51. bölüm / 50
KARAHANLI49. Kırık Güven
Bölümler 50Şu an: 49. Kırık Güven
- 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
- 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
- 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
- 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
- 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
- 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
- 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
- 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
- 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
- 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
- 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
- 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
- 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
- 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
- 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
- 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
- 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
- 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
- 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
- 20 20. Bir yalan1.482 kelime
- 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
- 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
- 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
- 24 24. İstop1.848 kelime
- 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
- 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
- 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
- 28 28. Leyla'm2.198 kelime
- 29 29. Dağhan.2.009 kelime
- 30 30. ben geldim2.275 kelime
- 31 31. Ferman3.692 kelime
- 32 32. Gözdağı2.431 kelime
- 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
- 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
- 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
- 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
- 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
- 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
- 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
- 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
- 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
- 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
- 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
- 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
- 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
- 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
- 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
- 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
- 49 49. Kırık Güven3.527 kelime · Okuduğun bölüm
- 50 50. Mucize1.123 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Neva, göz kapaklarını yavaşça araladığında tavanın soğuk, steril beyazlığıyla karşılaştı.
Burnuna dolan keskin hastane kokusu ve kolundaki serumun ağırlığı, nerede olduğunu hatırlatması için yetti. Tam doğrulmak üzereyken odanın kapısının hemen iç tarafındaki loş köşeden gelen fısıltılı ama gergin sesleri duydu.
Gözlerini anında tekrar kapattı.
Kirpiklerinin arasından belli etmeden süzerek derin ve düzenli nefesler alıp uyuyor rolü yapmaya başladı.
Odadaki iki kişi Meryem ve Selin’di. Selin’in sesi hem öfkeden hem de korkudan titriyordu.
Yüzündeki morlukları gizlemeye çalışarak hızla konuştu:
“Senin yüzünden, Meryem Hanım! ‘Hallederiz, Kartal’ı düşürürüz, Neva’yı uzaklaştırırız.’ dedin! Nevin Babaanne gündüz gözüyle beni o konağa çağırıp neye uğradığımı şaşırttı! Yüzüme öyle bir tokat attı, saçlarımdan tutup kapının önüne öyle bir fırlattı ki beni… Sırf senin verdiğin o para için Karahanlar’ın gazabını üstüme çektim!”
Meryem Hanım, “Şşşt!” diyerek Selin’in kolunu sıktı. Gözü bir an yatakta yatan kızına kaydı.
Neva’nın hâlâ uyuduğunu sanıyordu.
“Sesini kes, Selin!” diye fısıldadı zehir gibi bir tonla. “Kız uyanacak!”
“Kartal’a giden tek bir iz yok, ortada delil yok! Nevin yaşlı bir kadın, blöf yapmıştır. Kızım o adamdan tamamen kopana kadar çeneni kapalı tutacaksın. Paranı aldın sen, gerisine karışma!”
Selin hırsla Meryem’in elini itti.
“Blöf değildi, Meryem Hanım! O kadın beni mahvedecek! Senin yüzünden hayatım kaydı!”
Selin ve Meryem, Nevin Babaanne’nin o sırada Sancar aracılığıyla odada gerçekleşen her şeyi ses kaydına aldığından tamamen habersizdi.
Kendilerince izlerini kapattıklarını sanıyorlardı.
Yatakta hiçbir şey duymuyormuş gibi dümdüz yatan Neva’nın ise göğsünün altında bir cehennem alev aldı.
Midesindeki o ağır bulantı, yerini buz gibi bir berraklığa bıraktı. Kendi annesi… Öz annesi Meryem, kocasının odasına başka bir kadını sokmuş, gururunu yerle bir etmiş, günlerdir ona o tek göz evde cehennemi yaşatmıştı. Kartal’ın “Tuzaktı, kumpastı.” derken gözlerindeki o çaresiz bakışlar bir bir zihninde çaktı.
Neva gözlerini açmadı.
Yüzündeki tek bir kası bile oynatmadı. Rol yapmaya, uyumaya devam edecekti.
Zihninde taşlar yerine oturuyor, o soğuk, tehlikeli ve stratejik Karahan Kraliçesi yeniden ayağa kalkıyordu. Bu kumpasın hesabını hem Selin’e hem de öz annesine kendi elleriyle sormak için kafasında kusursuz bir plan kurmaya başladı.
Neva, gözlerini kapatıp uyuma numarası yapmaya devam ederken Meryem Hanım ve Selin odanın kapısına doğru çekildiler.
Selin, üzerindeki şoku hâlâ atlatamamış bir hâlde burnunu çekerken Meryem Hanım onu kolundan sertçe sarsarak koridora doğru itekledi.
