KARAHANLI kitap kapağı

37. bölüm / 50

KARAHANLI

35. Nevzat'ın nefreti

Yazar: Zehra Güngör

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 50Şu an: 35. Nevzat'ın nefreti
  1. 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
  2. 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
  3. 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
  4. 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
  5. 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
  6. 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
  7. 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
  8. 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
  9. 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
  10. 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
  11. 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
  12. 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
  13. 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
  14. 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime
  15. 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
  16. 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
  17. 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
  18. 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
  19. 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
  20. 20 20. Bir yalan1.482 kelime
  21. 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
  22. 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
  23. 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
  24. 24 24. İstop1.848 kelime
  25. 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
  26. 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
  27. 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
  28. 28 28. Leyla'm2.198 kelime
  29. 29 29. Dağhan.2.009 kelime
  30. 30 30. ben geldim2.275 kelime
  31. 31 31. Ferman1.417 kelime
  32. 32 32. Gözdağı2.431 kelime
  33. 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
  34. 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
  35. 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime · Okuduğun bölüm
  36. 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
  37. 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
  38. 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
  39. 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
  40. 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
  41. 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
  42. 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
  43. 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
  44. 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
  45. 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
  46. 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
  47. 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
  48. 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
  49. 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
  50. 50 50. Mucize1.123 kelime

Güneş, Karahan Malikânesi’nin yüksek pencerelerinden içeri süzülürken odadaki hava, günlerdir süren o ağır, kâbus dolu kasvetten tamamen arınmıştı. Mermer zemin üzerindeki cam kırıkları, dağılan dosyalar ve yıkımın tüm izleri gecenin sessizliğinde temizlenmiş; odaya taze biçilmiş çim ve hafif melisa kokusu hâkim olmuştu.

Kartal gözlerini açtığında ilk hissettiği şey, göğsünün üzerindeki o tanıdık ve huzur veren ağırlık oldu. Neva, başını Kartal’ın kalbinin üzerine koymuş, bir eli adamın geniş göğsünde gevşekçe duracak şekilde derin bir uykuya dalmıştı.

Sabahın ilk ışıkları, kızın yüzüne dökülen ipeksi saç tellerini aydınlatıyordu.

Kartal, nefes alırken bile kızın uykusunu bölmekten korkarcasına özenle kıpırdadı. Sol elinin parmak uçlarıyla Neva’nın yanağına düşen bir tutam saçı yavaşça geriye itti.

Şakaklarındaki, günlerdir geçmeyen ve zihnini kemiren amansız zonklama tamamen kesilmişti. Annesinin mektubu, Nevzat’ın kurduğu kumpaslar, Zekeriya’nın kör nefreti…

Bütün o fırtına, şu an kollarının arasında uyuyan kadının varlığı karşısında silinip gitmişti.

Neva, adamın parmaklarının dokunuşuyla hafifçe kıpırdandı.

Kirpikleri titreşti ve zümrüt yeşili gözleri yavaşça aralandı. Bakışları doğrudan Kartal’ın buz mavisi gözleriyle buluştuğunda yüzünde, melekleri kıskandıracak kadar sıcak, uykulu bir gülümseme belirdi.

“Günaydın…” dedi Neva. Sesi, sabahın sessizliğinde yumuşacık bir fısıltı gibi çınlıyordu.

Kartal, kızın alnına uzun, derin bir öpücük kondurdu. Dudakları kızın teninde kalırken fısıldadı:
“Günaydın, gökyüzüm… Güneş bugün erken doğdu sayende.”

Neva hafifçe kıkırdayıp başını Kartal’ın boyun girintisine iyice gömdü.

“Sanki günlerdir ilk kez gerçekten nefes alabiliyormuşuz gibi…”

“Öyle,” dedi Kartal. Sesindeki o çelik sertlik, yerini katıksız bir şefkate bırakmıştı.

