15. bölüm / 50
KARAHANLI14.Bölüm : Neva & Kartal
Bölümler 50Şu an: 14.Bölüm : Neva & Kartal
- 1 1.bölüm: Kırmızı ve Küf Kokusu2.540 kelime
- 2 2.bölüm: Yeşil Kırılma1.925 kelime
- 3 3.bölüm: Küller ve Gölgeler1.575 kelime
- 4 4. Kanun ve Kural1.578 kelime
- 5 5. Kartal Gözü2.044 kelime
- 6 6.bölüm: sessiz fırtına1.552 kelime
- 7 7.bölüm: Celladın Kurtarıcısı2.020 kelime
- 8 8. Bölüm: Ortaklık1.932 kelime
- 9 9.bölüm: nevin2.118 kelime
- 10 10.bölüm: Kapan2.553 kelime
- 11 11.bölüm: kapılar arkasında1.854 kelime
- 12 12. Bölüm: Selim Karat3.001 kelime
- 13 13.bölüm : Hatıra1.392 kelime
- 14 14.Bölüm : Neva & Kartal1.292 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15. Bölüm : Meryem1.350 kelime
- 16 16. bölüm: Asil Kartal Karahan1.621 kelime
- 17 17.Bölüm: Neva Leyla Karat2.050 kelime
- 18 18. Sisin sakladığı kökler4.089 kelime
- 19 19. Çiçek Tac1.229 kelime
- 20 20. Bir yalan1.482 kelime
- 21 21. Kıskançlık Dozu1.377 kelime
- 22 22. Sessizliğin bedeli1.066 kelime
- 23 23. İçimizdeki hain1.840 kelime
- 24 24. İstop1.848 kelime
- 25 25. Bir kurşunluk mesafe1.793 kelime
- 26 26. Gölge Savaşı4.187 kelime
- 27 27. Gelin Hanım1.950 kelime
- 28 28. Leyla'm2.198 kelime
- 29 29. Dağhan.2.009 kelime
- 30 30. ben geldim2.275 kelime
- 31 31. Ferman3.692 kelime
- 32 32. Gözdağı2.431 kelime
- 33 33. Büyük bir sır2.373 kelime
- 34 34. Kartalın sığınağı, Leyla'nın ışığı2.329 kelime
- 35 35. Nevzat'ın nefreti2.134 kelime
- 36 36. Ferman'ın sancısı2.042 kelime
- 37 37. Geçmişin külleri1.074 kelime
- 38 38. Biat ve Feda3.707 kelime
- 39 39. Karahan'a biat2.085 kelime
- 40 40. Küllerden doğmak1.403 kelime
- 41 41. Saf Bağ3.530 kelime
- 42 42. stratejik mangal1.208 kelime
- 43 43. Güneş'in Kısmeti1.771 kelime
- 44 44. kraliçe'nin hududu1.765 kelime
- 45 45. Güzel Sığınak1.634 kelime
- 46 46. kırmızı elma2.891 kelime
- 47 47. Uzak Mutluluk2.579 kelime
- 48 48. İhanetin yüzü1.138 kelime
- 49 49. Kırık Güven3.527 kelime
- 50 50. Mucize1.123 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hazırlıklar, Karahan Malikânesi’nin kalın duvarları arasında bir fırtına gibi başladı.
Kartal, Neva’nın şartlarını kabul etmişti etmesine ama bu, malikânenin içindeki dengeyi bir anda altüst etmeye yetmişti.
Nevin, haberi sabah kahvesini içerken aldığında neredeyse boğuluyordu. Fincanı masaya öyle bir çarptı ki kahve tahta yüzeye döküldü.
“Ne?! Daha dün birbirinizi öldürmeye çalışıyordunuz! Dün kafasına tavayla vurduğu adamla nikâh masasına mı oturacak bu kız?!”
Kartal aniden, “O tava mıydı?” diye sorduğunda Neva ona masumca baktı.
“Kalın kafalıysan demek ki… etki etmemiş”
Kartal, salonun köşesinde kollarını göğsünde kavuşturmuş, sessizce kadının heyecanının dinmesini bekliyordu.