“Hemen kaybol buradan, Selin!” diye fısıldadı Meryem Hanım. Sesi zehir zemberekti. “Neva uyanmadan git! Eğer o kız bir şey sezerse yemin ederim senin canını ben yakarım.”
Selin, yüzündeki morluğa dokunup hırsla Meryem’e son bir öfke bakışı fırlattı ve kaçar adımlarla koridorda gözden kayboldu. Meryem Hanım derin bir nefes alıp üstünü başını düzelttikten sonra odanın kapısını yavaşça kapattı.
Kızının yatağına doğru adımlarken yüzüne anında o anaç, sahte ve endişeli ifadeyi takındı.
Neva ise yatakta kıpırdamadan dururken zihnindeki taşları birer birer oturtuyordu.
Kartal yine haklıydı…
Adam günlerdir kapısında feryat ederken, “Kumpastı, tuzaktı!” diye haykırırken Neva ona bir şans bile vermemişti.
Kendi öz annesi, sırf Neva’yı Karahanlar’dan koparmak, o evliliği bitirmek ve belki de sosyete kulislerindeki kendi hırslarını tatmin etmek için kocasının koynuna kadını kendi elleriyle sokmuştu. İçindeki o büyük hayal kırıklığı ve öfke, kısa sürede buz gibi bir intikam yeminine dönüştü.
Neva hafifçe kirpiklerini kıpırdattı, ardından gözlerini ağır ağır açarak tavana baktı. Birkaç saniye boşluğa bakıp bilinçli bir mahmurlukla yüzünü buruşturdu.
Meryem Hanım anında yatağın kenarına yanaştı. Neva’nın elini tutmaya çalışarak heyecanla atıldı:
“Kuzum! Neva’m… Uyandın mı, güzel kızım? Tüh tüh, çok şükür Allah’ıma! Yüreğimi ağzıma getirdin. O sefil evde nasıl fenalaştın öyle!”
Neva, annesinin elini tutmasına izin verdi ama elini ne sıktı ne de geri çekti. Yüzünde soğuk, bitkin ve bir o kadar da saf bir ifade yarattı.
“Anne…” dedi kısık, pürüzlü bir sesle. “Ne oldu bana? Neredeyiz?”
“Hastanedeyiz, bir tanem. Miden yine kramplarla sıkıştı, bilincini kaybettin. O sefil delikte kalırsan olacağı buydu zaten!”
Meryem Hanım kızının saçlarını okşamaya çalıştı.
“Bak, gördün mü? Seni o adam için heder etmeye değer miymiş? Sana defalarca söyledim, ‘O adama güvenme, o Karahanlar’dan sana hayır gelmez.’ diye. Bak, kendi gözlerinle gördün işte holdingdeki rezilliği. Aradım Kartal’ı, hastanedesin dedim; kılını kıpırdatmadı.”
Neva, annesinin gözlerinin içine bakarken içindeki nefreti bastırmak için tırnaklarını avucunun içine geçirdi.
Kanı donuyordu ama çaktırmadı. Başını hafifçe sallayarak mağrur ve kırgın bir tebessüm kondurdu dudaklarına.
“Haklıymışsın, anne…” dedi Neva. Sesi öyle kırılgan çıkmıştı ki Meryem Hanım bir an için zafer kazandığını sandı.
“Sana inanmam gerekirdi. Kartal bana ihanet etti. Ben artık o adama da o konağa da asla dönmem. Boşanacağım ondan.”
Meryem Hanım’ın gözlerinde gururlu ve sinsi bir parıltı çaktı.
“Aferin benim akıllı kızıma! Şöyle kendine gel! Sen Karahanlar’a muhtaç değilsin, ben senin arkandayım. Yarın hemen avukatları devreye sokuyoruz. O evlilik bitiyor!”
Neva hafifçe doğrulmaya çalıştı.
“Açım ben, anne… Midem bomboş, midem kazınıyor. Bana aşağıdan taze bir çorba getirtebilir misin?”
Meryem Hanım, kızının bu ani uysallığı ve iştahı karşısında neşelenerek hemen doğruldu.
“Hemen, bir tanem! Hemen kafeteryadan yaptırıp getiriyorum. Sen hiç kıpırdama!”
Meryem Hanım odadan çıkar çıkmaz Neva’nın yüzündeki o masum, kırgın ifade saniyesinde buharlaştı.
Yeşil gözlerinde alev alev yanan, soğuk ve acımasız bir Karahan Kraliçesi belirdi.
Yatakta doğruldu, kolundaki serum iğnesini gözünü bile kırpmadan çekip çıkardı. Dışarıda, kapının önünde Kartal’ın nöbet tutan korumalarından birinin silüeti görünüyordu.
