Bölümler 50Şu an: 42. stratejik mangal
- 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
- 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
- 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
- 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
- 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
- 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
- 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
- 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
- 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
- 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
- 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
- 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
- 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
- 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
- 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
- 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
- 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
- 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
- 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
- 20 20. Bir yalan1.482 kelime
- 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
- 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
- 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
- 24 24. İstop1.848 kelime
- 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
- 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
- 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
- 28 28. Leyla'm2.198 kelime
- 29 29. Dağhan.2.009 kelime
- 30 30. ben geldim2.275 kelime
- 31 31. Ferman1.417 kelime
- 32 32. Gözdağı2.431 kelime
- 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
- 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
- 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
- 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
- 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
- 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
- 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
- 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
- 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
- 42 42. stratejik mangal1.208 kelime · Okuduğun bölüm
- 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
- 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
- 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
- 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
- 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
- 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
- 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
- 50 50. Mucize1.123 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Haftalardır konağın ve holdingin üzerinde süzülen kara bulutlar tamamen dağılmış, yerine Karahan Konağı’nın o efsanevi neşesi geri gelmişti.
Akşamüstü saatlerinde holdingdeki yoğun mesai geride kalmış, siyah makam araçları konağın bahçesine peş peşe yanaşmıştı.
Kartal ve Neva araçtan inerken, avludan gelen nefis köz kokuları ve kulakları çınlatan kahkahalar akşamın tonunu şimdiden belirlemişti.
Bahçedeki taş masanın etrafında ise tam anlamıyla bir kaos ve şölen hazırlığı vardı.
Orhan, elinde maşayla mangalın başında adeta bir Michelin yıldızlı şef edasıyla duruyor, Sancar ise hemen arkasında kollarını kavuşturmuş denetliyordu.
"Orhan," dedi Sancar, gözlerini devirerek. "O pirzolaları çevirirken sanki nükleer başlık söküyormuş gibi bir yüz ifadesi takınmayı kes. Altı üstü et pişiriyorsun, devlet sırrı saklamıyorsun!"
Orhan maşayı havaya kaldırıp savunmaya geçti: "Sen ne anlarsın Sancar, bu bir sanat! Ateşin dansıyla etin uyumu ruh istiyor ruh! Nevin nine'nin salatasına laf etmiyorsun ama benim mangalsteele karışıyorsun."
Nevin mutfaktan ellerinde tepsilerle çıkarken araya girdi: "Ah Ah.. ne varmış benim salatam da??? Aman çocuklar, birbirinizi yiyeceğinize etleri yakmayın yeter! Ferman, şunlara iki çift laf et, mangalı havaya uçuracaklar."
Ferman Amca çardaktaki yerinden piposunu bırakıp gülerek başını salladı: "Bırak Anne, ocağın ateşi sönmesin de isterlerse mangalı havaya uçursunlar. Gençlerin neşesi yerinde olsun."
Kartal ve Neva el ele avluya girerken bu manzaraya karşı gülümsemeden edemediler.
Kartal ceketinin düğmelerini çözerken Neva’ya doğru eğildi: "Bakıyorum bizim güvenlik müdürü yine mutfak cephesinden mangal cephesine terfi etmiş." Neva hafifçe kıkırdayarak siyah ceketini çıkardı, sandalyeye bıraktı.
"Bence Sancar haklı, Orhan o etlere bakarken onlarla duygusal bir bağ kuruyor gibi."
O sırada Orhan, ellerini önünde bağlayıp sanki saray başmabeyincisi gibi Kartal ve Neva’ya doğru eğildi: "Hoş geldiniz efendim! Karahan Holding’in muzaffer patronu ve vizyoner kraliçesi! Sizin onurunuza bugün özel bir ‘Stratejik Protein Şöleni’ düzenliyorum. Sancar ne kadar inkar etse de köftelerin üç tanesini şimdiden test amaçlı mideye indirdim."
Sancar sinirle elini alnına vurdu: "Test amaçlıymış! Ulan daha misafirler yeni geldi, mangal daha 'bismillah' dedi, sen tepsiden adeta bir kargo uçağı gibi köfte kaçırdın!"
Orhan hiç istifini bozmadan kolunu Sancar’ın boynuna doladı: "Kardeşim, kalite kontrol departmanıyım ben. Zehirlenme riskine karşı hayatımı ortaya koyuyorum, kıymetimi bilin."
