktü. Başını dizlerinin arasına gömüp, sessiz, omuzları sarsılarak ağlamaya başladı.
Kendi kalbini söküp atmış, sevdiği kadını o karanlıktan kurtarmak uğruna kendi cehennemine, o yapayalnız sürgününe kendi elleriyle yürümüştü.