Neva adımlarını kararlılıkla yere bastı, banyoya geçip yüzüne soğuk su çarptı.
Aynadaki yansımasına baktı. Sapsarı yüzüne rağmen gözlerindeki o tehlikeli kararlılık geri gelmişti.
“Beni kendi oyununuzla vurmaya kalktınız…” diye fısıldadı aynaya doğru. “Şimdi o oyunu sizin başınıza nasıl yıkıyorum, izleyin.”
Banyodan çıkıp kapıyı hafifçe araladı. Kapıda bekleyen koruma, Neva’yı ayakta görünce panikle doğruldu.
“Neva Hanım! Bir şey mi lazım? Doktoru çağırayım mı?”
Neva dik bir duruşla korumaya baktı.
“Sancar’ı ara,” dedi. Sesi pürüzsüz ve emrediciydi.
Karahan Konağı’nın devasa demir kapıları gürültüyle açıldığında siyah makam aracı avluya sessizce süzüldü.
Neva arabadan indiğinde günlerdir o evde esen matem havası, yerini fırtına öncesi buz gibi bir gerilime bıraktı.
Kapıda onu bekleyen Nevin Babaanne, bastonuna dayanmış bir hâlde, Karahan Konağı’nın direğine yakışır bir heybetle dimdik duruyordu.
Neva’nın solgun ama çelik gibi sertleşmiş yüzünü gördüğü an yaşlı kadının gözlerinde gururlu bir ışıltı belirdi.
“Hoş geldin, Karahan Kraliçesi,” dedi Nevin Babaanne, sesindeki o otoriter ama şefkatli tonla. “Yuvanı kurtarmaya mı geldin, yoksa o hesapları kapatmaya mı?”
Neva, babaannesine doğru bir adım atıp başını hafifçe eğdi.
“İkisi de, Babaanne…” dedi. Sesi pürüzsüz ve kararlı çıkıyordu. “İkisi de.”
Neva avludan geçip konağın ana salonuna adım attığında gözleri Kartal’ı aradı.
Ancak evde ölümcül bir sessizlik hâkimdi; Kartal evde değildi.
Neva’nın “Boşanacağım, bitti.” sözlerinin ardından Kartal, karısını tamamen kaybetmenin verdiği o ağır enkazla inzivaya çekileli günler olmuştu.
Ne eve uğruyor ne de evdekilerle görüşüyordu. Tek başına, karanlığın içinde kendini ve acısını heder ediyordu.
Nevin Babaanne ağır adımlarla Neva’nın yanına yaklaştı, gelin bildiği kızın omzuna elini koydu.
“Kartal günlerdir holdingde çalıştığını söylüyor, kızım… Kendini iyice kapattı, kimsenin yüzüne bakmıyor ve tüm soğukluğuyla devam ediyor. Selin denilen kadının da babasının da canını okumadan çekilmedim. Bütün kumpasın kayıtları, Selin’in itirafları elimizde. Sancar her şeyi bant kaydına aldı.”
Neva acı bir tebessümle başını salladı.
“Biliyorum, Babaanne… O kadının nasıl o odaya girdiğini de kamera kör noktalarını da biliyorum. Ama bu iş sadece Selin’le bitmiyor.”
Nevin Babaanne kaşlarını çattı.
Neva, gözlerinde alev alev yanan o soğuk ve acımasız ifadeyle babaannesine döndü:
“Hastanede uyanmadığımı sanıp yanımda konuştular, Babaanne… Bizzat kendi kulaklarımla duydum! O Selin denilen kadını para karşılığı tutan, holdingdeki o iğrenç kumpası adım adım planlayan kişi Selin’in arkasındaki güç değil… Kendi öz annem Meryem!”
Nevin Babaanne duydukları karşısında öfkelendi; yaşlı gözleri dehşetle açıldı.
Neva hırsla devam etti:
“Annem, beni o tek göz evde bulduğunda bile Kartal’a olan güvenimi sarsmak için yüzüme vurdu her şeyi. Ben bayılmadan önce de hastanede uyanmadığımı sandığında da ‘Kartal’ı aradım, öldüm bittim dedim ama yüzümüze bile bakmadı, gelmedi.’ diye yalan söyledi! Beni Kartal’dan, Karahan Konağı’ndan koparmak için kocasının koynuna kadını kendi elleriyle sokmuş benim annem!”
Nevin Babaanne’nin elindeki baston hırsla mermer zemine çarptı. Yaşlı kadının yüzü zifiri bir karanlığa büründü.