Neva ise mutfağın kapısının eşiğinde durmuş, kollarını bağlamış bir şekilde nahoş bir tebessümle onları izliyordu.
“Yöntemlerin biraz sıra dışı olabilir, Nevin Sultan,” dedi Kartal sonunda sakince.
“Ama mantık kusursuz.”
“Mantık mı?”
Nevin ayağa kalkıp bastonunu yere vura vura Kartal’ın üzerine yürüdü.
Yaşına rağmen gözlerindeki o keskin ve korkusuz fer hâlâ ilk günkü gibi canlıydı.
Konağın onca yükünü sırtında taşıyan bu kadının Neva’ya olan sevgisi de aynı derecede büyüktü.İşaret parmağını torununun göğsüne sertçe batırdı.
“Bunun adı mantık değil, olsa olsa cinnet! Kızın babasının katili dışarıda cirit atıyor, siz burada sahte nikâhçılık oynuyorsunuz. Ya Dağhan bu oyunu yemezse? Ya gerçek olmadığını anlarsa?”
“Anlamayacak,” dedi kapıdan içeri giren Cemal Bayraktar.
Sesindeki otorite, odadaki herkesi bir anda susturdu.
Cemal yavaş adımlarla ilerledi, Nevin’e dönüp sert yüz hatlarını anlık bir tebessümle yumuşatarak baktı.
Nevin homurdanarak bir adım geri çekildi ama gözlerini ikisinin üzerinden bir an olsun ayırmadı.
Çünkü bu evin içinde, Kartal’ın arkasını kollayan en büyük gücün o kadının yüreği olduğunu herkes biliyordu.
Cemal devam etti: “Çünkü bu evlilik resmî olarak tescillenecek. Gazetelerde, cemiyet hayatında ve en önemlisi Dağhan’ın masasında gerçek bir Karahan düğünü olarak yerini alacak. Kimse şüphe etmeyecek.”
Nevin derin, sitemkâr bir nefes aldı. Kartal’a doğru ters bir bakış fırlattıktan sonra gözleri kapının eşiğinde duran Neva’ya kaydı. Kadının o bakışlarının ardındaki derin yorgunluğu ve yalnızlığı ilk günden beri seziyordu aslında.
Yavaşça Neva’ya doğru yürüdü,
kırışık ama hâlâ güçlü ellerini genç kızın omuzlarına koydu.
“Seni o odaya kilitledi diye kafasına tava indirmeni sevdim, avukat hanım,” dedi Nevin.
Sesindeki buz gibi otorite yerini anaç bir sıcaklığa bırakmıştı.
“Bizim bu deli oğlanın akıllanmaya ihtiyacı vardı. Ama unutma; bu konuma, bu soyadına adım atıyorsan artık bizim korumamız altındasın. Dağhan denen o şerefsizden bu eve ekmek çıkmaz.”
Neva, kadının bu sahiplenişi karşısında şaşırarak bir an duraksadı.
Ardından içindeki buz tutmuş duvarların biraz olsun eridiğini hissederek hafifçe başını salladı.
⸻Üç gün sonra…
Her şey rüya gibi ama bir o kadar da tehlikeli bir hızla ilerlemişti.
Geniş çaplı bir düğün yerine, Karahan ailesinin ağırlığına yakışır, seçkin isimlerin katıldığı sakin ama göz alıcı bir nikâh töreni organize edilmişti.
Malikânenin arka bahçesindeki cam kubbeli kış bahçesi, beyaz güllerle ve sarmaşıklarla süslenmişti.
En ön sırada oturan Nevin, üzerinde ipek şalı, ellerini bastonunun başlığına dayamış bir şekilde torununu ve yeni gelinini izliyordu.
Neva, üst kattaki odasında aynanın karşısında duruyordu. Üzerinde abartılı, kabarık klasik gelinliklerden eser yoktu.
Sadelik ve zarafeti bir arada barındıran, sırt detaylı, inci beyazı şık bir elbiseyle aynadaki kendine bakıyordu.
Kapı hafifçe tıklandı.
Başını çevirdiğinde Sancar’ın eşikte durduğunu gördü.