“Hayatımda ilk kez bir sabah uyandığımda savaşmak zorunda olmadığımı hissettim. Sadece seninle kalmak… Bütün dünyayı kapının dışında tutmak istiyorum bugün.”

Bir saat sonra, malikânenin geniş bahçesine bakan camlı verandasında mükemmel bir kahvaltı masası hazırlanmıştı.

Rüzgâr hafifçe esiyor, bahçedeki çam ağaçlarının hışırtısı ortama huzurlu bir melodi katıyordu. Neva, üzerindeki rahat, krem rengi triko kazağı ve dökümlü saçlarıyla masanın başında oturmuş, çayından bir yudum alıyordu. Kartal ise karşısında, beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış hâlde kızın her hareketini hayranlıkla izliyordu.

“Eee, Bay Karahan?” dedi Neva, çay bardağını tabağına koyup muzip bir ifadeyle kaşlarını kaldırarak.

“Bugün borsa krizleri, trilyonluk hisse hareketleri ne durumda? Bütün dünya sizden bir hamle bekliyordur herhâlde?”

Kartal hafifçe geriye yaslandı.

Dudaklarında nadir görülen o rahat gülümseme vardı. Bakışlarını kızdan ayırmadı.

“Bütün dünya beklesin, Neva. Karahan Holding bugün patronunun izinli olduğunu öğrenecek. Sancar halleder.”

Tam o sırada verandaya doğru gelen adımların sesi duyuldu.

Sancar, elinde iPad’i ve her zamanki ciddi duruşuyla yaklaşırken ikilinin arasındaki bu huzurlu havayı bozmak istemiyormuş gibi bir an duraksadı.

Yüzünde muzip bir tebessüm belirdi.

“Günaydın, yenge. Günaydın, abi,” dedi Sancar.

“Bölmek istemezdim ama adliyeden ve emniyetten beklediğimiz raporlar geldi. Bir de holdingden acil imzalaman gereken bazı belgeler var.”

Kartal, gözlerini Neva’dan ayırmadan elini havada hafifçe salladı.

“Sancar… Bugün yokum. Mesele her neyse yarın sabah masamda olsun.”

Sancar şaşkınlıkla gözlerini açtı. Yıllardır Kartal’ın tek bir iş gününü bile aksattığını görmemişti.

“Abi? Agâh Namlı’nın tarafları ve adliyedeki salıverilme evrakları hakkında…”

“Dün gece cevabımı aldım ben, Sancar,” dedi Kartal. Sesi son derece net ve kararlıydı.

“Oyunu kuran belli, maşayı tutan belli. Bırakın biraz kendi kazdıkları kuyuda oynasınlar. Zekeriya da babam da benim ne zaman ve nereden vuracağımı bekleyerek gerilsinler. Bugün sadece buradayım.”

Neva, Kartal’ın bu duruşu karşısında içten içe derin bir rahatlama hissetti. Adamın elini masanın üzerinden tuttu. Sancar ise patronunun bu sarsılmaz ve stratejik sakinliği karşısında hafifçe başını eğdi.

“Anlaşıldı, abi. Ben o zaman korumaları dış nizamiye çizgisine çekiyorum. İçeriye kuş uçurtmam.”

“Güzel,” dedi Kartal.
Sancar tam arkasını dönüp gidecekken Neva lafa girdi:
“Sancar! Kahvaltı yapmadın sen, değil mi? Otur, bir çay iç bizimle.”

Sancar bir Kartal’a, bir de Neva’ya baktı. Patronunun hafifçe başıyla onay verdiğini görünce gülümseyerek masanın ucundaki sandalyeyi çekti.

“Yenge, vallahi hayır demem. Dünkü düğün hengâmesinden beri mideme tek bir lokma girmedi. Zaten o gelinin babası Agâh Bey’in suratını gördükten sonra iştahım kaçmıştı…”

Kahvaltı masası; Sancar’ın dünkü düğüne dair komik tespitleri, Kartal’ın araya giren takılmaları ve Neva’nın neşeli kahkahalarıyla doldu.