“Demek o Meryem kadını… Selin anlattı ama bu kadar ileri gideceğini düşünmemiştim. Demek benim torunumun yuvasına, gelinimin namusuna göz koyacak kadar alçaldı!”
Neva çenesini dikleştirdi, Karahan Kraliçesi’ne yakışır o buz gibi duruşuyla salonun ortasında durdu.
“Şimdi Sancar’a talimat verin, Babaanne…” dedi Neva. Sesi odadaki her bir taş duvarı titretecek kadar sertti.
“O Meryem Hanım bu kapıdan içeri çağrılsın! Kendi kazdığı kuyuya nasıl düştüğünü, benim yuvamı yıkmanın bedelini nasıl ödediğini kendi gözleriyle görecek!”
Neva’nın sözleri salonda yankılandığı an Nevin Babaanne bir saniye bile tereddüt etmedi. Başını Sancar’a doğru çevirdi.
Sancar, gözlerindeki o kapkaranlık hürmet ve sadakatle tek bir kelime etmeden başını eğdi ve Meryem’i konağa getirmek üzere salondan çıktı.
Çok geçmeden Karahan Konağı’nın devasa kapıları Meryem için son kez açıldı.
Meryem, kızının hastaneden kaçıp Karahan Konağı’na döndüğünü duyduğu an zafer kazandığını zannederek konağa adım atmıştı. Yüzünde mağrur, kibri her hâlinden belli olan sahte bir endişe ifadesi vardı.
Kızını vazgeçirmek, onu tekrar Karahanlar’a karşı kışkırtmak niyetiyle adımlarını hızlandırdı.
“Neva!” dedi Meryem, sahte bir telaşla kollarını açarak.
“Kızım, ne işin var senin burada?! Ben sana o adama, bu konağa güvenme demedim mi?! Sen nasıl kalkıp buraya gelirsin—”
“Kes sesini!”
Neva’nın sesi, salonun yüksek tavanlarında bir şimşek gibi çaktı. Meryem olduğu yerde donakaldı. Neva yavaşça arkasını döndü. Yüzündeki o sarsılmaz, buz gibi ifade Meryem’in içini bir anda amansız bir korkuyla kapladı.
Neva ağır adımlarla annesinin üzerine yürüdü.
“Hastanede uyuduğumu sandın, değil mi, anne? Selin’le kapımın önünde fısıldaşırken duymadığımı sandın…”
Meryem’in yüzündeki o kibirli renk, saniyeler içinde sapsarı bir solgunluğa dönüştü.
Dudakları titremeye başladı.
“Neva… Kızım, ne saçmalıyorsun sen? Ne dinlemesi—”
Neva elini kaldırdı ve silahı ona doğrulttu.
Nevin Babaanne’nin elindeki ses kayıt cihazını işaret etti. Nevin Babaanne cihazın düğmesine bastı.
Salonda ilk önce Selin’in ağlamaklı ve korku dolu sesi çınladı:
“Meryem Hanım geldi bana! Kızımı o adamdan ayıracaksın, dedi! Bütün planı o kurdu, parayı o verdi!”
Hemen ardından Sancar’ın hastane koridorunda aldığı gizli kayıt devreye girdi. Meryem’in Selin’e fısıldadığı o zehir zemberek sözler ve Kartal hakkında söylediği yalanlar tek tek salonda yankılandı.
Meryem’in gözleri dehşetle açıldı. Geriye doğru bir adım attı.
“Neva… Bak, açıklayabilirim… Ben senin iyiliğin için—”
“Sen benim iyiliğim için mi?! kocamın odasına kadın soktun!” diye gürledi Neva.
Gözlerinden yaşlar akıyordu ama bu yaşlar zayıflığın değil, içindeki o devasa öfkenin yaşlarıydı.
“Sen benim gururumu, benim yuvamı, benim hayatımı kendi hırslarına kurban ettin! Ben seni annem belledim, anne! Ama sen benim en büyük düşmanımdan bile alçak çıktın!”
Meryem çaresizce kızının ellerini tutmaya çalıştı.
“Neva, yapma! O Karahanlar seni yutacaktı, ben seni kurtarmak istedim!”
“Beni kurtarmak değil, senin dışında beni koruyanlar Karahanlar'dı! Sen beni mahvetmek istedin!” dedi Neva.
Annesinin ellerini iğrenç bir şeye dokunur gibi hırsla itti.
“Senin gibi bir kadın benim annem olamaz. Bundan sonra benim Meryem adında bir annem yok! Ya burdan paşa paşa gidersin ya da bir daha sefere yaşayacak kadar şanslı olmazsın.."