“Hazırsan aşağıdakiler bekliyor,” dedi Sancar, her zamanki mesafeli ama yumuşak tonuyla.
Neva son kez saçlarını düzeltti.
“Hazırım diyemem ama… geri dönüşü de yok sanırım.”
Sancar hafifçe gülümsedi.
“Kartal dışarıda seni bekliyor. Bilmeni isterim ki bu ev, her ne kadar dışarıdan bir kaleden ibaret görünse de Nevin Hanım ve bizimle birlikte artık senin de evin sayılır.”
Neva, bu sözlerin altındaki derinliği sezdi.
Başını sallayarak teşekkür etti ve Sancar’ın uzattığı koluna girdi.
Merdivenlerden aşağı inerken kalbinin atışları kulaklarında uğulduyordu.
Bahçedeki küçük davetli grubunun arasından süzülerek nikâh masasına doğru yürürken gözleri Kartal’ı buldu.
Kartal, siyah takım elbisesiyle her zamankinden daha sert ve keskin görünüyordu.
Ama gözleri Neva’ya değdiği an o sertlikte çok kısa süreli bir duraksama, bir nefes alma anı yaşandı.
Neva’nın üzerindeki zarif elbiseyi inceleyen bakışlarında istemsiz bir hayranlık belirdi ama bunu hemen maskeledi.
Masanın önüne geldiklerinde nikâh memuru yerini almıştı.
En önde oturan Nevin, torununa onay veren ama bir o kadar da “Aklını başına topla!” der gibi bakan ciddi bir bakış attı.
“Neva Karat…” dedi memur, resmî bir sesle.
“Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi iradenizle bu evliliği kabul ediyor musunuz?”
Kartal, yeşil gözlere odaklanıp kaşlarını çatmıştı ama bakışları dikti.
Neva derin bir nefes aldı ve gözlerini memura dikti.
“Evet.”
“Kartal Asil Karahan…” dedi memur, resmî bir sesle.
“Hiçbir baskı altında kalmadan, kendi iradenizle bu evliliği kabul ediyor musunuz?”
Kartal’ın da aynı netlikle “Evet,” demesi uzun sürmedi.
O an, arkalarındaki gölgenin, Dağhan’ın yarattığı tehlikenin ne kadar gerçek olduğunu hatırladılar.
Bu bir aşk evliliği değildi; bu, iki yaralı ruhun Nevin’in ve Cemal’in koruyucu kanatları altında, ortak bir düşmanın birleştirdiği bir savaştı.
İmzalar atıldığında, havaya karışan şampanya patlama sesleri ve alkışlar arasında Kartal eğilip Neva’nın kulağına fısıldadı: “Pek hoş olmadı belki ama şimdilik hoş geldin, avukat hanım.”
“Hoş bulduk ama dilerim bu oyun fazla uzun sürmesin, Kartal Bey.”
“Olurda eskaza hayatta kalırsak, Sözümüz söz.”
Kartal, Neva’nın elindeki kalemi yavaşça bırakmasını izledikten sonra belinden tutarak onu kendine biraz daha yakınlaştırdı.
Dışarıdan bakıldığında bu hareket, tamamen mutlu bir damadın romantik refleksi gibi görünüyordu.
Ama Neva, Kartal’ın parmaklarının sırtındaki o baskıdan adamın hâlâ gergin olduğunu anlıyordu.
“Gülümsesene, avukat hanım,” diye fısıldadı Kartal, dudakları kıpırdamadan.
“Fotoğrafçılar köşede bizi çekiyor. Gerçek bir âşık çift gibi görünmeliyiz, hatırlasana.”
Neva, adamın bu alaycı fısıltısına karşılık dudaklarında kusursuz, ezbere bir tebessüm oluşturdu ama gözlerindeki o sert yeşil ışıltı sönmemişti.
“Sen oynamaya başladın bile, Bay Karahan. Ama rolünü biraz fazla abartıyorsun.”
Misafirler tebrik için sıraya girmeye başladığında ilk gelenlerden biri Sancar oldu.
Sancar, elindeki iki kadeh şampanyadan birini Kartal’a uzatırken diğeriyle Neva’ya hafifçe başıyla selam verdi.