Neva tutamadığı bir kahkahayla masaya otururken, Nevin taze demlenmiş çayları bardaklara dolduruyordu.
Kartal karısının sandalyesini çekerken gözlerindeki o yumuşak ışıltıyla Neva’ya baktı. Masadaki herkesin yüzünde, o karanlık günlerin ardından gelen huzurun o tatlı ferahlığı vardı.
Yemek boyunca Orhan ve Sancar’ın atışmaları, Nevin Abla’nın esprili azarlamaları ve Ferman Amca’nın babacan gülüşleriyle avlu adeta bir şölen yerine döndü.
Akşamın serin esintisi konağın üzerine inerken, Karahan ailesi kahkahalar eşliğinde çaylarını yudumluyordu.
Kartal kolunu Neva’nın sandalyesine atmış, parmaklarıyla karısının saç uçlarıyla oynarken, Neva başını hafifçe Kartal’ın omzuna yasladı.Fırtınalar dinmiş, Karahan Konağı hak ettiği o sıcak, neşeli ve sarsılmaz huzurlu günlerine yeniden kavuşmuştu.
Yemek sonrası neşeli sohbet çay faslıyla devam etmiş, Orhan’ın tatlı krizine girip mutfaktaki son dilim ev baklavası için Sancar’la tutuştuğu ufak çaplı "stratejik" mücadele Nevin Abla’nın araya girmesiyle tatlıya bağlanmıştı.
Konağın avlusunda yankılanan kahkahalar gecenin ilerleyen saatlerinde yerini tatlı bir sessizliğe bıraktığında, Karahan sakinleri odalarına çekilmeye başladı.
Kartal, Neva’nın elini tutarak konağın geniş ahşap merdivenlerinden yukarı, odalarına doğru adımladı.
Odanın kapısı arkalarından kapandığı an, dışarıdaki neşeli havanın yerini derin, huzurlu ve baş başa bir samimiyet aldı.
Gece lambasının loş ışığı odayı yumuşacık bir sarıyla kaplıyordu. Kartal ceketini ve kravatını bir kenara bırakıp gömleğinin manşetlerini çözerken, Neva balkon kapısını hafifçe aralamış, dışarıdan gelen serin gece rüzgârını içine çekiyordu.
Kartal yavaş adımlarla arkasından yaklaşıp ellerini Neva’nın beline doladı. Çenesini Neva’nın omzuna dayayıp derin bir nefes aldı. Karısının o familiar, huzur veren kokusu içindeki tüm yorgunluğu bir anda silip götürmüştü.
"Sonunda baş başayız..." diye fısıldadı Kartal, sesi fısıltı kadar yumuşak ama bir o kadar tutku doluydu. "Bizim koca ailenin neşesi harika ama seninle geçirdiğim şu birkaç dakikayı dünyadaki hiçbir şeye değişmem."
Neva başını hafifçe Kartal’ın başı yönüne doğru eğip gözlerini kapattı. Ellerini Kartal’ın belindeki ellerinin üzerine koydu.
"Geçen günlerin kâbusundan sonra... Şu an burada, senin kollarının arasında olmak bana yeniden nefes aldığımı hissettiriyor."
Kartal, Neva’yı yavaşça kendine doğru çevirdi. Başparmağıyla karısının yanağını tüy kadar hafif bir dokunuşla okşadı. Gözlerinin içine bakarken yüzünde dünyalara bedel bir tebessüm belirdi.
"Sana söz vermiştim güzelim," dedi Kartal, sesi sarsılmaz bir sadakatle doluydu.
"Bu kapıdan içeri hiçbir kâbusun girmesine izin vermeyeceğim diye. Sen benim yanımda durduğun sürece, bizi hiçbir şey yıkamaz."
Neva gülümseyerek parmak uçlarında yükseldi ve Kartal’ın dudağına sıcacık, uzun bir öpücük kondurdu.
"Sen benim sığınağımsın. Sana inanmaktan, seninle olmaktan bir an bile pişman olmadım."
Kartal, karısını kolları arasına alıp göğsüne bastırdı. İkisi de gecenin bu sessiz anında birbirlerinin kalp atışlarını dinleyerek, fırtınaların ardından gelen o paha biçilemez huzuru ve aşkı iliklerine kadar hissettiler.