Neva arkasını dönüp Nevin Babaanne’ye baktı. Yaşlı kadın elindeki bastonu mermer zemine vurdu. Salondaki korumalar anında Meryem’in etrafını sardı.
“Atın bu kadını,” dedi Nevin Babaanne, sesi çelik kadar soğuktu.
“Bir daha bu konağın, benim gelinimin, Karahan soyadının yanına yaklaştığını görürsem… Babanın şirketlerini de sizin sosyete hayatınızı da bir gecede yerle bir ederim, Meryem Hanım! Defolun gidin evimden!”
Meryem, korumaların kolları arasında feryat figan ederek rezil bir hâlde konaktan dışarı sürüklendi. Konağın ağır kapıları gürültüyle kapandığında salonda derin bir sessizlik hâkim oldu.
Neva, göğsü hızla inip kalkarak orada durdu.
İçindeki o büyük fırtına dinmiş, yerini buz gibi bir netliğe bırakmıştı.
Kartal haklıydı.
Kocası ona ihanet etmemişti; tam aksine, öz annesi tarafından kurulan iğrenç bir kumpasın kurbanı olmuşlardı.
Neva yavaşça Nevin Babaanne’ye döndü.
“O nerede, Babaanne?” diye sordu Neva, sesi titreyerek. “Holdingde mi?”
Karahan Konağı’nın devasa salonunda Meryem’in sürüklenerek çıkarılmasının ardından çöken ölümcül sessizlik, Neva’nın adımlarıyla bozuldu.
Neva, siyah makam aracından inip Karahan Holding’in devasa cam kapılarından içeri girdiğinde üzerindeki o ağır kışlık paltoya rağmen titriyordu.
İçindeki o büyük suçluluk duygusu ve kocasından duyacağı buz gibi sözlerin korkusu, zihnini mengene gibi sıkıyordu.
Asansör yönetim katına ulaştığında koridordaki sessizlik dahi kalbini yerinden oynatacak gibi atıyordu. Kartal’ın odasının önüne geldiğinde kapıyı çalma gereği duymadan yavaşça içeri süzüldü.
Odanın atmosferi, Kartal’ın içindeki o sönmeyen yangın gibi boğucu ve karanlıktı.
Kartal, dev ahşap masasının arkasında oturmuş, önündeki finansal raporlara diktiği gözlerini bir an bile kaldırmıyordu.
Üzerindeki gömleğin kolları dirseklerine kadar sıvanmış, kravatı gevşetilmişti. Yüzündeki o eski neşeli, şefkatli adamdan eser kalmamıştı. Karşısında darmadağın olmuş ama gururunu zırh gibi kuşanmış yaralı bir aslan duruyordu.
Neva içeri adımlarını attığında Kartal başını bile kaldırmadı.
Dosyadaki sayfalardan gözlerini ayırmadan buz gibi, kılıçtan keskin sesiyle konuştu:
“Mesai saatleri bitti, Neva Hanım… Eğer avukatlık işleri veya boşanma protokolü için geldiysen onları doğrudan hukuk departmanına bırakabilirdin. Benimle bizzat görüşmene gerek yoktu.”
Neva’nın boğazına oturan o acı yumru, genç kadının yutkunmasını engelledi. Gözlerinden süzülen yaşları zapt etmeye çalışarak masaya doğru bir adım attı.
“Kartal… Her şeyi öğrendim,” diye fısıldadı Neva. Sesi titriyordu.
“O kumpası… Selin’i… Hepsini bizzat duydum. Annemin yaptıklarını… Her şeyi öğrendim.”
Kartal’ın elindeki kalem masanın üzerine sertçe düştü.
Yavaşça başını kaldırdı.
Gözlerinde en ufak bir yumuşama, bir ışıltı yoktu.
Yüzü tamamen taştan oyulmuş gibi hareketsiz ve uzaktı. Neva’ya baktı ama sanki orada yabancı biri duruyormuş gibi boş bir bakıştı bu.
Neva, bu bakışı tanıyordu. Gözlerindeki karanlık orda duruyordu.
“Yani, Neva?” dedi Kartal. Sesindeki o umursamaz ama derinden yaralı ton odayı inletti.
“Gelip tebrik mi edeceksin haklı çıkışımı? Yoksa vicdanını rahatlatmak için bir bahane mi arıyorsun?”
Neva, kocasının bu denli mesafeli ve soğuk duruşu karşısında neye uğradığını şaşırdı. Beklediği tepki bu değildi; en azından bir parça öfke, bir parça haykırış bekliyordu. Ama bu buz kütlesi hâlinden çok daha korkunçtu.
“Yanılmıyorsam ayrılmak istiyordun…” dedi Kartal, alaylı ve acı bir tebessümle dudaklarını kıvırarak.