Kartal Karahan, yıllar sonra ilk kez kendi evinde bir aile masasında oturduğunu, o koyu gölgenin sonunda dağıldığını hissetti.

Öğle güneşinin pırıl pırıl aydınlattığı bahçede, çimlerin üzerindeki hava sabahki huzurlu durgunluktan sıyrılıp bambaşka bir neşeyle dolmuştu.

Neva’nın üzerindeki pudra pembesi, uçuş uçuş yazlık elbisesi hafif rüzgârda dalgalanıyor; genç kadının etrafa yayılan kahkahaları adeta Karahan Malikânesi’nin yıllanmış taş duvarlarına hayat veriyordu.

Ancak ortada ciddi bir “operasyon” vardı.

Çimlerin üzerine serilmiş ahşap masanın etrafında Neva, Sancar ve Orhan baş başa vermiş, gizli bir iş çevirir gibi alçak sesle tartışıyorlardı.

Sancar elindeki kâğıtları masaya yığmış, sanki holdingin en kritik ihale stratejisini çiziyormuşçasına ciddi bir tavırla kalemini işaret parmağıyla masaya vuruyordu.

Orhan ise elindeki iskambil kâğıtlarını hırsla karıştırırken Neva’ya taktik veriyordu.

“Yenge, bak, şimdi hile yapmıyoruz ama stratejik hamle yapıyoruz,” dedi Sancar, sesini fısıltıya düşürerek. “Eğer abim gelirse ben dikkatini dağıtacağım, sen de elindeki o kozu oynayacaksın. Bu oyunda Karahanlar’ın yenilmezlik unvanını bitirmemiz lazım!”

Neva, pudra pembesi elbisesinin eteklerini toplayıp masaya biraz daha yaklaştı. Yanakları gülmekten pembeleşmişti.

“Sancar, eğer Kartal fark ederse ikinizi de dünkü düğün listesinden beter eder, haberiniz olsun! Orhan, kâğıtları düzgün dağıt. Kartal’ın gözünden hiçbir şey kaçmaz.”

Orhan tam bir ciddiyetle, “Merak etme, yenge, bu sefer kaçarı yok!” derken arkalarından gelen o tok, karizmatik ve buz gibi ses bahçedeki bütün planları bir anda dondurdu.

“Demek kaçarı yok…”

Üçü de oldukları yerde çivilenmiş gibi kaldı.

Kartal, üzerindeki siyah keten gömleği, kollarını dirseklerine kadar kıvırmış hâli ve cebine soktuğu tek eliyle merdivenlerin başında duruyordu.

Bakışlarında muzip ama sarsılmaz bir otorite vardı. Merdivenleri ağır adımlarla inip masaya doğru yaklaştığında Sancar anında kâğıtları arkasına saklamaya çalıştı, Orhan ise sanki hiçbir şey olmamış gibi gökyüzüne bakmaya başladı.

Kartal’ın mavi gözleri masadaki kâğıtlara, ardından Sancar ile Orhan’ın suçluluk dolu suratlarına kaydı.

“Yine mi siz?” dedi Kartal, hafifçe kaşlarını kaldırarak.

“Koskoca adamlarsınız. Holdingi, güvenliği, koca bir mekânı yönetiyorsunuz ama bir kadının aklına uyup bana karşı kumpas kurmaktan bıkmadınız.”

Neva omuzlarını silkti, gözlerini devirerek sevimli bir edayla çıkıştı:
“Aşk olsun, Kartal! Ne kumpası? Şurada altı üstü bir oyun oynayacağız. Hem sen sabah ‘Bugün izinliyim.’ demedin mi? Gel, sen de otur o zaman!”

Kartal, Neva’nın uçuşan pembe elbisesine ve gözlerindeki o ışıl ışıl neşeye baktı. Yüzüne yayılan o tehlikeli ama tatlı gülümsemeyle ceketini çıkarıp yakındaki sandalyenin arkasına astı.