Karahan Konağı’nın üstünde yıldızlar parıldarken, aşkları her zamankinden daha güçlü ve sarsılmaz bir şekilde geceye eşlik ediyordu.
Ertesi sabah güneş Karahan Konağı’nın avlusunu iyice ısıtmış, günün sakin ama huzurlu ritmi yeniden başlamıştı. Kartal holdingdeki erken saatteki bir toplantı için çoktan evden çıkmış, konak bir süreliğine hanımlara kalmıştı.
Nevin ile Neva, çardaktaki ahşap masaya oturmuş, taze demlenmiş çaylarını yudumlarken bir yandan da fasulye ayıklıyorlardı. İki kadının arasındaki o anaç ve samimi bağ, her sözlerine yansıyordu.
O sırada avlunun diğer ucundaki depodan malzeme çıkarmaya çalışan Orhan ve Sancar, çardağa doğru yaklaşırken hanımların koyu bir sohbet içinde olduğunu fark ettiler.
Sancar, Orhan’ın kolunu çekip durdurdu; ikisi de çardak kenarındaki büyük saksıların arkasına sinip çaktırmadan kulak misafiri olmaya başladılar.
Nevin, elindeki fasulyeyi kırıp süzgece atarken derin bir iç çekti.
Bakışlarını Neva’ya çevirip o her zamanki şefkatli, anaç tonuyla konuştu: "Kızım... Bütün o fırtınaları geride bıraktınız çok şükür. Kartal’la aranızdaki bağ her geçen gün daha da güçleniyor. Ama... Yarın bir gün sen de çocuk isteyeceksin be güzelim. O zaman ne olacak? İçim cız ediyor sizin bu durumunuza düşününce..."
Neva, yüzünde olgun ve son derece sakin bir gülümsemeyle çay bardağını eline aldı.
Sesi pürüzsüz ve içi ferah bir kabullenişle doluydu: "Hiç dert etme Babanne... Dünyada sevgisiz, sıcak bir yuvaya muhtaç o kadar çok çocuk var ki. Günü geldiğinde, vakti tamam olduğunda biz de bir evlat ediniriz. Bir çocuğun hayatına dokunmak, ona anne baba olmak için illa öz kanından olması gerekmez ki. Sevgi verdikten sonra o çocuk zaten bizim öz evladımız olur."
Nevin gözleri dolarak Neva’ya baktı, tam elini uzatıp Neva’nın elini tutacakken...
Saksının arkasından bir anlık gaza gelen Orhan, tutamayıp aniden çardağa doğru bir adım attı ve ciddi bir edayla araya girdi: "Olmadı köpek sahipleniriz Neva Yenge, ne var yani!"
Neva ve Nevin Abla neye uğradığını şaşırıp bir anda kafalarını Orhan’a çevirdiler.
Hemen arkasından fırlayan Sancar ise gözleri yuvalarından fırlamış bir halde Orhan’ın koluna yapıştı ve "Yuh!" diye bağırdı. "Seni besliyoruz işte Orhan, köpeğe ne hacet?!"
Neva ve Nevin Abla bir an birbirlerine baktılar.
İçlerindeki o patlamaya hazır kahkahayı bastırmak için ikisi de aniden kafalarını diğer tarafa çevirip dudaklarını ısırmak zorunda kaldılar.
Orhan, Sancar’ın lafı üzerine hiç istifini bozmadan, sanki çok büyük bir alternatif strateji sunuyormuş gibi ellerini iki yana açtı: "Kedi de olur canım, illa köpek şart değil yani!"
Neva bu defa tutamadı ve çınlayan, kocaman bir kahkahayı bastı. Yüzü gülmekten kızarırken başını salladı: "Tabii olur Orhan... Onlar da canlı, onlar da büyük bir sorumluluk ister neticede!"
Orhan, Neva’dan aldığı onay üzerine göğsünü kabarttı. Sancar’a dönüp gözlerini kısarak "Gördün mü?" der gibi mağrur ve zafer kazanmış bir bakış attı.
Sancar ise elini alnına vurup kendi kendine söylenmeye başladı: "Bunun stratejik zekâsı holdingi batırır, konağı da barınağa çevirir... Allah’ım sen bana sabır ver!"
Nevin Abla da artık dayanamayıp gülmeye başlarken, avludaki o hüzünlü ve derin hava yerini yine Karahan Konağı’nın o eksilmeyen neşesine bıraktı.
Bölüm etkileşimi