“Hani, ‘O eve bir daha adım atmam, beni ancak ölü kalıbımla sokarsın.’ diyordun. Kapına dayandığımda boşanma tehditleri savuruyordun. Ne oldu? Planların mı değişti?”
Neva, aniden hayır anlamında başını şiddetle salladı.
Gözyaşları artık yanaklarından serbestçe süzülüyordu.
“Hayır, Kartal… Hayır! Ben öyle demek istemedim. Ben o an gözüm döndü, ne yaptığımı bilmiyordum—”
Kartal bakışlarını ondan kaçırıp camdan dışarı, İstanbul’un gri gökyüzüne çevirdi. Sesi alçak ama bir o kadar ölümcüldü:
“İstemez…”
Neva nefesini tuttu.
Kartal yavaşça tekrar ona baktı. Gözlerindeki o tükenmişlik, Neva’nın kalbine hançer gibi saplansada ona güvenmeyen birine ne diyecekti?
“Bana güvenmeyeceksen, ilk rüzgârda beni bir kalemde silip atacaksan… Bu evliliği sürdürmenin, bu savaşı vermenin hiçbir önemi yok. Sen bana inanmadın, Neva. Beni dinlemek yerine o kadının oyununa gelmeyi seçtin. üstelik sana gelmiştim ve kolayca ayrılmak istedin..Bu tercihi yapan sensin.”
“Hayır, hayır, ben…”
Neva cümlesini tamamlayamadı.
İçindeki o günlerdir bastırdığı halsizlik, yaşadığı yoğun stres, açlık ve üst üste gelen kusma krizlerinin yıprattığı bedeni artık daha fazla dayanamadı.
Gerçeği anlatmak, kocasından af dilemek için hızla bir adım atmak üzere öne doğru atıldığı an ayaklarının altındaki zemin tamamen kaydı.
Gözlerinin önü karardı, dünyası kararmaya başladı.
Bedeni öne doğru yığılırken Kartal’ın refleksleri saniyesinde devreye girdi. Nasıl masadan kalktığını, o mesafeyi nasıl katettiğini kendisi bile fark etmedi.
“Neva!”
Kolları arasına yığılan karısını yere düşmeden son anda belinden ve sırtından yakaladı.
Neva’nın başı Kartal’ın göğsüne doğru sarktı, gözleri tamamen kapanmıştı. Rengi kâğıt gibi bembeyaz kesilmişti.
Kartal’ın yüzündeki o buz gibi, mesafeli maske tek bir saniyede darmadağın oldu. Yerini dehşet verici bir korkuya ve can havliyle atılan bir feryada bıraktı.
“Neva! bak bana! Neva!”
Kadının nefesinin zayıfladığını hissettiği an dünyadaki her şey sustu. Kartal bir an bile tereddüt etmeden Neva’yı kucağına aldı.
Aniden pantolonunda oluşan kanı görmesiyle panik kartal butonu açılmıştı.Devasa yönetim odasından dışarı fırladığında koridordaki çalışanların şaşkın bakışları altında kükredi:
“Aracı hazırlayın! Çabuk, hastaneye!”
Holding ile hastane arasındaki o yol, Kartal için ömrünün en uzun, en işkence dolu dakikalarıydı. Arka koltukta Neva’nın başını dizlerine koymuş, solgun yüzünü ellerinin arasına alarak durmaksızın fısıldıyordu:
“Dayan, güzelim… Yalvarırım dayan…”
Sancar arabayı acil servisin önüne çektiği an Kartal kapıyı açtı ve karısını yeniden kucağına alarak hastaneye koştu.
Zihninde tek bir dua, tek bir yakarış vardı:
Sana bir şey olmasına izin vermem, güzelim… Sakın beni bırakma.
Kartal’ın aracı hastaneye adeta kayarak girdi. Lastik sesleri sokağı inletirken Kartal arabadan fırlayıp merdivenleri Neva kucağındayken üçer beşer tırmandı.
Acil servisin otomatik kapıları açıldığı gibi Kartal, kucağındaki Neva’yla içeri fırladı. Beyaz önlüklü sağlık görevlileri sedyeyle koşarak hemen müdahale etti.
Neva sedyeye yatırılırken Kartal’ın elleri karısının soğuk parmaklarından son anda kayıp gitti.
“Neva…” diye fısıldadı Kartal, arkasından gitmek isterken araya giren görevliler tarafından durduruldu.
“Kartal Bey, lütfen dışarıda bekleyin!”
Sedyenin arkasından giden kapı kapandığında Kartal, koridorun ortasında elleri kan içinde kalmış gibi öylece kalakaldı. Beyaz, steril koridorun duvarına yaslandı; yavaşça yere doğru kayarak ellerini saçlarının arasına geçirdi.