“Pekâlâ…” dedi Kartal, sesindeki meydan okumayla. “Madem kaşındınız… Bu sefer ben de oynuyorum. Ama kuralları ben koyarım.”

Sancar ile Orhan birbirlerine “Yandık!” der gibi baktılar.

Kartal masanın başına geçip kâğıtları eline aldığı an ortalık bir anda taktik savaşına döndü.

Ancak oyun daha ilk turunu bile tamamlayamadan Neva, çaktırmadan Kartal’ın elindeki kâğıtlara bakmaya çalışıp masanın altından Orhan’a işaret vermeye kalkıştı.

Kartal, Neva’nın bu kaçamak hamlesini saniyesinde yakaladı.

“Sana demedim mi ben, Neva? Karahan masasında hile sökmez!” dedi Kartal.

Neva daha ne olduğunu anlayamadan Kartal aniden ayağa kalktı. Tek bir hamlede Neva’nın belinden tutup onu bir tüy gibi havaya kaldırdı ve saniyesinde omzuna attı!

Neva’nın çığlığı bahçede yankılandı.

“Kartal! Bırak! Ne yapıyorsun, düşeceğim! Kartal!”

Kartal, omzunda debelenen kızın kalçasına hafifçe vurup kahkahayı bastı. Neva küçük yumruklarını Kartal’ın geniş sırtına indirmeye çalışıyor, bir yandan da pudra pembesi elbisesinin etekleri havada uçuştuğu için onları tutmaya çalışıyordu.

Kartal, masanın başında donakalan Sancar ve Orhan’a dönüp alaycı bir tavırla kaşlarını çattı.

“Utanmıyor musunuz lan siz?” diye gürledi Kartal ama sesindeki neşe gizlenemiyordu.

“Koskoca adamlarsınız, sakallarınız kadar aklınız yok! Küçücük kızı parmağında oynatmaya, bana karşı kışkırtmaya utanmıyor musunuz?”

Sancar ellerini havaya kaldırdı.

“Abi, vallahi yenge kışkırttı! Bizim hiç suçumuz yok, hepsi onun fikriydi!”

Orhan da hızla ekledi:
“Evet, abi! Yenge, ‘Kartal’ı bu sefer yeneceğiz.’ diye bizi zorladı!”

Omzunda ters duran Neva, başını kaldırıp ikisine öfkeyle bağırdı:
“Hainler! Sattınız beni iki dakikada! Kartal, indir beni! Bak, bunlara ceza vermezsen gözüm açık gider!”

“Sana da ceza var, Neva Hanım,” dedi Kartal, kızı omzundan indirmeden havuz tarafına doğru yürümeye başlayarak.

“Bütün sabahımı bu iki şapşalla harcamanın bedelini ödeyeceksin.”

“Kartal, sakın! Havuza atma, sakın! Elbisem mahvolur!” diye çığlık attı Neva, adamın sırtına bir yumruk daha sallayarak.

Kartal durdu.

Omzundaki kadını yavaşça yere indirdi ama kollarının arasından çıkarmadı. Neva’nın saçları dağılmış, yüzü al al olmuştu. Kartal, kızın belini sıkıca kavrayıp kendine çekti.

Neva, nefes nefese adamın buz mavisi gözlerine baktı.

“Bir daha benden gizli oyun çevirmek yok,” dedi Kartal. Sesi fısıltıya dönüşmüştü.

“Bu evde tek bir kural var,
Avukat… Son sözü her zaman ben söylerim.”

Neva, adamın boynuna kollarını dolayıp parmak ucunda yükseldi.

“Görürüz, Bay Karahan,” diye fısıldadı Neva ve adamın dudağının kenarına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. “Daha oyun yeni başlıyor.”

Arka tarafta Sancar ile Orhan kâğıtları toplarken Sancar başını salladı.