“Teşekkürler, Sancar. Beni kurtardın,” dedi Kartal, şampanya kadehini havaya kaldırarak.Ardından gözleri bahçe girişine doğru kaydı.
Yüzündeki o gevşemiş ifade anında buz gibi bir ciddiyete büründü.
Kartal’ın eli ceketine gitmişti gitmesine ama Neva aniden bir hamle yaparak öne atıldı.
Kartal’ın kolunu tuttu; parmakları kumaşı sertçe kavradı.
“Hayır,” diye fısıldadı Neva. Sesindeki titreme yerini çelik gibi bir kararlılığa bırakmıştı.
“Bugün değil. Bugün onun kurallarıyla oynamayacağız.”
Kartal başını yavaşça yana çevirip Neva’ya baktı.
Genç kadının gözlerinde zerre kadar korku yoktu. Aksine, bu düğünün, bu masanın ve kendi hayatının kontrolünü eline almanın verdiği o ateşli parıltı vardı.
Demir kapı açıldı. Ama içeri giren Dağhan değildi.
Gelenler, malikânenin kapısında bekleyen güvenlik görevlileriydi. Kartal’ın tek bir işaretiyle iki dev adam hızla bahçeye adımladı ancak Dağhan’ın o hayalî arabası henüz sokağın başındayken yönünü değiştirip uzaklaşmıştı bile.
Ya o an sadece bir yanılsamaydı ya da Dağhan gerginliği artırmak için uzaktan gözdağı vermeyi seçmişti.
Bahçedeki o dondurucu hava, gelenlerin güvenlik görevlileri olduğunu anlayınca yavaşça dağıldı.Nevin, bastonunu yere vurarak homurdandı.
“Korkak köpek… Uzaktan havlamayı iyi bilir.”Cemal Bayraktar hafifçe gülümseyerek ayağa kalktı, elindeki bardağı hafifçe havaya kaldırdı.
“Bırakın gideni geleni. Bugün bu malikânede korkuya yer yok.” Müzik yeniden başladı.
İnce keman sesleri kış bahçesinin beyaz gülleri arasında yankılanırken davetliler yeniden şampanyalarını yudumlamaya, gülüşmeye başladılar.
Tehlike tamamen ortadan kalkmamıştı. Dağhan dışarıda bir yerde, o karanlık planlarıyla hâlâ bekliyordu. Ama şu an, bu masada değilmiş gibi susturulmuştu.Kartal, Neva’nın hâlâ kolunu tutan parmaklarına baktı. Sonra yavaşça kendi elini onun elinin üzerine koydu. Parmakları birbirine kenetlendiğinde aralarındaki o sahte mesafenin ilk defa bu kadar gerçek bir temasa dönüştüğünü hissettiler.
“Korkmuyorsun,” dedi Kartal. Sesindeki o sert kabuk biraz daha çatılmıştı.
Neva elini çekmedi.
Gözlerini Kartal’ın gözlerine dikti, dudaklarında hafif, meydan okuyan bir tebessüm belirdi.
“Seninle aynı masada oturan biri korkmayı çoktan unutmuştur, Kartal Bey. Ya da Asil mi demeliyim?”
Kartal’ın yüzünde istemsiz ama son derece gerçek bir gülümseme yayıldı.
Ancak bu gülümseme yavaşça kayboldu ve yüzü yeniden ciddileşti.
“Adım Kartal, Asil öleli çok oldu..”
Dudaklarının sol tarafında beliren o hafif kıvrım, ilk defa bir rolden ibaret değildi.
Nevin uzaktan ikisine bakıp başını iki yana salladı, ardından Halime’ye dönüp memnuniyetle mırıldandı: “Bakarsın, bu deli oğlan gerçekten adam olur.”
Güneş Karahan Malikânesi’nin üzerine yavaşça inerken bahçedeki kalabalık kahkahalarla neşeleniyordu.
Dağhan’ın gölgesi uzağa gitmemişti belki ama bu masada bugün fırtına değil, yalnızca ikisinin kalbinin attığı o sessiz, yepyeni bir başlangıcın temeli vardı.
Bölüm etkileşimi