Kartal'ın her yeri kan içindeyken kendine kızmaya başlamıştı.
O an içerideki o buz gibi tavrı bir anda buharlaşıp gitmişti. Kendi kendine, içini kavuran bir öfkeyle fısıldamaya başladı:
“Aptal kafam… Keşke öyle davranmasaydım… Günlerdir mahvettim, yetmedi; bir de odamda o buz gibi sözlerle canını yaktım. Biliyordum yorgun olduğunu, biliyordum bitik hâlde olduğunu… Gururumun cezasını ona ödetmeye kalktım!”
Parmaklarını şakaklarına bastırıp hırsla kendine vurmak istedi. İçindeki o suçluluk duygusu, acının en koyu hâlini damarlarına akıtıyordu.
Eğer Neva’ya bu kez gerçekten bir şey olursa kendisini asla affetmeyeceğini biliyordu.
Çok geçmeden hastanenin koridorunda telaşlı ve ağır adımların sesleri yankılandı. Nevin Babaanne, bastonunu mermere vura vura önde geliyordu. Arkasında Ferman Amca, nefes nefese kalan Orhan ve Sancar vardı.
Nevin Babaanne, Kartal’ı o hâlde, duvara yaslanmış ve çökmüş bir şekilde görünce bastonunu yere bırakıp torununun önünde diz çöktü. Yaşlı kadının elleri Kartal’ın omuzlarını tuttu.
“Kartal’ım… Yavrum, ne oldu güzel kızıma?” diye sordu Nevin Babaanne, sesindeki o anaç titremeyle.
Ferman Amca, Kartal’ın kolundan tutup onu ayağa kaldırdı; gözlerindeki derin hüzünle sırtını sıvazladı. Orhan ise her zamanki neşesini tamamen kaybetmiş, duvara yaslanmış hâlde endişeyle kapıya bakıyordu.
“Patron… İyi olacak yenge, merak etme. Sağlam kadındır o, bırakmaz bizi,” dedi Orhan, sesini yumuşatmaya çalışarak.
Bekleyiş uzadıkça dakikalar saatler gibi geçiyordu.
Koridorun o steril, sessiz havası üzerlerine bir kâbus gibi çöktü. Kartal bir an olsun yerinde duramıyor, muayene odasının kapısının önünde bir sağa bir sola volta atıyordu.
Zaman adeta durmuştu.
Nihayet içeriden yorgun ama sakin ifadeli bir doktor çıktı.
Kartal adeta doktorun üzerine atıldı, yaka paça durduracak bir hızla adamın önünü kesti.
“Doktor! Karım nasıl?! Ne oluyor? Vurulmuş mu? Sorun ne? Söyleyin, çabuk!” diye bağırdı Kartal, sesindeki o kontrolden çıkmış panikle.
Doktor, Kartal’ın bu hırpalayıcı ve sabırsız hâli karşısında ellerini sakinleştirici bir hareketle kaldırıp bir adım geriye çıktı.
“Kartal Bey, sakin olun lütfen. Hastanın durumu şu an stabil, endişelenecek hayati bir tehlikesi yok."
Kartal derin bir nefes alıp göğsündeki o taşı biraz olsun indirdi ama şüpheleri dinmemişti.
“Sorun ne doktor? Günlerdir mide bulantıları, bayılmalar… şimdi de bu Nedir?”
Doktor hafifçe tebessüm ederek elindeki dosyayı düzeltti.
“Kartal Bey, detaylı bir muayene ve müdahale yapıyoruz. Ancak hastamızın yaşadığı son dönemdeki yoğun stres, halsizlik ve bulantı tablosunu birleştirdiğimizde net bir teşhis koyabilmek ve altındaki ana sebepleri görebilmek için kapsamlı kan testleri alacağız. Kan sonuçları çıktıktan sonra her şey netleşecektir. Şimdi dinleniyor. İçeri girebilirsiniz ama lütfen onu yormayın.”
Doktor yanlarından ayrılırken Kartal olduğu yerde donakaldı. Nevin Babaanne derin bir “Çok şükür.” çekip ellerini açarak dua ederken Kartal yavaşça kapıya doğru döndü. Kalbi göğsünü delercesine atıyordu.
Doktorun odadan ayrılmasının ardından Nevin Babaanne derin bir iç çekip Kartal’ın kolunu şefkatle sıktı.
“Çok şükür, oğlum. Korktuğumuz gibi değilmiş. Hadi, sen git kızımın yanına, yalnız bırakma,” dedi Nevin Babaanne yumuşacık bir sesle.