“Abi, biz yine kaybettik ama en azından patronu ilk kez böyle gülümserken gördük ya… Değer.”

Bahçeyi dolduran güneş ışığı, Karahan Malikânesi’nin üzerindeki o kapkaranlık bulutları tamamen dağıtmış gibiydi.

Akşamın kasveti İstanbul’u karanlığa gömerken gündüz bahçede yaşanan o çocukça neşe ve hafiflik meltemi, yerini buz gibi bir fırtına öncesi sessizliğine bırakmıştı.

Karahan Malikânesi’nin nizamiyesinden çıkan simsiyah SUV araç filosu, arka arkaya dizilerek gizli buluşma mekânına doğru hızla yol alıyordu.

Kartal, lacivert ceketinin düğmesini iliklemiş, arka koltukta buz gibi gözlerle camdan dışarıyı izliyordu.

Yanında duran Sancar, belindeki silahın şarjörünü son kez kontrol edip kılıfına yerleştirdi. Sancar’ın kulaklığından korumaların telsiz cızırtıları yükseliyordu.

“Abi, mekân eski bir Karahan deposu. Nevzat Bey, Zekeriya ve Ferman içerideler. Çevreyi kendi adamlarıyla kuşatmışlar ama biz de dış çemberi tamamen tuttuk,” dedi Sancar, sesi gerginlikle kısılarak.

Kartal derin, ağır bir nefes aldı.

“Bırakın çevirsinler, Sancar. Bu gece o masada yılların hesabı görülecek.”

Devasa ahşap ve demir kapılar gürültüyle açıldığında Kartal önde, Sancar ve arkasındaki onlarca silahlı koruma hemen arkasında içeri adım attı.

Deponun ortasında, tek bir geniş lambanın aydınlattığı ağır mermer bir masa duruyordu. Masada, yüzünde yılların hakareti ve kibriyle oturan Nevzat Karahan, hemen sağında burnundan soluyan, gözleri hırs ve kör nefretle kararmış Zekeriya, sol tarafında ise duruşunu ve ciddiyetini bozmayan Ferman vardı.

Zekeriya, Kartal’ı gördüğü an hışımla ayağa fırladı.

“Ne o, Kartal Bey? Düğünümde iki laf edip kaçmıştın, şimdi orduyla mı geldin karşıma?”
Kartal, kardeşine dönüp alaycı ve acıyan bir bakış attı.

“Sen hâlâ neyin figüranı olduğunu anlamamışsın, Zekeriya… Seni o hücreden çıkaran güç, özgürlüğün için değil, bana karşı sürülebilecek en ucuz piyon olduğun için çıkardı.”

“Kapa çeneni!” diye gürledi Nevzat.

Mermer masaya elini sertçe vurarak ayağa kalktı. Yüzündeki çizgiler öfkeden derinleşmişti.

“Sen kiminle nasıl konuşuyorsun ulan? Ne biçim oğulsun sen? Doğduğun gün bile seni sevmemiştim! Hayatıma girdiğin ilk andan beri uğursuzluktan, beladan başka bir şey getirmedin bu aileye!”

Kartal’ın dudaklarında buz gibi, katil bir tebessüm belirdi. Bir adım öne çıktı.

“Tabii sevmezsin, Nevzat Karahan… Senin aradığın evlat tam da yanında duruyor işte. Zekeriya gibi zihnini iki güzel kelimeyle dolma gibi doldurabileceğin, paçana dolayabileceğin bir adam lazımdı sana. Onu ne güzel kullanıyorsun, değil mi? Kendi pisliğini, kendi intikamını onun eline tutuşturmuşsun.”

“Yeter!” diye bağırdı Zekeriya, masadaki bardağı yere savurarak.

Ferman hızla araya girdi, ellerini hafifçe kaldırarak ortamı yatıştırmaya çalıştı.

“Kesin artık şunu! Buraya birbirinizi yemek için gelmedik!” dedi Ferman.