Ferman Amca da başıyla onaylayıp Kartal’ın omzuna destek verircesine vurdu.
“Git oğlum, beklemesin içeride.”
Orhan, omzundaki ceketini düzeltip yaşlılara doğru döndü.
“Nevin Teyze, Ferman Amca… Hadi gelin, biz konağa geçelim. Burada dikilmenin bir anlamı yok, ortalık sakinleşti zaten. Hem ben sizi rahat rahat ulaştırırım.”
Nevin Babaanne ve Ferman Amca, Orhan’ın rehberliğinde hastaneden ayrılırken koridor tamamen sessizliğe büründü.
Kartal, derin ve sarsıcı bir nefes alarak yavaşça kapıyı itti ve Neva’nın odasına girdi.
Oda loş bir ışıkla aydınlanıyordu. Neva, hastane yatağının içinde, yüzündeki o solgunlukla öylece tavanı izliyordu. Kartal’ın içeri girdiğini hissettiğinde başını yavaşça yana çevirdi.
Kartal hiçbir şey söylemeden yatağın kenarına yaklaştı. Sandalyeyi çekip oturdu. Yüzünde ne bir kızgınlık ne de o eski mesafeli sertlik vardı; yerini sadece derin bir yorgunluk ve sönmemiş bir şefkat almıştı.
“Nasılsın?” diye sordu Kartal. Sesi fısıltıdan biraz farksızdı.
Neva yutkundu, boğazındaki o acı düğümle mırıldandı:
“İyiyim… Sadece biraz yorgunum.”
Kartal uzandı, Neva’nın arkasındaki yastığı dikkatle düzeltti, bir tokayla saçını nazikçe bağladı ve genç kadının daha rahat yaslanmasını sağladı.
Rengi normalden soluk olan kıza baktı. Ardından komodinin üzerindeki ılık çorba kasesini alıp kaşığı nazikçe doldurdu.
“Bir şeyler yemelisin,” dedi Kartal, yumuşak ama otoriter tonunu koruyarak. “Hadi, güzelim…”
Hiçbir şey konuşmadan, aralarında kelimelerin yerini alan o ağır ve sağır edici sessizlikle Kartal kaşığı yavaşça Neva’ya uzattı.
Neva, kocasının bu sessiz ama titiz ilgisi karşısında daha da ezildiğini hissederek zorla da olsa birkaç kaşık çorba içti. Kartal kaseyi sessizce kenara bırakıp masanın üzerindeki peçeteyle Neva’nın dudak kenarını nazikçe sildi.
Odanın içindeki buz gibi sessizlik, Neva’nın güçlükle uzattığı eliyle bozuldu.
Neva, ellerini uzatıp Kartal’ın büyük, sıcak elini avuçlarının içine aldı. Gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarını ıslatırken sesi titreyerek döküldü:
“Özür dilerim, Kartal…”
Kartal, Neva’nın elini tuttuğu an ellerini hızla çekti, bakışlarını kaçırdı. Gözlerini pencereden dışarıdaki karanlık geceye dikti.
“Ben…” dedi Kartal, sesi çatlayarak.
“Ben gerçekten özür dilerim… O an aklımdan ne geçtiğini ben de bilmiyordum. Seni o hâlde, o odada o kadınla görünce… Gururum beynime sıçradı. Sana bir saniye bile kulak vermeden seni suçladım. Kendimi de seni de mahvettim.”
Neva, Kartal’ın gözlerini kaçırmasındaki o acıyı yüreğinde hissetti. Doğrulmaya çalışarak sesiyle kocasını durdurdu.
“Haklıydın bana öfke duymakta…” dedi Neva, hıçkırıklarını bastırmaya çalışarak.
“Ben sana inanmadım, Kartal. Seni dinlemek yerine kendi öfkeme, kendi gururuma yenik düştüm. Annemin o oyununa geldim, seni tek kalemde sildim.”
Kartal yavaşça başını çevirip Neva’ya baktı. Gözlerindeki o kırgınlık, yerini yeniden can yakan bir aşka bırakmıştı.
“Seni affetmemek mi…” diye fısıldadı Kartal, acıyla gülümseyerek.
“Ben seni affettim de, Neva… Asıl sen, bu kadar çabuk bizden vazgeçtiğin için kendini affedebilecek misin?”
Neva’nın asılan yüzüne dayanamayan Kartal, onun yanına uzanıp kollarının arasında sıkıca sarıldı.
“Güzelim, sen şimdi yaratılanlar arasında en güzeliymişsin gibi uyu. Ben sana tekrar kavuşabilmenin çarelerine bakacağım…”
Bölüm etkileşimi