Ancak konuşurken gözlerini bir an bile Kartal’ın buz mavisi gözlerinden alamıyordu. O bakışlarda garip, çözülemeyen, derin bir hesaplaşma ve anlam verilemeyen bir tereddüt vardı.

Nevzat’ın gözü o an tamamen karardı. İçindeki amansız öfke kontrol edilebilir olmaktan çıkmıştı. Ceketinin içinden siyah namlulu silahını çekip çıkardığı gibi saniyesinde Kartal’a doğru yürüdü ve namlunun soğuk çeliğini Kartal’ın tam alnının ortasına dayadı.

O anda depodaki bütün silahlar aynı anda çekildi. Sancar ve onlarca Karahan koruması silahlarını doğrudan Nevzat’a ve adamlarına doğrulttu. Depoda, tetiğe basılmaya hazır olunduğunu belli eden dehşet verici bir metal sesi yankılandı.

Sancar bağırarak öne atıldı:
“İndir o silahı, Nevzat Bey! İndir, yoksa buradan kimse canlı çıkamaz!”

Kartal ise istifini tek bir milim bile bozmadı. Alnına dayalı namluya rağmen ne gözünü kırptı ne de geri adım attı. Sağ elini yavaşça havaya kaldırarak arkasındaki Sancar’a ve adamlarına işaret verdi.

“Silahları indirin,” dedi Kartal. Sesi ölüm kadar sakin ve soğuktu.

Sancar şok içinde baktı.

“Abi…”

“İndirin dedim!” diye gürledi Kartal.

Adamlar, istemeyerek de olsa silahlarının namlusunu yere indirdi.

Kartal, gözlerini Nevzat’ın öfkeyle titreyen gözlerine dikti.
“Ne yapacaksın?” dedi alaycı bir fısıltıyla. “Ne yapacaksın, Nevzat Karahan? Öz oğlunu mu öldüreceksin burada?”

Nevzat dişlerini öfkeyle birbirine sürterek sıktı. Çenesi seğiriyordu, parmağı tetikte titriyordu.

“Kaç kere niyetlendim, biliyor musun?” diye fısıldadı Nevzat, nefesi Kartal’ın yüzüne vururken. “Kaç kere niyetlendim seni bu dünyadan silmeye…”

Ferman panikle öne atıldı, Nevzat’ın koluna yapıştı.

“Nevzat, yapma! Bırak şu silahı, bir delilik yapma!”

Kartal, alnındaki namluya rağmen bir adım daha öne baskı yaptı.

Yıllardır ruhunu kemiren, o sararmış mektuptan beri zihnini bir zindan gibi kuşatan tek bir soruyu, gözlerinin içine bakarak sordu:
“Nedir bana olan bu nefretin sebebi, baba? Senelerdir bilemedim… Bir baba, kendi kanından olan evladından neden bu kadar nefret eder? Nedir sebebi?”

Ortamda gerilim patlama noktasına gelmişti ki deponun ağır demir kapısı gürültüyle savrularak açıldı.

Dışarıdan içeriye giren adımların yankısı mermer duvarlarda çınladı. Karanlığın içinden silueti beliren adam, bastonunun yere vurduğu tok sesle içeri doğru yürüdü.

Yüzünde alaycı, zafer kazanmış bir gülümseme vardı.

Gelen, Cemal Bayraktar’dı.

“Çünkü…” dedi Cemal Bayraktar. Sesi, depodaki tüm gerginliği bıçak gibi kesiyordu.

“…Sendeki zekâ onda hiç olmadı. Seni o tahtından indirmek daha zor, be Kartal’ım! O seni bir yere kadar kabullenir… Zaten onun oğlu değilsin ki, değil mi Ferman’ım?”

Kartal, duyduğu cümleyle adeta felç olmuş gibi aniden arkasına, Cemal Bayraktar’a doğru döndü. Buz mavisi gözleri şokla ve tehlikeli bir karanlıkla açılırken depodaki zaman sanki tamamen durmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…